KIRKLARELİ TİCARET HAYATI -8-

KARAUMUR CADDESİ

 

Kırklareli’nin ilk ve hala devam eden ticaret merkezi Karaumur Caddesidir. Cadde Kırklareli’nin tarihsel gelişiminin canlı örneğidir.1360 lı yıllarda şehir Bizans’tan alındığında yerleşim merkezi olarak yayla mahallesi ön plandadır. Mahalle hala eskinin izlerini taşımaktadır. Ancak şehrin ticaret hayatı Karaumur Meydanı ve Karaumur caddesidir. Cadde üzerinde ilk fetih yıllarından kalan tarihi bir iz kalmamıştır artık.1383 Yılında Hızırbey Külliyesi şeklinde yapılan yapılar bugün hala yaşamaktadır. Hızırbey Camii, Hızırbey Hamamı ve Arasta eski tarihini koruyabilmiştir. Cami’den yukarıya doğru devam eden Karaumur Caddesi ise büyük değişiklikler yaşamıştır. Cami’nin 100 metre kadar ilerisinde bulunan, bugün pasaj olarak yeniden yapılan yer aslında YENİÇERİ KIŞLASI olarak inşa edilmiştir. Bu kışla zamanla HAN olarak kullanılmış,1960 yıllarda süpürge imalatçılarının yeri olmuş son on yılda ise yıkılarak İş hanı niteliğinde bir pasaj olmuştur.

 

 

 

Han’ın hemen karşısında bulunan ASMALI KAHVE ve KOCAUSTALAR lokantası Kırklareli’nde 3.nesilde devam eden nadir yerlerdir. Kocaustalar’da sabah çorbası içen veya öğlen yemeği yiyenler Asmalı kahvede bir kahve içmeden köyüne gitmezdi. Bugün YUSUF USTA dededen kalma lezzetler ile Kırklareli’ne hizmet vermektedir. Oğlu Bahadır üniversite tahsili görmesine rağmen dede mesleğini devam ettirerek Kırklareli’ne özgü bu lezzeti 4.kuşak olarak Kırklareli’nin hizmetine sunmaktadır.

 

1926 mübadelesi ile Yugoslavya Prizren’ den Kırklareli’ ne gelen Ali ve Murat kardeşler 1930 yılında Karaumur Caddesinde küçük bir lokanta açarlar. Günlük sıcak yemek ve Arnavutların meşhur tatlılarından revani ile hazırladıkları menü Kırklareli halkına değişik bir lezzet sunarlar. Müşteriye saygılı temiz, dürüst ve disiplinli bir anlayış ile başladıkları iş hayatı bugün 4. Nesil de ayni saygı ve disiplin ile devam etmektedir. İstikrarın sembolü olan birkaç esnafımızdan bir             ( Bahadır-Yusuf BATU )                                                                                                         tanesidir Kocaustalar Lokantası.

Caddenin sonunda ise Karaumur Meydanı olarak bilinen yerde eskiden arabacılar ve demirciler vardı. Arabacı TAHSİN USTA, Demirci KARAÇİVİLER hala hafızalardadır.

Karaumur Caddesinin bir başka sembol ismi ise Bıçakçı Hikmet diye bilinen HİKMET BUÇAK’ tır. 05.Mart 1932 Kırklareli doğumlu olan Hikmet Buçak kendi adına ilk ticaret hayatına 1948 yılında Karaumur Caddesinde başlar. Babasının Cumhuriyet Caddesinde bulunan dükkanında çıraklık yaparken 1947 yılında babasının vefatı üzerine dükkan üzerine kalır. 15 yaşında toy bir çocuğun dükkan sahibi olmasını esnaf kabullenemez. O yıllarda dükkan açmak için önce çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemlerinden geçip ustasının elini öpüp iznini aldıktan sonra ancak dükkan açabilirdi. Hikmet Buçak bu dönemleri şartlar gereği çabuk aştığı için zorluklar yaşar. Çareyi Karaumur Caddesine taşınmakta bulur. 1948 yılından itibaren 68 yıldır ayni dükkanda ayni işi yapmaktadır. Önceleri el işi bıçak, bağ budama makası, bağ çakısı ve diğer demir aksamı işler ile başlayan esnaflık hayatı bıçak ve testere bileme, kaynak yapma gibi el becerisi işler ile devam eder.

