İmamlara Yeni Görev

57

Mısırlı Din Adamı ANKHU’ dan günümüze Hz.Muhammed’ in uyarısı

Şeyh Bedreddin’ in eşitsizliğe karşı mücadelesi

Namık Kemal’ in haykırışı “ VATAN’ ın bağrına düşman dayamış hançerini”

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez 2014 yılı bitip, 2015 yılı başlarken vermiş olduğu basın açıklamasında hiç kimsenin görmediği önemli hususlara dikkat çekti. Görmez yeni yılın başlangıcında verdiği bu açıklamada artık her şeyin yeniden yazılacağını ve bazı kesimlere yeni görevler verileceğini söylüyordu.. Görmez’ e göre imamlar arık sadece imam maaşı alıp, günde beş vakit namaz kıldıran, minareye çıkmadan ezan okuyan memurlar olmaktan çıkacak. Görmez’ in bu yeni görev belirlemesine göre imamlar artık her şeyimiz olacak. İmamlık yan gelip yatma makamı olmayacak. İmamların illerdeki amirleri olan Müftüler’ de yeni görevler üstlenecekler. Görmez’ e göre “.Cami sadece namaz kıldırma yeri değil, imamlarda sadece namaz kıldırmak için orada değil. Ayrıca Müftü sıradan bir bürokrat değil. İmamların amiri, Diyanet’in o ildeki, o ilçedeki idarecisi değil, sadece o şehrin bütün dini hayatı, bütün manevi hayatıyla ilgilenen, kadınlarla, çocuklarla, gençlerle, ailelerle, onların her türlü sorunlarıyla ilgilenen, Din-i Mübin-i İslam’ın o rahmet mesajını her tarafa ulaştıran insandır aynı zamanda. Onun için mühim olan bu görev tanımlarımızı değiştirmemiz. Müftülükler, sıradan bir devlet dairesi değildir, asla olmamalıdır. Her türlü vatandaşın girdiği, derdiğini anlattığı, derdine çare aradığı, derdine derman aradığı bir mekan olmalıdır”

Anlaşılan o ki müftülere ve de imamlara çok iş düşecek. Peki o zaman valiler, belediye başkanları, siyasi partilerin yöneticileri, sivil toplum örgütleri ne yapacak.? Kömür, makarna dağıtımı, işsizlere iş, tüm dertlere deva yeni müftü anlayışında çok kişi işsiz kalacak anlaşılan. Peki, bütün bu işlerden bunalan müftüler ve de imamlar fırsat bulup din işleri ile nasıl uğraşacaklar? Memlekette bu kadar hırsızlık, yolsuzluk ve de adaletsizlik varken ve de işsizlik varken,  görevler ve yetkiler paylaşılıp şeffaf bir yönetimle işleri çözmek varken, neden bu kadar ağır görevleri imamlara yüklüyoruz. Yazık değil mi onlara.?

Din adamlarının ve dinin toplumun her kesimine bu kadar müdahele etmesini doğru bulmayan Mısırlı Din Adamı ANKHU bozulan düzenden şöyle şikayet ediyordu 4000 yıl önce MISIR’ da.

Olup bitenler çileden çıkarıyor insanları

Memleket baştanbaşa azapla kıvranıyor

Masum insan kalmadı artık

Herkesin işi gücü fesat

Yürek yas içinde, tasa içinde

Komut verenle komut alan bir örnek

İkisinde dünya umurunda değil

Her sabah kalkar kalkmaz görüyoruz durumu

Ama düzeltmek için çabaya girişmiyoruz

Dün neyse bugün de o

Miskinlik sinmiş insanların yüzüne

Hikayemiz işte böyle başlıyordu. 4000 yıl önce olduğu gibi devlet din işlerine karışırsa eğer, gün gelir din adamları da devlet işlerine karışmaya başlar. 4000 yıl önce Mısır’ da yaşayan din adamı ANKHU bugün Türkiye’ de yaşasaydı ve bu günleri görseydi acaba ne derdi?.Nasıl bir demeç verirdi.?

Mısırlı ANKHU’ dan 2600 yıl sonra son Peygamberimiz Hz.Muhammed, gittikçe güçlenen devletin eşitlikten ve dini emirlerden ve de Kuranı Kerim’ in ayetlerindeki buyruklardan uzaklaşıldığını, devlet yönetiminin güçlülerin eline geçip yozlaşmaya başladığını ve de yolsuzlukların ilk belirtilerini gördüğünde insanları şöyle uyarmak zorunda kalmıştı.”

