Jolly Tur ile Paris Benelux-3-

BENELÜX PARİS GEZİSİ -3-

 

Gezimizin 3. günü 27.Eylül.2015

 

Gezimizin üçüncü gününde özgürlük ve aşk şehri olarak tanımlanan Paris’ i gezeceğiz. Program yine oldukça yoğun. Paris’ in görülmesi ve gezilmesi gereken o kadar çok güzelliği var ki üç gün içinde bu güzelliklerin tamamını görmek mümkün değil. Tecrübeli rehberimizin bizim için seçtiği programa uygun olarak gezimize başlıyoruz.

Öncelikle Paris’ te mutlaka yapılması önerilen kanal tur adı verilen Sen Nehri üzerinde tekne gezintisine başlıyoruz. Sen nehrinin iki yakasına kurulmuş olan Paris’ in güzelliklerini ilgi ile seyrediyor, bol bol fotoğraf çekiyoruz.

Tekne turumuzdan sonra sırada Notre Dam Katedrali var. Notre Dam denilince hemen aklımıza Notre Damın Kamburu filmi ve Fransız edebiyatının ünlü ismi Victor Hugo’ nun Notre Dam’ ın Kamburu kitabı gelir.

 

Notre Dam Katedrali

Anlatılan efsaneye göre Piskopos Maurice Sully bir rüya görür. Rüyasında görkemli bir kilisenin hayalini görür. Hayalinde gördüğü gibi Katedralin görüntüsünü çizer. 1163 yılında Fransa Kralı VII.Lui döneminde başlayan inşaatın temel taşını kimin koyduğu tartışması uzun yıllar sürer. Temel taşını Piskopos Maurice Sully mi yoksa Papa Alexandır III mü koydu tartışması uzun yıllar Fransa’nın gündemini meşgul eder. Ancak her ikisinin de temel atma merasiminde bulunduğu kesindir.

Temel taşı konusunda bu kadar tartışma çıkmasına rağmen 13 ton ağırlığında ki EMMANUEL adı verilen çan’ ı kimin oraya çıkardığı konusunda bir bilgi bulunmaz. Ancak 1631 yılında Emmanuel yeniden dökülürken kadınlar mücevherlerini atarak küçük te olsa bir katkıda bulunurlar. Çan rengini bu mücevherlerden aldığı konusunda bir varsayım ileri sürülür.

Notre Dam Katedrali bu kadar tartışmalara konu olunca birkaç yüz yıl sonra sahipsiz kalır. Duvarları ve çatısı dökülmeye baslar. Tamir masraflarını kimse üstlenmek istemez ve bir hurdacıya satılması kararlaştırılır. İşte burada ünlü bir yazar Victor Hugo devreye girer. Yazmış olduğu “Notre Damın Kamburu” romanı büyük bir ilgi görür ve Katedrale ilgi artar. Şehir meclisi bu ilgi üzerine katedrali onarır ve bugünlere gelir. Bugün Paris’ in en çok ziyaret edilen dini ve tarihi mekanıdır.

Victor Hugo yarattığı Çingene güzeli Esmerelda ve aşıkları ile, Esmerelda’ ya aşık olan çirkin kambur Quasimodo ile ilişkilerini çok güzel işleyerek hem romana hem de Katedrale ilgiyi arttırır ve Katedral ile birlikte Victor Hugo da kurtulur. Ancak olanlar Çingene güzeli Esmeralda’ ya ve onu gerçekten seven kambur Quasimodo’ ya olur. Roman Esmeralda’ nın idam edilmesi ve Quasimodo’ nun da onun cesedini kaçırarak ortadan kaybolması ile sonuçlanır. Sonunda Quasimodo’ yu Esmeralda’ ya sarılmış halde çürümüş cesetlerini bulurlar. Mutlaka yeniden okunması gereken bir roman olarak tavsiye edilebilir. Romanın daha sonra filmi ve müzikali yapıldı.