 

 

 

 

 

 

 

Bıçakçı Hikmet şimdiki nesillere ders olacak nitelikte öğütler vermektedir. “ Başarının sırrı müşterilerine dürüst ve saygılı olacaksın ve güven vereceksin. Müşteri su gibidir, akar gider” diyerek anlamak isteyene mesajlarını su gibi vermektedir.

 

( Hikmet Buçak- Damadı Hasan Baykal )

 

 

Karaumur Caddesinin bir başka ismi Pamuk Usta diye anılan Sebahattin Pamuk ustadır. 1939 Kırklareli doğumlu olan Sebahattin Pamuk Selanik göçmeni Salih Usta’ nın oğludur. Salih Usta pamuk gibi beyaz saçlara sahip olduğu için PAMUK USTA lakabı ile meşhur olur. Selanik’ te bir Ermeni ustadan demircilik mesleğinin öğrenen Pamuk Salih Usta Kırklareli’ ne geldiğinde gözleri beyaz hastalığından dolayı iyi görmez. Ancak iyi görmese de sanatı iyi bildiği için yanında çalıştırdığı çıraklarına mesleğin inceliklerini öğretir. Hem kendi evi ve çocuklarını geçindirir, hem de yanında çalışanların geçimini sağlar. Kırklareli’ nin meşhur demirci ustaları Karaçiviler, Necip ustalar hep onun yanında mesleği öğrenirler.

( Oğul Pamuk Usta )

 

Pamuk Usta çalıştığı yıllarda öylesine saygın ve güvenilir bir isim olur ki Kırklareli’ nin 2.postanesi gibidir. Balkan köylerine o yıllarda ancak hafta da bir ulaşım olduğu için gelen- giden asker mektuplarının, haberleri merkezi Pamuk Usta’ nın dükkanıdır.  Sebahattin Pamuk 12 yaşında babasının yanında sanata başlar. ( 1951-2016 ),  65 yıldır ayni dükkanda ve ayni işi yapmaktadır. Baba Pamuk Usta öleli yıllar olmasına rağmen öylesine güvenilir bir isim bırakmıştır ki oğul Pamuk Usta o isim ile birçok yerde güvenilir referans olur. Dükkanlarının karşısına yıllar önce bir buzdolabı mağazası açılır. Sebahattin Usta işi çıkışı, iş kıyafetleri ile dükkana uğrayıp Buz dolabı fiyatlarını ve taksit şartlarını öğrenmek ister. Dükkan sahibi dükkanı açmadan önce Karaumur caddesinde kime güvenip, kime taksitle mal verilebileceğinin öğrenmek ister. Yaptığı soruşturmalarda Pamuk Usta’ nın güvenilir isimlerden olduğunu öğrenir. Ancak tezgahtar bayanın bu durumdan haberi olmadığı için iş kıyafeti ile gelen Pamuk Usta’ ya taksitle mal veremeyeceğini söyler. Olayı daha sonra öğrenen dükkan sahibi çok üzülür ve dükkanın Pamuk Usta’ ya her zaman açık olduğunu söyler.

Karaumur Caddesinin bu örnek insan ve esnafları yılların birikim ve tecrübesi ile ağırlaşan hayat şartları ve gelişen teknolojiye direnebildiler. Ancak diğer esnaf onlar kadar şanslı değildi. Gelişen teknoloji ve geçim şartları Karaumur esnafı’nın da  sosyal yapısını değiştirmiştir. Cadde bir sıralar 70-80 li yıllarda terzileri ile meşhurdu. Daha sonra gelişen konfeksiyon ve hazır giyim furyası, terzileri sildi. Daha sonraları marketler konfeksiyoncuları sildi. Şimdilerde ise cadde üzerinde teknolojinin son harikaları, telefon bayii, bilgisayar, plak. DVD satıcıları gündemdedir. Ancak yeni açılmaya başlayan süper marketler bu esnafı tehdit etmektedir. Süper Marketler her şeyi satma stratejisi ile çok yakında bu dükkanlarında kapanmasına sebep olacaktır. Karaumur caddesi Kırklareli’nin ticaret tarihi gibi esen her değişim rüzgarından olumsuz etkilenmektedir. Teknolojik gelişmeleri yakından izleyemeyen, gerekli sermaye yapısını tamamlayıp tüccar olamayan küçük esnaflar artık dükkanlarını kapatıp bir iş bulma telaşı içine düşmüştür.

