İstasyon’uma Dokunma…!!!

40

Aldığımız bilgilere göre İstasyon ve civarının DDY tarafından Kırklareli Üniversite’ne kiralandığını öğrendik. Kullanım amacı ne olursa olsun, orada Kırklareli’nin tarihine tanıklık eden olaylar yaşanmıştır. O tarihi dokuyu yok etmek demek, Kırklareli’nin tarihini yok etmek demektir. İstasyon civarı üzerinde projeleri olanlar; lütfen bu bilgileri iyi değerlendirin.

Kırklareli Tren Gar Binasının olduğu yer bir zamanlar İstasyon altı olarak anılırdı. Şehir merkezinden biraz uzak olduğu için, Hükümet Meydanı ile Gar Binası arasındaki Cadde üzerinde bulunan Çay bahçeleri Kırklareli Halkının akşam çayını içtiği ve biraz da gezindiği yerlerdi. Hele Sirkeci’ den kalkan tren’ in Gar’ a giriş saati

(1912 Balkan Bozgunu sırasında İstasyon)

hayli kalabalık olurdu. Bazıları sadece tren’ i görmek ve biraz da dolaşmak için, bazıları da İstanbul’ dan dönen ailelerini karşılamak için Gar Binası önünde toplanırdı. Hele Kara Tren Kavaklı’ dan hareket ettikten sonra, Kırklareli Gar’ ına girene kadar ara ara düdüğünü çaldıkça heyecan daha da artardı.

Haftalık alış verişini İstanbul Kapalı Çarşı ve özellikle Mercan Yokuşundan yapan Arasta esnafı, aldığı mallarını çarşıya taşıyabilmesi için at arabaları ve paytonlar sıra beklerdi.

İstasyon Gar’ ı ve tren hattı 1873 yıllarında yapılan Edirne-İstanbul hattına Alpullu’ da kavuşmak ve Kırklareli’ ni İstanbul’ a bağlamak amacıyla Avusturyalı bir inşaat firması tarafından yapılmıştır. Ancak hattın işletmeciliğini bir Fransız firması yapmıştır. Fransız firması Kapıtülasyonlar’ ın kendisine tanıdığı yetkiyi kullanarak tren hattını amacından fazla uzatmıştır. Tek amacı sömürü ve aşırı kar olan firma, her yerleşim biriminden tren geçirmek ve orada bir İstasyon yapmak suretiyle tek bir hat ile adeta bütün Trakya’ yı sömürü alanı içine almıştır.

Gar binaları şehir merkezlerinden biraz uzak olduğu için orada çalışan personelin barınma ihtiyaçları yapılan özel lojman binaları ile karşılanmıştır. İstasyon Müdürü için ayrı, şefler ve makasçılar için ayrı lojmanlar yapılmıştır. 60 yıllarda çocukluğunun önemli yıllarını lojmanda geçiren Gar Müdürü Recep Karabeyoğlu’ nun oğlu olan Cengiz Karabeyoğlu İstasyon’ a ait anılarını şöyle paylaşıyordu. ;

“1960 lı yıllarda sabah ve akşam karşılıklı olmak üzere Kırklareli-İstanbul arasında günde iki defa tren seferi olurdu. O yıllarda karayolu ile taşımacılık zor olduğu için trenlerde yer bulmak kolay değildi. İstasyon tren seferleri dışında ıssız bir yer idi. Trencilerin günlük ihtiyaçları için besledikleri tavukların kümeslerine tilkiler gelirdi.

Tren’ e eşekle küfe içinde ekmek gelir ve ekmekler trenin geçtiği istasyon personeline dağıtılırdı.

O günlerin bir başka özelliği de Fuat Umay’ ın kızı Kontes haftada iki gün trenle İstanbul’ a gider ve akşam treni ile geri dönerdi. Ne için gittiğini kimi gördüğünü bilemezdik, fakat dönüşünü merakla beklerdik.

O yıllarda asker sevkiyatı trenle yapılırdı. Yol belgesi anlamına gelen “SİLÜS” ünü alan asker adayları ve onları yolcu etmeye gelen aileleri büyük bir coşku yaratırdı. Avare Mustafa yanık sesi ile asker şarkıları söyler, İstasyonda kalan asker yakınlarını ağlatırdı. Tren gözden kaybolana kadar mendiller sallanırdı. Tren gözden kaybolduktan ve son düdük öttükten sonra asker yakınları yavaş yavaş evlerine gider ve İstasyon eski sessizliğine bürünürdü. Avare Mustafa’ nın mekanı ise Yolcu Salonu içindeki tahta taburelerdi.

