Kapımızdaki Tehlike; Gıda Enflasyonu ve Gıda Krizi

198
Necdet Göç

Hepimizin diline dolandı ve hayatımıza yön verir olduğunu sandığımız “Pandemi Süreci” son günlerin klasik söylemi olarak hayatımızdaki yerini aldı. Yaşadığımız birçok olumsuzluğu hemen bu sürece bağlayarak olumsuzluklardan da sıyrılıverdiler. Yani beceriksiz ve basiretsizler her zaman olduğu gibi başarısızlıklarına kılıf buluverdiler. Suçlu ve sorumlu bu sefer COVİD-19 oluverdi. Gerçek öyle mi? Hayır hiç de öyle değil. Evet pandemi sürecini görmezden gelemeyiz. Ancak, bu ne ilk ne de son olacaktır. Zaten yönetim de bunun için yok mudur? Yönetimlerin her zaman krizi yönetecek bir planı mutlaka olmalıdır. Yani iyi günde başarı bizim, kötü günde mutlaka bir tukaka bulunur. Yok öyle yağma iyi ve kötü sürecin tamamından bulundukları makamı işgal eden herkes sorumludur. Siyasetçisinden, bürokratına, çalışanına kadar hem de herkes sorumludur. Ancak burada en büyük suçlu politikalara yön veren ve o erki kullananlardır, yani karar vericilerdir. Çünkü tercihleri bu sonucu doğurmaktadır.

Özellikle pandemi sürecinde sağlık sektörü ile birlikte en çok gündemimizi meşgul eden tarım ve gıda sektörü oldu. Artık toplumun gündemine hiç giremeyen sektörün cefakâr çiftçileri bir anda toplumun kahramanları oluverdiler. Tarım ve gıda artık çok önemliydi. Çiftçiler de öyle. Ancak pandemi süreci halen devam etse de hayatımız normale dönünce yine unutuldular. Unutuldular unutulmasına da ancak bu süreç karşımıza öyle bir çıkacak ki, işte o zaman anlayacağız işin ciddiyetini.

Üretmekten uzak, üreticiyi tasfiye eden bir sistemin bir gün duvara toslaması elbette kaçınılmazdır. Özellikle 1980 sonrası politikalar ülkemiz tarım ve hayvancılığının içinden çıkılması zor bir sürece doğru sürüklemektedir. Kolaycı bir tavırla sektörü tasarlama mantığı altında amaç köylüyü tasfiye etmekti. Aslında bu anlayış üretici köylüyü üretimden uzaklaştırma sürecinde epey yol aldı da. Tarım toprakları satışa zorlanarak, büyük ölçekli ve devlet destekli çiftlikler kurularak arzu ettiklerine ulaşmaya çalıştılar. Ancak kafalarında olanla, gerçeğin örtüşmediği alenen ortada. Gelinen durum henüz kriz noktasına ulaşmasa da gerçek üreticiyi saf dışı bırakan tarım politikalarının iflas ettiği çok rahatça görülmektedir. Teknoloji ve hammadde üreterek söz sahibi olmak yerine küçük çıkarcı grupların menfaatinin ön planda olduğu, teknoloji ve hammadde olarak dışa bağımlı bir sektör ne kadar ayakta durabilir. Döviz kuru birilerini ilgilendirmeyebilir. Ancak üretici ve tüketiciyi çok da yakından ilgilendirmektedir. Evet, bir teknoloji geliştirmiş olsanız, tarımda kullanılan girdiyi de dışa bağımlı olmaktan kurtardıysanız kur sizi ilgilendirmez. Gerçek öyle mi? Bu gün hayvancılık yapmaya çalışan üreticinin belini büken yem fiyatları döviz kuruna bağlı olarak her geçen gün üreticiyi içinden çıkmaz bir duruma sokmaktadır. Süt ve yem sanayi üreticiyi kıskaca almıştır. Süt fiyatını alırken de döviz kurunu bahane ederek yemi satarken de satış fiyatını yine sanayici belirliyor. Kesinlikle üretici açısından sürdürülebilecek bir durum değildir. Bu süreç önümüzdeki yılda birçok üreticinin tasfiyesi anlamına gelmektedir ki, bu da sadece o üreticileri değil tüm toplumu yakından ilgilendiren bir sorun olarak karşımıza çıkacaktır.

Paramız var ki alıyoruz gibi söylemleri de gördük yakın zamanda. Elbette paranız varsa eğer bastırırsınız istediğiniz her şeyi alırsınız. Tabi olan bir şeyi alırsınız. Yani olan paranızın olmayan bir şey için anlamı da yoktur.

Tüketicilerin temel ihtiyaçlarından en önemlisi olan bitkisel yağ açığımız nedeniyle en çok dışalım yaptığımız ürünlerin başında ayçiçeği ve ham yağ gelmektedir. Paramız olmasına rağmen, dışarıdan alabileceğimiz ürün olmaması, döviz kurunun yüksekliği yerli üretimin önemini bir kez daha ortaya koymuştur.

Küresel iklim krizi ve meydana gelen kuraklığın etkisi ile hem ülkemizde hem de ayçiçeği ihraç eden ülkelerdeki yetersiz üretim, iç piyasada ayçiçeği fiyatları 2020 üretim yılında beklentilerin üzerinde gerçekleşmiş, önceki yıllarda hayal kırıklığı içinde olan üreticilerimizin yüzünü bir nebze de olsa güldürmüştür. Bu durum ayçiçeği üreticilerimize yaramış gibi görünse de önümüzdeki süreçte tüketicilerin mutfağında enflasyon yangını olarak görülmesi de kaçınılmazdır. Aslında burada öncelikli olarak yapılması gereken ayçiçeği fiyatlarının piyasa koşullarında üretici lehine oluşan fiyatların daha etkin bir destekleme modeli ile tüketici aleyhine oluşacak sonuçların önüne geçile bilinirdi. Tüketiciler için hal böyleyken aslında üretici için de önümüzdeki yıllarda hammadde temininde ciddi fiyat artışı olarak karşısına çıkacaktır. Bugün yaşanan bu sorun geçmiş yıllarda da yaşandığı gibi önümüzdeki yıllarda da yaşanılması kaçınılmazdır. Üreticileri ve tüketicileri, yani ulusal çıkarları düşünen politikaları hayata geçirmek için önlemler derhal alınmalıdır.

Yazımı, Istranca eteklerinde Yörükbayır köyümüzde üreticilik yapan genç bir çiftin ürettiği doğal nefis süt ve yine doğanın bize sunduğu böğürtlenle harmanlanmış sütü içerken yazdım. Bize verdiği nimetlerden dolayı doğaya ve üreticilerimize minnet duygularımı sunarım.

Sağlıkla kalın.

1 Yorum

Comments are closed.