Gaflet uykusu her tarafı sardı

Dünyada nice diller var, nice diller,
Ama hepsinde anlam bir.
Sen kapları, testileri hele bir kır,
Sular nasıl bir yol tutar, gider.
Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak,
Can nasıl koşar, bunu canlara iletir
MEVLANA

Canlı ve de çok kanlı tarihimizin son yüzyıllık bölümü bizim için unutulmaz acı ve anılarla doludur. Artık son yüz yılın olaylarına yaşayan ve tanıklık eden hayatta kalan insan sayısı kalmadı. Tarih sayfalarında ders almamız gereken olaylar kaldı. Ancak okuma ve hele tarih okuma gibi bir alışkanlığımız olmadığı için, ders alma şansımız da kalmadı. Günlük olayları magazin boyutunda okur geçer olduk. 13 askerimizin terör kurşunlarıyla öldürüldüğü gün bile gazetelerin magazin sayfalarında çıkan haberler insanın yüzünü kızartacak boyutlara varmıştı.

Halbuki askerlerimiz üzerine kurşun yağdırılırken, terörün sivil uzantıları da, ayrılık açıklaması yapıyordu. Kelimelerde kurşun gibi üzerimize geliyordu aslında. Ancak özrü kabahatinden büyük derler ya, “aslında açıklama hazırdı da, zamanlaması yanlış oldu” sözleri kurşun gibi ağırdı. “Terör ile, kan dökerek bir yerlere varılamaz” diyenler, yine yanılmıştı. Terör ile bir yerlere varılacağına inananlar adım adım aslında bir yerlere varmaya çalışıyordu. Aslında varılmak istenilen menzil onların eline harita ile verilmişti. Fakat biz hala uyanmamakta neden bu kadar ısrarcı oluyoruz, işte bunu anlamak mümkün değil.

100 yıl once Balkanlar’da başlayan terörün amacı, Osmanlı Devletini bölüp parçalamak değil miydi? Sırp, Yunan ve Bulgar Çeteleri Türk köylerini basıp, silahsız ve günahsız insanlarımızı öldürerek, köyleri yakarak koca bir İmparatorluğu paramparça etmedi mi? 5 milyon insan, milyonlarca km kare toprak kaybı bu terör olayları sonucu olmadı mı?

Bugün açıklanan “DEMOKRATİK ÖZERKLİK “ aslında bir ayrılık mektubu değilmidir. “Bak, bu kadarına razı gelmezseniz daha çok kan dökülür tehdidi gerçek olsun diye mi öldürüldü 13 askerimiz o gün. Daha sonra yaşanan ölüm olayları, polise ve askere karşı yapılan saldırılar, bu tehditlerin devamı değilse acaba nedir?.

Türkiye veya onların tabiriyle şöyle diyelim “ANADOLU COĞRAFYASI” aslında yüz yıl once parçalanmıştı. Mustafa Kemal diye bir asker çıkıp bu oyunu bozdu. Biz Lozan anlaşması ile kavganın bittiğini sanmıştık. Oysa bizim için biten kavga onlar için bir uygun zaman kollamak üzere ara vermek idi. İngiliz Başbakan’I  ÇORÇİL’ in İsmet Paşa ‘ ya o gün söylediği “ BİZ SİZİN BUGÜN KABUL ETMEDİKLERİNİZİ UNUTMUYOR VE BİR KENARA ATMIYORUZ. SADECE CEBİMİZE KOYACAĞIZ VE GÜNÜ GELDİĞİNDE  YİNE ÖNÜNÜZE ÇIKARACAĞIZ” sözlerini biz unuttuk ama onlar asla unutmadı. Son günlerde gazete sayfalarına düşen bir yazıyı magazin değeri düşük olduğu için atladık. Demokrataik Özerklik ilanı ile yapılan tartışmalarda “87 yıl bekledik bir o kadar daha beklemeye tahammülümüz yok” açıklamasının ardından kısa sure sonra Demokratik Özerklik açıklamasının gelmesi, işte o sözlerin devamıdır.

Bugün geldiğimiz noktada Cumhuriyet yönetim ve yöneticilerinin de elbette kusurları olmuştur. Cumhuriyet dönemince basına yansıyan bir çok yanlış uygulamalar olmuştur. İnsanlarımıza yapılan haksız ve adaletsiz uygulamalar zaman zaman şikayet konusu olmuştur. Kötü yöneticiler doğu’ da olduğu gibi batı’ da da bir çok haksızlığa yol açmıştır. Adaletsiz ve kötü niyetli , rüşvetçi, yolsuzluklara bulaşan yöneticiler bir çok insanı canından bezdirip, isyan eder hale getirmiştir. Bu tür olaylar batı’ da yöneticiye karşı nefret ve isyan olarak algılanmasına rağmen, doğu’ da devlet’ e isyan haline dönüşmüştür.

Basına yansıyan ve hepimizi üzen bir olay, halkın askere karşı nefretine yol açmıştır. Giydiği elbisenin büyüklüğünü ve onurunu taşıyamayan bir subay köylülere pislik yedirince, olay basına yansımıştı. İnsan onurunu ayaklar altına alan bu olay keşke hiç yaşanmasaydı. Ancak devlet ve asker’ de insanlarına pislik yediren bir subay’ ı, kadrosunda tutmayıp, hemen o gün cezasını verseydi, olay belki şahıs boyutunda kalırdı. Adaletsiz uygulamalarla devlet ve asker hedef alındı ve maalesef bugünkü acıların yaşanmasına sebep oldu.

Emekli Yargıtay üyelerinden Çetin Aşçıoğlu,Güneydoğu’ da hakimlik yaptığı günlerde bir anısını şöyle paylaşmıştı.” Bir gün güneydoğu’ da hakimlik yaparken, yaşlı bir köylünün bir tarla davası geldi. Tarla küçük, verimsiz ve uzak bir yerde idi. Bir kaç defa katır sırtında keşfe gittik. Keşif ve mahkeme masrafları tarlanın değerini aşıyordu ve sonunda, amca, bu tarlanın parasını sana ben ödeyeyim, gel vazgeç dedim. Yaşlı amcanın cevabını hayatım boyunca hiç unutmadım “ EVLAT BEN TARLANIN DEĞİL, ADALET’ İN PEŞİNDEYİM. BEN TARLA PARASI DEĞİL ADALET İSTİYORUM”.

Çetin Aşçıoğlu bu olayı bize 2001 yılında İzmir’de anlattı. Adaletsiz uygulamaların 10 yılda ülkeyi ne hale getirdiğini hepimiz yaşıyoruz.

Ayrıca 12 Eylül yönetiminin güneydoğu’ da ve özellikle Diyarbakır Cezaevi’ nde yaptığı işkence ve zulümler de bu adaletsiz ve keyfi uygulamaların üzerine gelince aramızdaki güvensizlik ve nefret asker’ e ve devlet’ e yöneldi. Bazılarının 100 yıldır istediği de bu değilmiydi. İşte Çorçil’in cebine koyup , gelmesini beklediği günler, bu günler mi acaba?