KIBRIS –AKDENİZİN GÜZEL VE NAZLI KIZI

Kırklareli Muhtarlar Derneğinin düzenlemiş olduğu gezi ile anlamlı bir Kıbrıs yolculuğumuz daha oldu.

Kırklareli Muhtarları Derneğinin Kıbrıs Gezisi Fotoğraf Galerisi

Geziye anlam katan muhtarların örnek davranışları kadar zamanlaması da güzeldi. Gezinin son gününün Şehitler ve Gaziler Gününe rastlaması ayrı bir güzellikti. Bu güzel ada için 1571 yılında ada nüfusunun 2 katı kadar şehit verdik. 1856 yılında Kırım Savaşı’ nda Ruslar’ a karşı beraber savaştığımız için İngilizler’ e kiraladığımız adayı,1877-78 Osmanlı-Rus Savaşında yaşanan felaket sonucu İngilizlere terk etmek zorunda kaldık. Osmanlının adaya hakim olduğu 300 yıl boyunca ada’ da huzur ve güven vardı. Ancak İngilizlerin siyasi aç gözlülüğü, 1877-78 yıllarında yaşanan Osmanlı-Rus Savaşı felaketi sonucu ada’ dan arkamızda bugünlere kadar gelecek olan sorunları bırakarak ayrıldık. O yıllardan sonra ada’ da hiç bitmeyen olaylar, savaşlar ve katliamlar yaşandı. Birleşmiş Milletler hala kaybettikleri huzur ve katlettikleri Barış’ ı arıyor. Fakat hayat bütün hızı ile devam ediyor. İnsanlar bugünü de yaşamak zorunda. ANCAK GEÇMİŞİN GÖLGESİNDE KALMADAN, yaşanan acı olayların intikamı duygusuna kapılmadan bugünü yaşamak. Biraz zor elbette, fakat olmak zorunda.

Akdeniz’in Güzel ve Nazlı kızı Kıbrıs neden bu kadar önemlidir acaba. Tarihte yaşanmış efsaneleşen olaylar mı bu adayı bu kadar önemli kılıyor, yoksa stratejik önemi Akdeniz’ in doğuya açılan kapısı olması mı önemli kılıyor.

Kıbrıs’ ın adı efsanelerde “KINA ÇİÇEĞİ” adı verilen ve yalnızca Kıbrıs’  yetişen bir çiçekten alıyor. Eğer çiçek öncelikli ise ada’ da her şey çiçek gibi güzel ve sağlıklı olmalı. Peygamberimizin bile güzel kokusuna hayran kaldığı Kına Çiçeğini rüyasında gören insanın sıkıntılarından, içinde bulunduğu zor ve üzücü durumdan kurtulacağı, psikolojik bir iyileşme içinde olacağı tefsir edilir. Hani rüyanızda kına çiçeği görürseniz korkmayın, hayra yorun.

Abdullah bin Büreyde’ nin rivayetinde ise “ KINA ÇİÇEĞİ DÜNYA’ DA VE AHİRETTE KOKULARIN EFENDİSİDİR” buyrulmuştur.

Bir başka efsanede ise, aşk ilahesi “KİPRİS” in adaya ismini verdiği anlatılır. Kipris’ in efsanelerdeki maceraları da az değil hani. Bugün bile dedikodusu yapılıyor.

Kıbrıs ile ilgili bir başka görüş ise ada’ da bulunan bakır madenlerinden geliyor. Bakır (Cuprum), bugün bile sembol harfleri ile adanın simgesidir. İşte burada işin ucuna emperyalizmin göz diktiği doğal madenler devreye girince kapitalizmin çıkarları öne çıkıyor ve çıkar kavgaları başlıyor. Yoksa efsaneleri falan dinleyen yok.

Sanayi devrimi ile hammadde ihtiyacı artan kapitalist ülkeler ada’ ya ve dolayısıyla adanın doğal maden zenginliklerine sahip olmak için kıyasıya bir kavgaya girişiyorlar ki, bugünlere uzanan kavgaların önemli bir sebebi bu çıkar kavgaları oluyor.

Ada gerek bakır madeni zenginliği, gerekse stratejik önemi dolayısıyla çıkar çatışmalarının merkezi oluyor ve Kıbrıslılara bırakılmayacak kadar önemkazanıyor.

Ada’ da kararı yaşayanlar değil çıkarları olan güçlü ülkeler veriyor.

Ada hakkında bir başka efsane ise AFRODİT ile ilgilidir.

Afrodit aşk, güzellik ve bereket tanrıçasıdır. Kıbrıs’ ta bir midye kabuğu içinde  doğmuştur ve evi Kıbrıs’ tır. Yani işi tapu olayına getirecek olursak Kıbrıs’ ın tapusunun Afrodit’e çıkması gerekmektedir. O kadar savaşa, insan ölümüne ne gerek var, al Afrodit’ i Kıbrıs senin olsun.

Yunan mitelojisine göre Kronos tahtına göz diktiği babası Uranüs’ ün ERKEKLİK ORGANINI keser ve denize atar. Denizden dalgaların ve köpüklerin arasında bir Midye kabuğu içinde, Afrodit dünya’ ya gelir. Bu yüzden aphros(köpük) anlamında Aphrodit adı verilmiştir. Adamın kesik organı bile denizde işe yaradığına göre, yorum sizin.

Afrodit ile ilgili efsaneden alınan bir yorum;

“Bu aşk ve güzellik tanrıçası aşk konusunda hiç şanslı değildir. Oniki Olimpos tanrısı arasında en çirkini olan demirci Hepheastus ile evlenmiştir. Yakışıklı ama zalim savaş tanrısı Ares (Mars) ile yaşadığı ilişki de hüzünle sonuçlanmıştır. Kıskanç Hepheastus aldatan karısı ve sevgilisine tuzak kurup onları yataktayken bir ağla hapsedip üstüne üstlük bütün tanrıları da seyretmeleri için çağırıp rezil edince Afrodit bir süre ortalıkta görünmek istememiş kendisini Kıbrıs’a hapsetmişti”

Bir ilginç Afrodit yorumu da günümüzde yaşanmıştır. Rehberimiz Yusuf Çiner’ in anlatımıyla ;

Türkiye’ den gelen bir guruba Kıbrıs’ ı gezdiren Rehber Yusuf, Kıbrıs’ ın tarihi, efsanesi ve turizmi ile ilgili bilgiler vermektedir. Konu Afrodit’ e gelince, efsaneyi bilen olup olmadığını ve Afrodit’ i tanıyıp tanımadıklarını sorar. Hep bir ağızdan “BANU ALKAN”  diye bağırırlar. Bizim Afrodit’ in şöhreti sınırları aşmış demek.