Katedralin içini gezerken her an kambur Quasimodo’ ya rastlayacak gibi veya karşınıza Esmeralda çıkacakmış gibi bir hisse kapılırsınız. Ancak bizim karşımıza çıkış kapısının yakınlarında üç adet papaz çıktı. Ellerindeki para kutularını göstererek yardım edilmesini işaret ediyorlardı. Şansımız papazlardan yana herhalde. Üç papaz olunca biraz çekindik tabii.

 

 

 

ÖZGÜRLÜK MEYDANI

 

Paris’ in ve Avrupa’ nın en ünlü meydanıdır. 1789 Fransız devriminin yaşandığı mekan olarak 226 yıldır gündemdedir. Özgürlük isyanının başladığı, Kral 14.Lui ve Kraliçe Marie Antoinette ile birlikte binlerce kişinin giyotinde başının kesildiği meydan o günlerin esintisini hala taşıyor gibi. Anlatılanlara göre o kadar çok kan akmış ki meydanın taşlarından kanları temizlemek mümkün olmamış. Meydan yıllarca kan kokmuş. Bu olumsuz durumdan kurtulmak için meydanın taşları sökülmüş ve başka yerlerde kullanılmış.

 

 

 

 

 

Fransızların imdadına bizim Mısırlı Kavalalı Mehmet Ali Paşa yetişmiş. Luis PHİLİPPE tahta oturup yeni Fransa kralı olduğunda meydanın kanla yazılmış bu tarihini unutturmak için çareler arar. Mehmet Ali Paşa’ da Osmanlı ile savaş durumunda olduğundan Fransızların desteğini ister. Fransa Kralına jest olarak,   2.Ramses’ in tapınağından söktüğü 230 ton ağırlığında 23 metre yüksekliğinde tek blok taşı Fransa kralına hediye eder. Fransızlar başka bir kültür ve coğrafyaya ait olan bu taşa bakarak, şapkalarını yere düşürmemeye özen göstererek kanlı tarihlerini unutmaya çalışırlar. Paşamın hatırası yaban ellerde hala anılıyor ve Fransızlar paşaya minnet duygularını gönderiyorlar mı bilemeyiz ama Luksor dikili taşı Özgürlük meydanının en önemli yapıtı olarak ilgi ile seyrediliyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

EYFEL KULESİ

“Sanatçıların ve halkın yanıldığı eser”

 

1889 yılında Fransız demir-çelik sanayinin gücünü göstermek üzere Uluslar arası fuarda ziyarete açıldı. Yapımcısı Gustave Eiffel büyük eleştirilere maruz kaldı. 6 ay sergilenmek kaydı ile yıkımı durduruldu. Ancak yıkım işi yapımdan daha fazla olacağı için bir müddet daha sabredildi.

Ünlü yazar Victor Hugo Eiffel’ i hiç sevemedi, ancak kendisine Paris’ in en çok neresinin beğeniyorsun sorusuna “ Eyfeli beğeniyorum, çünkü Paris’ i Eyfelsiz görmenin tek noktası orasıdır” diyerek olumsuz görüşünü belirtiyordu. Halk biçimsiz bu demir yığınının sökülmesi için kampanya başlattı. Ancak 1914 yılında yüksekliği Fransa’nın işine yaradı. Yüksekten yaydığı radyo dalgaları ile iletişim kolaylığı sağlayarak Almanlara karşı zafer kazandılar. Bu olay Eyfel’ in ömrünü biraz daha uzattı.

İkinci Dünya savaşında Paris’ e giren Alman Ordularının başında bulunan Hitler Eyfel’de resim çektirerek ilgiyi arttırdı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında yine Almanların ünlü ENİGNA şifresinin çözülmesinde büyük pay sahibi oldu. Daha sonra çekilen ENİGMA Filmi ile ilgi odağı olup binlerce ziyaretçi akınına uğramaya başladı. Eyfel’ in para basmaya başladığını gören Fransa hükümeti Eyfel’ in gelirlerinin % 60 lık kısmına el koydu. Bugün Eyfel’ den elde edilen yıllık gelirin % 4O kısmı Eiffel ailesine gitmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

Bu olay gösteriyor ki sanatçılar ve halk bazen yanılabilir. O günlerin demir yığını diye benimsenmeyen ve beğenilmeyen Eiffel bugün Paris’ in en beğenilen anıtı durumunda ve milyonlarca kişi ücret ödeyerek gezebiliyor. Ne akıllı adammışsın Gustave Eiffel, hem aileni, hem yaşadığın şehri hem de ülkeni ihya etmişsin.

