Jolly Tur ile Paris Benelux

BENELÜX- PARİS GEZİSİ

Jolly Tur’un organize ettiği 25 Eylül-02 Ekim 2015 tarihleri arasında, 7 gece 8 gün devam eden Avrupa’ nın batısında kalan ülkelerden Belçika, Hollanda, Lüxemburg, Fransa’yı kapsayan Tur’a katıldık.

Tur’ un başlangıç ve bitiş noktaları Almanya’ nın Duesseldorf şehri olduğu için Tur kapsamına Almanya’nın Köln ve Duesseldorf şehirlerini de katmak gerekir.

Tur rehberliğini YİĞİT TUNCAY, otobüs kaptanlığını ise MUSTAFA Kaptan’ ın yaptığı turda birbirini ilk defa gören çeşitli kültür ve meslek guruplarından oluşan 27 kişilik seyyah gurubu ile çeşitli Avrupa şehirlerini gezdik. Tabii bu kadar süre içinde 5 Avrupa ülkesini gezmek ve tanımak için mümkün olduğunca zamana saygılı olmak ve hızlı hareket etmek gerekiyor. Tur’ a katılanlar daha önce de bu tür organizasyonlara katıldıkları için, kapris yapmadan zamana saygı duyarak ve rehberin söylediklerine katılarak mümkün olduğunca çok ve güzel yer görebilmek için birlikte hareket etmek suretiyle güzel bir gezi oldu diyebiliriz.

Tabii bu kadar kısa süre içerisinde bir ülkenin ve gezilen birkaç şehrin tanınması ve bilgi edinilmesi mümkün değil. Ancak katılımcılar daha önce bu turlara katıldıkları için gezilen şehirler hakkında önceden bilgi sahibi olabilmek amacıyla derslerini iyi çalışmışlar. Bu sebepten rehberin kısa sürede anlattıkları boşa gitmemiş oldu. Bu şehirlere daha önceleri de defalarca turlar yapıldığı ve gezginlerin anıları gazete sütunlarında veya TV ekranlarında bolca gösterildiğinden yeniden ayni şeyleri yazmanın bir anlamı kalmayacağından olaya ve geziye farklı bir bakış açısı ile bakmak gerekir diye düşünüyorum.

1-   25 Eylül 2015 İzmir- Duesseldorf ve Brüksel ( Belçika)

25 Eylül saat 16.30 uçağı ile İzmir’ den havalandığımızdan 3 saat sonra Almanya’ nın Duesseldorf hava limanına iniş yaptık. Orada bizi karşılayan rehberimiz Yiğit ve kaptanımız Mustafa ile bindiğimiz otobüsümüz ile yaklaşık 3 saat süren bir yolculuk sonucu Belçika’ nın ve Avrupa’ nın başkenti Brüksel’e ulaştık. Saatten de anlayacağımız gibi hava kararmış ve gece olmuştu. İlk günün heyecanı ile gece ve yorgunluğu bahane etmeden turumuza devam ettik.

Brüksel şehri üç federal bölgeden oluşan Belçika’ nın Brüksel bölgesinin, Belçika Devletinin ve Avrupa Birliğinin başkenti özelliğini olmayı hak ediyor. Şehir birkaç yüzyıl önce kurutulan bataklığa kurulmuş. Bataklığın içindeki yerleşim yeri anlamına geldiği için adı Felemenkçe’ de Brussel olarak söylenir.

Şehir bu özelliğinden dolayı bize ters gelen bazı durumlara hoşgörü ile bakmaktadır. İspanyol Meydanında çadır kurup etkinlik yapan Kürt gençler dikkatimizi çekti. Kurdukları çadırlara çektikleri Kürt bayraklarının ve Kürdistan haritası diye çizdikleri Fırat’ ın güney kısımlarının altında biralarını yudumlarken gitar eşliğinde Fransızca aşk şarkıları söylüyorlar. Belçika’nın onlara tanıdığı bu özgürlük sadece İspanyol Meydanı ile sınırlı. Biraz aşağıya inip Karel Russel heykelinin olduğu bölgede bu taşkınlıkları yapıp gelenleri rahatsız ettikleri anda Avrupa polis yasaları devreye giriyor.

Bizi rahatsız eden bu durum Brükselliler’ in ilgi alanının dışında kalıyor. Belçika üç federe devletten oluşuyor, üç ayrı dil konuşuluyor fakat savaş veya ayrılık olmuyor ve kimse de bu durumdan rahatsız değil. “Türkiye federasyon fikri ve başka dillerin konuşulmasından niye rahatsız oluyor” diye soruyorlar. İspanyol meydanından bakınca iş belki öyle görünüyor amma, bir de Türkiye’ nin yapısını ve gerçeklerini bilebilseler. Nasrettin Hoca fıkrası gibi. Caminin minaresinden yere bakmakla, yerden minareye bakmak arasındaki farkı o zaman anlayacaklar. Nereden ve nereye nasıl bakıldığına bağlı.

