Karahamza Köyü

272

Kırklareli İl merkezine 28 km uzaklıkta bir köyümüzdür. İnternet bilgilerine ulaşırsak eğer, bakın karşımıza nasıl çelişkili bilgiler çıkıyor. Güya köyün tarihçesi anlatılıyor. Daldan dala konar gibi, tarihler arasında yüzyıllar gün gibi sayılarak yüzeysel bilgiler sunuluyor. Bu tür eksik ve yetersiz bilgiler maalesef kaynak gösterilip köylerimizin ve bölgemizin tarihi saptırılıyor.

Karahamza Köy İlkokulunda 1970 tarihinde Sebahattin Düzgün tarafından derlendiği belirtilen ve köyün tarihini anlatan yazıda köyün 1630 lu yıllardan başlayan tarihini anlatıyor. Artık efsaneleşen bu öyküde 400 yıl kadar önce KARAHAMZA isimli bir çoban’ ın merada koyun otlatırken köyün bulunduğu çiftliğin sahibi olan HÜSNÜ BEY’ e rastlaması ve aralarında geçen sohbeti anlatır. Çiftlik sahibi Hüsnü Bey çoban Karahamza’ nın mert tavrından etkilenir ve ona “ seninle komşu olalım, gel sana buradan bir yer vereyim, buraya yerleş ve bana komşu ol “ demesi ile başlayan efsane daha sonra Hüsnü Bey’ in çiftliği Edirneli CÜCE BEY’ e satmak istemesi ve neticede çiftlik yerinin Hüsnü Bey’ in babasının da yardımı ile köylüler tarafından satın alınmasıyla devam eder. Daha sonra çiftlik yerine kurulan köye bu çobanın anısına Karahamza Köyü adı verilir.

Fakat internet bilgilerine girildiğinde Karahamza’ yı Cumhuriyet döneminde yaşamış bir kişi ve çiftliğin sahibi olarak yazar. Efsane yine aynidir ama, arada 400 yıl kadar kısa bir zaman dilimi vardır.

“Osmanlı döneminde Bulgar köylüleri ile bir arada yaşanıldığı bir köydür. İkinci Dünya Savaşı sırasında Türk Askerlerinin karargah kurduğu bir köydür. Cumhuriyet döneminde buranın bir çiftlik olduğu ve sahibinin de Karahamza lakaplı bir kişi olduğu yaşlılarca söylenmektedir. Sonradan çiftliği bağışlayıp buranın köye dönüşümü gerçekleşmiştir.”

Biz efsaneyi yerinde köylülerden dinlemek, hem de yaşlılarla sohbet edip yazılabilecek daha farklı bilgiler ve tarihi olaylar var mıdır diyerek 23.Temmuz.2015 tarihinde Karahamza köyüne bir ziyaret yapıyoruz. Karahamza köyünde soğuk demir ve zirai aletler tamir ve satışı yapan Ersan Akkafa’nın organizesi ile köyün yaşlılarını bir araya getirip sohbet toplantısını yapıyoruz. Köyün yaşlılarından DAVUT TELLİ ile sohbetimizde ilginç bilgilere ve ipuçlarına ulaşıyoruz. Zaten çevredeki bulgular köyün tarihinin yalnızca Karahamza ve Hüsnü Bey efsanesi ile sınırlı olmadığını gösteriyor.

Köyü ortadan ikiye ayıran derenin batı yakası 1912 Balkan Savaşı öncesi Osmanlı vatandaşı Bulgar köylülerinin yaşadığı ayrı bir mahalle imiş. Bulgar köylüler Çeşmeköy yoluna doğru uzanan buğday ve ayçiçeği tarımı için uygun olmayan verimsiz tarlalara sahip imiş. Ancak bu tarlalar bağcılık için çok elverişli olduğundan Bulgar köylüler tamamen bağcılık konusunda uzmanlaşmışlar. Bağcılık ile uğraşan Bulgar köylülerin ekonomik durumu buğday eken Türk köylülerden daha iyi durumda imiş. Buna rağmen Türklerin bölgeye geldiği 1362 yılından 1912 yılında başlayan Balkan savaşlarına kadar köyde yaşayan insanlar din, dil, ırk ayrımı konusu gündeme gelmeden 550 yıl kardeşçe yaşamışlar.

