KIRKLARELİ TİCARET HAYATI

KAYBOLAN DEĞERLERİMİZ – KIRKLARELİ BOZA’SI

Kırklareli il merkezi olarak İstanbul’ un arka bahçesi ve İstanbul tüccarlarının esnaf pazarı konumunun acısını yıllardır çekmektedir. Türkiye’ nin sanayi yatırımları İstanbul merkezli olduğu için ilimiz her türlü çaba ve denemeye rağmen sanayi yatırımı yapamamıştır. Bu yatırımların olmamasının temel sebeplerinden bir tanesi sermaye ve bilgi birikimi eksikliğidir.

İlimiz nüfusunun çoğunluğunu  Balkanlar’ dan delen göçmenler oluşturduğu için, hepsi geçim ve yaşam kavgası vererek ilimize ulaşmış ve kendini şanslı kabul eden insanlardır. Bu insanların sermaye birikimi yapması uzun yıllar mümkün olamamıştır. Kazançları ancak geçimlerine yetmiştir. Bilgi birikimi derseniz eğer, o konuda da sermaye kadar fakir kalmışız. Yüzlerce yıl huzur içinde,  Balkanlar’da yaşamış insanlar çiftçilik ve günlük yaşamı kolaylaştıracak zanaat becerileri ile ilgilenmişlerdir. Çiftçiler sabah tarlaya, akşam evine, esnaf ve zanaatkarlar ise ev, dükkan ve cami arasında sıkışıp kalan mütevazi bir hayat yaşamışlardır.

1877-78 yılında yaşanmaya başlayan facialardan sonra terhine göçler insanlarımızın hayatını cehenneme çevirmiştir. Fakat bütün bu acılara rağmen hayat devam etmiş ve yaşam kavgası yeni evlerinde verilmeye başlamıştır. Sermaye birikimi için küçük sermayelerin toplandığı şirketleşme farklı ve güvensiz kültürlerden geldikleri için mümkün olamamıştır. Yaşanmış acılardan örnek alınarak kimsenin kimseye güveni kalmamıştır. Bu güvensizlik ortamı hala devam etmekte ve şirketleşme olamamaktadır. Aile içi şirketler dahi uzun süre yaşayamamıştır. Birkaç örnek aile dışında devam eden şirketimiz yoktur.

ESNAFLARIMIZIN DURUMU

Ayni yıllarda balkanlardan gelen göçlerle iki Arnavut Kırklareli’ne gelmiş. Biri Türkçe biliyor, diğeri ise hiç bilmez. Beraber ticaret yapmaya karar vermişler. Sırtlarındaki küfe’ye biber, patlıcan, domates ne varsa doldurmuşlar,pazara çıkmışlar.Türkçe bilen biraz önden gidip bağırıyormuş” HAYDA MORE,BİBER,PATLICAN,DOMATES SATARIM” arkadan gelende bağırmaya başlamış.” BEN DA-BEN DA- BEN DA.

Ne diyelim Ali Rıza Dursunkaya sana Allahtan rahmet diler, yıllar önce söylediklerin ve bugün içinde geçerli olan sözlerin için…  BEN DA- BEN DA-

Kırklareli’ nin gezici esnaflarının yanında daha önce  ( 1500 lü yıllarda ) gelen Yahudilerin yerleşik dükkan ticaret ve ciddiyeti ilgi çekicidir. Yahudiler ticareti kutsal bir ibadet gibi kabul etmiş ve her türlü olayın üstünde görmüştür. Kırklareli’ de uzun yıllar yaşamış geçtiğimiz yıllarda aramızdan ayrılan Haham Hayim Abravanel’den ilginç bir anekdot. Bugün dahi esnaflarımızın ders alması gereken bir yaşam örneği.

DÜKKANI KİME BIRAKTINIZ

Kırklareli ticaret hayatında Arnavutlar kadar Yahudilerinde önemli rolü olmuştur. Kırklareli’nde herkes bir yerlerden ve acı bir savaşın içinden geldiği için, evini, işini,ülkesini bırakmanın ne demek olduğunu çok iyi bilirler.Çeşitli savaşlar ve yıkıntılar yaşamış insanlar ancak birbirini böyle iyi anlar.Bu sebeple Kırklareli’ne gelip yüzlerce yıl beraber yaşadığımız Yahudilerde Kırklareli’nde  huzur içinde yaşamış ve ticaret hayatımıza önemli katkıları olmuştur.

Haham Hayim Abravanel 50 yıldır Kırklareli’nde yaşayan ve kentimizi çok iyi tanıyıp bilen ve seven bir insan. Söyleşide ondan çok önemli bir ders aldık. Çok iyi bildiğimiz, hep duyduğumuz fakat her defasında bir sebep bulup uygulamaktan vazgeçtiğimiz bir hayat dersi. Haddini bilmek.Hani büyüklerimiz hep der, İslam’ın şartı 5 , ama 6.şartı da HADDİNİ BİLMEK.