GEZİ GÜNLÜKLERİ

15 Eylül 2014 saat 06,00 da Kırklareli’ nden İstanbul’ a doğru hareket ediyoruz. Saat 13,05 tarifeli Pegasus Havayollarına ait uçak ile Kıbrıs’a uçacağız. Lefkoşa Ercan Havalimanında bizi karşılayan tur görevlimiz ile birlikte 4 gece konaklayacağımız Girne Merit Park Hotel’e giriş yapıyoruz. İlk gün Hotel’ e yerleşme ve akşam yemeği ile devam ediyor. Muhtarlarımızın çoğu yeni seçilmiş muhtarlar olduğu için, tur sorumlusu Kırklareli Mahalli İdarelere İl Müdürü Alaeddin İkican, gezinin amacı, bu gezi esnasında yapacağımız bilgilendirme toplantıları, gezeceğimiz tarihi ve turistik yerler hakkında aydınlatıcı bir konuşma yapıyor. Geziye katılan muhtarlar kendi köylerini, Kırklareli vilayetini ve Türkiye Cumhuriyetini temsil eden yetkili, sorumlu ve seçilmiş kişiler olmanın sorumluluk bilinci ile yarın yapacağımız gezi için dinlenmek üzere odalarına çekiliyorlar.

Hotel yönetimi ve her kademedeki hotel görevlisi geçen yıl bırakılan güzel intibaları anımsayarak kafilemize gerekli ilgi ve saygıyı gösteriyorlar. Kafile de zaten disiplinli, olgun ve çevreye saygılı davranışları ile bu ilgi ve saygıyı fazlasıyla hak ediyor.

16 Eylül 2014 Salı:

Rehberimiz, eski mücahitlerden Kıbrıs ve Kıbrıs sorununu bizzat yaşayarak bilen YUSUF ÇİNER’ in rehberliğinde 1974 Barış harekatı sırasında Türk askerinin adaya ilk çıktığı yer olan “ ÇIKARMA PLAJI” nı ve harekatın ilk gecesi şehit olan Albay Halil İbrahim Karaoğlanoğlu ve Pilot Binbaşı Fehmi Ercan ve yanındaki silah arkadaşlarının yattığı “KARAOĞLANOĞLU ŞEHİTLİĞİ” ni ve müzeyi geziyoruz. Attığımız her adımda gördüklerimiz ders alınması gereken ve Kıbrıs sorununun doğru yorumlanmasını gerektiren olaylar. Rehberimizin anlattığına göre Barış Harekatından önce gerçekleşen EOKA Lideri Samson darbesi ile harekete geçen Rum çeteciler Türkiye adaya çıkana kadar ada’ da kurtarılacak tek bir Türk kalmamak üzere katliamlara başlıyorlar. Sokak sokak, ev ev çatışmalar sürüyor. Maalesef ada’ da bulunan İngiliz güçleri bu katliamları sadece seyrediyorlar. Bundan cesaret alan EOKA liderleri, Türkler bittikten sonra sırada İngilizleri de ada’ dan kovacağız diye gösterilerin dozunu kaçırınca İngilizler işin varacağı boyutları yeni anlayabiliyorlar. Kıbrıs Barış Harekatı işte böyle önemli bir zamanda yapılıyor. Bugün şehit olan subaylarımızın isimleri KARAOĞLANOĞLU ŞEHİTLİĞİ ve Ercan Havalimanı’ nda yaşatılıyor. Türk halkı başkalarının yaşamlarını kurtarabilmek için kendi yaşamlarını kaybeden kahraman subay ve erlerini unutmuyor.

Gezimiz Güzelyurt istikametine doğru devam ediyor. Yolda Kıbrıs’ ın su sorununa çözüm bulmak için Türkiye’ den gelen suyun dağıtım yapılacağı boruları, kanal inşaatını ve DSİ ‘ nin yapmakta olduğu baraj dikkatimizi çekiyor. Türkiye’ den gelen suyun ve yapılan barajın hem kuzey’ e hem de güney’e su vereceğini düşünürsek bu suyun ileride “ BARIŞ SUYU “ olacağını ümit ediyoruz. Belki o zaman ada’ ya gerçek bir barış gelir ve her iki taraf yaşananları ve acıları tarihin derin sayfalarına gömer, huzur içinde kardeşçe yaşamaya başlar.

Bugün amacımız Kıbrıs’ ta efsaneleşmeye başlayan MAVİ KÖŞK, isimli bir villa. Villanın ayni zamanda Makarios’ un avukatlığını yapan, silah tüccarı olduğu söylenen Rum asıllı İtalyan mafyasının önemli simalarından avukat Paola Paolides’ e ait olduğu söyleniyor. Mavi Köşk sayfiye amaçlı bir villadan ziyade savunma amaçlı bir kale gibi inşa edilmiş. 1974 Barış harekatı sırasında Paolides’ in korumalarından mafya tetikçilerinin adaya çıkan 100 civarında askerimizi şehit etmesi ile önem kazanmış ve askeri bir harekat ile ele geçirilmiştir. Stratejik öneme haiz bir tepe üzerinde olması sebebiyle bugün askeri birlikçe koruma altında tutulmaktadır.

Paolides harekat sırasında gizli tünellerden İngiliz tarafına kaçar ve ortadan kaybolur. Hakkında birçok efsane anlatılır. 1986 yılında mafya içi bir çatışma sırasında İtalya’ da öldürüldüğü söylenir. Mavi Köşk’ ü gezince Paolides’ in mafya lideri bir silah kaçakçısı olmasının yanında sanata önem veren ince ruhlu bir sanatsever olduğunu görüyoruz. Evin her köşesi ayrı bir sanat eseri gibi özenle düzenlenmiş. Misafirlerinin rahatlarının yanında yanlarında getirmiş oldukları çocuklarının oyun oynayıp dinlenebileceği özel odalar yaptırması ve hele, çocuk odalarının depreme karşı özel bir koruma ile koruma altına alınması ilginç bir olay. Paolides kendi çocuğu olmadığı için çocuklara karşı özel bir ilgi ve sevgisi olan bir insan olarak anlatılır. İnternet sayfalarında evin özelliklerini anlatan teferruatlı bilgiler bulabilirsiniz ve ayrıca rehberliğimizi yapan asker de ezberlemiş olarak bu teknik bilgileri bize aktarıyor.