Balkan savaşı başlayıp Bulgar askerleri sınırdan geçince Bulgar köylülerde bir değişiklik olmuş. Köyün dışında bulunan Bulgar askerlerine kilise papazının da yardımı ile yiyecek, içecek gibi lojistik destek sağlamaya başlamışlar. Bazı evlerden ise Türk kuvvetlerine karşı ateş açılmaya başlamış. Bulgar ordusu köyü işgal edince

550 yıllık komşuluk bitmiş ve bugün hatırlanmak dahi istenmeyen olaylar yaşanmış. 1913 Yılında başlayan 2.Balkan harbinde işler terse dönünce ve Bulgar ordusu çekilince işbirlikçi köylülerde başlarına geleceklerden korktukları için Bulgaristan’ a göç etmek zorunda kalmışlar. 150 hane Bulgar vatandaşın yaşadığı köyde bir adet “Aya Konstantin ve Helena Kilisesi” isimli kilisenin varlığı kayıtlarda görülmektedir. Bu konudaki belgeler ve bilgiler için

1- Panayot Majarov’ un “ Doğu Trakya’ da Bulgar Köy Listesi” isimli kitabı,

2- Angeliki Giannakidou’ nun Petra ve Skepolos

3- Barış Toptaş’ ın “ Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi olarak hazırlanan ( Kırklareli Merkez İlçe ve Köylerinde Gayrimüslim Esreleri) isimli tez çalışmaları dikkatle incelenmelidir.

Ayrıca Balkan Savaşları sırasında Kırklareli’ ni savunan 3. Kolordu Komutanı Mahmut Muhtar Paşa’ nın danışmanı olarak savaşı cephede izleyen Alman Subay G.V.HOCHWAHTER’ in kaleme aldığı günlükleri ibretle okunmalıdır. Hochwahter bizzat şahit olduğu olayları detaylı bir şekilde günlüklerinde anlatmaktadır.

Savaş bitince zoraki ayrılık başlamış. Bulgar köylüler çekilirken korktukları başlarına gelmemiş. Her şeye rağmen 550 yıllık komşuluğun ve dostluğun hatırına yollar fazla üzücü olaylar meydana gelmeden dostça denemez ama, düşmanca da olmayacak şekilde ayrılmış. Çünkü bu kısa süreli işgal sırasında cahil askerlerin yapmak istediği bazı kötülükleri Bulgar köylüler önlemiş. Bulgar askerleri Polos’ da olduğu gibi çocukları öldürmek istediğinde Bulgar kadınlar askerin önüne çıkarak veya çocukları kucaklarına alarak bu vahşeti önlemişler. Yüzlerce yıla dayanan dostluk ve komşuluk örneği bu olsa gerek.

Türk köylüler kilise papazlarının savaş öncesi ve savaş sırasında yaptıklarını,  kiliselerin taşlarını sökmek suretiyle kiliseleri cezalandırmışlardır. Kayıtlarda 1870 yılında yapıldığından bahsedilen “ Aya Konstantin ve Helena Kilisesi’ nden hiçbir iz kalmayacak şekilde taşları sökülmüş evlerin temellerinde kullanılmıştır. Kilisenin yerine bugün İlkokul binasının yapıldığını öğreniyoruz. Köyde hatıra olarak kalan ve zamana direnen 3-4 eski Bulgar evi ise hala ayakta kalma mücadelesi veriyor. Bulgarların gidişi ile birlikte sökülen kilisenin taşları ve Bulgarlara ait bağ kütükleri de onlarla birlikte gitmiş. Köyde hatır için dahi bir dönüm bağ bırakılmamış, Bulgarlar bir daha gelecek olurlarsa bağcılık yapamasınlar yani köyde geçinemesinler düşüncesi ile.

Derenin beri yakası ise Çiftlik arazisi ve Karahamza’ yı unutmamak için olacak, hala ÇİFTLİK MAHALLE olarak anılıyor.