Haham Hayim Abravanel Kırklareli’nde kalışını buraları ve buralardaki huzur ve saygıyı çok sevdiğini söylese de, büyük şehre gitmediğinin sebebini şöyle açıklıyor.” Ben İstanbul’a veya bir başka yere de gidebilir ve daha iyi şartlarda olabilirdim, ama… işte orada duruyor, benim bilgim ve tahsilim sonucu elde ettiğim karıyerim oralara yeterli gelmeyebilir, kendimi geliştiremediğim zamanlar insanlar benim yetersizliğimi sorgulamaya başlar. Ne onlara daha fazla bilgi verebilirim, nede ben o bilgilere ulaşacak çabayı gösterebilirim. Burada haddimi bilerek elimde ki ile mutlu olmaya çalışıyorum. Daha fazlasını zorlamak, kapasitemi zorlamak anlamına gelir. Kendimi bildiğim kadarı ile bu kapasitede bende yok. İşte, hayat bu mu, acaba. Mutluluğun ve başarının sırrı haddini bilmekle mi başlar. Yaşadığı şehri ve ülkesini beğenmeyen gençlerimize duyurulur, hiç kendi bilgi ve kapasitenizi ölçtünüz mü?

Haham’ın 50 yıllık Kırklareli hayatında gördüğü ve yaşadığı çok olaylar var.Kırklareli’nin eski manifaturacılarından Avram hastalanmış yatağında yatıyor.Avram artık gitti gidecek,haham’ı çağırıyorlar,bu arada akraba ve dostları ve tabii ki çocukları’ da son saatlerinde babalarının başında.Avram başlıyor sormaya,Josef buradamı, hayim buradamı,…

Bakıyor dört çocuğu hepsi başında, son nefesiyle bağırıyor “ SİZ HEPİNİZ BURADA İSENİZ DÜKKANI KİME BIRAKTINIZ ? “

Ticarette başarının sırrı son nefesine kadar işinin başında olmaktan ve işini düşünmekten geçiyor galiba. Darısı bizim iş adamlarımızın başına.

HAYDA MORE KAYMAK BOZE

Kırklareli’nin pek fazla olmayan, İstanbul’un etkisinden kurtulamayıp taşra esnafı statüsünü geçemeyen ticaret hayatında göçlerin etkisi ile gelenlerin değişik etkileri olmuştur. Makedonya elden çıkınca oralardan gelen Müslüman Arnavutlar tatlıcılık ile uğraşmıştır. O.yıllarda Kırklareli’nde yapılan Arnavut işi revani tatlıların lezzetine bugün bile ulaşılmış değildir. Antep’in baklavası gibi istikrar yakalayan ustalarımız maalesef Kırklareli’nde tutunamamış veya büyük şehrin cazibesine kapılıp İstanbul’a gitmişlerdir Arnavut ustaların yapmış oldukları revanilerin tadını bilenler, bugün bile o lezzeti ararlar. Hele o revaninin yanında bir de kaymak boza varsa…

Yine Arnavut ustaların darı’dan yapmış olduğu nefis bir içecek olan boza, Kırklareli’ne İstanbul’dan önce gelmiştir. Bugün İstanbul’da VEFA BOZASI diye bilinen tatlı içeceğin yolu önce Kırklareli’nden geçmiştir. Boza’yı ve bozacıları Kırklareli’nde tutabilse idik o lezzeti bilenler İstanbul’dan Kırklareli’ne boza içmeye gelirdi. Fakat bugün maalesef biz İstanbul’a gittikçe VEFA BOZASI içip eski günlerin lezzetini arıyoruz. Kırklareli’nin son bozacısı rahmetli bozacı İhsan aga’nın öğleden sonraları elinde boza güğümü ile “HAYDA MORE KAYMAK BOZE. DARI ÇORBASI” diye bağıran sesi Kırklareli sokaklarında hoş bir seda gibi çınlıyor.

Yolu önce Kırklareli’nden geçen bozacılar Kırklareli kendilerine dar gelmeye başlayınca kendilerine yeni pazarlar aramaya başlamışlar. Bu gün nasıl iş adamlarımız yabancı ülkelere ticaret için gidiyorlarsa onlarda öyle yapmışlar zamanında. Bunlardan birinin yolu Mars’a düşmüş, hani Amerikalıların bu yılkı uzay programında gitmeyi planladığı uzay’daki MARS.

Bir gurup Amerikalı bilim adamı nihayet MARS’a gitmeyi başarmış. Mars’a ilk defa biz geldik, uzay savaşını biz kazandık diye sevinirken, bunların sesini duyan Arnavut bozacı,saklandığı taşın arkasından çıkıp başlamış bağırmaya “HADİ MAYKA KAYMAK BOZE”.

Gördüğünüz gibi ticaret sınır tanımıyor.

MUSTAFA KARACA