Hikaye Başlıyor; Din Elden Gidiyor (2)

13

İşte Bedreddin’in hikayesi de burada başlıyordu,; DİN ELDEN GİDİYOR…

Bedreddin’ i söyledikleri ve kurmak istediği adalete dayalı eşitlikçi, kulun kula kulluğunu kabul etmeyen, beraber çalışıp, üretip eşit paylaşan bu düzenin karşıtı ancak din olabilirdi. Bedreddin’ in söylemleri halkın yararına, egemen ve yerli hizmetkarlarının, işbirlikçilerinin zararına işleyecek bu düzenin yıkılması için tek geçerli silah “ DİN” olarak kullanılmak isteniyordu. Ancak Bedreddin almış olduğu dini eğitim ile bu din istismarcılarına gereken cevabı vermekte gecikmiyordu. Ulemalar, din adamları toplanıp Bedreddin’ i ve adalete dayalı eşitlikçi düzenini engellemek için yıllarca, hatta yüzyıllarca çalıştılar.

Darülfünün İlâhiyat Fakültesi tarihi kelâm müderrisi Mehemmed Şerefeddin Efendi 1925(1341) senesinde Evkafı İslâmiye Matbaasında basılan «Simavne Kadısı oğlu Bedreddin» isimli risalesinde  aradığı açığı nihayet bulur. Cenevizlilere sırkâtip olarak hizmet eden Dukas, Börklüce ve Karaburun olayını şöyle anlatıyordu.

“O zamanlarda İyonyen körfezi medhalinde kâin ve avam lisanında Stilaryum – Karaburun tesmiye edilen dağlık bir memlekette âdi bir Türk köylüsü meydana çıktı. Stilaryum Sakız adası karşısında kâindir. Mezkûr köylü Türklere vaiz ve nesayihte bulunuyor ve kadınlar müstesna olmak üzere erzak, melbûsat, mevaşi ve arâzi gibi şeylerin kâffesinin umumun mâli müştereki addedilmesini tavsiye ediyor idi.»

Evet anlaşılacağı gibi “ ADİ BİR TÜRK KÖYLÜSÜ “ haddini aşmış, insanları beraber çalışıp, üretmeye ve hakça, eşit bir şekilde paylaşmaya ikna etmiş. Kadınlar hariç, o günlerin üretim araçları tarlalar, bağ ve bahçeler müşterek bir mülk sayılıyor, beraber çalışılıp, eşit pay ediliyor.

Mehemmed efendi aradığı boşluğu bulmuştu. Eşit paylaşımdan kadınları müstesna tutması ona göre bir takiyye idi. Adamların aklı fikri takiyyede olduğu için her konunun altında mutlaka bir takiyye aramak adet olmuştu. Evet, Börklüce’ nin suçu büyüktü. Hem Türk, hem Köylü.

Mehemmed efendi, Risalesinde Bedreddin’in gayesinden bahsederken, «Erzak, mevâşi ve arâzi gibi şeylerin umumî mali müşterek addedilmesini tavsiye eden Börklüce’nin kadınları bundan istisna etmesi bizce efkârı umumiyyeye karşı ihtiyar etmiş olduğu bir takiyye ve tesettürdür. Zira vahdeti mevcûda kail olan şeyhinin Mustafa’ya bunu istisna ettirecek bir dersi hususiyet vermediği muhakkaktır,» diye yorumlarda bulunarak,

Marks ve Engels’ in dönemin burjuvazisi için söylediği “Burjuva için karısı alelâde bir istihsal âletidir. Burjuvazi, istihsal âletlerinin içtimaileştirileceğini duyunca tabiatiyle bundan içtimaileştirilmenin kadınlara da teşmil edileceği neticesini çıkarıyor.”

Söylemine gönderme yaparak, eğitimli burjuva sınıfı böyle düşünüyorsa, eğitimsiz adi Türk köylüleri de mutlaka böyle düşünüyordur diyerek, bunlar mutlaka kadınları da paylaşmıştır görüşünü ortaya atıyor. İşte, bu hareketi halkın gözünden düşürecek,  DİN’ den sonra en önemli silah KADIN ve AİLE.

İlahiyat açısından kadın da üreten bir üretim aleti olduğuna göre, çamur, atılan adrese çabuk ulaşır. Tarla nasıl insanların doyması için buğday ve ekmek üretiyorsa, kadın da ağalara, beylere hizmet edecek ırgat, padişahlara savaşıp ölecek asker yetiştiriyorsa; işi ne, sürekli üretim. Onun için Atalarımız ne demiştir “ Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin.”