 

 

 

 

 

Zafer Takı ve Şanzelize Caddesi

 

 

Paris’ in bir başka önemli tarihi yapıtı olan Zafer Takı ve prestij caddesi kabul edilen lüks alış veriş mağazalarının, kahvelerin bulunduğu Şanzelize caddesi mutlaka gezilmeli ve Şanzelize’ de bir kahve içilmeli. Eğer Zafer Takının önümde resim çektirip, Şanzelize’ de kahve içmediyseniz Paris’ e gittim demeyin.

 

ZAFER TAKI :

 

Fransızların ünlü komutanı ve İmparatoru Napolyon Bonapart Austerlitz savaşından galip gelen askerlerine yaptıracağı bir zafer takının altından geçerek evlerine döneceği sözünü verir. Bu söz üzerine 18.Şubat.1806 tarihinde Zafer Takı’ nın inşaatına başlanır. Ancak Napolyon rahat durmaz ve 1810 yılında Rusya’ ya saldırı ve Moskova’ yı almak ister. Savaş hüsranla sonuçlanınca Zafer Takı yarım kalır. Zafer Takı inşaatı 1836 yılının 29 Temmuzunda biter. Ancak inşaatı bitiren Fransa Kralı Luis Philippe’ de Zafer Takının altından geçemez. Bir suikast ihbarı alan kral korkudan açılış törenlerini iptal eder.

İmparator olarak Zafer Takından geçemeyen Napolyon 15 Aralık 1840 tarihinde bir tabut içinde Zafer Takının altından geçirilir.

1.Dünya Savaşında ölen Fransız askerleri için Zafer Takının altına bir meçhul asker mezarı yapılır ve mezarın üstende bir alev yakılır. Bu alev 1923 yılından beri hiç sönmemiştir. Her akşam saat 18.30 da bu alev bir gazi tarafından tazelenir ve sönmesi önlenir. 14 Haziran 1940 günü Alman NaziOrdusu Paris’ e girdiği gün dahi bu tören yapılmış ve alman askerlerinin gözü önünde ateş tazelenmiştir.

 

 

 

 

 

Montmartre Tepesi

 

 

 

 

 

 

Paris’ in doğal güzelliğinin seyredilebileceği en yüksek tepesidir. İstanbul’un Pier Loti veya Çamlıca tepesi diyebiliriz. Kelime anlamı olarak “Mont des Martyrs” mutlu değişim tepesi diyebiliriz. Bugün ressamlar tepesi olarak bilinir. Ancak kelime aslına uygun olarak orada yaşayan ressamlar için mutlu bir değişimin başlangıç noktası olmuştur.  Tanınmamış ressamlar Paris’ i en güzel görüp, ilham alabileceği yer olarak burayı seçmişlerdir. Önceleri tabloları para yapmadığı için bir tas çorba karşılığı tablo yapmışlardır. Tepede bulunan çorbacılar duvarlarına asmak zorunda kaldıkları tablolardan şikayet etmeye başlamışlardır. Ancak o sırada ressamlarda meşhur olmaya ve tabloları satılmaya başlayınca olay tersine dönmüştür. Ressamlar meşhur oldukça tablolar para yatıkça çorbacılarda zengin olmuştur. Bir tas çorbaya bu kadar büyük gelir elde edilen yatırım bu olsa gerek. Burada sabırla resim yapan ressamları ve onlara bir tas çorbayı çok görmeyip sabırlı ve hoşgörülü davranan çorbacıları kutlamak gerekir. Sabır ve sebatla ve de inatla yaptığın işi severek ve beğenerek yaparsan başarı mutlaka gelir. Bu sabırlı çalışma ve hoşgörülü çorbacı davranışları Dünya resim sanatına Pablo Picasso, Salvador Dali ve Vincent van Gogh gibi ressamlar kazandırmıştır.