 

KARAUMUR CADDESİNİN TARİHİ YAPILARI

 

Karaumur Caddesine özellik katan önemli yapıların başında Hızırbey Külliyesi gelir. Kitabesinde 1383 yılında Köse Mihalzade Hızır Bey tarafından yaptırıldığı yazmaktadır.

 

 

 

 

 

Külliye bir cami, hamam ve arastadan ibarettir. Cami Osmanlının Trakya topraklarında, daha doğrusu Rumeli topraklarında yaptırdığı ilk cami olma özelliğini taşır. Caminin karşısında bulunan hamam ise kadın ve erkekler için ayrı giriş ve bölümleri olduğu için çifte hamam olarak da bilinir. Arasta ise yüzlerce yıldır Kırklareli ticaret hayatının bir sembolü gibidir.

 

 

( Hıızır Bey Külliyesi ; Arasta- Hamam Cami )

 

Arastanın özelliklerini ve son 70 yıllık tarihini yaşayarak bilen Ertuğrul Karakılavuz’ dan Arasta ile yaşanmış ilginç anılar.

 

NEREDE O ESKİ ARASTA’M

 

Gırklaeline vadın mı, Arastaya vadın mı.

 

 

 

 

 

 

 

Geçen gün Arastam’ dan geçtim, içim burkuldu. Bir zamanlar ( 50 yıl önce ) buralarda Bursa’ nın boynuz saplı çakıları ve çuval çuval kınalar, topaçlar, ellikler ( orak biçmekte kullanılır ), çakı zincirleri, muhtar çakmakları, fitilli gaz çakmaklar, yazılı keten mendiller, Amerikan gazetesi eskileri ( sigara içmekte kullanılır ), damla sakız, boyalı tahta kontraplak asker bavulları, bağlama sazları satılırdı.

 

 

Birde esprileri vardı;” Gırklareli’ ne vağdın mı? Vağdım. Arastaya vağdınmı? Vağmadım. Gırklareline ha vağdın, ha vağmadın “ derlerdi.Arastadan geçmeyeni Kırklareli’ ne gelmiş sayılmadığından herkes mutlaka Arasta’ dan geçerdi.

Arasta’ nın içine girelim. Cumhuriyet Caddesinden dışında sol girişte Aron oğlu İsrail Magriso  ( Musevi vatandaşımız ) sonra Orhan Genç devam etti. Yanında Hasan Balaban ve oğlu Mesut vardı. Remzi Tükel oğlu Tuncay devam ediyor. Tahir Aksulu, oğlu Mehmet Aksulu, şimdi Muzaffer ( Bursa çakıları ve Amerikan gazete kağıdı en çok onda bulunurdu. Kış aylarında çimento stoklayıp yazın satardı ). İbrahim Özbay ve oğulları, şimdi torunlar devam ediyor. Karşılarında Şefik Kaynak. Şefik Amcamız İstanbul’ a gitmeyi bıraktı o zamanlar. İstanbul’ a çoğunlukla Trenle gidilirdi. Tren Kırklareli’ den gece 22.10 da kalkar, sabah 07.20 de Sirkeci Gar’ ına varırdı. Sirkeci’ den Tahtakale yürüyerek 10 dakika. O saatlerde Tahtakale toptancı esnafı henüz dükkanlarını açmamış oluyordu. Şefik amcamız Mercan yokuşuna doğru yürüyüş yapıyor. Yol üzerinde üç kişi, biri ağlıyor, annesi hastanede acele paraya ihtiyacı var. Elinde SARI LİRA ( altın ) ları satmaya çalışıyor. O, iki kişi 15 lirayı pahalı bulup altınları 10 liradan alamaya çalışıyorlar.( o zamanlar sarı lira elli lira ). Şefik Amca bunu duyunca adama yaklaşıyor, o iki kişide oradan uzaklaşıyorlar. Şefik Amca sarı liraları satana kaç tane sarı lira olduğunu soruyor. 30 tane varmış. Şefik amcamızın cebinde de 450 lira var, denk geliyor. Şefik amca 15 liradan 30 sarı lirayı alıyor. Bir saat kadar sonra bugünkü Tahtakale Cami bitişiğinde AVRAM vardı. Arasta esnafımız genellikle oradan çeşitlerini alırdı. Şefik amca mal almıyor, yanındaki arkadaşlarından 10 lira para istiyor ( dönüş için yol parası yapacak ). Bunu duyan Avram efendi huylanıyor, bir şeyler olduğunu tahmin ediyor. Soruyor “ niçin alış veriş yapmıyorsun, paran yoksa kredin var “ diyor. Şefik amcamız “ ben alacağımı aldım, sabah sabah çok para kazandım. Çakı zinciri ile mi uğraşayım” deyince Avram efendi meraklanıyor sıkıştırmaya başlıyor Şefik amcayı. Şefik Amca da 15 liradan 30 sarı lira aldığını açıklıyor. O zamanlar Avram efendinin iş yerinin dört beş dükkan ilerisinde sarraf vardı. Hemen sarrafa gidiyorlar. Sarraf sarı liralara bakıyor,” hepsine beş lira vereyim” diyor. Şefik amcamız yere yığılıyor. Dönüp Kırklareli’ ne geliyor ve ölünceye kadar bir daha İstanbul’ a gitmiyor.