Paolides arkasında bugün efsaneleşmeye başlayan birçok anı bırakarak kaybolmuştur ama efsanelerin kaybolması mümkün değildir. Misafir bayanlar için yaptırılan özel süt havuzu ve dinlenme odasının müzik donanımı o günün koşullarında mükemmel. Bir başka efsane,  süt havuzunda SOFİA LOREN’ in süt banyosu yaptığıdır. Gerçi resmi bir belge ve kanıt yok ama herkes inanmış artık. Sofia Loren gelip “ ben bu havuzda süt banyosu yapmadım “ dese bile kimse inanmaz artık..

Yine bir başka elma hikayesi efsaneleşmiş ama gerçekten uzak gibi geliyor. Paolides şakacı bir insan veya farklı özellikleri olan bir piskopat olabilir. Misafirleri bahçede partinin güzellikleri ve zenginliklerini yaşarken kendisi balkona çıkıp bir elma’ yı ısırdıktan sonra misafirlerinin üzerine atarmış. Piyango gibi elmayı kim kaparsa o gece paolides’ in yatak odasında misafir olurmuş veya olmak zorunda mı olurmuş bilemiyoruz. Etrafta onlarca silahlı koruma olduğuna göre sıkıysa Paolides’ e hayır de. Kadın erkek fark etmez elma kimin ise o Paolides’ in. Allah onun evinde misafir olanlar sabır versin. Kim bilir belki de korkudan değil severek yarışıyorlardı. Geceyi onunla geçiren bir şekilde memnun ediliyordu belki de. Tabi bu olay bir yakıştırma da olabilir, bir kısmı gerçekte olabilir. Kanıtlayacak veya aksini söyleyecek kimse olmadığına göre efsane deyip geçelim.

Zaman değerli kullanılınca insan bir gün içinde neler yapabiliyor. Mavi Köşk’ ten çıkınca Koruçam Köyü dikkatimiz çekiyor. Ancak askeri bölge olduğu için diğer bölgeler gibi rahatça gezilemiyor, askeri izin gerekiyormuş. Köyü gezemedik ama kısaca öğrendiğimiz ilgimizi çekti. Kıbrıs’ ta Türkler ve Rumlardan başka üçüncü bir toplum ve kültür olduğunu öğreniyoruz. İnternet üzerinde yaptığımız kısa bir araştırma da Lübnan asıllı Katolik Araplar olduğunu öğrendiğimiz Maronitler,  “   , ‘Koura-Macisi’ Korura’dan geldim ama toprağım gelmedi” anlamında geldikleri köye “KORMACİT” adın ı vermişler. 1300 yıldır ada’ da yaşayan bu topluluk 1960 yılında ada “BAĞIMSIZ KIBRIS CUMHURİYETİ” olunca Rumların baskısı ile güneyi, yani Rumları seçmek zorunda kalmışlar. Ancak 1974 Barış harekatında köyleri Türk bölgesinde kalmış. Maronitler’i kültürü, efsaneleri ve yaşanmış acıları ile bir başka özel inceleme yazısı konusu olarak bırakıp yolumuza devam ediyoruz. Ancak unutmayalım ki ada’ da 1300 yıldır Maronitler var.

Beş Parmak Dağlarının diğer tarafından Lefkoşa’ ya doğru yolumuza devam ediyoruz. Gün uzun ada küçük zamanımızda uygun kullanılınca gezimizde daha çok güzel efsaneler öğreneceğiz. Kısa bir yolculuktan sonra Lefkoşa’ ya varıyoruz. Ancak Akdeniz’ in sıcağı iyice bastırmaya başladı.

Osmanlı’ nın Kıbrıs’ ı alacağını anlayan Venedikliler çareyi şehrin etrafına 9 metre yüksekliğinde surlar örerek bulacaklarını zannederler. Ancak Osmanlı bu defa kararlıdır. Her ne pahasına olursa olun Kıbrıs alınacak. Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümü ile tahta geçen Padişah 2. Selim (Hürrem’in oğlu Sarı Selim) babasının alamadığı adayı almakla babasını geçeceğini zanneder. Lefkoşa surları önünde 75 bin şehit verilerek Kıbrıs alınır.

Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’ nın Venedik elçisine söylediği söz “BİZ KIBRIS’ I ALMAKLA SİZİN KOLUNUZ KESTİK. Siz, İnebahtı’da bizim sakalımız kesmiştiniz.. Kesilen sakal yerine gelir ama kesilen kol yerine gelmez.” O döneme damgasını vurmuştur. Bir kol için 75 bin kişinin 150 bin kolu gitmiş. İşte şimdi o surların önünde ve üzerindeyiz. Kolları kaptırmamaya özen göstererek.

Kıbrıs kolay teslim olmamış. O zamanın iyi eğitim görmüş şövalyeleri Kıbrıs’ ın stratejik önemini de bilerek sonuna kadar direnmiş. Surlar aşıldıktan sonra sokak aralarında bile onlarca, yüzlerce şehit verilmiş İşte bu şehitlere “ŞEHİDAN” denir. Sokak aralarında rastladığımız bir türbe dikkatimiz çekiyor. Bektaşi dedelerinden Kurt Baba Türbesi, kapısı açık ziyaretçi bekliyor. İçeride bulunan üç tabuttan bir tanesi Kurt Baba, diğerleri onun yanında çarpışan iki silah arkadaşı. Kitabesi aynen şöyle”

GÜNÜMÜZE GELEN ŞEHİDA MEZARLARI

Kurt (Kutup) Baba Türbesi

Asma altı ile Kurt Baba Sokaklarının kesiştiği köşede bulunan tek mekânlı bir yapıdır. Yakın geçmişimizde “Üçler” ile “Kutup Baba” olarak bilinmekteydi. Daha sonraları “Kutup Baba”nın halk ağzında “Kurt Baba” olarak anılması nedeniyle yaygın olarak “Kurt Baba” adıyla bilinmeye başlanmıştır. Türbedeki üç mezarın Lefkoşa’nın Osmanlılar tarafından ele geçirilmesi sırasındaki sokak savaşlarında burada şehit düşen Bektaşi şeyhlerinden “Kutup Baba” ile iki müridine ait olduğuna inanılmaktadır. Yakın geçmişimizde türbenin Kurt Baba Sokağı’na bakan penceresinin demir parmaklığına adak amacıyla yeşil çaput parçaları bağlanmakta ve mum yakılmaktaydı.

