Kırklareli Hatırlamalısın (7) Kırklareli Halkevi; Kuruluşu ve Kapanış Nedenleri (1)

266
Akın Güre

Kırklareli’nin tarihe gömülü geçmişinde dolaşmak için elimizde çok azı kalan binalardan birisi bugün sessiz sedasız bir halde, artık eski canlılığını yitirmiş bir parkın arkasında bir uykuya dalmış gibidir. Bu bina ötekilerden biraz farklıdır. Mesela Yayla mahallesinde restorasyonu bittikten sonra bir kent Müzesi havası kazandırılan eski Türk ocağı binasının tarzında değildir. Ya da parkın biraz ilerisinde hala ihtişamını koruyan, adını bir akıncı kahramanından almış tarihi Kocahıdır İlkokulu binasına da benzemez. Çünkü bu bina erken Cumhuriyet döneminin mimari tarzına uygun olarak yapılmış, modern Türk mimarisine ait bir örnektir.

Evet, tahmin edeceğiniz gibi Kırklareli, Halkevi binasını anlatmaya, çalışıyorum.
Kırklareli Kent belleğini yaşatacak zengin mimari dokuyu ne yazık ki koruyabilmiş bir kent değildir. Bunun nedenlerini belki başka bir fırsatta konuşabiliriz, ama asıl üzülecek husus sayıları az kalmış bu tür binaların da kimliğini, değerini yeni kuşaklara aktarabilmeyi pek beceremediğimizdir. Oysa 1937-1939 yılları arasında inşaatı tamamlanmış, yaklaşık 80 yıllık bir ömrü olan Halkevi binası Cumhuriyet tarihimizin sembolik bir anıtı gibidir. Hatta benim gibilerin çocukluk yıllarının anılarında yaşayan haliyle düşünüldüğünde, hala güncel değerinden bir şey yitirmiş sayılmaz. Bir çoğumuzun babalarının, tanıdıklarının bu binaların merdivenlerinde çekilmiş kutlama törenlerine ait toplu fotoğrafları albümlerde nefes almaya devam ediyordur. Binanın önündeki geniş merdivenin uzun basamaklarından inilerek geçilen Şevket Dingiloğlu parkında oturanların sesleri şimdi bu derin uykuya dalmış binanın duvarlarında yankılanmıyor artık. Her yerde benzer bir sessizlik, bir bekleyiş vardır. Ana caddeden Parkın içine adım atarken sizi karşılayan yalnızlık duygusu buna eşlik eder. Ama bütün bunlara rağmen Atatürk heykelinin yanından geçip parkın içine doğru yürüdüğünüzde karşılaştığınız manzara hala kendi diliyle sizlere anlamlı bir şeyler fısıldar. Gelin bu fısıltıyı birlikte dinleyelim.

Halkevleri neden düşünüldü, nasıl bir ihtiyaçtan doğdu? Bu soruların cevaplarını aradığınızda aslında Cumhuriyet Tarihimizin en önemli konularının arasına dalmış olursunuz birden bire. Halkevlerinin kuruluş yılları 1932 yılının başlarıdır. Ondan önce Millet Mektepleri diye adı geçen öncü girişimler de olmuştur. Fakat Halkevleri sayıları 479’u bulan yaygın bir teşkilatlanmanın eseri olarak karşımıza çıkar. İlk anda Halkevi açılan 14 il (İstanbul, Bursa, Eskişehir Denizli, İzmir, Çanakkale, Konya, Diyarbakır, Malatya, Samsun, Afyon, Ankara, Aydın, Bolu) arasında Kırklareli yer almasa da aynı yıl içinde 24 Haziran1932 tarihinde burada da Halkevi açılır. Bir ilde Halkevi açabilmek için en az üç faaliyet kolunun aktif hale getirilmiş olması gerekiyordur. Kırklareli Halkevi ilk kuruluş yıllarında sadece üç şubede faaliyet gösterebilmiştir. Spor, Kütüphane ve Müzik kolunun Bando takımı etkin olabilmiş, ilerleyen yıllarda da mevcut olanaklarını sonuna kadar kullanarak büyük gelişmeler sağlanmıştır.

Burada hemen hatırlatmakta fayda var, Halkevleri 1931 yılının şubat ayında kapatılan Türk Ocakları yerine kurulmuştur. O zamana kadar Halkevlerinin üstleneceği görevleri Türk Ocakları yapıyordu. Peki, neden bundan vazgeçilmiştir?

Bu sorunun cevabını bulmak için Atatürk’ün 20 Aralık 1930 tarihinde Kırklareli’ne gelişinde yaptığı konuşmalara bakmak gerekir. Bunun için Gazi Mustafa Kemal’in Trakya gezisine hangi nedenlerle çıktığını anlatmakta fayda var. Buradan yola çıkıp halkevlerinin arkasında yatan siyasi, toplumsal olguları ve gelişmeleri dünyada da olup bitenlerin çerçevelediği bir pencereden anlatmaya çalışacağız. (Devam edecek)