Arasta’ da İstanbul’ a giden komşuları ihtiyaçlarını temin ettiler.

Gelelim Hafız’a, İbrahim amcaya. Boyalı asker bavulu onda olurdu. Bağlama sazını’ da o satardı. Şimdi yerinde Şener devam ediyor. Yanında köşede İbrahim Sinnar küçücük yerinde çalışıyor. Oğlu Orhan devam etti, şimdi torunlar. Yanında Ahmet Ardalı( ona genelde Boncukçu Ahmet denirdi ), oya zamkı onda bulunurdu. Oğlu Ersan devam etti.  Sonra Hayrullah Özdağlı, kömürcülük ve ayçiçeği stokçuluğu da yapardı. Kamyonu vardı Austin marka. Sonra oğlu Gündüz Özdağlı ve gelini devam ettirdi.

İsmail Akarca Kırklareli’ nin en büyük eczanesi idi. O zaman Kırklareli’ de üç eczane vardı. Biri kapandı ikiye indi. Vatandaş ilaçlarını Arasta’dan İsmail Akarcalı’ dan alırdı. Doktor’ a gerek yok, reçete istemez. Hastalığını söylersin, o hangi ot’ un hangi hastalığa iyi geldiğini bilirdi. Alan memnun, satan memnun, kime ne. O’ndaki aktar çeşidi, boya çeşidi başka yerde yoktu. Sonra oğlu Ragıp devam etti, şimdi torunlar devam ediyor. İsmail Akarca vefat ettikten sonra Kırklareli’ de eczane sayısı kırk’a çıktı. Salim Turgut Arasta’ da işini en iyi yapanlardandı. 699 yeşil yumak yalnız onda bulunur, Amerikan gazetesi onda hep bulunur toptan satardı.

Gelelim Kara İsmail’ e.Fötür şapka giyer, şimdi Nazmi’ nin olduğu yerdeki dükkanın önünde sıra sıra kına çuvalları dururdu. Kara İsmail’ in kara kınası meşhur idi. İsmail Amca Bursa’ ya gezmeye gidiyor. Bursa’ dan Hacı Hasan’ a yıldırım telgraf çekiyor. Gece saat 01.00 da eve verilecek. Hacı Hasan Bayraktar Doğu mahallesinde oturuyor. Gece o saatte gelen telgraf evi ayaklandırıyor. Telgrafı açıyorlar. “ Ben iyiyim, Bursa’ dayım, merak etmeyin Kara İsmail”.

Hacı Hasan elinde baston ile Kara İsmail’ in Bursa’ dan dönmesini bekliyor. Kara İsmail kaçıyor Hasan Amca elide baston ile onu kovalıyor, yakalarsa fena dövecek ve o’ da karşılık veremeyecek. İnsanlar şaşkın olanları izliyorlar ve sonradan telgraf şakasını öğrenip gülüp eğleniyorlar. Kara İsmail’ e geçmiş olsun diyenlere “ucuz atlattım” diyor. Bu şaka yıllarca hoş bir anı olarak hatıralarda kalıyor. Şimdiki Arastacılara sağlık ve işlerinde başarılar dileriz.