Osmanlı döneminin sonu ile İngiliz Sömürge Dönemi’nin ilk yıllarında türbedarlığı ile şeyhliğini Hacı Hasan Baba, onun 1885 yılında vefatından sonra ise oğlu Abdulaziz bin Hacı Hasan üstlenmiştir. Türbe önceleri Evkaf Murahhaslarından Mehmed Sadık Efendi, Musa İrfan Bey ve Mehmet Münir Bey tarafından tamir ve bakıma alınmıştır. Geçtiğimiz günlerde bakımı yapıldığından ziyarete açık bulundurulmaktadır.

Kurt Baba türbesini biraz geçince önümüze bir Mevlevi tekkesi çıkıyor. Ancak kapalı olduğu için gezemiyoruz. Birkaç fotoğraf çekip yolumuza devam ediyoruz. Hedefimiz bu defa Lefkoşa’ nın mutlaka gezilmesi gereken önemli bir tarihi mekanı “BÜYÜK HAN”.

Büyük Han civarında birden bir hareketlenme görüyoruz. Akdeniz’in o buram buram sıcağında kravatlı resmi takım elbiseli kişiler dikkatimizi çekiyor.  Meğer Başbakan Davutoğlu ilk resmi gezisini Kıbrıs’ a yapıyormuş. Yeni açılan Lokmacı Kapısı’ na kadar gelip orada TV lere konuşma yapacakmış. Herhalde gelmişken bizim muhtarları da göreyim demiş olmalı ki bir gurup muhtar kendisi ile karşılaşır. Biz alış veriş telaşı içinde iken muhtarlar ayaküstü bir muhabbet yaparlar. Biz yetişene kadar Davutoğlu ve korumaları çoktan uzaklaşırlar. Tam onlara yetişelim derken TRT Gezi proğramı yapan arkadaşlar, bizim Kırklareli’ nden gelen bir gurup olduğumuzu öğrenince, gezimiz ve Kıbrıs hakkında görüşlerimizi almak üzere mikrofonu uzatıverdiler. Onlardan kurtulamadan Davutoğlu uzaklaşmıştı bile. Başbakan’ ın hızına yetişemedik anladığınız gibi.

17 EYLÜL ÇARŞAMBA-MAGOSA

İkinci gün ada’ da Kırklareli muhtarları şovu vardı. Gittiğimiz her yerde örnek davranışları ile herkesin ilgi ve saygısını çeken kafilemizin bugünkü yolculuğu Gazi Magosa. Günlük programımızda EOKA saldırılarının ilk başladığı günlerde eşi ve üç çocuğunu kaybeden doktor İlhan’ ın evi “BARBARLIK MÜZESİ “ olarak düzenlenmiş. Ev katliamın o günkü izlerini hala taşıyor. Kapılar ve duvarlardaki kurşun izleri, doktor İlhan’ ın eşi ve çocuklarının katledildiği banyo saldırının vahşetinin izlerini taşıyor.

Daha sonra yine bir katliamın yaşandığı “ Muratağa-Atlılar ve Sandallar “ köylülerinin katledildiği şehitliği geziyoruz. Katliamın o günden kalan canlı tanığı, eşi ve 5 çocuğunu kaybeden Kamil, o günleri anlatırken hala yaşanan vahşeti unutmadığını belli ediyor. Olayları yazmış olduğu “KARANLIK DÜNYAM” isimli kitabında bütün detay ve fotoğrafları ile anlatıyor.

Bugün hayatta olan Kamil ve Dr.İlhan acılarını tarihin ve kaderin derin sayfalarına gömmüş yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Her türlü acıya rağmen hayat devam ediyor ve etmek zorunda diyebileceğimiz iki canlı tanık. Dr.İlhan bu katliamdan sonra uzun yıllar adaya gelemez. Ancak Kıbrıs Rum yönetiminin olayları çarpıtan kara propagandası burada insanı haksızlığa isyan ettirir. “ Dr.İlhan cinnet geçirdiği için eşini ve çocuklarını öldürdü, katliamı Rumların üzerine atıyorlar “ diye yalan yayınlar başlayınca Dr.İlhan 5 yıl önce adaya gelir ve olayı belgeleri ile kanıtlar. Neyse ki buna da ihtiyaç kalmaz ve o gün Dr.İlhan’ ın Rum komşusu, “ saldırılar başlayınca Dr.İlhan’ ın eşi ve çocukları yalnız, onlara bir zarar gelmesin” diye evlerine gider. Ancak o komşu da eşini kaybeder ve kendisi ağır yaralanır. Ayrıca o gün orada olan İngiliz gazeteciler olayları net bir şekilde fotoğraflar ve İngiliz basınında anında yayınlanır. Bu kadar net kanıtlara rağmen yapılmak istenen kara propaganda Dr.İlhan kadar, İngiliz gazetecileri de isyan ettirir. Bugün o müzeyi gezip görmek Kıbrıs sorununun çözümü hakkında ve adada neden Türk askeri vardır diyenlere net bir cevap olabilir.

O vahşet anlarının etkisini üzerimizden atmak için rehberimiz Magosa’ ya girmeden önce kısa bir yemek ve ihtiyaç molası vermek üzere Salamis harabelerinin karşısında bulunan park alanında mola vermemizi önerdi. Merit Park Hotel yöneticilerinin kafilemize jest için hazırlamış olduğu küçük bir menüyü paylaşmak için park alanına girdik. Ancak orada güzel bir sürpriz ile karşılaştık. Adana ve Maraş’ tan gelmiş olan gezici bir müzik ekibi piknik yapıyordu. Kafilemizde Hotel yönetimi her şeyi fazla fazla koyduğu için fazla olanlar israf olmasın diye misafirlerle paylaşmak istememiz onları da duygulandırdı. Bize saygılarını davul-zurna eşliğinde Trakya havaları çalarak göstermek isteyince hepimiz duygulandık ve coştuk. Programda olmayan bir eğlence-piknik havası yaşamaya başladık. Halaylar çekildi, karşılıklı oyunlar oynandı.

