Katledilen Otomobilimiz; ANADOL

63

Geçenlerde YERLİ ve MİLLİ otomobil fabrikamızın temel atma törenini televizyonda gururla izlerken nedense aklıma ilk ve gerçekten YERLİ ve MİLLİ otomobilimiz olan ANADOL otomobilleri geldi.

Bizim neslin unutulmaz ilk göz ağrısı.

Bunları düşünürken o günlere dönüverdim.

Galiba benim de ilk ve tek yerli otomobilimiz olan ANADOL’la tanışmam çocukluk yıllarımız olan yetmişli yılların başlarıydı.

Onu önce televizyonlarda reklam filimlerinde görmüştüm.

Kara yağız bir Anadolu delikanlısı gururla ANADOL’una binmiş keyifle dağ ve tepeleri aşarken bir yandan da mırıldanıyordu; ‘Koşarsın, aşarsın ANADOLUM benim’.

Anadol da o yıllarda hakikaten koşmuş, coşmuş tüm ülkeyi sarmıştı.

Bu ara da ANADOLU yapan yaratan  BABAYİĞİT’i merak etmişsinizdir.

Aslında onu hepimiz biliyoruz.

Büyük sanayici ve iş adamımız Koç Holding’in kurucusu Vehbi KOÇ.

Vehbi KOÇ’ unda iş hayatı özellikle işe ilk başladığı yıllar çok ilginçtir.

Vehbi Koç mahalle bakkalı olarak ticarete atılmasına karşılık iş hayatında sanayiciliğe geçerek te çok başarılı olmuş birçok fabrika ve tesis kurarak ülkemizin gelişmesinde katkıda bulunmuştur.

Ayrıca çok kurnaz ve akıllıdır.

Öyle ki ; iş hayatını ilk atıldığı yıllarda, yeni kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çatı örtüsü için kiremit lazım olur. Ancak yeni kurulan cumhuriyette ve yeni savaştan çıkmış bir ülke de kiremit üreten tesis bulamazlar. Bunu duyan Koç Ankara’nın gecekondu bölgelerine giderek burada yaşayan fakir insanlardan bir şekilde evlerinin kiremitlerini satın alarak pratik zekası kullanarak sorunu çözer, böylece iyi de para kazandığı söylenir.

Neyse tekrar Anadol’a dönersek onun çıktığı yıllar benimde çocukluktan delikanlılığa geçiş yıllarımızdı.

O yıllarda bizimde elli altı model eski Amerikan arabası olan şavrolemiz vardı.

Anadol’un yanın da büyük mü büyük.

Hem de üstü mavi yanları ve kuyruğu beyaz.

Kuyruk dediysem sanki boing 727.

Direksiyondan üç vitesli.

Yetmişli yıllar da Kırklareli’n de çok az araba olduğundan bizim de havamız bin beş yüz.

Üstelik sokaklar şimdiki gibi olmayıp toprak ve çukurlarla dolu.

Ne gam.

Bizimse en büyük keyfimiz bu çukurlara dalmak.

Araba sanki beşik gibi o kadar güzel sallanırdı ki.

Çünkü eskiden arabalarda şimdiki gibi sarsıntıyı kesen amortisör olmayıp devasa makaslar vardı .

Hey gidi günler hey…

Biz böyle mutlu mesut dolaşırken bir gün Anadol çıkıverdi.

Bizim şavroleye nazaran daha küçük.

Üstü siyah suni deri.

Kaportası ise kirli beyaz.

Ama, havalı mı? havalı.

O yıllara göre tasarımı yani çizgileri çok modern.

Herkes onun peşin de.

Televizyon reklamlarında ki o nakaratta herkesin dilinde ‘Koşarsın, aşarsın ANADOLUM benim’.

V e ANADOL koşup tepeleri aşmaya başladı.

Kimse bizim koca arabamıza bakmaz oldu.

Ardından Murat 124 diye yine KOÇ gurubunun sattığı İTALYAN arabaları geldi.

Şavrole unutuldu ANADOL ve MURAT 124 savaşları başladı.

Savaşın mutlak galibi de kuşkusuz  VEHBİ KOÇTU.

Çünkü, hangisini alırsan al para ona gidiyordu.

Sonraki yıllar da sanayi kökenli olmayıp, tüccar olan Vehbi KOÇ bence EMPERYALİST DIŞ GÜÇ

LERİNDE etkisiyle sıfırdan yeni araba üretmektense mevcut yabancı bir markayı adını MURAT diyerek sözde YERLİ ve MİLLİ yaparak çok para kazanmayı hedeflediğinden MURAT 124’ leri satmayı tercih edip, ANADOL’u, başka bir deyişle kendi evladını katlediverdi.

Aslında katledilen sadece ANADOL değildi.

Ülkemizin gelişmeye dönük yeni yeni başlayan MİLLİ ve YERLİ SANAYİSİYDİ.

Bu yüzden ben onları hiç af etmem.

Bu yanlış politika nedeniyle ANADOL pazarını tamamen ele geçiren İtalyan üretimi olan FIAT otomobillerini ve onun Türkiye’deki adı olan TOFAŞ’ı da hiç sevmem.

O yıllar da dünyada bizimle beraber bir otomobil gurubu da üretime başlamıştı.

Güney Asya da Koreli HUNDAİ.

Anadol’la ayni zaman da yola çıkan onun gibi motor ve aktarma organlarını FORD’tan

tasarımını İTALYAN’lardan alan KORELİ HUNDAİ direndi kolaya kaçmadı ve başardı.

Bu gün yılda üç milyon otomobil üretip tüm dünyaya satarak 70 milyar dolar gelir elde ediyor.

Bizim yıllık tüm ihracatımızın yaklaşık yarısı kadar.

Üstelik otomobilinin tüm parçalarını da kendisi üreterek.

İşte gerçek bir başarı hikayesi.

Söz otomobillere ve BABAYİĞİTLERE gelmişken ya OYAK’a ne demeli.

Sözde ordu kuruluşu.

Ne hikmetse otomobil sektörüne girivermiş.

Kötü mü yapmış diyebilirsiniz.

İyi yapmışta YERLİ ve MİLLİ olacağına FRANSIZ EMPERYALİSTLERİNE hizmet etmeğe başlamış.

Emperyalistlere karşı çıkacağına, Fransız RENAULT arabasının montajını yapıp TÜRK halkına gururla sundu yıllarca.

Oysaki bir ordu kuruluşu olan OYAK, ordunun desteği ile 1961 de DEVRİM otomobillerini yapmışken onlara sahip çıkıp onları geliştireceğine.

Türk Mühendis ve işçileri ile üretilen iki adet DEVRİM otomobilini müzeye koyup sanki geçmişine ihanet ederek hala RENO’ları üretmeye devam ediyor.

Ne ALAKA.

Ne diyelim VATAN SAĞ OLSUN.

Neyse, yıllar sonra olsa da, motorunu ALMANLARDAN, aktarma organlarını İNGİLİZLERDEN, enerji depolama sistemlerini ÇİNLİLERDEN  tasarımı İTALYANLARDAN alsak ta yeni YERLİ ve MİLLİ otomobilimiz HAYIRLARA VESİLE OLSUN. – Ergin Kalınoğlu – Sarantalı Köylüm