1944 yıllarında Jandarma barakası olarak kullanılan bina, 1960 lı yıllarda “BASRİ’nin BÜFE” olarak Kırklareli halkının hizmetinde idi. Basri veya halk arasında ki ismi ile “ Büfeci Basri” çok güzel Menemen yapardı. Trakya’ da öyle lezzetli ve güzel Menemen yapan bir büfeci daha yoktu. Menemen’ in yanında hele birde Marmara Şarabı olunca lezzeti bir başka olurdu. Hele bir de Kıni Mustafa saksafonu ile müzik ziyafetine başlarsa, dinlemeye doyum olmazdı.

Bomanti’den gelen fıçı biralarının trenden inmesini beklemeden trenin üstünde sifonu takmaya çalışan bira severler ise İstasyon’ un ayrı bir neşesi idi.

Bugün Festival alanı olarak bilinen yer o zamanlar İstasyon’ un fidanlığı idi. Bu alanda yetişen fidanlar ve çiçekler İstanbul’ a kadar bütün İstasyonlara dağıtılırdı.

İstasyon Caddesi Avusturyalı firma tarafından düzenlenmiştir. Cadde üzerinde yazlık Zafer Sineması ve Çay bahçesi vardı. İlk yapılan bina Baytar’ ın evidir. Daha sonra Hakim Saliha Hanım ve Noter Turgut Bey ev yapmışlardır. Bugün Ordu Evi olarak kullanılan Bina Dodoğlu Değirmeni ve arazisi idi.

Bugün Kültür Müdürlüğü olarak kullanılan bina ise Gümrük ve nakliye komisyoncusu Naim Cevat’ a ait idi. Naim Bey İstanbul’ dan Trenle gelen malları at arabaları ile şehre naklederdi. Bugünün kargo şirketleri gibi çalışırdı. Otobüsler ile yolculuk yaygınlaşınca trenin ve dolayısıyla İstasyonun eski önemi kalmayınca bina bir müddet BAŞAK SPOR KULUP LOKALİ olarak kullanılmaya başlar. Daha sonraki yıllarda yenilenip, restore edilir ve Kültür Müdürlüğü olarak kullanılmaya başlar.

İşte böyle gençlik yıllarının en güzel günlerini İstasyonda geçiren Cengiz Karabeyoğlu, daha sonra inşaat faaliyetlerine başladığında İstasyon Mahallesini unutmamış ve modern kooperatifçilik ve site mimarisinin en güzel örneklerini yaparak mahallenin gelişimine katkı sağlamıştır. Bugün İstasyon Mahallesinin ilk örnek yapıları olan BEYKENT SİTE evleri mahallenin modern görüntüsüdür.

İstasyon ve Gar Binası en acı günlerini Balkan Harbi sırasında yaşamıştır. Kırklareli Muharebelerinde Polos Kalesi’ nin düşmesi ile geri çekilmeye başlayan Ordu, Kırklareli’ ni savunmasız olarak Bulgar Ordusu’ na terk etmiştir. Bulgar Ordusu Kırklareli’ ne yaklaştıkça katliamdan korkan ve kaçan şehir tren ile İstanbul’ a geçebilmek için İstasyon civarına yığma yapmıştır. Civar köylerden gelen köylülerin arabalarının da katılmasıyla İstasyon ve Tren Garı’ nın çevresi tam bir can pazarı oluşturmuştur. Tren’ i hareket ettirecek olan Ermeni Makinistler çeşitli bahanelerle hareket etmeyince büyük bir kaos yaşanmış ve halk trene hücum etmiştir. Balkan Harbinde yaşanan bu felaketten büyük dersler çıkaran Mustafa Kemal Atatürk Demiryollarının yabancıların tekelinden kurtarılarak millileştirilme kararını daha o günlerde vermiştir.

