Kabaç Hatun’un Seksen Askeri – Bünyamin Çakır

205

Arap Emevi Orduları istila için 673 yılında Buhara’ya geldiğinde Batı Göktürk İmparatorluğu dağılmış, bölge kent devletleri şeklinde ynetiliyordu. Buhara kenti de Türk kökenli Kabaç (Kınık) Hatun isimli bir melike tarafından yönetilmekteydi. Kabaç Hatun bölge halkı tarafından çok sevilen başarılı ve âdil bir melike idi. Emevî orduları karşısında tutumu ile de çok yazılan ve konuşılan tarihi bir şahsiyet oldu.

Bazı tarihçilere göre asıl adı Kabaç Hatun’dur. İlk İslamî akınlar devirlerde Buhara Melikesi olan bu Türk hatunu, o sıralarda Buhara hükümdarı olan eşi Beydun ölünce henüz bebek olan oğlu Tuğşad’ın adına Türk geleneklerine uygun olarak Buhara melikesi oldu (672)

Kabaç Hatun’un Arap Emevi Ordularına Karşı Siyaseti;

Tarihçilerin otoriter bir kadın olduğunu söyledikleri Kınık Her sabah iç kalenin “Alaâtin Kapısı” denilen büyük kapısının önünde halkın şikayetlerini dinler, suçluları cezalandırır, gerekli gördüğü kimseleri azleder, yenilerini göreve getirirdi. Öğleden sonra tahtına oturur, kentin ileri gelenlerini, eşraf ve ayanını, yerli halkın bir tür temsilcileri olan “dikhanları” kabul eder, onlarla görüşür, konuşur ve yapılması gereken şeyler hakkında görüşmelerde bulunurdu. Çoğu zaman bu görüşmelerin akşama kadar sürdüğü de olurdu.

Kabaç (Kınık) Hatun, İslam orduları Buhara’yı kuşattığında (673), o civar illerdeki diğer Türk beyliklerle anlaşma yaparak, Ubeydullah ile eli silah tutan, iyi ata binen ve iyi ok kullanan iki bin Buharalı Türk gencin karşılığında anlaştı. Ubeydullah, Buharalı bu gençleri Basra’ya getirerek, daha sonra Türk Buharalılar mahallesi olarak ünlenen semte yerleştirdi.

Kınık Hatun’un Buhara Melikeliği, Ebu Bekr Muhammed B.Cafer En-Narşani’nin Tarih-i Buhari isimli esesrine göre on beş yıl kadar sürdü, 690’lı yıllarda öldü. Kınık Hatun, yönetici kişiliği yüksek, olaylar karşısında duygusal değil, akıl ve muhakeme gücünü kullanan, bir Türk Melikesi olarak tanınmıştır.

Said Bin Osman’ın Seksen Türk Askerine Yaptığı Hile;

676 senesinde Ubeydullah’ın yerine Horasan valisi tayin edilen Sa‘id b. Osman Buhara’yı kuşattı. Sa‘id b. Osman’ın ordusunun büyük kısmı Basra’da fena işlere karıştıkları için hapsedilmiş insanlardan oluşuyordu. Bunlar arasında Fars yolunda Hac yolu kesen eşkıyalar bile bulunmakta idi.(1)

Sa‘id, Buhara’dan sonra  Semerkand’ı da ele geçirmek düşüncesindeydi. Kabaç Hatun, onun Buhara’dan ayrılmasından sonra harekete geçebilir, Semerkand seferi sırasında Emevi ordusuna yeni bir taarruzda bulunabilirdi. Bunun için Hatun’a bir elçi gönderip “Ben şimdi Semerkand’a gidiyorum. Sen benim yolumun üzerindesin. Benim yolumu kesmemen ve bana sıkıntı çıkarmaman için teminat olarak direniş ve şavaşma yeteneği yüksek soylu ailelerin çocuklarından rehine göndermen lazım.” dedi. Kabaç Hatun, Buhara melikzadeleri ve dihkanlarından oluşan seçkin askerlerinden seksen kişiyi rehine olarak göndermeyi kabul etti.

Said Semerkant seferini bitirip Buhara’ya döndü. Kabaç Hatun,Semerkand seferini tamamlayıp selametle geri döndüğüne göre artık rehinelere ihtiyacı olmadığını bildirdi ve onları geri göndermesini istedi. Sa‘id, “Hala senin saldırılarından emin değilim. Ceyhun’dan geçene kadar rehineler benimle kalacak.” Diyerek hile ve yalanla onları medineye kadar götürdü.

Medine’ye varınca Türk Gençlerinin kılıçlarını ve kemerlerini aldı. Soyluların yaygın olarak kullandığı diba elbiseler, altın ve gümüşten her ne varsa hepsini aldıl.  Yerine köle kıyafetleri verip köle gibi çalıştırmak istedi.

Seksen Türk Askeri Horasan Valisini Medinede Sarayında Öldürdü;

Rehine Türk askerleri bu duruma çok üzüldüler ve “Bu adamın bize yapmadığı aşağılama ve zillet kalmadı. Bizi kulluğa aldı ve zor işler yapmamızı emretti. Zilletten öleceğimize, bari faydalı bir şekilde ölelim, ölümümüz soylu ve şanlı olsun diyerek söz birliği yaptılar.

Sa‘id’in sarayına girdiler, kapıları kapadılar. Sa‘id’i öldürdüler. Kendilerini dahi ölüme attılar. (2)

Olay Medine’de duyulunca devlet kuvvetleri ve Arap halk rehine olarak medineye hileyle götürülen Türk gençlerinin üzerine saldırdı. Türk gençleri geri çekilerek o civardaki bir dağa sığındılar. Medine halkı dağın etrafını çevirerek gençleri ablukaya aldılar.

Türk asilzâdeleri teslim olmayı düşünmüyordu. Onlar için özgürlük ve haysiyet hayatlarından daha önenli idi. 80 kişilerdi . Araplar, gençlerin üzerine hücum etmeye çekiniyorlardı. Onlar; ölümden korkmayan, yüksek savaş yetenekleri olan örgütlü bir takım olmuşlardı. Üçyüz spartalı gibi açlıktan ve susuzluktan bitkin düşünceye kadar  direndiler. Ümitleri tükenince İsauralı askerler gibi Ya İstiklal, Ya Ölüm” Parolasını uyguladılar. kendilerini öldürerek emevileri yıkacak Abbasi Ayaklanmalarını ilk siyasi ve askeri hareketini başlattılar.“

Kaynaklar: (1) Göksu Erkan Buhara Melşkesi Kabaç Hatun Türkiyat Araştırmaları Dergisi Sf 272
(2) Göksu Erkan Buhara Melşkesi Kabaç Hatun Türkiyat Araştırmaları Dergisi Sf 273

Bünyamin Çakır – Sarantalı Köylüm Gazetesi