Davut Telli ile devam eden sohbetimizde köyde üç adet kimliği ve kaynağı bilinmeyen mezarlık olduğunu öğreniyoruz.

1- SELVERLER MEZARLIĞI

Karahamza-Erikler yolu üzerinde olduğu bilinen ancak kaynağı ve tarihçesi bilinmeyen bu mezarlık hakkında iki farklı efsane bugünlere kadar ulaşmış. Davut Telli’nin anlattığına göre tarihi Traklar’ a kadar uzanan eski bir köy imiş. Köyün içki ve kumardan, zevk-ü safadan yıkıldığı söylencesi var. Mezar sayılarına bakarsak eğer hayli büyük bir köy olmalı. Kumar ve zevk-ü safaya gelince ise kanıtlanması ve inanması biraz zor gibi. Bölgenin sürekli savaş alanı olması, defalarca işgal ordularının bölgeden geçmesi sırasında birçok köyün yakılarak yok edildiğini tarihi kaynaklardan biliyoruz.

Selver’in kelime anlamından çıkarak köye neden Selverler Köyü veya mezarlığı denildiğini çözmeye çalışalım. Selver’ in iki önemli kelime manasından bir tanesi

“Enerjik, yaşamaya ve zevke düşkün“  Eğer bu anlamdan yola çıkarsak insanlarda köyün isminin anlamı gibi zevk ve sefa içinde yaşayarak mı felakete sürüklendi acaba? Çünkü Davut Telli’ nin iddiası köyün bu sebeple battığı yolunda. Selverliler son günlerinde acaba Pompei’ nin son günleri gibi eğlenceli günler sonunda mı sona geldiler.

İsmin anlamını çözmeye devam ediyoruz. “ Savaşçı, zihin gücü ve kültür zenginliği olan, engelleri ve güçlükleri kolayca aşabilen” açıklamasından yola çıkarsak eğer bu bizi Balkanların ilk fatihleri Osmanlı akıncıları veya Karadeniz’ in kuzeyinden gelen Türk boylarına götürür. Köyün “GACAL KÖYÜ” olarak tanımlanması bu görüşü daha ön plana çıkarıyor. Burada Gacallar’ ın göç olaylarına da değinmek gerekiyor. Yazımızın devamında söz edeceğimiz İDRİS KALFA yatırı göz önünde alınarak yapılacak bir araştırma da Osmanlı’ dan çok önceleri bölgeye gelen Horasan Erenlerinden söz etmek gerekiyor. Çünkü bölgede çok sayıda eren mezarı var.

2- HEMŞERİ MEZARLIĞI

Selverler Mezarlığı büyük bir mezarlık olan Hemşeri mezarlığı ismi gibi ilginç bir yer. Köyün mandırasının olduğu tahmin edilen buluntular ve temel izleri her türlü yağmaya karşın bugünlere ulaşabilmiş. Bölgede bir yaşam olduğu ve köyü işaret eden her türlü bulgunun günümüze ulaştığı göz önüne alınacak olursa, bölgeye Hemşeri Mezarlığı değil HEMŞERİ KÖYÜ diyebiliriz.

3- KOŞKODAN MEZARLIĞI

Bu mezarlığın bulunduğu bölge BAKACAK SIRTI olarak biliniyor. Türk ve Bulgar kuvvetleri şiddetli çatışmalar yapmış. Şehit olan askerlere ait olduğu tahmin edilen 800 adet mezarın olduğu tahmin ediliyor. Diğer mezar kalıntıları ise bizi Traklar’ a kadar götürebilir. Bölge konuyu iyi bilen uzman arkeologlarca iyice tetkik edilmeli. Yoksa arkeolojik bilgisi tahrip ile sınırlı define avcıları ileride inceleme yapmak isteyenlere hiçbir bulgu bırakmayacak kadar hızlı çalışıyor.