Türklerin yaşadığı bu felaket ve dramı İngiliz ve Fransızlar havadan uçaklarla izlemiş ve silahsız sivil halkın silahlı bir ordu tarafından katledilmesine seyirci kalmışlardır. O günleri canlı olarak yaşayan Büyük annem” tam bir cehennem idi. İnsanlar trene binebilmek için birbirlerini çiğniyordu. Trene binme kaygısıyla bebeğini bile unutanlar olmuştu. Yaşarken Cehennemi gördük. Allah bir daha öyle kötü günler göstermesin” diyerek yaşadıklarını anlatıyordu.

Bu felaket Kırklareli tren istasyonundan başlayıp, Lüleburgaz’ a kadar devam etmiş, yol boyunca Bulgar Ordusu tarafından yakalanan silahsız konvoylar katliama uğramıştı.

Kırklareli halkı on yıl boyunca birçok işgal gördü. 1912 de giden Bulgarların yerini 1920 yılında Yunanlılar aldı. Köylerden topladıkları eli silah tutabilecek erkekleri yaşına bakmadan tren vagonlarına doldurup Milos Adasına gönderdiler. Eli silah tutabilecek diyoruz, çünkü Trakya insanı Balkan Harbi, Çanakkale Savaşları derken asker olabilecek bütün erkeklerini zaten cepheye sürmüştü. Kalanlar ise yaşlılar ve sakatlardı. Ancak onlar bile potansiyel tehlike olarak toplanarak sürgüne gönderildi. Onun için Kırklareli Halkı Savaş’ ın ne olduğunu, işgalin ne olduğunu işgal görmeyen birçok ilden daha iyi bilir ve bağımsız bir ülkenin vatandaşı olmanın değerini daha iyi anlar. Çanakkale’ ye gitmek için trene bindirilen Kırklareli yiğitlerinden maalesef geri dönen olmamıştır. 57, Alay’ a gidenler düşman askerleri ile tamamen yok olduğu için, kendilerinden bir iz bile kalmamıştır. Bu nedenle bazıları şehit bile sayılmamıştır. Kara tren, kara toprak gibi aldıkların bir daha geri getirmemiştir. Hatıralarda sadece yakılan acı türküler kalmıştır.

Bu kadar acılar yeter diyen Cumhuriyet Türkiye’si “ Yurt ta sulh Cihanda sulh” diyerek kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ ün önderliğinde yeni atılımlarla demiryollarına büyük önem vermiştir. Yurt gezilerini tren ile yapan Atatürk’ ün yolu ancak 20,Aralık 1930 tarihinde Kırklareli’ ne uzanabilmiştir. 20 Aralık 1930 tarihi Kırklareli için önemli bir gündür ve her yıl yapılan etkinliklerle anılır. Atatürk Kırklareli’ ne geldiğinde Kültür Devrimi ile ilgili birçok söyleşi yapmış ve kültür devriminin ilk işaretlerini Kırklareli’nde vermiştir. Kırklareli gerek o yıllarda gerekse günümüzde Türkiye’ nin bir kültür modelidir. Balkanlardan gelen göçlerle sadece insan göçü olmamış bir kültür göçü olmuştur. Farklı kültürlerden gelen, farklı diller konuşan insanlar Kırklareli’ nde bir kültür mozaiğini oluşturmuştur. Kırklareli halkı onun için “ NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE” sözcüğünün ne anlama geldiğini çok iyi bilir. Bugün Türk sözcüğünü Anayasa’ dan silmeye çalışanlara inat “ NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE” diye haykırmanın anlamını herkesten çok iyi bilir.

Kırklareli Tren İstasyonu 1934 yılında talihsiz bir Yahudi Göç’ üne tanıklık eder. Trakya’ da başlayan Yahudi aleyhtarı gösteriler Kırklareli’ ne çabuk ulaşır. Nazi Almanya’sı etkisinde kalan milliyetçi hareketlenme Kırklareli’ nde etkisini gösterir. Yahudi Mahallesinde Yahudilerin ev ve iş yerlerine saldıran saldırganlar her tarafı yağmalamağa başlar. Yahudi hemşehrilerimiz canlarını kurtarmak amacıyla Tren İstasyonu’ na hücum ederler. 1934 yılı acı anılar bırakır. Birçok Kırklareli’ li Yahudi İstanbul’ a göç etmek zorunda kalır. Çok azı geri döner. Yöneticilerin gayreti ile olaylar kontrol altına alınır. Bu acı felaket can kaybı olmadı diye sevinçle noktalanır. Kırklareli Tren İstasyonu Balkan Harbinden sonra ikinci bir acı göç’ e şahitlik ve ev sahipliği yapar.