Magosa, Latince” kumlara gömülü yer” anlamında “mağuso” olarak tarihte ilginç olayların yaşandığı bir yer. Magosa’ da görülecek o kadar çok yer var ki hepsine ne zaman yeter ne de enerjimiz. Ancak olmazsa olmazları sıralarsak eğer. Önce bizim yakın tarihimiz için ünlü şairimiz Namık Kemal’ i 36 ay misafir ettiği bizim zindan olarak dinlediğimiz ve bildiğimiz, ancak mütevazi bir hapishane veya pansiyon havasında olan “Namık Kemal Müzesi” muhakkak görülmeli. Namık Kemal’ in yattığı yer, yazı ve şiirlerini yazdığı masası ve yaşadığı mekanlar hepimizin ilgisini çekiyor ve doğal olarak herkes bildiği Namık Kemal fıkralarını hatırlıyor. Rehberimiz Yusuf Çiner’ de çok ilginç Namık Kemal fıkraları var. Bir tanesinin geçtiği yeri görüyoruz. Namık Kemal tam o noktada fıkralara konu bir olay yaşamış. Olay jurnalcılar tarafından Padişah’ a iletilmiş. Padişah susması için Namık Kemal’ e bir kese altın göndermiş. Namık Kemal durur mu, tam o noktada lafını söylemiş. “ sen nerelere erişirsin, ama bana erişemedin” diye söylenmeye başlamış. İşte Padişah’ ın Namık Kemal’ e para gönderiyordu diye Namık Kemal’ i küçümsemek için söylenen sözlerin aslı bu imiş. Kıbrıs’ a gitmeseydik bizlerde bu gerçeği öğrenemeyecektik.

Yine ayni meydanda 1299 tarihi ile tesçillenmiş bir CÜNBEZ Ağacı var. 715 yıldır yaşamını sürdürüyor. Namık Kemal her dışarı çıktığında gölgesinde oturur şiirler söylermiş. Bize bugün düşen görev resim çektirip hatıralarımız arasına saklamak.

“Kıbrıs’da Cümbez diye adlandırılan ve genellikle anıt ağaç büyüklüğüne ulaşan bu ağaçtan (incir familyasından) her büyük bahçede bir adet bulunurmuş. Küçük bir çakı ile küçük yeşil incirleri çizilmeden olgunlaşıp meyveye dönüşemiyor.(Rengi çok güzel bir pembe tonu, çok hoş bir kokusu olan (o zamanlar rayiha denilen) ve kalın etli lezzetli, ama çok tatlı olmayan bir meyve)

Bu işin sırrını merak edersek eğer, Afrika’da bu meyvelerin döllenmesi ve olgunlaşmasını sağlayan küçük sineğin Akdeniz yöresinde bulunmaması yüzünden çizme yönteminin asırlar önce keşfedildiğini öğreniriz.”

Magosa denince akla gelen bir başka şair ise İngilizlerin  Sheakespeare’in ünlü tragedyası  “ Othello” adlı eserinin geçtiği Magosa kalesi ve diğer mekanlar, Othello’ yu okuyan ve izleyenler için ilginç gelebilir.

Yine ayni meydanda Lala Paşa Camii mutlaka ziyaret edilmesi gereken önemli bir yer. Kilise olarak yapılış tarihi 1200 lü yıllara kadar uzanan tarihi bir bina. 1571 yılında Kıbrıs Osmanlı yönetimine geçince Camiye dönmüş ve uzun yıllardır cami olarak hizmet vermektedir. Mutlaka ziyaret edilmeli ve iki rekat namaz kılınmalı diye düşünüyorum.

Magosa’ nın Türkler için bugüne yansıyan önemli bir mekan Kıbrıs Barış Harekatı gazilerinden tankçı bir erimizin açmış olduğu pastane. Barış harekatının canlı kahramanı anıları ve hayat hikayesi ile yaşama devam ediyor. Mekan her türlü turist kafilesinin ilgisini çekecek kadar güzel düzenlenmiş. Bizim orada olduğumuz sırada Japon turistler geldi. Gazi kendisi Kahraman Maraşlı olduğu için çok güzel dondurma yapıyor. Yöresel kıyafetlerini giyip güzel bir dondurma şov yapmaya başladı. Biz Gazi ile fotoğraf çektirirken Japon turistlerde kareye dahil olmak istedi. Bizde böyle işte herkes onlarla resim çektirmek ister, onlar bizle. Kırklareli farkı ortada. Ayrıca gazetemizi söyleyince ilgileri daha çok arttı. Sarantalı Köylüm gazetesi bundan böyle Japonya’ dan da izlenecek.

Rehberimiz Yusuf Çiner’ den Magosa’ nın Gazi olmasının hikayesini ( olayları ve savunmayı yaşayan bir mücahit olarak ) dinliyoruz. 20 Temmuzda başlayan 1,harekattan sonra Rum’ lar Girne’ yi kaybetmenin acısıyla ve Kuzeyden gelecek Türk birliklerinin birleşmesini önlemek için bütün güçleri ile Magosa’ ya saldırırlar. Türk Mukavemet Teşkilatına bağlı mücahitler 21 gün süren destansı kahramanlıkların yaşandığı bir savunma ile kendilerini savunurlar. Günlerce göğüs göğse çarpışmalar olur. Rumlar uluslar arası gazetecilerin konakladığı otellerin çatılarında mevzilenerek birliklerimize ve Türklerin bulunduğu bölgeye ateş açarlar ve büyük kayıplar verilir. Uluslar arası gözlemcilerin bizzat şahit olmalarına rağmen Rumların bu ağır silahlarına ateş izni alamaz uçaklarımız. En sonunda nasılsa olmaz, olamaz, fiziken ve teknik olarak binde bir bile şans olmayan bir konuda anlaşılır. Binanın sadece ateş edilen ve ağır silahların olduğu bölüme ateş izni verilir, amma yan tarafta kalan uluslar arası gazetecilere zarar vermeden. Olur mu ? Onlara göre olmaz elbette. Bir hatada uluslararası skandal “Türk uçakları gazetecilerin bulunduğu oteli bombaladı”.