Karaumur Caddesinin bugün yok olan bir ilginç binası ise Yeniçeri Kışlası’ dır. Yeniçeri Kışlası yeniçeri ocağı kapandıktan sonra uzun yıllar Han olarak hizmet vermiştir. 1955-60 lı yıllara kadar han olarak balkan köylülerine hizmet vermiştir. O yıllarda öküz arabaları ile Balkan köylerinde gelen köylüler odunlarını satıp, aylık ihtiyaçlarını aldıktan sonra köylerine dönerdi. Bu süre içinde Han’ da konaklama yaparlardı. İşletmeciliğini Hancı Hasan isimli kişinin yaptığı han’ da ilginç olaylar yaşanmıştır. Bugün yerinde beş katlı bina olan Han’ ı  hatırlayanlar yok denecek kadar az kalmıştır.

Bir başka ilginç bina ise Atatürk’ ün 20 Aralık 1930 tarihinde Kırklareli’ ni ziyaret ettiğinde halk ile sohbet toplantısı yaptığı vakıf binasıdır. Bina 1965 yılına kadar Kütüphane olarak hizmet verdikten sonra Atatürk’ ün konuşma yaptığı üst katı eskidiği ve tamir görmesi gerektiği için yıkılmış ve bugüne kadar herhangi bir tamirat yapılmamıştır. Eski fotoğraflar incelendiğinde öyle güzel bir binaya nasıl kıyıldığını anlamak mümkün olmuyor.

Karaumur Caddesinin girişinde bugün Hızırbey Camiinin duvarında öksüz bir çocuk gibi duran çeşmenin ise bir başka hikayesi vardır. Karaumur Çeşmesi veya Cami Çeşmesi de denilen çeşme aslında Alman Çeşmesi adı altında yapılmıştır. Yapım tarihi kesin olarak bilinmese de 1887 olarak bazı kaynaklarda yazılıdır. Aslında Alman İmparatoru 2. Wilhelm’ in İstanbul’ u ziyareti anısına Sultan Ahmet Meydanında yapılan Alman Çeşmesi ile ayni yıllarda yapılmış olması gerekir. Almanların inşa ettirmeye başladığı Bağdat Demiryolu projesinin Trakya bölümünde Alman varlığını ve imparatorun gücünü göstermek amacı ile yapılmıştır. İlk halindeki çeşme ve çevre düzenlemesi ile Kırklareli için örnek bir yer idi. Ancak hangi amaçla, ne zaman ve kim tarafından yeri değiştirildiğine dair belediye kayıtlarında herhangi bir bilgi bulunamamıştır.

 

( Karaumur Meydanı- Meydan Çeşmesi )

 

Karaumur Caddesinin bittiği ve bugün hala Karaumur meydanı olarak anılan yer zaman zaman belediye başkanlarının proje savaşına konu olmuştur. Son düzenlenen hali ile çeşmesi ve şelaleli havuzu için Kırklareli’ nin ilginç yerlerinden biri halini almıştır. Yarım anfi şekliinde düzenlenen meydanın bir bölümü basın açıklamalarının ve protesto gösterilerinin yapıldığı minik bir özgürlük meydanı gibidir. Meydanın bir bölümünde Kırklareli Kurtuluş savaşında mücadele eden ve daha sonraki yıllarda Türkiye siyasetine damga vuran Türkiye’ de ilk çocuk yuvası ve Çocuk Esirgeme kurumunun kurucusu Fuat Umay’ın bir rölyefi vardır. Kırklareli milletvekili Fuat Umay çocuklar hakkında yaptığı bu çalışmalardan dolayı çocukların koruyucusu UMAY ANA’ ya gönderme yapılarak Atatürk tarafından UMAY soy ismi ile ödüllendirilmiştir. Kırklareli’ de bu mücadeleci hemşehrisini unutmamış ve FUAT UMAY Caddesi, Fuat Umay Çocuk Yuvası isimleri ile kent tarihinin unutulmazları arasına yazmıştır.