Anlaşılacağı gibi Bedreddin ve Börklüce Mustafa, Mehemmed Şerafeddin Efendi’ nin engin din ve tarih bilgileri(!) eşliğinde din ve aile düşmanı olarak Türk halkı karşısında itibarsızlaştırılmak isteniyordu. Ancak 1937 yılında yine ayni sebeplerle hapishanelerde yatmak zorunda kalan Nazım Hikmet adında bir şair Bursa Hapishanesinde “ ŞEYH BEDREDDİN DESTANI” nı yazınca konu tekrar Türkiye’nin gündemine bomba gibi düşer. Bu defa hakim sınıfın karşısında iki dev vardır. Nazım Hikmet ve Şeyh Bedreddin! Türk halkı destanı çabuk benimser. 2016 yılının Haziran ayına kadar süren bir süreç içinde Tiyatro sahnelerinde yüzlerce defa sergilenir. Oyun her sergilendiğinde ilk gün ki ilgisini kaybetmez ve devamlı kapalı gişe oynar. Bedreddin Destanı bir tiyatro oyunundan çok seyircinin duygusal ve düşünsel derinliğini etkileyecek boyutlarda, Kerbela’ yı, Mevlana’ yı veya HACI Bektaş Veli’ yi anma törenleri ağırlığında izlenir. Börklüce Mustafa ise olayların yaşandığı İzmir-Karaburun’ da ağustos ayında yapılan etkinlikler ile yaşatılmaya çalışılıyor. 2015 yılında yapılan etkinlikte 2016 yılının Uluslararası Börklüce yılı olması için girişimlerde bulunulmasına ve Börklüce Mustafa’ nın heykelinin Karaburun’ a dikilmesi kararları alındı. Etkinlikler her yıl artan bir ilgi ile uluslararası hale gelmeye başlıyor.

02-05 Haziran 2016 tarihleri arasında İzmir Akdeniz Üniversitesi “ ULUSLARARASI BÖRKLÜCE MUSTAFA SEMPOZYUMU “ düzenleyerek 600. yılında olayın uluslararası boyutta akademisyenler tarafından çeşitli yönleri ile tartışmasını sağladı.

Bu sempozyuma  Saygın Salgırlı (Yrd. Doç. Dr. British Columbia Üniversitesi),

Ahmet Arslan (Prof. Dr., Ege Üniversitesi),

Ahmet Yaşar Ocak  (Prof. Dr., TOBB Ekonomi Üniversitesi ),

Cavid Qasimov (Doç. Dr., Azerbaycan Milli İlimler Akademisi, Börklüce Mustafa İsyanının Azerbaycan Tarihçileri Tarafından Araştırılması konulu çalışması),

İlhami Yazgan (Yazar) Alman Kaynaklarında Börklüce Mustafa Ayaklanması konulu çalışması ile, Michel Balivet (Prof. Dr., Provence Üniversitesi) – Homa Lessan Pezechki (Prof. Dr., Marsilya Üniversitesi) ,”Börklüce Mustafa İsyanı: Farsça Kaynaklara Yeniden Bakmak” konulu çalışması ile, Nevena Gramatikova (Liberal Entegrasyon Vakfı – Sofya),1416  İsyanında Meydana Gelen Olaylara Işık Tutan Bir Kaynak: Şeyh Bedreddin Menakıbnamesi (Hafız bin Halil)” konulu çalışması ile,

Zeki Arıkan (Prof. Dr., Ege Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi) Börklüce Mustafa ve Şeyh Bedreddin Ayaklanması Sırasında Osmanlı Devleti,

Bülent Çelik (Yrd. Doç. Dr., Adnan Menderes Üniversitesi), 1402 Ankara Savaşı Sonrasında Osmanlı Devleti’nde İktidar Mücadelesi ve Börklüce Mustafa İsyanı konulu çalışması ile,

Erdem Çevik (Marmara Üniversitesi) Osmanlı’da Sınıf Mücadeleleri; XIV. ve XV. Yüzyıl Osmanlı Coğrafyasında Ekonomik, Sosyal ve Siyasal Hayat Üzerine Bir İnceleme çalışması ile,

Elias Kolovos (Doç. Dr., Girit Üniversitesi, Akdeniz Çalışmaları Enstitüsü, FO.R.T.H.), Mustafa’nın On Bin Yoldaşı”: Köylüler ve Erken Osmanlı Devleti,

