Kırklareli Muhtarları Orta Avrupa Gezisi -2-Budapeşte

114

10 Eylül Belgrad turumuzun ardından saat 16 civarında Budapeşte’ye doğru hareket ediyoruz.

Budapeşte Tuna nehrinin iki yakasına yayılmış, Buda ve Peşte’den oluşan Avrupa’ nın  en güzel şehirlerinden bir tanesi, Kanuni Sultan Süleyman’ın belalısı NAZLI BUDİN.

Saat 20 civarında ulaştığımız Budapeşte’de öncelikle 2 gece kalacağımız Hotel Hungariye’da bize ayrılan odalarımıza yerleşiyoruz.

Sedan Turizm’in Budapeşte rehberi Abdullah, Macar Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdikten sonra rehberliğe başlamış. Macar tarihi ve diline oldukça hakim. Bize eşlik ettiği 2 gün boyunca kendisinden önemli bilgiler aldık.

Budapeşte tarihi özellikleri dolayısıyla gezilerde en çok tercih edilen bir şehir. Tuna Nehri’nin şehre katkısı elbette çok önemli. Ancak şehrin bir çok özelliklerine Macar Devleti’nin kuruluşunun 1000. yıl anısına düzenlenen Kahramanlar Meydanı Macar tarihinin bir özeti gibi. Kuruluşundan itibaren Macaristan’a hükmetmiş bütün Macar kralları, Macar devletini kuran Macar boylarının önderleri ve önemli semboller. Macarlar, Mohaç Savaşını asla  unutmamışlar. Bir devlet adamının gurur ve kibirine hakim olamazsa başına neler gelebileceği ve bu yanlış kararların bir ulusun kaderini nasıl olumsuz etkileyebileceği anlatılmış. 1526 Mohaç’ a kadar Avrupa’ nın özgür ve bağımsız ve Avrupa’nın en güçlü ordusuna sahip Macar devleti Mohaç’ ta 2 saat içinde Kanuni Ordusu karşısında nasıl yok olmuş ve o tarihten sonra Macarlar, Avusturya, Rusya, Almanya istilaları yaşayarak 400 yıl gibi uzun bir süre bağımsızlık hasreti ile işgal yılları yaşamıştır. Macarlar kendilerine bu acıları yaşatan Kral Laroş’u farklı bir şekilde cezalandırıp Kahramanlar Meydanında kendisine yer vermemiştir.

Kahramanlar Meydanı’nda bir unutulmaz anıt ise 1956 yılında Demirperde ortaklığından ayrılmak isteyen Macarlara Rusların cevabı, Budapeşte’yi işgal etmek olmuş. Bu işgal sırasında Rus tankları tarafından katledilen 17 bin Macar gencinin anısına yapılan özgürlük anıtı. Gurubumuzu görüp yanımıza gelen yaşlı bir Macar, o günü yaşadığını ve gençlerin Rus tankları altında nasıl ezildiğini gözleri yaşlı, tekrar yaşarcasına anlatıyor.

Budapeşte’ nin en önemli simgesi haline gelmiş olan GÜL BABA Tekkesi gece gündüz ziyarete açık. Budapeşte’ye gelip Gül Baba’yı ziyaret etmeden olmaz elbette. Yüzyıllar gelip geçmiş, krallar vezirler, istila orduları görmüş Budapeşte. Ruslar zamanında bütün cami ve kiliseler yıkılmış, ancak Gül Baba Tekkesine kimse dokunamamış. Gül Baba, insanın insana sevgi ve saygısının, dil, din, ırk, mezhep ayrımı gözetmeden insanların birbirlerine karşı sevgi ve saygı ile yaklaştıklarında önemli kabul edilebilen bir çok sorunun nasıl kolay aşılabileceğinin sembolü olmuş ve bu özelliğinden dolayı yüzlerce yıl hep saygı görmüş.

Budapeşte gezimizin en ilginç ve güzel gezisi şehre 60 km uzaklıkta bulunan Estergon Kalesi oldu. Macarların Mohaç’ tan sonra en büyük mağlubiyeti Estegon’ da almış. Macaristan’ı yavaş yavaş işgale başlayan Osmanlı Ordusu Budin’den önce Estergon’a yönelir. Kale kısa bir çatışma ve 30 gün süren bir kuşatmadan sonra teslim olur. Mohaç ve Estergon düştükten sonra Macarların tutunacağı tek yer Budin Kalesidir. Ordu iki koldan Budin’ e yürür. Ancak Macarların güçlü ordusu ve askeri gücü tamamen kırılmıştır. Macarları Osmanlıya karşı savaşa kışkırtıp arkalarındayız diye destek veren Avrupa kralları ve Kutsal Roma Papalığı kendi koltuklarının derdine düşmüştür.  Osmanlı Paşaları barış görüşmesi yapmak üzere Macar komutanları kahve içmeye davet ederler. Bu sırada kuşatma sessizce devam etmektedir. Macar komutanlar kahvelerini yudumlarken Budin Kalesinin düştüğü haberi gelir. Macarlar o günü kara gün, kahveyi de kara çorba olarak anarlar.