“Rekabet ve kin duygusunun varlıkla birlikte geleceğini bildirmişti. Gerçekten de öyle olmuştu; aralarına çıkar ayrılıkları girdikçe, Müslümanların birliği bozuluyor, eski içtenlik ve gerçek dostluk hiç bir yerde görülmez oluyordu. Artık Müslümanlar da Bizanslılar -ve İranlılar gibi, saraylarda oturuyor, değerli kumaşlardan elbiseler giyiyorlardı. Hz. Muhammet (s.a.v)’in döneminde yaşamış olanlar yaşlanmışlardı. Onların yerine geçen yeni kuşak eskilerin ülkülerine bağlılığından yoksundu. Madde ve çıkar onlara daha çekici geliyordu.

Öte yandan Kureyş’in iki kolu olan Haşimiler ve Emeviler birbirlerine düşman kesilmişlerdi. Emeviler, Hz. Osman’la olan yakın akrabalıklarından yararlanıp bütün yüksek memurlukları ellerine geçirmişlerdi. Bu durumdan en çok Haşimiler yakınıyorlardı.”
Kaynak : http://www.forumdas.net/konu/hz-osmanin-olumu.103357/#ixzz3FNPXhwZS

Yaklaşan tehlikeyi böyle anlatılıyordu. Ancak gözlerini iktidar ve çıkar hırsı kapamış olan insanlar bu tehlikeyi görmezden geliyordu. Yaşanmaya başlayan bu iktidar hırsı ve getirdiği rekabet öylesine ileri safhalara kadar gelmişti ki; Hz. Muhammed pazartesi günü öldüğünde cenazesi bırakılıp, kimin halife olacağı pazarlıkları ön plana çıktığı için, ancak Çarşamba günü öldüğü Hz. Ayşe’nin odasına gömülebilmişti.

Hz. Muhammed’ den 750 yıl sonra yine insanlarda ve toplumda düzen bozulmuştu. Yaşanan kargaşada çıkarları bozulanlar yeni ve adaletli, beraber çalışıp, beraber üretip beraber paylaşılan bir düzende hırsızlara, yolsuzlara, emek sömürücülerine yer olmadığını gören softa din adamlarında Kamil Sofu bir dönemi şöyle özetliyordu.

.” Bu yeni kurulmak istenen düzen bir dinsizlik düzenidir. Mani olunmazsa din elden gidecektir. Baştakiler, ayaktakiler ile birlikte beraber çalışıyor, hatta onlardan daha fazla. Bunca insan bir arı gibi çalışmakta ve koca ova oğul gibidir. Her biri bir iş görmekte, petekler gibi binalar dizilmektedir. Tarlalar sınır çizgisi olmadan işlenmektedir. Bir an önce bu düzenin bozulması gereklidir. Yeryüzünde zenginler olmalı ki yoksullara sadaka versin, sevap işlesin. Herkes eşit olduktan sonra kim kime sadaka verecek. Bu düzende bizim gibi softalara yer olmadığı gibi sizin gibi zenginlere de yer yok. Herkes eşit, olur mu böyle bir düzen. Çabuk olalım din elden gidiyor.” Erol Toy-Azap Ortakları”

Din elden gitmesin ve de hırsızların düzeni bozulmasın diye on binler kılıçtan geçirildi. Yeni bir sömürü düzeni kuruldu. O düzen de başka çıkarcılar ve insan emeği ve kanı ile beslenenler ortaya çıkana kadar 500 yıl devam edebildi, ta ki Mustafa Kemal isimli bir kahraman savaş alanlarından çıkardığı yoksul bir devletten hür ve bağımsız bir ulus yaratana kadar. Bütün bu tarihi gelişmeleri yakından bilen ve izleyen Mustafa Kemal yeni kurulan devlette bir daha böyle kargaşalar ve çıkar kavgaları yaşanmasın diye din ve devlet işlerini birbirine müdahele etmeyecek şekilde ayırarak adına LAİK DÜZEN denilen yeni bir devlet düzeni kurdu. Geçen 100 yıllık süreç içinde biz onu hala anlayamadık ama, o, bu günlerin geleceğini de görebilmişti. Ancak hesap etmediği bir konu vardı, bu düzeni yıkmak isteyenlerinde yine bu halkın içinden çıkacağı idi. Fakat bu Anadolu toprakları çok bereketli topraklardır. Birçok ulus’ a vatan olmuştur. Yüzlerce hain yetiştiği gibi, yüzlerce kahraman da yetişmiştir.

Hani ne demişti Namık Kemal

“ Vatan’ ın bağrına düşman dayamış hançerini

Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini”

Namık Kemal’ e cevap Mustafa Kemal Atatürk’ ten geldi.

Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini.”

Bugün de bulunur merak etmeyin

SARANTALI KÖYLÜM