Pilotlarımız imkansızı başarır. Bina bıçakla kesilmiş gibi ikiye bölünür ve Rum Eokacılar çekilmek zorunda kalır. O bina bugün ibret alınsın ve o günler bir daha yaşanmasın diye aynen bombalandığı gün olduğu gibi duruyor.

Adayı ziyarete gelen Başbakan Bülent Ecevit yaşananları öğrendikten ve yapılanları gördükten sonra Magosa’ ya gazilik ünvanı verilmesini önerir ve o günden beri şehrin adı bizim kayıtlarımızda GAZİ MAGOSA olarak kaydedilir.

Kıbrıs ve Magosa’ da bir başka efsane ise Kilis Beyi Canbulat ile ilgilidir. Efsane ile ilgili geniş bilgi ve yorumları internet sayfasından okuyabilirsiniz. Ancak burada türbe içinde bulunan Canbulat’ ın sancağı bazı kişilerin olumsuz dikkatini çekiyor. Bu güzel kahramanlık efsanesi Davut yıldızı ile karalanmak isteniyor. Konu hakkında çeşitli yorumlar yapılıyor. Biz yorumları bir kenara bırakıp efsanenin oluş biçimi ile ilgilenmek istiyoruz. Kıbrıs alınırken öyle bir olay yaşanmıştır ve efsane olarak kalmalıdır. Ancak bugünün şartlarında öyle bir savaş olur mu, veya öyle bir komutan çıkıp askeri ölmesin diye kendini çarkın içine atar mı? Canbulat ister bir alevi, ister bir Yahudi veya kürt olsun, Kıbrıs’ ın alınmasında efsane olmuş bir komutan olarak kabul edelim ve saygımızı esirgemeyelim. Yorumlardan en ilginç ve inandırıcı olanı birlikte okuyalım.

“ Bora Arasan diyor ki:
15 Eylül 2012, 00:08
Kıbrıs hakkındaki en derinlemesine bilgiye sahip sitelerden biri, yapımcılarına teşekkür ederim.
Söz konusu sancak Barbaros ‘un sancağıdır. Mason pergeli denilen imge burada Hz. Ali ‘nin zülfikarıdır. Kaftanlarda, kılıç kabza ve kınlarında bu işaret sıklıkla karşılaşılan bir işarettir ve sahibine Hz.Alinin yiğitliğinin ve hayır duasının gelmesi için konulur.
Davudi yıldız denen işaretin bir diğer adı Mühr-ü Süleymandır. Günümüzde yahudiliğin simgelerinden biri olarak lanse edilen bu işarette aslında iki açıklamaya sahiptir.
Bilirsiniz Hz. Süleyman rüzgarlara da hükmederdi. Dönemin gemileri kürek ve rüzgar ile hareket etmekteydi. Bu işaret Hz Süleymanın rüzgarlara hükmettiğini ve bu işaret vasıtasıyla rüzgarların istenildiği şekilde esmesinin sağlanması idi.
Diğer açıklama ise Hz. Davut ile ilişkili. Hz. Davut demiri ilk işleyen, ilk kılıcı ve zırhı yapan kişidir. Kılıcın keskinliği ve zırhların dayanıklılığı için bu işaretler eklenmekte.
Bu işareti Anadolunun pek çok yerinde de göreceksiniz. Pencere pervazlarında, cami süslemelerinde, kapı kollarında ve pek çok yerde… Ev ahalisinin huzuru, refahı, kem gözlerden korunması amaçlı bir nevi muska yada dekoratif bir süslemedir
Merak etmeyin derin bir kültür birikimimiz, köklü bir tarihimiz ve dilimiz var. Öyle bir iki bitli komplo teorisi yazarının sözünü itibar edip atalarınızı karalamayın, karalatmayın.. Yeter ki tarihimizi okuyun, araştırın”

Canabulat efsanesi ile ilgili bir başka yorumda ise efsaneyi kabul etmiyor Canbulat Bey’ in Padişah 2, Selim ile mektuplaştığını ve Kıbrıs’ ta efsanede söylendiği gibi şehit olmadığını, yaşadığını tarihi belgelerle anlatıyor. Artık hangisine inanmak istediğiniz size kalmış.

