İslam Dini ve Laiklik -1-

104

İSLAM DİNİ (Şeriat – Mezhep – Tarikat – Cemaat) ve LAİKLİK

Cumhuriyet yönetimimizin yıkılması ve yerine dini yasalara göre ( şeriat hükümlerine göre) bir devlet kurulması, halifeliğin tekrar getirilmesi için, 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilan edilir edilmez bireysel ve örgütsel çalışmalara başlanmıştır.

Önce Atatürk ve Silah Arkadaşları ve devrimci arkadaşlarını “DECCAL” (kıyametin kopacağına yakın ortaya çıkacağına inanılan yalancı, fesatçı) ilan edip, itibarsızlaştırmaya çalışmışlar, sonra da Türkiye Cumhuriyeti Devletini “DARÜL HARP” ( İslam Cumhuriyetiyle yönetilmeyen ve İslamlar tarafından yıkılması, yok edilmesi gereken devlet) olarak ilan etmişlerdi. Hele Anayasamıza LAİKLİK İlkesi konduktan sonra ; kin, nefret ve şiddetlerini çoğaltarak 2017 li yıllara kadar gelmişlerdir. Cumhuriyete karşı yapılan tüm isyanlarda, 27 Mayıs 1960 Devrimi hariç, tüm İhtilallerin ardında hep bu dinsel düşünce ve öğeler bulunmaktadır.

Zaten ne kadar iyi olursa olsun bir ihtilal olarak kabul ettiğimiz ve onaylamadığımız 27 Mayıs Devrimi de Demokrat Partinin TBMM milletvekillerine “ Siz isterseniz hilafeti getirirsiniz” diyerek, tüm Mahkeme yetkilerini kullanıp, karşı görüşte olanları hapse atmayı, yıldırmayı, yok etmeyi planladığı “TAHKİKAT KOMİSYONLARINI” kurması nedeniyle olmadı mı?

“Mütedeyyin” ( Dini dünyevi çıkarları için kullanmayan, dinin Allah ile kul arasındaki ibadetiyle yaşayan kimseler) i bu kin, nefret ve yıkma istemin dışında tutarak bunun nedenlerini bulmamız ve ortadan kaldırmamız gerekir.

Dini kendi çıkar amaçları için kullanan kişiler neden Laik Cumhuriyetin yerine İslam Cumhuriyeti kurmak isterler?

Önce bir noktanın altını özellikle ve önemle çizmemiz gerekir: Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra dini isyanlar başlamıştır. Ondan önce, Orta Asya Türk boylarında ve kurulan Türk Devletlerinde dini isyanlar yoktur.

Tarih Baba diyor ki; Gök Türk İmparatoru MOKAN KAAN, Konfüçyus bilgeliği ve kültürü ile eğitim ve öğrenim gören Çinlilerin kitaplarını MÖ 500 lü yıllarda Türkçeye çevirtip okunmalarını sağlamıştır. Bu eserleri Çinceden Türkçeye çevirmek için, Çince kadar gelişmiş Türk dili ve yazısına ihtiyaç olacağı da gözden ve akıldan uz

Gök Türk İmparatoru Bilge Kaan’ın adı “Bilge” değildi. BİLGE onun ünvanıydı. Bu unvan Türklerin bilgiye, eğitim ve öğretime ne kadar çok değer verdiklerinin bir göstergesidir.

Uygur Türklerine ait bir mecmuadan: ” Bilgili insan beline taş kuşansa kaş olur- Bilgisizin yanına altın konsa taş olur” dizeleri bilgiye ne kadar değer verdiklerinin belgesidir.

Orta Asya Türklerinde, MÖ 5. Yüz yılda “ ALP İNSAN” anlayışı ortaya çıkmıştır. Alp insan : bilgili, cesur insan anlamını taşımakta ve herkeste saygı, güven uyandırmaktadır. MÖ 5 yüz yılda Orta Asya Türklerinin yaşadığı ESİK KURGAN yerleşim yerinde bulunan yarısı kırık bir toprak kabın üzerinde 11 harflik iki satır yazı, Türklerde yazının çok eskiden beri kullanıldığını göstermiştir. Hunlar da da eşyalar üzerinde yazıya rastlanmıştır. “ BABA GÖREN OK YONTAR- ANA GÖREN ELBİSE BİÇER” Atasözü, Türklerde göçebe kültürünün nasıl kuşaktan kuşağa taşındığını gösterir.

Orta Asya Türklerinde, herkese devlet tarafından verilen ve bilge kişilerin seyyar ( gezgin) öğretmenlikleriyle sürdürülen eğitimlerde kız-erkek ayrımı yoktur.

İlk olarak Uygur Türkleri eğitim kurumlarını oluşturmuştur. Uygurlar Türk ve yabancı devlet saraylarında katiplik, bürokratlık, danışmanlık, öğretmenlik ve kültür elçiliği yapmışlardır.