Yıllar ilerledikçe Kırklareli konut ihtiyacı için güneye doğru kaymaya başlar ve İstasyon yine önem kazanmaya başlar. Cengiz Karabeyoğlu ile başlayan BEYKENT SİTELERİ ve Tuna Soykan’ ın doktorlar sitesi derken İstasyon mahallesi hızla yapılanmaya başlar. Kırklareli Belediye Meclisi 24,02,1992 tarih 8-2/5 gündem sayılı kararı ile İstasyon Altı olarak bilinen mevkiin, Mazhar Osman Caddesi- Walldorf Caddesi- Sungurbey Caddesi-Edirne Caddesi arası Karahıdır Mahallesi sınırına kadar olan alanın mahalle olmaya müsait olduğuna karar verir ve Kırklareli yeni bir mahalleye kavuşur.” İSTASYON MAHALLESİ”.

29 Mart 1999 seçimlerinde işbaşına gelen RAHMİ KETBOĞA İstasyon Mahllesi muhtarlığını yürütmektedir. Rahmi Ketboğa’ ya Hüseyin Özdilek, Ali Tank, Ali Sarıkaya ve Cahit Toprak eşlik etmektedir. Cahit Toprak, Bekir Açan’ ın 31,12,2011 tarihinde vefatından dolayı yedekten gelerek yönetime katılmıştır.

Rahmi Ketboğa, 28,10,1940 Eriklice Köyü doğumludur. Alman Harbi diye bilinen 2. Dünya Savaşı sırasında ailenin soy ismi SOYÇİÇEK’ tir. İl Okul’ u bu soy ismi ile bitirir. 1953 yılında okul bitince soy ismi de değişir.” KETBOĞA”. Soy isim değişikliğinin sebebini o da bilemez.

Ancak Muhtar Rahmi mahallesini iyi tanıyor ve sorunlarını biliyor. Şehrin gelişim bölgesi olduğu için müteahhit firmaların ilgi alanı içine girmiş. Lüks ve görünümü güzel konutlar yapılıyor. Modern bir Avrupa kenti görünümünde. Ekonomik durumu iyi aileler çocuklarını okutma uğraşı içinde. Mahallenin acilen bir liseye ihtiyacı var. Bademlik mahallesi sınırları içinde kalan Remzi Yapıcı Lisesi ihtiyacı karşılamıyor. Gazi Mustafa Kemal ve İstiklal İlk Öğretim okulları öğrenci sayısına cevap veremiyor. İstiklal İ.Ö.O 4x4x4 eğitim sistemi gereğince İmam Hatip orta kısmı olarak faaliyet göstermeye başlayınca okul ihtiyacı daha artmış.

Muhtar’ ın bir başka şikayeti de her mahallede cami olmasına karşılık İstasyon mahallesinde cami olmayışı. Her ne kadar yeni bir yerleşim alanı ise de 7000 nüfusu ile bir çok kasabadan daha fazla nüfusa sahip bir mahalledir. Son yapılan genel seçimlerde 3150 seçmen oy kullanmıştır. Bu sayı Kofçaz, Üsküp, Kavaklı, İnece gibi kasabalarımızın seçmen sayısından fazladır.

Muhtarımız özellikle mahalleden iyi rantlar elde eden müteahhit firmalardan cami ve okul yapımı için yardım talep ediyor.

İstasyon mahallesinde çocukluğu ve gençliği geçen Veli Papatya İstasyon’ un eski güzel günlerini şöyle anlatıyor.