Bu efsane nedir ama?
Dr. Nazım BERATLI
Tarih Vakfı Yurt Yayınları’nda çıkmış bir kitap var… Adı, Anadolu’da Büyük İsyan! Yazarı, W.J.Griswold! Tarih Vakfı Yurt yayınları, üniversite tarih hocalarının kurduğu bir yayınevi… Griswold, Suriye kaynaklarından, batılı kaynaklardan ve TC Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nden yararlanarak, 1591 ile 1611 arasında Celâli isyanlarını konu edinmiş.
Kitabın 68. sayfasında yazıldığına göre, 1572 yılında, Kilis Beyi Canbulat bin Kasım El Kürdi’ye, “Kıbrıs seferinde gösterdiği yararlılık için” ödül olmak üzere, Halep Beylerbeyliği ve Paşalık verilmiş! Adamın Kıbrıs’ta mezarı var! Kıbrıs savaşı 1 Ağustos 1571’de bitti, 1572’de o savaşta gösterdiği yararlılık için bir sene sonra buna, paşalık veriyorlar.
On beş yıl önce, Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulduğum Kıbrıs Seferi ile ilgili fermanların tutulduğu 12. Numaralı Mühimme Defteri’ni incelerken, 1572 yılında, padişahın Kilis’teki Canbulat Bey’e yazdığı mektupları görüp, hayretlere düşmüştüm. Savaş bittikten bir yıl sonra, adam padişahla yazışıyor!
7 Zilkade 979 günkü Divan-u Hümayun tutanakları arasında, padişahın Rodos Beyi’ne gönderdiği bir ferman var. Diyor ki: ” Kilis Beyi Canbulat, bana yazdığı bir mektupla Kıbrıs seferine katılan bazı asker ve gemilerin, Trablus limanında bekledikleri bildirilmiştir…”  7 Zilkade 979 ; 22 Mart 1572’ye denk geliyor. Yani, Kıbrıs Savaşı’nın bittiği günden, sekiz ay geçmiş. (TC Başbakanlık Osmanlı Arşivi 12 No’lu Mühimme Defteri Ferman No:1082)
Ertesi günkü Divan Tutanakları arasında  yer alan, ve ” Kuburus Beğlerbeğisine” gönderilen bir başka fermanda, deniyor ki: ” Canbulat, bağırıp duruyor, o Trablus’ta kalan gemilerden ikisini de senin emrine verdim…” ( Ferman No:1084) Tarih: 23 Mart 1572…  Ertesi günkü Divan toplantısında, padişah bu defa, Cebele Beyi Habib Bey’e bir emir gönderiyor: ” Bundan önce, baban olacak Kilis Beyi Canbulat’a, hüküm yazıp oradaki kavvasları seninle göndermesini emrettiydim… ( Ferman No:1100 )… Tarih 24 Mart 1572’dir, 9 Zilkade 979… Bir ferman da, Canbulat’ın kendisine : ” Kilis Beği Canbulat Beğ’e hüküm ki…” ( Ferman No:1102 ) 24 Mart 1572 … Griswold, Ocak 1572’de de hazrete padişahın bir hüküm gönderdiğini belirtiyor. ( 16. Numaralı Mühimme Defteri! Ferman NO:429, sayfa 233…)
Acaba bu iki Canbulat, ayni Canbulat mı? 1570 ile 1572 arasında Kilis Beyi olup da Kıbrıs Seferi’ne katılan, başka bir Canbulat yok! Hammer Tarihi’nde, Kıbrıs’ta şehit olan beyler listesinde de Canbulat’ın adı yok!
Ya Sultan İkinci Selim, şarabı çekip, ölüye paşalık ve Halep Beylerbeyliği veriyor ve Divan üyesi vezirlerin tümü de şizofren, yahut da  Kıbrıs’taki efsane, doğru değil!
Griswold, Canbulat’ın Halep Beylerbeyliği ve Paşalık aldıktan sonra, 1572 yılında Kilis’te öldüğünü yazıyor. Kilis’in orta yerinde Canbulat Paşa Külliyesi, Canbulat Paşa Camii ve bir de Canbulat Paşa Türbesi var!
Bu konuyu, o zamanlar Kıbrıslı dergisinde ele almıştım… Sevgili Arif hoca, Bir Ses’e Hasret isimli kitabında, benim o yayınımdan sonra, kendisini Mağusa’dan arayan eski TMT’ci bir dostunun, zamanında o mezarı açtıklarını ve içinin boş olduğunu gördüklerini söylediğini, yazmıştı.

Uzun ve yorucu fakat o derece de faydalı bilgiler öğrendiğimiz bir günü noktalamak üzere otobüsümüz ile Girne’ de konaklayacağımız Merit Park Hotel’ e doğru yola koyuluyoruz.

17 EYLÜL 2014 PERŞEMBE : Beşparmak Dağları- Efsane Tank- Sn.Hilarion Kalesi

Gezimizin 4.günü serbest zaman olarak bırakıldı. Herkes istediği gibi hareket edebilmek, isteyenler alışveriş yapıp, Girne’ yi gezebilmesi için. Kafilemize İnece adına katılan Hasan ve Mustafa Ercan’ ın komşuları Girne’ de uzman çavuş olarak görev yapan, eşi ve çocukları halen Kırklareli’ nde ikamet eden MESTAN TEKİN hemşehrimiz kafilemizi ziyaret etmek üzere hotelimize geldi. Kendisi uzun süredir Kıbrıs’ ta görev yaptığı için yöreyi çok iyi tanıyor. Ayni zamanda iyi bir sporcu ve bisikletçi. Kıbrıs ve çevresini, Beş Parmak Dağlarını defalarca bisiklet ile de dolaşmış. Kendisinin rehberliğinde Beş Parmak Dağlarının zirvesine doğru yola çıkıyoruz. İlk yol güzergahımız ZAFER TEPE. Hani Ergenekon’dan yargılanan  subayımız MUZAFFER TEKİN’ in efsane kahramanlıklar yaparak Eokacılardan aldığı tepe. Zafer Tepe’ ye dikmiş olduğu bayrak hala dalgalanıyor, Muzaffer Tekin’ e selam yollarcasına.

İkinci hedefimiz yine efsane olmuş bir tank ile ilgili. Çıkarma sırasında Beş Parmak dağlarının tepelerini tutan Rumlar, Girne ve çıkarma plajını hedef alarak yoğun ateş altında tutmaktadırlar. Muzaffer Tekin Zafer Tepe’ yi alarak yolun temizlenmesini başlatmıştır ama, tepelere ulaşmak hayli zordur. Tanklar zirveye doğru ilerlerken, yoğun ateş altındadır, yollar mayınlarla tuzaklanmıştır. İşte bu efsane tank son tepeye gelindiğinde mayına basar,  ön sağ tarafı ve paleti parçalanır. Ancak yolun açılması gereklidir. Arkadan gelen tank yolu açabilmek için tankı yolun sağ tarafına uçuruma iter. Tank efsane olmuştur artık. Orada değil tonlarca ağırlığındaki tankın bir insanın bile tutunabilmesi zordur. Fakat, efsane mi desek erenlerin gücümü desek tank hala orada. Girne’ ye gelip Beş Parmak dağlarına çıkanların mutlaka bir resim çektirmeden gitmemesi gereken bir ziyaret dergahı olmuş. Bizde hatıra resimlerimizi çekip yolumuza devam ettik. Fotoğraf çektiğimiz esnada gurubumuzun 6 kişi olduğunu, ancak fotoğraflarda 5 kişi çekilebildiğimizi gören bir İngiliz çift centilmenlik yapıp gurubun toplu resmini çekmek istedi. Ne de olsa İngiliz centilmenliği. Gazetemiz Sarantalı Köylüm ismini verdik, çok sevindiler. Artık İngiltere de okurlarımız bizi izleyebilecekler. Güzel bir tesadüf.

Bu defa hedefimiz Kıbrıs’ ın en meşhur kalesi Sn Hilarion. Uzun tarihi geçmişi yaşanmış efsaneleşmiş hayat hikayeleri ve muhteşem panoramik manzarası ile mutlaka gezilip içinde yaşanması gereken muhteşem bir yer.

Sn.Hilarion-Girne arası 6 km dönüşte yine Girne’ ye uğramadan Hotel Merit Park’ a dönüyoruz. Rehberimiz bize ilk tanıştığımız gün Girne ile bir tekerleme söylemişti.” Girne içine girme- Girersen eğlenme-eğlenirsen evlenme- evlenirsen döllenme- geç git” Sanki bu sözü tutar gibi Girne’ yi pas geçiyoruz.

