Kırklareli Muhtarları Orta Avrupa Gezisi -1- Belgrad Şehri ve Kalesi

609

Kırklareli Mahalli İdareler İl Müdürlüğünce düzenlenen köy muhtarlarına yönelik bilgilendirme ve eğitim gezisi Kırklareli yöneticileri ve muhtarlarının örnek ve olgun tavırları ile başarılı bir şekilde tamamlandı.

09 Eylül 2013 Pazartesi günü Valilik önünden Sedan Turizm’e ait bir otobüs ile yola çıkan ekip Bulgaristan üzerinden Harmanlı- Svilengrad- Filibe ve Sofya güzergahı ile Salı günü öğleye doğru Sırbistan’ nın Belgrad şehrine vardı.

Salı günü saat 12 civarında ekibimize katılan Sedan Turizmin Belgrad rehberi Bayan Sandra Otoseviç eşliğinde panoramik Belgrad turu yapıldıktan sonra şehrin en önemli tarihi yapısı Belgrad Kalesi gezildi. Belgrad kalesini böyle tecrübeli bir rehber eşliğinde gezmek bizim için büyük şanstı. Devletin düzenlediği tarih kitaplarında göremeyeceğimiz ve okuyamayacağımız halkın yazdığı tarihi dinleme şansımız oldu. Kalenin özellikleri, ne zaman alınıp ne zaman yapıldığı gibi resmi bilgileri internet sayfaları veya tarih kitaplarından okuyabilirsiniz, ancak halkın yaşadığı güncel tarihi bulmanız mümkün olmaz.

Belgrad Kalesi 3.yy’da yapılmış olmasına rağmen güncelliğini koruyarak muhafaza edilmiş. Kalenin en önemli özelliği belki de Sırbistan’ nın tarihini anlatıyor. Kalenin giriş kapısı  eski orijinal hali ile korunmuş. Bu kale kapısını ve kale duvarlarını aşmak Osmanlı için büyük asker kayıplarına sebep olmuş. Binlerce Anadolu yiğidi duvarları aşabilmek için can vermiş. Sırplar savaşı kaybetmiş ama inanç ve inatlarını asla kaybetmemiş. Mihaiov Obranoviç’ in heykeli İstanbul Kapı’ yı yani İstanbul’ u gösteriyor. Sırplar Osmanlı egemenliğine girmiş ama bir gün İstanbul’ u alacağız inancını hep yaşatmış. Bir başka yorum ise Kanuni Sultan Süleyman’ ın Kalenin alınışından sonra İstanbul’ a gönderdiği ve Yedikule civarına yerleştirdiği Sırplar. Onları unutmadık bir gün gidip alacağız diye yorumlanıyor. Bu hayaller zaman zaman başlarını belaya sokmuş elbette.

1453 yılında İstanbul’u alarak Fatih ünvanını kazanan 2.Mehmet, hızla Balkanların fethine karar verir. Ancak iyi korunan ve İstanbul’ un surlarından daha iyi konumda olan Belgrad Kalesini alamaz. 1456 yılında yapılan kuşatma başarısız olur ve Fatih İstanbul’ a dönmek zorunda kalır.Osmanlı Ordularını Belgrad önlerinde durduran Sırplar, Avrupa’ nın tarihini değiştirmiş oluyordu. Sırplar 1389 Kosova Savaşının acılarını biraz olsun unuturken Avrupa rahat bir nefes alıyordu. Belgrad o zamanlar alınabilse idi, Viyana Kanuniden önce alınabilirdi ve bu olay Avrupa’nın fethini kolaylaştırırdı.

Belgrad Kalesi ancak 29 Ağustos 1521 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından alınır.1520 yılında ölen Yavuz Sultan Selim’ in yerine tahta geçen Kanuni, tahta oturmasını bütün Avrupa devletlerine bildirmek için elçiler gönderir. Elçi Behram Çavuş’ a hakaret eden Macar Kralı 2. Laroş bu hakaretin bedelini ağır öder. Macaristan Krallığının sonunu getirecek başlangıç ve Kanuni seferleri başlamış olur. 1521 Belgrad Kalesinden sonra 1526 yılında Mohaç Meydan Savaşında Macar Ordusu tamamen yok edilir ve Macaristan Osmanlı egemenliğini tanır.

Şehirde oturan Macarlar Budin’ e giderken Sırpların büyük bir bölümü İstanbul Yedikule civarına yerleştirilir.

Kale’nin içinde muhafaza edilen 3. Ahmet’ in damadı Damat Ali paşa türbesi eski özelliği korunarak muhafaza ediliyor. Bu türbenin hikayesinde insanın en büyük düşmanın kendi gururu olduğu anlatılıyor. Belki de, yöneticiler bir ders çıkarırlar diye muhafaza ediliyor.

Mora Fatihi Damat Ali Paşa, bu zaferden sonra öylesine gurur ve kibire kapılır ki, çok güçlü olduğu halde ve kesin savaşı kazanacağı sırada 1716 yılında Petervaradin Savaşında şehit olur. Bir rivayete göre savaş alanında yaralanır ve yaralı bir şekilde Belgrad Kalesine varır. Öldüğü yerde iç organları çıkarılır ve gömülür. Gömüldüğü yere türbesi yapılır. Bir başka rivayet ise savaş alanında şehit olanlar şehit olduğu yerde gömüldüğü için mezarı savaş alanındadır ve bilinmemektedir.

