Kılıçdaroğlu ve Deli Petro

91

Tarih kitaplarımızda kuzey komşumuz Rusya hakkında  okuduğumuz ve aklımızda kalan en çarpıcı bilgilerin başında gelir  Rus Çarı Petro. Hatta bazı tarih kitapları onu çılgın fikirlerinden dolayı Deli Petro olarak yazar.

Çar Petro Rus Devleti’nin başına geçtiği zaman Rusya Asya’nın ortasına sıkışmış bir kara devletidir. Halkın tamamına yakını cahil, yoksul ve köylerde zor şartlar altında yaşamaktadır. Çar bu yoksulluğu bir kader olarak değil, cehaletin sonucu olara görür ve Rusya’yı açık denizlere açılan bir ülke haline getirmek ister. Denizlere açılabilmek için güneyinde o yılların güçlü Osmanlı İmparatorluğu, kuzeyinde ise küçük Baltık Devletleri vardır.

Baltık ülkelerine defalarca savaş açar, fakat hep kaybeder, hatta bizim kaynaklarımızın yazdığına göre alay konusu bile olur. Fakat o yılmaz ve inancını yitirmez. Hatta onların gücünün nereden geldiğini öğrenmek için Talinin’e gemici tayfası olarak gider ve tersanelerde çalışır. Sonunu biliyoruz.Tüm Baltık ülkelerini Rusya’ya bağlar ve sonunda kazanan o olur.

Çar Petro’dan bir anı da biz Karlovi Levi seyahatimiz sırasında dinlemiştik. Karlovi Levi eski ismi ile Karlbad şifalı kaplıcaları ile ünlü bir Avusturya kasabasıdır. 2.Dünya Savaşından sonra Macaristan sınırları içinde almıştır ve Mustafa Kemal Atatürk, Balkan Savaşı öncesinde tedavi görmek üzere buraya gelir ve bir ay gibi bir süre kalır. Balkan savaşı çıkınca ülkemin bana ihtiyacı var diyerek, doktorların uyarılarına rağmen İstanbul’a döner. ATATÜRK eğer tedavisini tamamlayıp dönse idi belki de bu kadar erken aramızdan ayrılmayacaktı. Ancak orada kaldığı kısa süre içinde öylesine iyi bir etki bırakır ki bugün dahi unutulmamıştır. Hotelde kaldığı odası o günün mobilya ve hali ile muhafaza edilmekte ve kapısında “MODERN TÜRİYE CUMHURİYETİNİN KURUCUSU MUSTAFA KEMAL ATATÜRK BU ODADA KALMIŞTIR” diye yazan bir tabela vardır ve ziyaretçi akınına uğrar. Oraya iki defa gittik ve odasını ziyaret ettik, fotoğraf çektirip gazetemizi bıraktık. Çalıştığı masa, oturduğu sandalye ve yattığı yatak aynen muhafaza edilmiş. Okuduğu kitaplar, o yıllarda bir Osmanlı Subayının çok ilerisinde kitaplardır.

Deli Petro orada karşımıza çıtı yine. Rehberimizin anlattığına göre Rus Çarı Petro meğer buraya da gelmiş. Amaç kaplıcalarda tedavi görmek ama, asıl amacının Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu incelemek imiş. Bizler adama deli deriz, adam çok akıllı rakibinin gücünü ve zaaflarını iyi tanımak istiyor.

Petro orada kaldığı süre içinde ilginç bir anı bırakır. PETRO TEPESİ denilen insanın dahi çıkarken zorlandığı çok dik bir tepeye at ile çıkmak ister. Her defasında atı ile birlikte yuvarlanır, her tarafı yara bere içinde kalır. Fakat Petro yılmaz denemelere devam eder, yine alay konusu olur. Fakat sonunda öylesine kararlı gelir ki, atı da inanır, tepe de inanır bu işin olacağına. At gayret eder, tepe yol verir ve Petro tepeye çıkar. O günden beri o tepeye “Petro Tepesi” deniliyormuş. Azmin, inancın ve kararlılığın simgesi olarak gösteriliyormuş. Olay gerçek midir diye sorarsanız eğer biz tercümanın yalancısıyız. Ancak herkes şuna inanmış bir defa eğer bir insan bir şeyi yapmayı ve başarmayı kafasın koydu ise onu kimse engelleyemez ve sonunda inandığı ve mücadele ettiği her ne ise elde eder. Petro’yu sorarsanız kimdir diye, tarih onu “BÜYÜK RUS ÇARI ALEKSANDIR PETROVİÇ” diye yazar.

