KAYNARCA DÜNYA SU GÜNÜ PANELİ

 

HAYATIMIZDAKİ SU VE SUYUN GELECEĞİ

 

 

Dünya Su Günü etkinlikleri kapsamında düzenlenen panellerin ikincisi Kırklareli Kaynarca Beldesinde gerçekleştirildi. Kaynarca Belediye başkanlığının ev sahipliği yaptığı panele Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi bölümünden Prof.Dr. Bülent Gülçubuk, Ankara Üniversitesi Su Yönetimi Enstitüsünden Prof.Dr. Yeşim AHİ panelist olarak katıldılar. Panelin moderatörlüğünü Kırklareli Toprak Araştırma Müdürlüğünden Dr.Erol Özkan yaptı.

 

 

Prof.Dr. Bülent Gülçubuk konuşmasına kaynaklarından hala tertemiz su akan, su sorunu yakın bir gelecekte de olmayacak gibi görünen “ SU DİYARI” Kaynarca da su konusunu ve önemini anlatmanın zorluğu ile başladı. Ancak şöyle bir gerçek vardı; Su diyarı Kaynarca halkı salonu tamamen doldurarak konuya ne kadar önemle yaklaştığını göstermesine rağmen su sıkıntısı yaşayan ve sorunları hala aşamamış Kırklareli halkı panele çok az ilgi gösteriyordu. Sanki olaylar tam tersi imiş gibi.

 

 

 

 

 

Prof.Dr.Bülent Gülçubuk konuşmasında çarpıcı örneklerle su sorunu ve önemini anlattı. Yakın bir gelecekte yaşanılması kaçınılmaz olan “ SU SAVAŞLARI” nın yaklaşmakta olduğunu ve bunu önlemenin tek yolunun  “ SU ve TOPRAĞPIMIZA SAHİP ÇIKMAMIZ” olduğunun önemini vurguladı. Su kullanımı konusunda ise kadın- erkek arsında yaşanan çekişmenin bu konuda daha bir önem kazandığını belirtti Kadınların su konusunda ki kullanım şeklinin yalnızca kullanım ve ihtiyaçların giderilmesi üzerine yoğunlaştığı, yemek, içme suyu, ev ihtiyacı için bulaşık ve çamaşır yıkama gibi konuların öne geçmesine rağmen erkeklerin SU’ya bakışı yalnızca ticari ve çıkar amaçlı olduğu için aile içi sorunlarında yaşandığını belirtti. Hani bazen deriz ya “ SUDAN SEBEPLERLE KAVGAMI EDİLİR” edilirmiş demek.

.   Prof.Dr.Gülçubuk İskoçya ve İrlanda arasında yaşanan savaşlarda binlerce kişinin öldüğünü

ve bu savaşların su kaynaklarının yetersizliğinden dolayı meydana gelen kıtlıktan kaynaklandığını ve adına “patates savaşları “ dendiğini kısaca anlatı. Biz de merak edip bu savaşları kısaca inceledik ve bizi ilgilendiren ilginç bir durum gördük. 1845-1849 yılları arasında İrlanda’ da yaşanan ve tarihte adına “ İrlanda patates kıtlığı” denilen kıtlık tarihte Osmanlı Devleti ilke İngiltere’ yi karşı karşıya getirir. SULTAN ABDÜLMECİT İrlanda halkına 10 milyon sterlin yardım göndermek ister. İngiliz Kraliçesi Victoria 2 milyon sterlin yardım yapmak istediği için Abdülmecit’ ten rakamı düşürmesini ister. Öyle ya koskoca İngiliz Birleşik Krallığı Osmanlının yanında küçük düşmek istemez. Abdülmecit bunun üzerine 1000 sterlin ve buğday yüklü 5 gemi gönderir. İngilizler gemileri limanlara sokmak istemezler ve sorunlar yaşanmaya başlanır. Tahıllar nihayet 1847 yılında DROGHEDA Limanına boşaltılır ve İrlanda halkı kıtlıktan kurtulur.

ü

 

 

İrlanda halkının teşekkür mektubu Topkapı Müzesi arşivlerinde yerini alır. DROGHEDA ve Postmouth futbol takımları amblemlerinin üzerine yerleştirdikleri “AY-YILDIZ” ile Osmanlı’ ya şükran duygularını belirtirler.

 

 

Bakın patates ve kıtlıktan nerelere geldik. Biz konuyu dağıtmadan günümüz su sorunlarına dönelim. Çünkü konuşmacılar çok önemli açıklamalarda bulunuyorlar.

 

Prof.Dr.YEŞİM AHİ, konuşmasında gittikçe azalan dünya su rezervlerinin ülkemizi ciddi boyutlarda tehdit ettiğini ve yakın gelecekte ülkemizde önemli kuraklık ve kıtlık olaylarının yaşanacağını belirten konuşmasında ülkemizin aslında su zengini değil su fakiri olmaya başlayan bir coğrafya da olduğunun önemini çarpıcı örneklerle anlattı. Son yirmi yılda kuruyan ve yok olan önemli göllerimizden AMİK-KESTEL-AYNAZ ve Hotamış Göllerinin başına gelen kuruma olayının diğer göllerimizde de yaşanacağını anlattı.