Nagy Pienaru (Romanya Bilimler Akademisi Nicolae Lorga Tarih Enstitüsü)

Aydın’dan Deliorman’a Şeyh Bedrettin’in Eflak İlişkileri konulu çalışması ile,

Mustafa Daş (Prof. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi),Bogomilizm ve Börklüce, Sinan Kahyaoğlu (Emekli Öğretmen) – Necat Çetin (Tarih Öğretmeni), Şeyh Bedreddin İsyanında Torlaklar,

Paschalis Androudis (Okutman, Aristoteles Üniversitesi), İnfaz Edilmiş Diğer Asilerinkinden Farklı Bir Mezar:  Serez’de Şeyh Bedrettin Türbesi  konulu çalışması ile,

Levent Kayapınar (Prof. Dr., Katip Çelebi Üniversitesi),I. Murattan II.Murat’a Tımar, Zaviye ve Vakıflar üzerinden Şeyh Bedrettin Vakası, Yücel Terzibaşoğlu (Doç. Dr., Boğaziçi Üniversitesi), Toprakta Üretim İlişkileri ve Köylü Ayaklanmaları: Tarihsel ve Coğrafi Karşılaştırmalar konulu çalışması ile,

Yuri Stoyanov (Prof. Dr., Londra Üniversitesi, Doğu ve Afrika Araştırmaları Okulu),Börklüce Mustafa ve Şeyh Bedrettin İsyanının Vahiysel ve Farklı İnançları Kapsayan Yönleri – Yorum Sorunları ve Araştırmanın Yeni Ufukları, konulu çalışması ile,  Mehmet Kuyurtar (Doç. Dr., Ege Üniversitesi), Köylüler Hareketi ve Sol İlahiyat: Börklüce Olayı,

Bülent Diken (Prof. Dr., Mardin Artuklu Üniversitesi) Din ve (Modern) Politika – ‘Hakiki Dünya’dan Dünyevi Hakikate,

Ayhan Yalçınkaya (Prof. Dr., Ankara Üniversitesi), Halk Ayaklanmaları ve Tarih Yazıcılığı: Bir ‘Siyasal’ Portre Olarak Tarihçinin Dini

, Muhsine Helimoğlu Yavuz (Dr., Türkolog) Börklüce Mustafa Özelinden Hareketle Köylü İsyanlarının ve Liderlerinin Halk Kültüründe ‘Pozitif Motif’ Olarak Algılanmasına Analitik Bir Yaklaşım, konulu çalışmaları ile

Börklüce Mustafa ve Şeyh Bedreddin olayı tüm detayları ile akademisyenler tarafından işlenmiş ve tartışılmıştır.

Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Aslan, İslami düşünce tarihi ve 14. ve 15. yüzyıl Osmanlı Dünyası Felsefesine ilişkin yaptığı sunumda olayı şöyle özetliyordu.

16. YÜZYILDA BİLİMDE GERİLEME BAŞLADI

İslami düşünce tarihinin en parlak dönemini 11 ve 12. yüzyılda yaşadığını, 9. ve 10. yüzyılların da buna hazırlık dönemi olduğunu belirten Arslan, “Din bilimleri, tefsir, hadis, fıkıh -ki bence bunlar bilim değil disiplindir- bu alanda daha ileri gitme imkânı yoktur. 10 yüzyılda her şey tartışılıp bitmiştir” dedi.

16. yüzyıldan itibaren Avrupa ile teorik bilgi, bilim, felsefe alanındaki mesafenin yavaş yavaş açılmaya başladığını ifade eden Arslan, “16. yüzyıl Osmanlısında özellikle Fıkıh ve Kelam’a önem verilmiştir. Kelam’a, imparatorluğun ideolojisini ve meşruiyetini göstermek bakımından önem veriliyordu, Fıkıh ise İmparatorluğun bürokrasini oluşturmak, bürokratları yetiştirmek için önemli idi” dedi. Tasavvufun ise Osmanlı’da canlılığını koruduğunu belirten Arslan, “İbn-i Harabi, Mevlana, Yunus Emre gibi tasavvuflar yetişiyor. Felsefeyi kimse sevmiyor. Halkın en fazla sığındığı kendisine yakın bulduğu şey her üç şekliyle tasavvuf oluyor” dedi.

TOBB Ekonomi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak ise “Anadolu Heterodoksisi Tarihi-Türk Osmanlı Tarihi içinde Mehdi Hareketlerin Genel Tarihi” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.