 

 

Fuat Umay’ ın yanında ikinci rölyef ise yine Kırklareli’ nin yetiştirdiği, Türkiye’ de ilk defa ruh sağlığı tedavisi için Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesinin kurucusu Mazhar Osman’ ı unutmamış ve adını unutulmazların listesine yazmıştır.

 

 

 

 

 

Bir başka ilginç yapıt ise Yunan Mitolojisi’ nin Şarap Tanrısı Diannizos’ a aittir. Önceleri ne alaka diye tepkiler gösterilip kırılmak istenmesi bile gündeme gelen şarap tanrısı meydanda yerini korumaktadır. Neticede bu toprakların “ Şarap Tanrısı Diannizos’ a adanmış topraklar olduğu yazmaktadır. Kim ne zaman yazdı bilemiyoruz ama öyle yazılmış diyorlar. Efsaneye inandık artık dönüş yok.

Görüldüğü gibi meydanda yok yok.

 

 

 

 

 

 

 

( Dr.Fuat Umay )

 

 

 

 

 

 

Karaumur Caddesi ve Hızır Bey külliyesini tanıdıktan sonra Karaumur Bey ve Hızır Bey kimmiş onları da biraz analım ve tarih sayfalarına girelim.

 

 

 

 

 

( Dr.Mashar Osman )

 

KÖSE HİHALZADE HIZIR BEY veya MİKHAEL KOSSES ( Osman Gazi’ nin silah arkadaşı )

 

 

 

Osmanlı tarihinde Osman Gazi’nin silah arkadaşı ve vefakar dostu olarak gördüğümüz Mikhael Kosses, başlangıçta Bizans İmparatorluğu’nun hudut kale beylerinden olup Bilecik vilayetinin doğusunda ve İnhisar nahiyesi ile Mihalgazi nahiyeleri arasında bulunan Harmankaya (Hadrianoi) ve havalisinin tekfurluğunu yapan bir Bizans soylusudur.

Tarihçiler Mikhael Kosses’in kökeni konusunda değişik iddialarda bulunmuşlardır. Tarihçi Joseph von Hammer, Mikhael Kosses’in Bizans’ta uzun yıllar hüküm süren (1259-1453) Palaiologos hanedanından olduğunu iddia etmiştir.[

 

Osmanlı tarihçilerine göre Eskişehir beyiyle Osman Gazi arasındaki bir çarpışmada karşı tarafta bulunan Mihal Bey esir düşmüş, Osman Bey Mikhael Kosses’in yiğitliğine karşılık kendisini serbest bırakmıştır.

Mihal Bey, Osman Gazi ile dostane ilişkisi sebebiyle 1313’de Müslüman olmuş, bunun üzerine Osman Bey’in teklifiyle Abdullah adını almıştır. Böylelikle adı Abdullah Mihal Gazi olmuştur.

 

Osmanlı İmparatorluğuna çok önemli hizmetleri geçen Akıncı Mihaloğulları1595 Eflak seferi sırasında Eflak voyvodası karşısında ağır kayıplar verdiler ve bu tarihten sonra öbür akıncı aileleri gibi tarihe karıştılar.

Tarihi kaynaklardan anladığımıza göre Kırklareli Hızır Bey Külliyesini yaptıran Mihalzade Hızır bey eski Bizans soylusu, Osman Bey’ in silah arkadaşı Mihael Kosses  Abdullah Mihal Gazi) oğlu veya torunu  Mihailzade Hızır Bey dir. Mihalzadeler Osmanlıya yaptığı hizmetlerin bir bölümünü Kırklareli’ ne yapmıştır.  Daha geniş bilgi için internet kaynakları yeterli olacaktır. Bütün bu bilgilere rağmen bazı kaynaklar Mihailzade Hızır Bey’ i Aydınoğulları beyliği ile ilişkilendirip Türk ve Yörük yapmaya kalkmaktadır. Tarihi kaynaklarda önemli bilgi eksikliği ve bilgi kirliliği vardır.

Bütün bu teferruatları bir kenara bırakırsak ortada somut bir gerçek vardır ve 633 yıldır hayatta olan ve Kırklareli halkına hizmet veren Cami, Hamam ve çeşmesi ile Hızır Bey Külliyesi. Yapanların yaptıranların ruhu şad olsun.