 

 

 

 

 

 

Bugün yüzlerce ressam adayı portre çizerek ayakta kalmayı, bir tas çorba parasına tablonuzu yapmayı ve günün birinde Picasso veya Salvador Dali olacakları günü beklemektedirler. Mutlu değişim tepesi çorbacılar ve ressamlar hayatlarında gerçekten mutlu olabilecekleri değişimler yapmıştır

Arnavut kaldırımlı taş sokaklarında yürüyerek bu sanat köyünü mutlaka gezmek gerekir. Bizim ressam adaylarına örnek olur dileği ile.

Dini ve tarihi bir yapı olan Sacra Cuer Bazilikası mutlaka gezilmeli. Harika mimarisi ile diğer tarihi binalara fark yaratmaktadır.

 

Gezemediğimiz Paris’ ten bize ait bir örnek

 

İnternet sitelerinden elde ettiğimiz bilgiler eşliğinde Paris Camisini tanımak istediğimizde karşımıza ilgin bilgiler çıktı. Cami inşaatı 1.Dünya savaşında ölen Müslümanların anısına yapılmıştır diye geçen bilgi bizi de ilgilendiriyor. 1.Dünya Savaşı sırasında Fransa adına bize karşı savaşan Müslümanları unutmamamız gerekiyor.

Caminin durdurulan inşaatının Mustafa Kemal’ in şahsi bütçesinden gönderdiği yardımlarla tamamlanıp ibadete açıldığını tamamen unutmuş gibiyiz. Tur şirketleri her ne kadar kısa süre içerisinde yoğun tur programında görülmesi gerek çok önemli yerler olduğu için bu Paris Camisini proğramlarına almamış olmaları bence bir eksiklik. Bir kilise eksik gezilir fakat bu cami mutlaka gezilmeli. Tur esnasında gezdiğimiz mimari, dini ve tarihi değeri elbette önemli yapıların çoğu bir müddet sonra hafızalarımızdan silinecek, geriye sadece oralarda çektiğimiz fotoğraflar anı olarak kalacak. Tur şirketlerine tavsiyem Paris gezilerine Paris Camisi de ilave edilirse çok daha anlamlı olur.

Paris Büyük Camii’si (Fransızca: Grande Mosquée de Paris),

Cami, Verdun Savaşı’nda Fransa adına savaşırken şehit düşen 28.000 Müslüman ile I. Dünya Savaşı boyunca yaşamını yitiren toplam 70.000 Müslüman Fransız şehitleri anmak için inşa edildi. Özellikle Cezayirli Müslümanlardan oluşan ve I. Dünya Savaşı’ndan önceki Kırım ve Prusya Savaşları’nda da Fransa adına savaşan keskin nişancıları (tirailleurs) minnet ifadesi olarak caminin yapımına karar verildi. Yapımı 1922’de başladı. Ülkede cami olarak inşa edilen ilk yapı oldu..

Mustafa Kemal, 1919- 1938 arasında her yıl Paris Camii’nin yapımı için “Bizim de çorbada tuzumuz bulunsun” diyerek onar bin frank para göndermiştir. Atatürk’ün ölümünden sonra bu yardım kesilmiştir. Bilgiyi veren; Paris Camii ve Enstitüsü rektörü Abbas Bencheikh El Hocine’dir. Caminin şeref defterinde II. Abdülhamit ve M. Kemal Atatürk’ün Paris Camii’nin inşasına maddi ve manevi katkıları olduğu belirtilmektedir.

Son halife II. Abdülmecit, 1944’te sürgünde bulunduğu Paris’te öldüğünde cenazesi Paris Camisi’ne getirilmiş ve 10 yıl süre ile burada kalmıştır[3]. Camii mütevelli heyetinin cenazeyi daha fazla tutamayacaklarını bildirmesi üzerine cenaze 1954’te Medine’ye gönderildi.