Koşkodan kelimesinin “ insanı mutlu eden sesler, sonbaharda yere düşen kurumuş yaprakların üzerinde yürürken çıkan ses” gibi anlamlara geldiğini öğrendiğimizde mezarlığa neden Koşkodan dendiğini daha iyi anlıyoruz. Mezarlık yakınlarında bulunan değirmen kalıntıları bizi eski bir yerleşim yeri olduğu düşüncesine götürüyor. Kim bilir belki bir Trak köyü veya bir Bizans köyü idi. Değirmenden gelen su sesi, ormanın ses’i insanları o yıllarda mutlu etmeye yetiyordu.

HASAN ÇAKIR ETNOGRAFİK ESERLER

Sohbetimize aramıza yeni katılan mahalli araştırmacı Hasan Çakır ile devam ediyoruz. Hasan Çakır “ ben belgesiz konuşmam “ diyerek bir çanta dolusu kitap ile sohbetimize katıldı. Kitaplar Türklerin tarihinden, Balkan Savaşlarına kadar çeşitli konuları içeren belgesel nitelikli kitaplar. Hasan Çakır’ ın kütüphanesinde 2500 civarında kitap bulunduğunu öğreniyoruz.

Hasan Çakır sadece kitap ve tarih konularında araştırmacı değil. Köyde topladığı eşyalar ile bir Etnografya Müzesi kurma çalışmaları devam ediyor. Şu an bir müze açacak kadar eser toplamış. Son olarak 200 yıllık olduğu söylenen bir halı tezgahını onarmaya çalışıyor. O tezgahta dokunan bir seccade ise iyi kollanmadığı için çürüyüp dökülmek üzere. Seccadenin onarılması için Kırklareli Müze yetkililerine müracaat etmiş, cevap bekliyor. İlgilenen olursa sevinecek. 200 Yıllık bir eser söz konusu olunca insan elbette heyecanlanıyor.

Hasan Çakır ve Davut Telli’ nin bilgilerine göre Karahamza köyünü GACAL köyü olarak tanımlayabiliriz. Buralarda Gacal ve yerli kelimeleri eş değerde anlam kazanmıştır. Osmanlılar Rumeli’ye geçip bölgede yayılmaya başladıklarında karşılaştıkları toplumlar arasında Türk boyları olan Gacallar da vardır. Rumca konuşan Bizans’ın Turkopulos yani Türkoğlu dedikleri ve Türkçe konuşan Gacallar Osmanlıdan önce Kırım üzerinden Balkanlara gelmişlerdir. Bu sebeple Osmanlının bölgede tutunması ve yayılması kolay olmuştur. Öncelik hakları olduğu için kendilerini bölgenin yerlisi kabul etmişlerdir. Birisi “ ben buranın yerlisiyim “ derse bilinsin ki o gacaldır, kökleri Osmanlıdan öncelere dayanır. “Ben Gacal’ ım “ diyorsa eğer o bölgenin yerlisidir.

İDRİS KALFA YATIRI

Köyden 2 km kadar uzaklıkta Sakal Tepe mevkiinde ormanlık alan için bulunan İdris Kalfa yatırı hakkındaki bilgilerimiz yine efsane nitelikli bilgiler. İdris Kalfa yatırının tarihi tahminen 1400 lü yıllara dayanıyor. Bölgedeki yatırların “ Topçu Baba- Koyunbaba- Binbir Okul Ahmet Baba- Mercan Baba- Muhittin Baba “ gibi, tarihleri bizi bölgenin ilk fetih yıllarına götürüyor.

İdris Kalfa yatırı hakkında resmi bilgileri Kırklareli İl Kültür Müdürlüğü Folklor Araştırmacısı Zekeriya Kurtulmuş’ un çalışmasından okuyalım.

İDRİS KALFA YATIRI

KaraHamza köyü Sakal tepe yolu üzerinde günümüzden 15 yıl öncesine kadar mevcut olan mezar 1980 yıllarında hazine arayıcıları tarafından talan edilerek ortadan kaldırılmıştır. Mezar taşı delikli olup, deliklerin içine dilek dileyenler tarafından para bırakılır. Parayı bırakanlar gider ve bir kaç gün sonra dönüşlerinde bıraktıkları paranın alındıklarını görürlerse diledikleri dileklerin gerçekleşileceğine inanırlar ve mezarın başındaki ağaca bez bağlarlardı. Köylülerin verdiği bilgiye göre mezar 1400 lü yıllardan kalma olup hakkında yazılı kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır.