 

Su kaynaklarımızın azalma sebebini ise Nüfus artışı-hükümetlerin izlediği yanlış su politikaları, verimsiz kullanma, küresel ısınma gibi önemli konu başlıklarının yanında belki de en önemli konunun İSRAF derecesinde yanlış ve gereksiz su kullanımları konularının altını çizdi.

 

 

 

Bütün bu tehlikeli gidişleri örnekleri ile dinledikten sonra ne yapmalıyız sorusunun ne kadar önemli olduğunu anladık. Gelecekteki su savaşları öncelikle “ SU2 YU Tanrı’nın ve Doğa’ nın kutsal bir emaneti olarak görenler” ile “ SU’ yu acımasızca israf edenler “ arasında başlayacağı için bu savaşa hazır olmalıyız. Fakat ne yazık ki bu savaşı verenlerin de en az bizler kadar su’ ya ihtiyacı v ar. İşte acı ve zor olan da bu.

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynarca’ nın çalışkan belediye başkanı Serdar Türker  yaptığı kapanış konuşmasında Kaynarca’ nın zengin su kaynağının öykü ve efsanelerini anlattı. Özellikle Pers İmparatoru Darius’ un Kaynarca’ da konaklaması ile ilgili efsanenin gerçek yönünün İran Konsolosluk yetkilileri ile yapılan görüşmelerde tarihi belgeler ile kanıtlama çalışmalarının bitmek üzere olduğunu ve yakında resmi açıklamaların yapılacağı müjdesini verdi.

Gelin şimdi bu iki efsaneden biraz bahsedelim.

 

 

Hikaye’de,Tuna boylarında koyun otlatan bir çobanın bastonunu koyunlarına attığı, bastonun Tuna nehrine düştüğü, nehrin çok derin olduğu için çobanın bastonunu alamadığı ve uzun yıllar sonra bu bastonun Kaynarca kaynağında su yüzüne çıktığı anlatılır.

Rivayete göre Kaynarca kaynağında bulunan çobanın bastonu Kaynarca’da bir kahvenin duvarına asılır.

Bastonunu Tuna nehrine düşüren çobanın yıllar sonra yolu Kaynarca’ya düşer. Çoban kahvehaneye girdiğinde bastonunun duvarda asılı olduğunu görür ve hayrete düşer. Kahveciye bastonu nereden bulduğunu sorar. Kahveci de bastonu Kaynarca Kaynağında bulduğunu, belki bir gün sahibi çıkar diye duvara astığını söyler.

Çoban bastonun kendisine ait olduğunu söyleyince, kahveci bunu nasıl ispatlarsınız der. Çoban, bastonun içine biriktirdiği altınları koyduğunu söyler.( Rivayete göre 16 adet altın) Baston duvardan indirilir ve içinde altın olduğu görülünce çobana iade edilir. Çobanda kahveciye bastonunu muhafaza ettiği için bir altın verir.

Efsane hikaye böyle rivayet edilir.

 

Eski Yunan tarihçilerinin anlattıklarına göre; İran Hükümdarı Dara Sikitya Seferine giderken 700 yüz bin kişilik ordusuyla İstanbul Boğazını geçip, bugünkü Pınarhisar ve Kaynarca Kasabasının bulunduğu yerde Ergene çayının ayaklarından olan TARA suyunun ve bugünkü Kaynarca membaaları adını alan suyun başında konaklamıştır. Bu su, Dara’nın çok hoşuna gitmiştir. Suyun başına bir sütun diktirerek ” DARA NASIL BU DÜNYANIN HAKİMİ VE HÜKÜMDARI İSE KAYNARCA SULARI DA SUYUN HÜKÜMDARIDIR ” ibaresini yazdırmıştır.

Balkan Harbinde Bulgarlar buralardan çekilirken kitabeyi söküp Sofya’ daki müzelerine naklettikleri halen müzede olduğu söylenir.

DARA Kaynarca Kasabasında üç gün kaldıktan sonra Sikitya Seferine Ordularını iki koldan göndermiş. bir kısmını Kaynarca – Kırklareli yolu ile, bir kısmını da Sazara – Koyva yolu ile göndermiş. O zaman Kırkkilise adı verilen Kırklareli’ nde Hükümet kuran MASAGET Türkleri, İran Hükümdarı DARA’yla Kırklareli’nin 5 km ve Şeytan Dere nin batısında harbetmiş.

(Kaynak: Kaynarca Belediyesi web sitesi)

 

 

 

Kaynarca; Bastonunu bulan çoban heykeli

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynarca; SU PERİLERİ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SARANTALI KÖYLÜM

26.03.2017 Kaynarca