AYAKLANMALARA ‘MEHDİCİ HAREKETLER’ YAKLAŞIMI

Ocak, Babai ve Şeyh Bedrettin ayaklanmalarını “Mehdici hareketler” olarak tanımladığı sunumunda, “Bu hareketlerin sadece siyasi ve iktisadi sebeplerle yapıldığını düşünmek nasıl eksik kalır ise,  kitlesel olduğunu açıklamak da öğle eksik kalır. Tarihçiler bugüne kadar olayları tasvir etmişler, işin zihniyet tarafını ilahiyatçılara bırakmış görünüyorlar. Paylaşımcılık ve eşitlik vurgusu yapanların peşinden gidilmesinde mehdilik ideolojisi yatmaktadır. Bu güne kadar bu çalışmalar azdır” dedi. Anadolu’nun “Mehdici Hareketler” bakımından oldukça zengin olduğunu ifade eden Ocak, “1416’daki hareket orada kalmamış ve bu güne etkileri olmuştur. Babailer ve Şeyh Bedrettin Mehdici Hareketler’dir. Siyasi iktidarın gayrimeşruluğu üzerinden savunmaya çekilen merkezkaç hareketlerdir. Zulüm ve baskıya başkaldırma adil düzeni kurma amaçlıdır. Başarıya ulaşmasa dahi hareketlerin sonucunda toplumsal ve ideolojik ayrışma meydana gelir, yeni bir zihniyet ve tarih bilinci ortaya çıkar, onlar kendi tarihlerini yaratır” dedi… Kaynak: Evrensel

Olay çeşitli üniversitelerden gelen akademisyenleri yaptığı çalışmalar ile çeşitli yönleri ile anlatılmış olmasına rağmen insanlar hala Mehemmed Şerefeddin Efendinin engin dini ve tarihi bilgisi(!) ile yaptığı düz mantık yorumuna inanmış ve orada kalmış görünüyor. Bunun en somut örneği ise geçtiğimiz günlerde yaşandı. Ünvanında profesör yazan bir zavallı “ NAMAZ KILMAYANLAR HAYVANDIR “  düz mantık açıklaması ile Aristo’ nun bile kemiklerini sızlatıyordu. Hayvanlar namaz kılmaz, öyleyse namaz kılmayanlar da hayvandır. Bu adamın adını hayvanlar alemi ile anmak aslında hayvanlara hakarettir. Engin dini, felsefi ve mantık ilmi bilginimiz gelen yoğun tepkiler üzerine hemen kıvırıyor ve “ yanlış anlaşıldım, abiler “ diyerek durumu kurtarmaya çalışıyordu. Olayın en üzücü yanı ise Diyanet İşleri Başkanlığının yaptığı açıklama “ NAMAZ KILMAYANLAR HAYVAN DEĞİLDİR” ne kadar anlamlı ve açıklayıcı(!) değil mi ? Kendi maksadını doğru anlatmaktan bile aciz bir profesör öğrencilerine ne verebilir acaba ? Öğrencilerine ne verdiğini bilemeyiz ama topluma büyük bir kin ve nefret tohumları verdiği açık.

Halkın sorunlarını ilk defa siyasetin önüne koyan, onların yaşamsal sıkıntılarını devlete anlatıp dikkat çekmek isteyen hareket liderleri hak ettikleri saygıyı tarihçilerden görememişlerdir. 15.yüzyılın ilk yıllarında yaşanan halk hareketlerin bedeli ağır ödenmiştir.

Şeyh Bedreddin 600 yıl sonra böyle bir kişinin çıkıp ibadeti farklı ve yanlış yönlere çekebileceğini tahmin etmiş olmalı ki, ibadet konusunda şöyle demiş ;

“  İbadet etmekten amaç; ezeli ve büyük varlığa gönüllerin yönelmesi ve kapılmasıdır. Yoksa dünya umuruna dalmış bir kalp ile bin sene namaz kılmış, oruç tutmuş olsan, bundan dolayı hiç bir sevap ve mükâfat kazanamazsın.

Bütün namazlar ve niyazlar ahlâkın düzeltilmesi için iç yüzün arınlanması için birer vasıtadan ibarettir. Hakiki ibadetin hiç bir vakit kayıt ve şartı yoktur. Hangi tarzda yapılırsa yapılsın, Tanrının dileğine uygun olur. İbadetin temeli maksudun Hak olmasıdır. Bir cemaatte bu temel bulunmayınca yaptıkları ibadetler de kaybolur. Yalnız kötü toplantılar kalır. Fenalık üzerinde toplananlardan sen hemen uzaklaş. “