Hotel’ de ben Girne’ de yaşayan yeğenim Funda’ yı görüp kendisine Kırklareli’nden getirdiğim hardaliyeyi vermek için izin istiyorum. Ancak Mevlüt kardeş bizi yine bırakmıyor. Hasan Ercan, Mustafa Ercan ve ben Girne’ye doğru yeniden yola çıkıyoruz. Bir saat kadar yeğenimle sohbet ettikten sonra bu defa hedefimiz Beş Parmakların diğer yakası Lefkoşa ve köyleri.

Başpınar, Değirmenlik ve Minareli köyleri geçip Mevlüt’ ün kaldığı köye geliyoruz. Her köy her dere boyu efsaneler konu olmuş çatışmalar yaşamış. Boğaz şehitliğinde yatan 325 yiğit paraşütçümüz ve adaya sembol olmuş 465 metre uzunluğunda Beş Parmak dağlarına taşlarla işlenmiş Türk bayrağı muhteşem güzelliği ile karşımızda duruyor.

Bütün bu güzellikleri görüp yaşadıktan sonra Kıbrıs sorununa bu kadar yakın ve yaşayanlar tarafından anlatılan olaylarını efsanelerini dinlemeden Kıbrıs sorunu hakkında konuşmanın çok yanlış olacağını düşünüyorum.

18 Eylül Perşembe hotelde son gecemiz. Gece, Mahalli İdareler İl Müdürü Alaeddin İkican’ ın bir saatlik bilgilendirme seminerinde, yeni seçilen muhtarlara görevleri, görev esnasında yapmaları gereken bütçe harcamaları, bunların zamanında, karar defterlerine yazılarak İl’ e bildirilmesi gerektiği konularında yasalar karşısındaki durumlarını örnekleri ile açıklamasından sonra güzel bir Hasan Öztürk saz ve söz dinletisi ile sona eriyor.

19 EYLÜL CUMA- TÜRKİYE’ YE DÖNÜŞ

Daha önce de belirttiğimiz gibi zaman iyi değerlenirse bir günde neler yapılabilir, neler yaşanabiliri ispat eden güzel bir gün. Akşam 19.35 uçağı ile Türkiye’ ye dönüş yapacağımızdan önümüzde uzun bir gün daha var. Bu defa kararlıyız, Girne’ ye gireceğiz. Ancak amacımız kötü değil. Biraz alış veriş, Girne Kalesi’ ne kısa bir tur ve dönüş yolculuğu için otobüste buluşma.

Saat 12 ye doğru firmanın otobüsü ile topluca Girne’ ye doğru gidiyoruz. Amacımız Nurettin Ersin Paşa Camiinde Cuma namazı kılmak. 19 Eylül Cuma ayni zamanda Şehitler ve Gaziler günü. Bu anlamlı günde Kıbrıs Barış Kuvvetlerine komutanlık etmiş Nurettin Ersin Paşa adına yeni yapılan bu camiyi ziyaret etmek ve Cuma namazını hep birlikte kılmak. Ancak Cuma hutbesinde imamın şehitler ve şehitlik hakkında söylediği sözler canımızı sıkıyor. Hele Peygamberimizle Uhut ve Bedir savaşlarına katılmış Kuzman hakkında söyledikler çok yanlış. Arap kökenli olduğu her halinden belli olan bu hoca farklı yorumları ile insanların kafalarında karışıklık yaratıyor. Olayın doğrusunu öğrenmek isteyenler için internet sayfasında Kuzman olayını iyice okumalarını tavsiye ederim. Hele “İslam dininde cihat farzdır” anlamındaki sözleri tamamen yanlış. Dinimizin barış, sevgi, kardeşlik ve hoşgörü dini olarak biliyoruz ve bize öyle öğretildi. Biz Kıbrıs’ ta niye şehit ve gaziler verdik, “BARIŞ” için değil mi ? Biz adaya İslam dininde farz olduğu iddia edilen cihat için değil, orada yaşayan ve hayatları tehlike altında olan insanların can ve mal güvenliği için binlerce şehit ve gazi vererek çıktık. Peygamberimiz de Bedir ve Uhud Savaşlarında Müslümanları Mekke’ nin Kureyş putperestlerine karşı savunmak ve korumak için yapmadı mı? Şimdi bu yanlış zihniyete göre bu şehitlerimize büyük saygısızlık yapılıyor olmalı. Eğer bu tür hutbeler Diyanet izni ile veriliyorsa çok yanlış, yok eğer hoca kendi engin bilgilerini konuşturmak için veriyorsa daha çok yanlış. Bu tür konuşmaların yeri camilerde ki Cuma hutbeleri ve hele hele her geçen gün barış’ a daha çok özlem ve ihtiyaç duyan Kıbrıs hiç değil.

Bu yanlış duyguların etkisinden kurtulabilmek için biraz olsun Girne’ yi gezip tanıyalım istedik. Sokalar cıvıl cıvıl hareketli. Girne Çarşısının Halk günleri olduğu için her türlü satıcıya rastlamak mümkün. Pamuk helvacılar, gözlemeciler, mısır satıcıları, hediyelik eşya satıcıları, ev reçelleri satan tezgahlar caddeyi kaplamış. Girne’ de değil, kendimizi İstanbul’ un bir semtinde gibi hissediyoruz.

Girne Kalesi ve liman çevresinde ki eski evler muhteşem güzellikleri korunarak bugünlere gelebilmiş. Her sokak ve her ev mutlaka efsaneleri ile birlikte gezilip değerlenmeli.

Saat 16.00 da uçağa yetişmek üzere hareket ediyoruz. Gün uzadıkça uzuyor sanki.

Nihayet saat 19.35 uçağı Türkiye’ ye doğru havalanıyor.

İstanbul’ da ilk yolcumuzu başka bir yolculuğa gönderiyoruz. Şair, Kırklareli’ nin gönüllü turizm elçisi Alaeddin İkican Soma’ da yapılacak Şiir etkinliğinde Kırklareli’ ni temsil etmek üzere Manisa’ ya doğru yola çıkıyor. Başarılar sayın İkican. Bizler Kırklareli’ ne doğru yola devam ediyoruz.

Sarantalı Köylüm

Mustafa Karaca