O günlerin önemini belirtmek üzere, başlarına gelen bir felaketi “Mohaç’ tan daha kötü olamaz” , görüşmeye gidenleri de “kara çorba içmeye mi gidiyorsun” diyerek hatırlatırlar.

Budapeşte’den Estergon’a giderken 30 km sonra önemli ve tarihi  bir kasabaya uğramadan geçmiyoruz. Szentendel isimli bu kasabanın da ilginç bir tarihi ve hikayesi var. Kanuni Belgrad’ı aldıktan sonra Sırpların bir kısmı İstanbul Yedikule civarına yerleşir, bir kısmı da Budin yakınları na Szentendel’e yerleşir. Macarlar Budin savunması için Sırplardan medet umarlar. Ancak güçlü Osmanlı Ordusunu durduracak bir güç kalmamıştır orta Avrupa’da. Szentendel Sırpları da ortama uyar ve orada huzur içinde yaşamaya başlarlar. Ulusal kimliklerini unutmadan gelenek ve törelerini yaşatmaya çalışırlar. Bölgeye daha sonra başkaları da yerleşir ve bölge karışık ve kozmopolit bir yapıya ulaşır. Katolik, Ortodoks ve Protestan kiliseleri aynı sokakta yaşamaya çalışır. Bölge tarihi dokusunu kaybetmediği için bugün önemli bir turizm merkezidir. Budapeşte’ den Estergon’a giden bütün tur guruplarının uğrak yeridir. Uygun hediyelik eşya alınabilir. Rehberimiz Abdullah Bey’in de turistik eşya satan bir dükkanı var. İndirimli ve ucuz fiyatlarla çok güzel hediyelik eşyalar aldık.

Estergon Kalesi 169 yıl Osmanlı yönetiminde kalır acı tatlı bir çok anılar yaşanır. Osmanlının oraları terkinin üzerinden 300 yıldan uzun bir süre geçmiş olmasına  rağmen unutulmayan olaylar yaşanmıştır. Tuna’nın karşı yakasındaki güzel Macar kızlarına aşık olup bir türlü kavuşamayan yakışıklı Osmanlı askerleri sevdiğine kavuşamamanın acısını türkülere dökerek avunmaya çalışmıştır. Ancak “Estergon Kelesi bre dilber su başı durak, kemirir gönlümü bir sinsi frak” diye başlayan duygulu sözlerle bir ayrılığı simgeleyen ünlü türkü ne hazin ki 169 yıl sonra Estergon terk edildikten sonra yakılmıştır.

Budapeşte’nin bir çok tarihi binasının hepsinin anlatmaya sayfalar yetmez. Ancak bizi ilgilendiren ve hala hatıralarımızın yaşadığı önemli yer “Balıkçılar Burcu Kalesi”dir. Bu kalenin içindeki yapılar ve Tuna Nehri’nin eşliğinde muhteşem Budapeşte manzarası yanında en önemli olay olarak, 1546 yılında Budapeşte de ölen Gül Baba’ nın cenaze törenine bütün Budin halkının yanında Kanuni Sultan Süleyman ve Kadı Ebu-Suud efendinin de katılmasıdır. Gül Babanın cenaze namazını bizzat Ebu-Suud Efendi kıldırır. Halkın sevgisi bu olsa gerek.

Bizi ilgilendiren ikinci olay ise Eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz’ın Hilton Hoteli’nde yumruklanma olayıdır. Kumar ile ilgili olduğu tahmin edilen olay halen canlılığını koruyor ve ziyaret ediliyor. Biz de merak ettik doğrusu; sevgili Başbakanımız oralarda ne yapıyormuş diye. Hani memleket meselesi olsa tamam ama, anlatılanlara göre biraz özel gibi. Yumrukçu Veysi ise hala oralarda yaşıyor ve bu olaydan sonra şöhreti hayli artmış. Rehberimiz “Veysi abi buralarda, fazla kızdırmaya gelmez bizim burnumuz da kırılıverir. Neyse mesele özelse, aralarında halletsinler bizi ilgilendirmez. Ancak Japon turistler bizden daha ilgili. Bir Japon başbakanı öyle bir olay yaşasa, maazallah kılıcın ucu değil kabzası bile midesinde kalırdı.” diyor.