-Babam baş makasçı Veli Papatya Selanik-Kavala Kayalarlı macırıdır. Bugün Dostluk Evi olarak kullanılan bina bizim lojmanımızdı. Gençliğimin en güzel günleri orada geçti. Bugün İstasyon meydanında Festival alanı olarak kullanılan bölgede bulunan Kule, tren lokomotiflerinin su ikmali yaptığı yerdi. Bu Kule’ ye su Şehir merkezinde bulunan Çukur Çeşme’ den gelirdi. Çukur Çeşme ile İstasyon arasında döşenen su boruları ile su Kule’ ye aktarılır, Lokomotifler oradan su ikmali yapardı. Çukur Çeşme’ yi korumak için Demiryollarına ait bekçi kulubesi vardı. Fransızların yaptığı bu bina daha sonra bakımsız kalarak yıkılmıştır. Bugün o yerde Kuyumcu Şinasi’ nin yaptırdığı bina vardır. Çukur Çeşme ise 1989 yılı Hıdırellez günü belediye ekiplerince hafriyatla ile dolduruldu. Yapılan şikayetler neticesi Edirne Müzesinden gelen uzmanların çalışmaları ile yeniden temizlendi, fakat tahrip edildiği için o eski nostaljik güzelliği kalmamıştır. Bir müddet sonra yine kapatıldı. Kırklareli tarihi değeri olan bir güzelliğini daha kaybetmiş oldu.

İstasyon çalışanlarının maaşları tren ile İstanbul’ dan gelirdi. Maaş günü yaklaştıkça heyecan artardı. Tren Mahya Baba’ dan göründüğünde makinist iki defa düdük çalarsa maaşlar meşin çanta içinde geliyor demekti. Maaşlar dağıtılınca herkesi bir sevinç kaplardı. Kadınlar Karaumur Caddesine alışverişe, erkekler ise Kasaplar Arasına dostları görmeye giderdi. Bir defasında kuvvetli bir kış olmuştu. Tren Çatalca yakınlarında kar’ a saplanmış 10 gün ulaşım kapanmıştı. Sıkıntılı günler geçirdik. Kümesteki tavuklar azalmaya başlamıştı, trenin iki defa çalan düdüğünü duyunca hepimiz bayram yapmıştık.

Bugün çatısı yıkılmış eski bir bina kimsenin dikkatini çekmez. Festival alanı sonundaki bu bina bir zamanlar Lokomotiflerin bakım atölyesi idi. İstanbul’ dan gelen trenler su ikmali yapar, bakım ve kontrolleri yapılır sefere hazırlanırdı. Binanın önünde lokomotiflerin yön değiştirildiği bir yer vardı. Tren hattı tek hat olduğu için İstanbul istikametinden gelen trenler burada döner daire içine alınır ve tekrar İstanbul istikametine çevrilirdi. Şimdi orası da toprakla doldurulup kapatılmıştır.

İki ayda bir trenle İstanbul’ dan doktor gelir personelin bakım ve tedavisini yapardı. İlaç ihtiyacı olana ilaç yazılır ve İstanbul’ dan gelen trene sipariş verilirdi. 6 ayda bir tren ile sinema gelir, üç gün boyunca istasyon personelinin çocuklarına çizgi filimler, belgeseller gösterilirdi. Kennedy belgeselini ilk defa tren sinemasında izlemiştim. Üç gün sonra tren Edirne yönüne giderdi.

İstasyonun bir başka hareketli zamanı ise pancar sezonunda yaşanırdı. Alpulu Şeker Fabrikasına Kırklareli’ nden yılda 50 bin ton pancar giderdi. Pancar indirme-yükleme taşeronluğunu SARI AZİZ yapardı. Sarı Aziz çok cömert bir adamdı. Gün boyu diren ile pancar indirip-yükleyen işçilerini Basri’ nin Büfe’ de Menemen yedirmeden ve bir şişe Marmara şarabı almadan evlerine göndermezdi. Pancar sezonu çok hareketli olur, güzel olaylar yaşanırdı. Sezon davul-zurna işle açılır, davul-zurna ile yapılan şenliklerle kapanırdı. Gerçek festival o günlerde yaşanırdı. Herkesin katıldığı ve herkesin eğlendiği güzellikler yaşanırdı.

Pancar sezonu sonunda şeker fabrikasında işlenen pancarlarda elde edilen küspelerin Kırklareli’ ne gelişi de ayrı bir eğlence idi. Yine davul-zurna eşliğinde açılış yapılır, herkese verdiği pancara oranında tespit edile miktarlarda küspeleri dağıtılırdı. Bazen ufak tefek itirazlar olsa da Sarı Aziz’ in adaletli dağıtımına herkes güvenirdi. Ufak tatsızlıklar hemen tatlıya bağlanır neşeye dönüşürdü.