 

 

KARAUMUR BEY

 

gemileri karadan yürüten ilk Türk

 

Umur Bey,1309 yılında Aydınoğlu topraklarında dünyaya geldi. Aydınoğulları Beyliği’nin kurucusu Aydınoğlu Mehmet Bey’in beş oğlundan ikincisidir. İsmi “’ işler, yükümlülükler, görevler“ anlamına gelir. İslami lakabı; “Dinin güzelliği” anlamına gelen “Bahaüddün”’dir.

Genç yaşta İzmir valiliğine atandı ve babasının Ayasuluk’ta (bugünkü Selçuk) kurduğu donanma ile korsanlık yaparak ün kazandı. Sakız Adası, Bozcaada, Eğriboz,Mora Yarımadası ile Rumeli sahillerine akınlar düzenledi. Babasının ölümünden sonra diğer kardeşlerinin de onayıyla 1334 yılında beyliğin başına geçti. Saltanatı, 1348’de ölümüne dek 14 yıl sürdü. Beylik, onun idaresi altında en parlak günlerini yaşadı.

.

Karadeniz seferi ve gemileri karadan yürütmesi

Umur Bey’in, kardeşi Hızır Bey ile birlikte Adalar ve Yunanistan üzerine seferler düzenledikten sonra 1338-1340’ta Karadeniz seferi yaptığı; Kili ve diğer sahilleri vurduğu; bu sefer sırasında 300 gemiden oluşan donanmasını karadan çekerek Mora girişindeki Germe Hisarı’na ulaştıkları; dönüşte de Germe yakınında tekrar karadan geçerek İzmir’e ulaştıkları 1465 tarihli “Düstürname-i Enveri” adlı eserde anlatılmıştır. Bu nedenle Umur Bey’den “gemileri karadan yürüten ilk Türk ” olarak bahsedilir.  Ancak Bizans kaynaklarında bahsedilmeyen bu olayın bir kurgu olduğu, eserin yazıldığı yıllardaki Osmanlı fetihleri için ideolojik bir kaynak oluşturması için Umur Bey’in bazı gerçek seferlerinin ayrıntılarına dayanarak hayal ürünü bir sefer hikayesi yaratılmış olduğu da iddia edilmektedir[.

Trakya ile ilişkisi ;

 

1341’de İmparator Andronikos’un ölümü üzerine yerine geçen küçük yaştaki oğlu Yannis tahta oturtulmuş; Umur Bey’in dostu Kantakuzen ise çocuk imparatora vasi tayin edilmişti. Çok geçmeden imparatorlukta taht mücadeleleri başladı ve Dimetoka’da kendisini imparator ilan eden Kantakuzen, Umur Bey’den yardım istedi. 1342 yılında donanması ve ordusu ile Meriç Nehri ağzına kadar gelen Umur Bey, mevsim şartları yüzünden İzmir’e geri dönmek zorunda kaldı. Ertesi yıl yeniden Trakya sahillerine geldi; Selanik ve Trakya taraflarını yağmaladı ancak kesin bir sonuç elde edemeden geri döndü.

Demek ki Umur Bey geri dönüşte Kırklareli’ den geçti ve geçtiği caddenin adına Karaumur Caddesi diyoruz.

Ölümü

Umur Bey, İzmir kuşatması sırasında kale surlarına tırmanırken atılan oklarla hayatını kaybetti. Cenazesi, Birgi’de babasının yanına defnedidi. Yerine ağabeyi Hızır Bey geçti. ( Biz burada Hızır Beyleri biraz karıştırıyoruz galiba. Tarihimiz olaylardan 130 yıl sonra yazıldığı için anlatılanlar 2. veya 3. kuşaklardan aktarma olarak gelmektedir.)

Umur Bey’in hayat hikayesi, yaptığı fetihler, akınlar, deniz seferleri Osmanlı Devleti’nin Fatih dönemi vakanüvislerinden olan Enverî tarafından 1465’te kaleme alınan “Düsturname-i Enveri”’de ayrıntılarıyla anlatılmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Karaumur Caddesi )

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Karaumur Meydanı )

 

 

MUSTAFA KARACA

17.08.2O16