Sanatçının anlamlı mesajı

Belgrad Kalesinin bir başka önemli anıtı ise Sırpların 1.Dünya Savaşında Selanik Cephesini yarılmasının  10 yılı anısına 1928 yılında yaptıkları VİKTOR ANITI veya Çıplak Adam Heykelidir.Sava ve Tuna Nehirlerinin birleştiği noktaya hakim tepede yapılan heykelin çıplak oluşunun değişik sebepleri yorumlanır. 1.Dünya Savaşından sonra kurulan Yugoslavya Cumhuriyeti Sırp-Boşnak-Hırvat-Karadağ-Sloven ve  Arnavutlardan oluşmaktadır. Hatırı sayılır sayıda Türk de mevcuttur. Her ulusun kendi dini-dili ve folkloru, özgü kıyafetleri vardır. Hangi kıyafeti giydirsek diğerleri itiraz edecek. Sanatçının çözümü kimseyi kızdırmamak için çıplak olmuş. Netice de hepimiz insanız ve dünyaya ilk önce çıplak geliyoruz. Sonra ebeveynimizin seçtiği kıyafetler ile hayata merhaba diyoruz. Önce insan olmak için kıyafete gerek yok. İçinde insan olmadıktan sonra taşınan kıyafetinin rengi veya şeklinin ne önemi var. Heykel önce Belgrad şehir merkezine dikilmek istenir. Ancak çıplak olduğu için gözden uzak bir yere yapılır. Ancak şimdilerde şehir merkezinden fazla ziyaret edilmektedir. 1. Dünya Savaşı sırasında erkek nüfusunun % 60 ından fazla 1.300.000 sırp hayatını kaybeder. Savaşın anıları ve acıları unutulsun istenmez. Heykel çıplak olunca tabii ki ilk bakışta penis göze çarpıyor. Bu defa büyük küçük tartışması başlıyor. Hırvatlar, Sırplarda bu kadar küçük mü diye dalga geçiyor, Sırplar ise size gösteriyor diye farklı yorum yapıyor. Sonra yapan sanatçıya soruluyor, el cevap “ nereden baktığınıza bağlı, önden bakarsanız evet, fakat yandan bakarsanız farkı görürsünüz” diyor. Önden bakınca elinde büyük bir kılıç olan heykel, yandan bakınca çok farklı görünüyor. Kılıç’ ın kabzası olmuş bir felaket.

Heykeli yapan sanatçının arkasında Atatürk gibi bir lider olsa idi, o heykelin bir kıyafeti olabilirdi belki. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken ayni etnik ve bölgesel farklılıklar vardı. Ancak Atatürk “Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’ tür. Ne Mutlu Türk’ üm”  diyene diyerek bütün farklıkları ortadan kaldırmıştır. Yoksa bizim bölgesel kıyafetlerimiz, müziğimiz, gelenek ve törelerimiz ve hatta bölgesel lehçelerimiz bizim ayrılığımız değil, kültürel zenginliğimiz olarak kabul edilmiştir. Keşke o sanatçı da herkesin ortak paydası bir kıyafet giydirebilse ve o heykel de çıplak değil Yugoslav Cumhuriyeti vatandaşını temsil edebilse idi, belki Yugoslavya bugünkü parçalanmayı yaşamazdı.

Belgrad Kalesinde yüzyılların tarihi yaşanıyor fakat bir de bugünü yaşayanlar var. Tertemiz bir park, yeşil ve huzurlu oturma alanları ve satranç oynayan insanlar. Sava ve Tuna Nehirlerinin birleştiği bu muhteşem manzara karşısında insan hayranlık duyuyor. Kimsenin rahatsız edilme korkusu yok, yerlere sigara ve çöp atan insanlarda yok. Savaş yok ,savaş çığırtkanları yok ;insanlar hayatın güzelliklerinin tadına varıyorlar..Muhtarlarımız bu güzellikleri gördükten sonra köy sokaklarında sigara izmariti atma yasağı getireceklerine dair söz verdiler. Benim köyümde neden tertemiz olmasın diye dert yanan muhtarlarımız sözlerini uygulayabilirseler yakında köylerimizde tertemiz olacaktır.

Sırplar günlük hayatlarını yaşarken dünü asla unutmamışlar. Belgrad Kalesini kuşatan tüm toplar Fatih ile başlamış, Kanuni topları, 1. Dünya Savaşı ve 2. Dünya Savaşında Belgrad’ ı alan Nazi tankları ve topları tarihi bir sıra içinde günümüze kadar muhafaza edilmiş ve dünü unutmamak için özenli bir şekilde saklanıyor.

Buraların dünkü tarihini dinleyince ve bugün yaşananları görünce insan farklı düşünüyor. Ne işin vardı be Sülüman buralarda. Sıcacık yatakta Hürrem’ in koynunda yatmak varken, at sırtında yüzlerce kilometre yol. Biz otobüsle yorulduk, onlar at sırtında gelmiş buralara. Üstelik gelince de kimse onları güllerle karşılamamış. O kadar kilometre gel, ok at, kılıç salla, kale duvarına tırman, neler çekmişsin be Sülüman.

Neyse ki biz şanslıyız, bizi karşılayan güzel rehberimiz Sandra sayesinde Belgrad keşfimiz güzel geçti. Kaleyi gördükten, daha doğrusu surları ve kalın kale kapısını gördükten sonra almaya değmez dedik, o surlara tırmanıp kılıç sallayacak kondüsyon zaten bizde kalmamış, yol yorgunluğu da var. Budapeşte’ ye doğru yola koyulduk.

Mustafa Karaca – Sarantalı Köylüm