Uygur Türklerinin bıraktıkları birçok yazılı belgede kağıdı ve matbaayı Avrupa’dan önce kullandıkları, kendilerine ait mabetlerde dini nitelikte eserlerin yer aldığı kütüphanelere sahip oldukları bilinmektedir.

Gök Türk alfabesi ilk Türk alfabesidir. 6. YY ait YENİSEY YAZITLARI  bu alfabenin ilk şeklini; Gök Türk Kitabeleri ise en gelişmiş şeklini göstermektedir.  Gök Türk  Alfabesi Timur devrinde ve devamında kurulan devletlerde çok uzun süre kullanılmıştır.

ORTA ASYA TÜRKLERİNDE EĞİTİM ŞEKİLLERİ VE NİTELİKLERİ

Göçebe toplumu olarak yaşayan Orta Asya Türkleri, eğitim ve öğretim biçimlerini de yaşam tarzına göre belirlemişledir. Oymak’ta, Boy’da, İl’de veya devlette BİLGE adını verdikleri öğretmen kişiler, bilgilerini genç yaşlı herkese gezerek ve obalarda eğitim için ayrılmış çadırlara topladıkları çocuklara  öğretmişlerdir. Yaşam tarzlarında en çok neye ihtiyaç duyuluyorsa öncelik, ahlak ve terbiyeden sonra bu mesleklere verilmiştir.

Meslek eğitim ve öğretimleri; Çadır yapma, kurma, ok ve yay yapma, demircilik, nalbantlık, ayakkabı yapma, giysi dikme, at ve hayvan bakma gibi dallardır.

Askeri eğitim ve öğretimleri ; Ok ve yay atma, kılıç sallama, bıçak kullanma, gürz ve çekiç kullanma, at terbiye etme, at binme, çaşıtlık n( casusluk yapma), düşmana tuzak hazırlama ve tuzağa düşürme, komutana saygı gösterme, ast ve üst ilişkilere uyma gibi konuları içerir.

Dini eğitim ve Öğretimleri ; Orta Asya Türkleri ŞAMANİZM adı verilen; çok tanrılı bir dine taparlardı En büyük tanrıları GÖK TANRI’ydı. Hıdrellez eğlenceleri, martufal çömleği, dilek ağacı, çaput bağlama, nazar boncuğu, evlerin kapılarına at nalı, mezar taşları dikme bize şamanlıktan kalma örf, adet ve geleneklerdir. Din adamlarına Şaman dense de Türkler genellikle KAM adını verirler ve bu din adamlarının tanrıyla iletişime geçip dileklerini gerçekleştireceklerine inanırlardı. Orta Asya Türkleri dini bilgileri de tıpkı BİLGELER  gibi gezginci Kam’ lar dan öğrenirlerdi.

Müspet (araştırma gözlem, deney ve bilgiye dayalı gerçek) bilimler: Kimyagerlik, ilaç yapımı, veterinerlik, doktorluk, tıp ile ilgili bilgiler, yıldızlarla yön tayini, Nevruz bayramı yapmayı gerektiren gök bilgileri ( Dünyanın kendisi ve güneş etrafında döndüğünün bilinmesi gerekir ki, Nevruz Bayramı kutlanabilsin. On İki hayvanlı Türk Takvimi, İpek Yolu nedeniyle gelişen ticaretle matematikte on tabanlı desimal sistemi de Orta Asya Türkleri diğer medeniyetlerden önce kullanmışlardır.

Orta Asya Türkleri daha MÖ ki yıllarda 4 işlemli matematik işlemleri yapmışlardır. Ağırlık ve uzunluk ölçülerini de kendilerine özgü adlar vererek kullandıkları, yine kendilerine göre para birimi buldukları günümüze kadar uzanan hukuk metinlerinden anlaşılmaktadır.

OTACI denilen şifacılar ( halk doktorları) halkın tedavisinde görev almışlar ve diğer ülkelere de şifa dağıtmışladır. Günümüzde bitkilerden doğal olarak elde edilen ilaçlara da OTACI adı bu nedenle verilmektedir. Uygur Türklerinden günümüze ulaşan tıp kitabı bulunmakta, müzelerde sergilenmektedir.

En az 200 kaynağa başvurularak derlenmiş bu özet ve öz bilgiler, Orta Asya Türklerinin MÖ 5.yy dan, MS 1. Yüz yıla kadar olan eğitim, öğretim, sosyal yaşam ve dini inançlarını anlamamıza ışık tutmuştur. Ulaşabildiğimiz 600 yıl içinde dini bir baskıya ve dini bir isyana rastlanmamıştır.

MACİT SABIR – Emekli Eğitimci