İstasyonda bir başka güzellik ise 33. Tümen sevkiyatları sırasında yaşanırdı. 33, Tümene tayin olan veya başka görevlere giden subayların eşyaları trenle gelir ve askeri cemselere yüklenirdi. 33, Tümen Süvari Birliğinin atları için Çorlu’ dan arpa gelir ve buradan askeri birliğe sevk edilirdi. İki beygir gücü ve kuvvetinde olan Macar Kanatası denilen atların trene binişi veya inişi görülmeye değerdi. Biz istasyon personelinin çocukları olarak tren raylarına dökülen arpaları toplar ve bahçede baktığımız tavuk ve hindilerimizi beslerdik.”

Bugün İstasyon’un o eski nostaljisi ve güzelliğinden eser kalmadı. Fakat çağa uygun başka olaylar yaşanmaya başladı. İstasyon caddesi her akşam ( yaz-kış) gezinti yapan ve çay bahçelerinde oturan insanları ile cıvıl cıvıl bir hayat yaşamaktadır. İstasyondan Edirne yoluna doğru giden cadde üzeri ise sokak köftecilerine mekan olmuştur. Hiç biri Basri’ nin Büfe lezzetini vermese de, farklı bir nostaljik hava yaratmıştır. Mithat Baba’ nın köfte ve kokoreçleri ayrı bir damak lezzeti ile öne çıkmaya başlamıştır.

İstasyon Mahallesi son yıllarda trene artan özlem ve nostalji duygularının yükselmesi ile yeni etkinlikler sahne olmaya başlamıştır. Hürriyet Gazetesinin düzenlediği “HÜRRİYET TRENİ” uygulaması ile Kırklareli’ li Perküsyon ustası Burhan Öcal’ ın katılımıyla Trakya Garlarına uğrayan Hürriyet Treni büyük ilgi çekmeye başlamıştır. Trene olan nostaljik özlem yılda bir defa da olsa tatmin edilmeye başlanmıştır.Hürriyet Treninin gelişi büyük bir şenlik ile karşılanmakta, gün boyu süren etkinliklerde, yazarlar kitaplarını imzalamakta ve halk ile söyleşiler yapmaktadır.

Balkan Harbi sırasında yaşanan felaketin arşivlerden alınmış fotoğrafları. Fotoğraflar İngiliz veya Fransız uçakları tarafından çekilmiştir.

İstasyon Caddesi yalnızca hatıralarımızla sınırlı kalmayıp ünü sınırlarımızı aşınca ve Kırklareli’ne gelen herkese “mutlaka İstasyon Caddesinde bir tur at “ tavsiyesi yapılınca cadde şairlerinde şiirlerinde yer almaya başlar. Kırklareli ile ilgili en güzel şiirler İstasyon Caddesi il ilgili şiirlerdir. Milli futbolcu İsmail Kurt çıkarmış olduğu şiir kitabında İstasyon Caddesi ile ilgili şiirinde şöyle anlatır caddeyi,;

İSTASYON CADDESİ KIRKLARELİ
Gurup vakti acep yine kara tren gelir mi
Kavaklıyı geçiyorken haberini verir mi
Asker yolu gözleyenler istasyonda erir mi
Geç gelse de gelmese de bekleniyor bilir mi
İstasyonda güzeller
Dizi dizi gezerler
Delikanlı görünce
Şöyle biraz süzerler
Gidiş-geliş turlarınız acep yine devam mı
Büfe çayhanesi bomboş köşe bina viran mı
Öksüz gibi tüm vagonlar anılarda kalan mı
Sizin de ilk göz ağrınız istasyonda yalan mı
İstasyonda güzeller
Dizi dizi gezerler
Delikanlı görünce
Şöyle biraz sezerler
Süzülerek köyden, kentten bacı kardeş anası
Büyük tutku almak ister bir istasyon sefası
Sergilenir giysilerle son Avrupa modası
Yaşlıları genci ile Kırklareli burası
İstasyonda analar, delikanlı, babalar
Çamların gölgesinde tazelenir anılar

Şair bir de not düşmüş;

“Kırklareli’yi ancak burada doğan, burada yaşayan, bir müddet kalan, sonra ayrılan hasretle anan bilir”