Şimdi diyeceksiniz ki Deli Petro’nun bizle ne ilgisi var. Kıssadan hisse.

31 Mart 2019 yerel seçimleri start aldığı zaman CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu eleştirilerin ucunda idi. Şimdiye girmiş olduğu seçimlerde Recep Tayip Erdoğan’ın AKP’sine karşı hep kaybetmiş, teşkilatlarının ve hatta halkın güveninin yitirmeye başlamıştı. Uzayıp giden aday belirleme süreçleri, adayların itirazları, teşkilatların “acaba yine mi bir seçim yenilgisi” korkusu her kesimi tedirgin ediyordu. Bu işe inanan bir tek Kılıçdaroğlu kalmış gibiydi. Fakat Kemal Kılıçdaroğlu bir defa hedefini belirlemiş ve sonunda kazanacağına inanmış bir çizgi çiziyordu. Bu kararlılığını ağustos sıcağında Ankara’dn İstanbul’a çıktığı 450 kilometrelik yolculuğunda göstermişti. Çok kişi bu yaşta yapamaz, bu sıcakta yürünmez diye inanmadı ise de o kararlılıkla yürümeye devam etti. Tek bir hedefi vardı ülkemizde kaybolmaya başlayan hak ve hukuk sistemimizi, yapılan Bazı adaletsizlikleri vurgulamak için “HAK-HUKUK-ADALET” diyerek yoluna devam etti. Yürüdükçe yanına katılanlar çoğalmaya, inanmayanlar inanmaya başladı.

En sonunda YER DE İNANDI, GÖK DE İNANDI. Karayolunun asfaltı ayaklarını yakmadı, kızgın güneş başını yakmadı, Kemal yürüdükçe yollar da inandı ve sanki kısalmaya ve ona yardımcı olmaya başladılar. Adalet meleği de bu adam bizim için yürüyor diye utanıp daha adil olmaya başladı. Kemal Kılıçdaroğlu azmin zaferine doğru yürüyordu. Rakibi Recep Tayip Erdoğan ise hala “BAY KEMAL” diyerek onun bu yürüyüşünü itibarsızlaştırmaya çalışan söylemler yapıyordu. Ancak herkes şunu unutuyordu ki o artık yola başladığı günkü Kemal değildi.

Kısa bir süre sonra karşısına çıkan 31 Mart seçimleri için kendisine güç veren iki kadının da büyük rolü sonradan anlaşılacaktı. CHP İstanbul İl Başkanı CANAN KAFTACIOĞLU ve İYİ Parti Genel Başkanı MERAL AKŞENER. Bu iki insan siyasete kadının eli değmesinin ne kadar önemli olduğunu tüm Türkiye’ye gösterdiler. Bugüne kadar siyasilerden dinlediğimiz yüksek ses tonu ile bağıran konuşmalar yerine bağırıp çağırmadan sakin bir üslup ile yapılan konuşmalar gergin olması beklenen ortamı biraz olsun yumuşattı ve seçimler yurt genelinde en ufak bir üzücü hadise olmadan sona erdi.

Kılıçdaroğlu’nu CHP si Türkiye’nin üç büyük ilini alacağım dediği zaman kimse inanmak istememişti. Aradaki oy farkı 25 yıldır iktidarda olmanın avantajı, merkezi iktidarın AKP’nin elinde olması ve devletin her türlü imkanını kullanması gibi faktörler Kılıçdaroğlu’nu hiç ilgilendirmiyordu. O sadece “HAK-HUKUK-ADALET” diyerek ben bu seçimleri kazanacağıma inanıyorum diyordu.ve kimseye hakaret etmeden, küçük görmeden, ortamı germeden, insanları ötekileştirmeden sakin sakin söylemlerine devam ediyordu. Türkiye bu siyaset dilini sevdi. Özlediğimiz sevgi ve saygı kültürü geri geldi. Gülmeyi unutmaya başladığımıza inandığımız anda yine gülmeyi hatırladık. İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu hep diyordu ya”beni seveceksiniz, tanıdıkça daha çok seveceksiniz” diye işte aynen öyle oldu. Türk siyaseti ve halkı Kemal Kılıçdaroğlu’nu tanımaya ve sevmeye başladı.

MUSTAFA KARACA