SANATÇININ ONURU

Tuna Nehrinin iki yakasına kurulmuş olan veya bir başka bakışla şehri Buda ve Peşte diye ikiye ayıran Tuna’nın üzerine zaman içinde köprüler yapılmıştır. Bu köprülerin içinde en ünlüsü ve hikayesi en acıklısı  Aslanlı Köprü’dür. Köprüyü yapan mimar öylesine iddialı ve gururludur, Avrupa’da mesleğinin zirvesindedir ki; “öyle bir köprü yapacağım ki, her şeyiyle mükemmel olacak ve kimse bir tek kusur dahi bulamayacak” der. Bu iddia ile yola çıkan mimar, bir taş yapı değil, sanat eseri ortaya çıkarır. Açılışta herkes hayran kalır. Avrupa’nın bütün sanat ve mühendislik uzmanları en ufak bir kusur bulamazlar. Köprü bugün dahi kusursuz mimari yapısı ve muhteşem görüntüsü ile Tuna’nın boynunda bir inci gibi durmaktadır. Hele gece ışıklandırılmış görüntüsü ile muhteşemdir ve Unesco’ nun ödülünü kazanmıştır. Fakat açılışa katılan bir çocuk topluluk içinden haykırır “Aslanların dili yok” diye. Herkesin bakışları önce çocuğa sonra da aslanlara odaklanır. Muhteşem görüntüsü içindeki aslanların ağzına bakmak kimsenin aklına gelmemiştir. Herkes sanat eseri köprüyü hayranlıkla ağzı açık izlediği için kimsenin aklına aslanların ağzına bakmak gelmemiştir. Mimar-Sanatçı o mahcubiyetle evine gider. Ertesi gün evine giden arkadaşları cesedinin yanında küçük bir not bulurlar “Bunlar köpek değil ki dilleri dışarıda olsun” İşte onurlu bir insan davranışı, bizde olsa bin bir türlü yorum yapılırdı herhalde…

MACAR ÇİGAN GECELERİ

Budapeşte’ye gelinir de Çigan gecesine katılmadan dönmek olurmu, tabii ki biz de Çigan Gecelerinde buluştuk. Budapeşte’ye gelen bütün turist guruplarının olmazsa olmazı Macar Çigan Geceleri’dir. At ahırından bozma 600 yıllık eski bir bina restore edilerek muhteşem bir dekor hazırlanmış. Binanın dekorunun tamamı o bölgede elde edilen ürünlerin sergisi gibi. Tavan tamamen mısır koçanları ile dolmuş. Tavana asılı mısırlar gece dekor ışığında muhteşem  duruyorlar. Mısır ekimi o yöredeki Macar çiftçisinin en önemli geçim kaynaklarından. Duvarlar ise kabak ve üzüm salkımları ile dolu. Bağcılık o yörenin en önemli geçim kaynağı. Tokai Bölgesinde elde edilen Tokai Şarapları’nın da hikayesi Türklere dayanıyor. Şarapların Kralı, Kralların Şarabı diye lanse ettikleri Tokai şarapları bölge ekonomisinin lokomoifi olmuş. Tarihi doku turizmi, turizm tüketimi ve dış geliri tetiklediği için bölge Avrupa ortalamasının üzerinde kalkınma yaşamış. Şarapların Kralı diye isim koyanlar herhalde bizim papaz karası, cabarnet ve merlot üzümlerimizin yetiştiği Kızılcıkdere ve Üsküp civarını hiç görmemişler. Görselerdi herhalde, “Kızılcıkdere’den sonra” diye söze başlardılar.

Macar müziği ve folklorundan gösterilen örneklerle gece devam ediyordu. Gurup oyuncuları turistlerin de ilgi ve katılımını sağlamak için zaman zaman seyircilerin arasına katılıp, oturanları da dansa davet etmeye başladılar. Bizimle beraber ayni mekanı paylaşan, Japon, Alman, Yunanlı turistlerden daha fazla ilgiyi bizim masamız çekmiş olacak ki, bizim muhtarları dansa davet ettiler. Beyce köyü muhtarı Hakkı Bodur, Macar folklorcuları kıskandıran figürleri ile herkesin ilgisini çekmeyi başardı. Bu başarı üzerine Macar sanatçılar Türkçe şarkılar çalmaya başlayınca gece Türk gecesine dönüşüverdi. Burada ilginç olan ise yunanlı komşularımızın da bizlere katılması oldu. Bu olay Japonlarında çok hoşuna gitmiş olacak ki onlar düşman bildikleri bizleri böyle güzel ve dost bir ortamda kardeşçe birlikte eğlenmemizden memnun kaldılar.

Muhtarlarımız her gittiğimiz yerde olduğu gibi burada da, önce köylerini, sonra Kırklareli halkını ve nihayet  Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil etmenin bilinci ile olgun ve saygılı davranışları ile Budapeşte gecelerinde unutulmaz bir iz bıraktılar.

Mustafa Karaca – Sarantalı Köylüm