Ersan Akkafa ile birlikte İdris Kalfa yatırını bizde ziyaret ettik. Mezar defineciler tarafından talan edildikten sonra yeniden yapılmış. Başucunda bulunan Menhir taşı belirtildiği gibi delikli taş. Taşlardaki delikler define arayıcıları tarafından bir işaret kabul edilmiş ve etrafta bilinçsizce kazılar yapılmış.

İdris Kalfa ve etrafındaki mezarların taşları bildiğimiz MENHİR Mezar taşları. Menhir taşlarının tarihi bizi 14- veya 15 yy götürüyor. Bölge genel olarak incelendiğinde ortak bir tarih ortaya çıkıyor.

ERSAN AKKAFA

Karahamza köy girişinde büyük bir atölye dikkatinizi çekecektir. Atölye sahibi Ersan Akkafa ilginç bir mücadele örneği vererek bugünlere gelmiş genç ve çalışkan bir girişimci. Dededen devir aldığı demirci ocağı ile başladığı işlerini bugün zirai aletler fabrikası düzeyine getirmiş.

Geçmişinde sporcu kişiliği ön plana çıkar. Gençlik yıllarında Türk futbolunun yıldız adayları arasında adı geçen ve Galatasaray genç takımında devam eden futbol hayatı talihsiz bir sakatlık ve haksızlıklar sonucu kısa sürede sona ermiş ve isteksizde olsa sonu başarı ile devam eden iş hayatı başlamış.

Ersan Akkafa uzun yıllar süren mücadelesinin sonuçlarını almaya başlamış. Karahamza köyünde almaya başlamış. İşletme çevre köylerinde zirai aletler tamir ve bakımı ile ilgili her türlü ihtiyacını karşılıyor. Çevrede örnek bir işletme olarak kabul görüyor.

Dede’den gelen sanatçı kişiliği babanın da teşvik ve desteği ile ve kendi öğrenme azmi ve çabaları sonucu olgun bir kişiliğe ulaşmış. Ersan Akkafa kendisine ilk öğretmeni olarak sanat dersleri veren dede ve babasının öğretileri ile mesleği teknik yönden çabuk kavramış. Ancak şansı o yıllarda Endüstri Meslek Lisesi olarak bildiğimiz eski Sanat Okulunda okuması da onun için ayrı bir şans olmuş. O yılların Sanat Okulu öğretmenleri yetiştirdikleri öğrencilerine hem nazari dersler, hem de pratik uygulamalı dersler konusunda hayli öğretici olmuşlar.

Sporcu kişiliğine baba desteği farklı olmuş. Baba köyde çok iyi at binen birisi olarak biliniyormuş. Köy düğünlerinde ve köyler arasında bir zamanlar yapılan at yarışları bugün nostaljik bir hatıra olarak kalmış. At yarışları o yıllarda düğünlerin olmazsa olmaz en önemli etkinliği idi. Yarışlara civar köylerden katılanlar da olurdu. Yarışmanın ödülü ise bir adet çeyiz yastığı ve o yastığa iğnelenen Cumhuriyet altını. Yarış yastığının köy dışına çıkmaması için kıyasıya bir yarış yapılırdı. Bugünün Veli Efendi Hipodrumu’ nda yapılan yarışları izleyip heyecanlananlar o eski yarışları izleselerdi kim bilir nasıl heyecanla zevk alırdı.

Ersan Akkafa bize köy ile ilgili inanılmaz güzel fotoğraflar getirdi. Bugün genç nesillerin adını bile unuttukları Beygir ve Saban ile çift sürme, Döven ile harman dövme gibi tarımsal olayların fotoğraflarını gittiğimiz köylerde bulamadık. Ancak aile spor’ a, sanat’a sosyal yaşama ilgili olunca her konuda dolu dolu oluyor.