Avrupa Birliğinin üç ana kurumu olan AB Komisyonu, AB Bakanlar Konseyi ve Avrupa Parlamentosu Brüksel de olduğu için militan Kürt guruplar Brüksel’ i mesken tutmuş. Avrupalı parlamenterleri etkilemek ve Kürt sorununu anlatmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlar.

Brüksel de etkinlik yapan Kürtlere karşılık Afyon Emirdağlılar Meydanı boş bırakmamışlar ve hayli etkin bir gurup oluşturmuşlar. Aradaki fark, Emirdağlılar yıllarca çalışıp birikimleri ile iş ve servet sahibi olmuşlar, Belçika’ ya ciddi vergi ödüyorlar ve ekonomiye katkıları yadsınamaz. Kürtler ise çalışmadan politika yapıp Avrupa’nın dikkatini çekmek istiyorlar ve devamlı yardım talebinde bulunuyorlar.

Brüksel’ de üçüncü azınlık gurup ise eski Belçika sömürgesi Kongo’ dan gelen siyahlar. Brüksel için gerçek sorunu bunlar oluşturuyor. Çünkü eski köle zenciler artık uyanmış ve ülkelerinin nasıl yüzlerce yıl sömürüldüğünü, bugünkü yoksulluklarının sebebini iyi biliyorlar ve bu durumu Brüksellilerin yüzlerine vurmaktan da çekinmiyorlar.

Brüksel’ in en önemli yerleri arasında GRAND PLACE dedikleri büyük meydan yer alır. Büyük meydan ihtişamlı yapıları ile günümüzün en önemli tarihi meydanlarından biridir. Belediye binası tüm haşmetli görünüşü ile dünü bugüne taşıyor. Gece ışıklandırılmış hali çok daha görkemli oluyor. Ancak meydan Fransızların Lui’ lerinden çok çekmiş. 1697 yılında ağırlaşan vergilere isyan edip Fransa’ ya kafa tutan Belçikalılar 14.Lui’ nin gazabına uğramış. Fransa Kralı14.Lui meydanı tamamen yakıp yıkmış.

Belçikalılar bu duruma pes etmemiş. Halk kendi aralarında topladığı paralar ile Grand Place yeniden inşa etmiş ve bugünler gelmesini sağlamış. Meydanda lonca binaları önemli yer tutar. Meydanda bugüne kalan anılar ise hayatının bir kısmını Brüksel’ de sürgünde geçiren ünlü Fransız yazar VİKTOR HÜGO Sefiller romanını meydanda bulunan bir binada tamamlamıştır. Kuğulu bina olarak niteleyeceğimiz bir başka bina ise Kominist partinin ilk toplantısına ev sahipliği yapmıştır.

Brüksel’ in bir diğer ilginç yapıtı ise 1619 yılında yapılmış olan Manneken Pis  (İşeyen Çocuk) heykelidir. Heykel dediğimize bakmayın lafın gelişi 60 cm boyunda. İşeyen çocuk hakkında birçok hikaye uydurulmuş. Uydurulmuş diyoruz çünkü o zamana ait yazılı bir belge ile kanıtlanmıyor hikayeler. Bir hikaye’de şehirde yapılan şenlikler sırasında, ki bu şenlikler bira şenlikleri olur, bir çocuk kaybolmuş. Birkaç gün sonra baba oğlunu bir köşede çiş yaparken bulmuş. Oğlunu bulduğuna çok sevinen baba o günün anısına oğlunun çiş yaparken bir heykelini yaptırmış. Bir başka hikaye de ise şehirde çıkan bir yangını bir çocuk çiş yaparak söndürmüş. Çocuk değil sanki itfaiyeci mübarek, nasıl çiş yaptı ise.

Bence burada anlatılan veya uydurulan hikayelere değil anlatılmayanlara bakmak lazım. Belçika bira’ nın anavatan’ ı ve ülkede 240 üzerinde bira markası var. Bizde ise iki veya üç marka saymak mümkün değil. Bu kadar çok biranın tüketildiği şenliklerde insanlar çış yapacak yerler arar. Kim bilir belki de bu olay biracılara göndermedir. Ancak yanlış anlaşılması diye çocuk sembolize edilmiş. Yoksa ayni ölçüleri büyükler için uyguladık mı ortaya hoş olmayan bir heykel çıkabilir. Belçikalılar belki bu durumu da düşünerek çocuğa yüzlerce kıyafet hazırlamışlar. Belki bir gün birileri işeyen biracı heykeli de dikebilir.  

Kısa bir süre içinde gezebileceğimiz kadar gezip, aklımızda tutabileceğimiz kadar da bilgi sahibi olduktan sonra rehberimizin eşliğinde konaklayacağımız hotelimize ulaştık.

Mustafa KARACA