Hibakuşalar Olmasın – Hibakuşalar Sergisi

65

30 Eylül 2017 günü Kırklareli ilginç bir sergiye ev sahipliği yaptı. PINAR DEMİRCAN’ın hazırlayıp sunduğu ve Türkiye’de NÜKLEER ELEKTRİK SANTRALLERİNİN  gerek çevrede yarattığı doğa tahribatı, gerekse sağlığımızı ilgilendiren  yönleri, ekonomik olmaması ve en önemlisi gereksiz olmaları konusuna dikkat çekmek için hazırlayıp sunduğu Samsun ve Sinop’tan sonra ilimizde açılan sergisi büyük ilgi gördü ve hala tehlikenin farkına varmak istemeyen insanlara bir uyarı oldu. Çünkü nükleer santraller için kullanılacak teknoloji Dünya’da ilk defa denenecek olması ve oldukça büyük riskler taşıması, ülkemizi emperyalist sermayenin deneme tahtası ve nükleer çöplüğü yapma yolunda ne kadar sorumsuz davrandığını göstermektedir. Ve maalesef 3. Nükleer Santralin Kırklareli İğneada bölgesinde kurulması planlanmaktadır ve sergi dolayısıyla bizim geleceğimizi ilgilendirmektedir.

HİBAKUŞA NE DEMEK

2.Dünya Savaşında Amerika, Japonya’nın Hiroşima ve Nagasaki şehirlerine Attığı 2 adet Atom bombasını ve sonrası yüzbinlerce insanın öldüğü ve yaralandığını hepimiz biliyoruz. Bu faciadan kurtulanlarda olmuştu elbet, ama atom bombası sonrası yaşadıkları onları kurtulduklarına tövbe ettirecek şekilde gelişti. Japonlar onlara HİBAKUŞA,” atom yiyen insan”,” ışın yiyen insan” adını verdi. Atom bombasının vücutlarında yarattığı tahribat yüzünden nesillerce sürecek gen bozukluğu ve hastalıklara yakalandılar. Onlarla evlenilmez, onlara iş verilmez ve hayatın en önemli kısımlarında sosyal hayattan dışlanmaları onları bu faciadan kurtulduklarına pişman etti.

NÜKLEER SANTRALDE NEDEN BU KADAR ISRAR

Nükleer santrallerin bilimsel olarak gereksizliğini, kullanılacak teknolojinin elde edilenden çok daha büyük zararlar vereceğinin bilimsel olarak kanıtlanmasına rağmen, Dünya devletleri özellikle Japonya, Fransa bu santralleri kapatmasına rağmen neden ülkemizde bu santrallerin kurulması için büyük bir gayret gösterilir anlamak mümkün değil. Nükleer Santrallerin kurulması bir başka çevre katliamı (yüzlerce, binlerce ağaç kesilecek, ormanlar yok olacak, kuşların göç yollarına rast geldikleri için binlerce göçmen kuş yok olacak), işlenecek madenin (URANYUM) çıkarılması başlı başına bir çevre felaketi olacak, bu madenin nakliyesi için açılacak yollardaki doğa tahribatlarını düşünmek bile istemiyoruz. En önemli kısmı ise meydana gelecek olan nükleer atıkların yüzlerce kilometre karelik alanda hayatı sona erdirdiği gerçeğini de unutmamak gerekir. Düşünün Trakya’nın Kırklareli-Tekirdağ arası 150 km olduğuna göre Trakya’da hayat tamamen felç olacak. Japonların Hibakuşa’ sından sonra Türkiye’de Trakuşa felaketi yaşanacak.

Bütün bu bilimsel raporlar ve verilere rağmen neden bu kadar ısrar??=??

DEVLET ADAMI NEDEN YALAN SÖYLER

2010 Yılında Gazeteci arkadaşımız HAYDAR MERİÇ, İğneada’da yapılmaya başlayan inşaat faaliyetlerini görünce olayın üzerine gitmiş ve konu üzerinde ilgililere sorular soran yazılar yazmaya başlamıştı. İlgililerden alınan cevap ise  “BALIKÇI BARINAĞI” yapılacağı şeklinde olmuştu. Bir balıkçı barınağı için yapılan yollar, kesilen binlerce ağaç, yapılan inşaatın büyüklüğü ve kimsenin inşaat alanına girememesi konuları gündeme gelince oradaki inşaatın bir Balıkçı Barınağından daha ötesi, NÜKLEER SANTRAL işaretleri taşıyor olmasıydı. Daha sonra yetkililer santral ile ilgili bilgileri kamuoyuna duyurunca yapılan mitingler ile olay o zaman için askıya alınmıştı. Şimdi,  yine gündeme gelmesi çok ilginç. Çünkü, Haydar Meriç olaydan kısa süre sonra kaçırılmış ve Düzce Akçakoca sahillerinde cesedi bulunmuştu. Ölümü üzerine birçok yorum yapılmış, olay kasıtlı olarak çarpıtılmıştı. Her ne kadar olaya sebebiyet verenler ( gerçek katiller diyemiyorum)  yakalanıp, yargılandı ise de bence olayın aydınlanan kısmı, buzdağının altı gibi.

İZMİR-GAZİEMİR’DE NÜKLEER ATIKLAR

2007 yılında İzmir-Gaziemir’de ortaya çıkan 10 bin ton civarında nükleer atkıların nasıl bertaraf edileceği konusu hala gündemde ve sorun çözülebilmiş değil. Nükleer atıkların nasıl bertaraf edileceği ve nereye nakledileceği konusu kadar bu atıkların yıllarca oraya nereden ve kimler tarafından döküldüğü ve gömüldüğü ise hala açıkta bekleyen soru. Birkaç kilo gramdan bahsetmiyoruz, binlerce kg nükleer atık ve bu atıklar buraya nasıl geldi? Türkiye henüz nükleer teknolojiye sahip olmadığı için bu atıkların yurt dışından gelmiş olması gerekiyor. Hangi Avrupa ülkesi ülkemizi çöplük olarak görüyor, kamuoyunun bu sorunun cevabını bilme hakkı vardır. Ancak biz bu konuyu pas geçip nasıl bertaraf edeceğimize dahi geçen 10 yılda karar vermiş değiliz.

BİLİM, BİLİM ADAMINA KARŞI

Nükleer santrallerin bu kadar felakete yol açabilecek sonuçlarının bilinmesine rağmen, bu felaketi insanlığın başına bela eden bilim adamlarına ne demeli ? Sorun eğer sadece enerji ise, alternatif ve doğaya zarar vermeyen kaynakları araştırıp bulmak için bilim adamlarımızın bilgisi yetmiyor mu? Biz bir kopya verelim.

Her gün doğan GÜNEŞ’ e bakın. Güneş sadece gündüzlerimizi aydınlatmak için, yazın plajlarda bizi yakmanın dışında da bazı işlevleri olduğunu görebiliriz.

Bu etkinliği düzenleyen Kırklareli Kent Konseyi Başkanlığı, Kırklareli Kent Konseyi Gençlik Meclisi, Ziraat Mühendisleri Odası Kırklareli İl Temsilciliği, TMMOB İl Koordinasyon Kurulu ve Kırklareli Belediyesi’ne ve bu güzel sunumu hazırlayıp bilgimize sunan Sayın Pınar Demircan’a teşekkür ediyoruz, emeklerine sağlık.

Etkinliğe muhteşem müziği ile katkı veren Sayın Hakan  Konyar’a da ayrıca teşekkür ederiz. Yağmurlu ve soğuk bir eylül günü içimizi ısıttı.

Mustafa Karaca

30.09.2017