Halkın bilgilendiği yerlerden Halkevleri hakkında

29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilan edildiğinde Yeni Türkiye’nin nüfusu 12 milyon dolayında idi. Ancak nüfusun yüzde 92’si okuma yazma bilmiyordu. Okula hiç gitmemişlerdi. Fakat cahil bırakılmış bir halkla da yeni şeyler yapmak mümkün değildi.

O halde halkı eğitmek gerekiyordu. Atatürk bu eğitimin iki koldan veirlmesini düşündü, okul yapımına, öğretmen yetiştirilmesine hız verdi 1932 yılında şehir ve kasabalarda “HALKEVLERİ”ni, köylerde “HALKODALARI” nı açarak, her türlü sınıftan insanların buralarda hiçbir ücret ödemeden okuma yazma öğrenmeleri, kitap okumaları, spor yapmaları, saz çalmayı öğrenmeleri mümkündü. İnsanlar Halkevleri ve Köyodaları’nın kapısından içeriye serbestçe girebiliyor, istedikleri faaliyet alanına gidebiliyor, ne yapacaksalar onu hiç kimseye sormadan yerine getirebiliyorlardı.

[inset side=right]“Türk Zekası”nın Cumhuriyet dönemindeki iki buluşundan biri “Köy Enstitüleri” diğeri ise “Halkevleri ve Halkodaları”dır.[/inset]

HALKEVLERİ 19 Şubat 1932’de Türk Ocakları’nın yerine kurulmuşlardı. Burada amaç okumuş okumamış, rütbeli rütbesiz herkesin yanyana olmasına imkan sağlamaktı. Bu bakımdan Halkevleri dünyaya örnek gösteriliyordu. “Türk zekasının Cumhuriyet döneminde bulduğu iki buluştan biri” deniyordu. Türk zekasının ikinci buluşu ile KÖY ENSTİTÜLERİ idi. Köy Enstitüleri de köye öğretmen yetiştiriyordu. Her ikisi de 1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle kapatıldılar.

Atatürk’ün kurduğu Halkevleri ve Halkodaları her ilde, her ilçede ve köyde vardı. Ve binaları kendilerinindi. Halkevleri ve Halkodaları her zaman ve herkese açıktı. Okumak isteyen kütüphane kısmına, müzik yapmak isteyen müzik salonuna, spor yapmak isteyen ayrı bir bölüme geçip çalışabilirdi Herhangi bir yurttaşımız Halkevinden aldığı bir kitabı isterse evine götürür, evinde okuyabilirdi.

Halkevlerinde köylü, şehirli, işçi, esnaf, genç, ihtiyar dokuz kol üzerinde çalışma imkanına sahipti. Halkevlerinde herkesin hevesine, kabiliyetine, isteğine bağlı çalışma, kendini geliştirme imkanı vardı. Bu eğitim ve kültür kurumları kapandıkları zaman (1950’de) ülkemizin beş bin yerinde vardı. Kütüphanelerinde 2 milyona yakın kitap vardı. Kapandıkları zaman binaları başka hizmetlere verildi, kitapları bodrumlara atıldı, müzik ve spor aletleri şuraya buraya dağıtıldı.

[inset side=right]Atatürk’ün Türk halkının aydınlanması için kurduğu Halkevleri ve Halkodaları kapanırken, Fransa buraları örnek alarak KÜLTÜREVLERİ adıyla açıyordu.[/inset]

Fakat ne hazindir ki; Türkiye’de Atatürk’ün Türk halkının aydınlanması için kurduğu Halkevleri ve Halkodaları kapanırken, Fransa Türkiye’deki Halkevlerini örnek alarak onları KÜLTÜREVLERİ adı ile açıyordu. Bu kurumlar dünyanın geri kalmış ülkelerine örnek olarak gösteriliyordu. Kapandıkları zaman binlerce insanımız buralarda yetişmiş, memleketin hizmetine girmişti. Bir o kadar insan da okuma yazmayı öğrenmişti. Özetle, Halkevleri Türkiye’nin aydınlık yüzü idi. Halkın bilgilenme, kültürleşme yerleriydi.

Bunların memlekete ne gibi kötü hizmetleri vardı ki kapatıldılar? Bu soruya Halkevlerini kapatanlar dahi cevap verememişlerdir. Çünkü başta Adnan Menderes olmak üzere kapatılmaları yasasını hazırlayan kitapsız Profesör Fethi Çelikbaş olmak üzere Demokrat Parti’nin önde gelenleri buralardan yetişmiş, burlarda çalışmış ve çıkarlar sağlamışlardır. Köylü, çiftçi, işçi, memur şunca yıldan beri Halkevlerinin niçin kapatıldıklarını anlamış değildir. Yalnız kapatılmaları tarihe “VANDALİZM” yani YIKICILIK olarak geçmiştir. Yıkanlar sonra DEMOKRASİ KAHRAMANI olarak ilan edilmişler, öldüklerinde kendilerine türbeler yapılmıştır. Biz böyleyiz işte…