Ersan Akkafa Galata Saray genç takımında başladığı futbol yaşamı kısa sürünce Kırklareli’ de dönmüş. Ancak futbol’ dan kopmamış. Kurucuları arasında bulunduğu Sanayi Spor Futbol Kulübünde futbol hayatını devam ettirmiş. Sanayi Spor o yıllarda fırtına gibi esmeye başlamış.

Ersan Akkafa’ nın futbol tutkusu oğlunda devam ediyor. 4. Nesil genç Akkafa gelecek vadeden bir yıldız adayı olarak Kırklareli Spor altyapısında futbol yaşamına başlamış. Kırklareli Spor U-15 futbol takımı başarılı sonuçlarla Türkiye liglerinde isminden söz ettirmeye başlamış.

Ersan Akkafa bugünlerde iş hayatının zorlu bir dönemine girmiş. Köyde bulunan zirai aletler atölyesi köy işletmesi sınırlarını zorlamaya başlamış. Bugünlerde Kırklareli Sanayi Sitesinde yeni almış olduğu yerde atölyesini fabrika düzeyine getirme mücadelesi veriyor. İnançlı ve mücadeleci kişiliği ile bu işinden kolayca üstesinden geleceğine inanıyoruz.

Ersan Akkafa bütün bu yoğun iş temposu içinde ailesi ile birlikte Karadeniz Gezisine katılma fırsatı bulabiliyor. Bir iş adamının bu yoğun tempo içinde ailesine de gerekli zamanı ayırması iş, spor ve sosyal yaşamda örnek alınacak başarıların tesadüf olmadığını gösteriyor. Köylerimizde temel olarak alınan aile terbiyesinin ne kadar önemli olduğunu gösteren güzel bir model. Köylerimiz gerçekten yaşanmaya ve örnek alınmaya değer güzel insanların yetiştiği yerlerdir.

Köyde Yaşam

Köylerimizde artış unutulmuş ve nostaljik fotoğraflarda kalmış yaşam biçimini bugün genç nesiller isim olarak dahi unutmuş görünüyor. Gelin onlara kısa bir hatırlatma yapalım.

Eskiden dediğimiz 50-60 yıl öncesine kadar traktörlerin daha köylere ve tarım hayatımıza girmeye başlamadığı günlerde tarlalar beygir veya öküzlerle karasaban ile sürülürdü. Sanayinin ilerlemesi ile birlikte çift sürme işleri de unutuldu. Traktörle birkaç saat tarlanın içinde dolaşınca işlem tamam. Sosyal ve nostaljik hiçbir yanı kalmamış.

HARMAN DÖVME

Hasat zamanı ekinler el ile ORAK dediğimiz bir bıçak ile kesilir , demetlenir ve harman yeri dediğimiz yerler taşınırdı. Burada yerlere serilen buğday başakları DÖVEN dediğimiz ve genelde at veya öküzlerin çektiği altı çakıl taşlarla döşenmiş bir kapı gibi tahta ile taneler başaktan ayrılana kadar üzerinde gezilirdi.

AT YARIŞLARI

Köy düğünlerinin en önemli etkinliği olurdu at yarışları. Köyün delikanlıları özel olarak hazırladığı atları ile bu yarışlara katılır ve ödülün köyde kalması için kıyasıya mücadele ederlerdi.

Teknolojinin gelişmesi ile birlikte köyde yaşam da değişti. Çift süren atların yerini traktörler, harman yerlerini Batos’ lar ve daha sonra Biçer-Döver’ ler aldı. Değişen ve hızla ilerleyen teknoloji ulaşımı da etkiledi. At arabası ile yapılan ulaşımda Kamyon dediğimiz kendi kendine giden araçlara köylerin yaşamına girdi.

Hayat işte böyle devam edip gidiyordu. O günlerden bugünler ancak yaşanmış hatıralar ve o güzel anları hatırlatan fotoğraflar kalıyordu. Her türlü eksik ve olumsuz koşullara rağmen köyde hayat bir başka güzeldi.