Gelenekten Geleceğe – Rakamlar neyi ifade eder?

37
Necdet Göç

Bazen çok şeyi ifade eder, bazen hiçbir şeyi ifade etmez. Bazıları için kendileri açısından yaptıklarının üzerinde algı yaratmak, bazılarının da eleştirel yaklaşımları ifade etmek için kullandıkları argümanlardır. Herkes bakış açısını ön plana çıkarmak için genelde rakamları kullansalar da kendi doğruları gerçeklik ile örtüştüğü sürece işe yarar, ötesi yalan.

1980 ve sonrası uygulanan tarım politikaları geldiği nokta ile belirleyiciler açısından başarı, bu politikalara muhalifler, açısından ise başarısızlık hatta yıkım olarak değerlendirilmektedir. Yani son 40 yıllık süreçteki geldiğimiz noktayı daha iyi anlayabilmek için geçmişi bir hatırlayalım. O yıllar ve öncesi geleneksel tarım, hayvancılığın ve aile işletmeciliğinin hakim olduğu bir yapıdaydı. Bu yapı üzerinden ülkemiz hayvancılığının geldiği noktayı biraz irdeleyelim.

O yıllarda Istranca eteklerinde ne kadar köy varsa tamamında koyun ağırlıklı küçükbaş hayvancılık yapılırdı. Neden böyleydi diye düşünürsek, aslında cevabının da çok kolay olduğunu görebiliriz. Türk toplumu çağlar öncesinden günümüze kadar geçimini ağırlıklı olarak küçükbaş hayvancılıktan sağlamaktaydı. Yani yaşam biçimi ve geleneği buydu. Göçebe hayatı yaşarken bile sürekli küçükbaş hayvan sürüleri ile yaşarlar ve göç ederlerdi.

Özellikle İlimizde Istrancalardaki köylerimizde koyun sürüleri sanki doğal yapının bir parçası gibiydiler. Bu köylerde yaşayan ailelerin tamamına yakını mutlaka koyun ve keçi bakarlardı. Çok sürü olduğundan geçmiş dönemde çobanlar sürüler karışmasın diye çabalarlardı. Hatta mera ve otlatma için büyük rekabetler olurdu. Bu da doğal olarak bölgemizdeki hayvancılığımızda hakimiyetini küçükbaşa bırakıyordu. Şimdilerde ise Istranca eteklerinde kilometrelerce yürüseniz dahi küçükbaş hayvan sürüsü ile karşılaşma olasılığınız nerdeyse yok gibi. Karşılaşsanız bile onlarda ufak tefek sürülerdir. Gerçi son yıllarda bu konuda politika geliştirilerek küçükbaş hayvan sayısı artış gösterse de geçmişteki ihtişamlı günlerini yakalaması çok zor olduğu gibi çok da zaman alacaktır. Yetiştirilen kuzular kamyon kamyon satılırdı. Ne zamana kadar? Ta ki 1980 sonrası sözde liberal politikaların hayatımıza yön vermesine kadar.

Özellikle 80’li yılların ortasından itibaren büyük baş damızlık düve ithalatı ile başlayan bu süreç 2000’li yılların başında iktidarların tercihleri ile de iyice netleşerek aile işletmeciliği şeklinde yapılan küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin yerini kamu kaynaklari ile desteklenen büyükbaş hayvan çiftlikleri aldı. Dönüm noktası burasıydı. Yıllardır toplumun et ihtiyacını köylü üretici karşılarken, çiftlik modeli nedeniyle et açığı oluşan ithalatçı bir ülke oluverdik. Buradaki ithalat sadece et açığından kaynaklanmamaktadır. Daha ziyade kişisel menfaatler ülke menfaatlerinin önüne geçtiği bir süreç olarak karşımıza çıktı. Bu çıkarcı grup siyasi ve devlet gücünü de arkasına alarak pervasızca damızlık ve kasaplık canlı hayvan yanında karkas et ithalatı ile kasalarını doldururken ülke hayvancılığımız ve üreticilere de büyük darbe iniyordu. Bir yandan kamu kaynakları ile desteklenen büyükbaş hayvan çiftlikleri diğer yandan pervasızca yapılan ithalat ülkemiz hayvancılığını uçuruma sürüklerken pandemi ile birlikte ekonomik kriz ve buna bağlı döviz patlaması acı gerçekle yüzleşmemizi sağladı. Paramız var ki dışarıdan alabiliyoruz söylemi talihsiz bir söylem olduğu kadar gerçeklikten uzak bir yaklaşım olduğunu hep beraber gördük. Üretemediğimizde ve dışa bağımlı olduğumuzda olan paranızın bir işe yaramadığı çok net görülmektedir. O zaman yapılması gereken ihtiyacı karşılayacak şekilde üretmek olmalıdır. Bu olanaklarımız vardır. Sorun tercih meselesidir. Ya gerçek üreticiden yana tavır koyacak üretime devam edeceksiniz, ya da kamu kaynaklarını aktardığınız çiftliklerle yani “Çakma Üretici”ler ile devam edip dip yapacaksınız.

Geleneklerini sürdüren bir toplum geleceğe güvenle erişir.

Necdet Göç
Türkiye Ziraatçılar Derneği
Kırklareli Temsilcisi