Kırklareli’de 2019 yerel seçimlerinin getirdikleri

49

Kırklareli ili bu konuda en çarpıcı Genel Merkez uygulamalarına sahne oldu. ‘İl Yönetim Kurulları ne karar verirse o uygulanacak’ dendi. İl Yönetim Kurulu ‘Üyelerin katılacağı ön seçim yapılacak’ kararı alıp Genel Merkeze sundu. Bu kararın kabul edilmesine kesin gözüyle bakan 6 aday adayı çıkıp çalışmalara başladı. Ardından Eğilim Yoklaması yapılacak ve Genel Merkez karar verecek denildi. Ortalık karıştı. Herkes isyanları oynamaya, saçını başını yolmaya ve ‘böyle demokrasi olmaz’ demeye başladı. Düğme baştan yanlış iliklenmiş, bu nedenle yanlışlıklar devam ediyordu. 6 Aday adayı, İl ve ilçe yönetimleri kentlerini bırakıp Ankara’da kamp kurdular. Her il ve ilçe açıklanıyor, Kırklareli boyuna erteleniyor, Ankara yolları aday adaylarından geçilmiyordu. Sonunda Lüleburgaz ilçesi için ‘üyelerin katılacağı ön seçim’ kararı çıktı. Herkes sevinip ümitlendi ve kendileri için de böyle bir karar beklemeye başladı. Bu kararın yerine: “ Adaylar Genel Merkez tarafından belirlenecektir” kararı çıktı. Kırklareli’nden Genel Merkez’e “Biz kendi belediye başkanımızı seçecek kadar akıl ve görüş sahibi değil miyiz?” eleştirileri yollandı. Bu kararın nedeni araştırıldığında da: “Aday adaylarından bazıları üyelerin çoğunluğunu elde edecek üye yazım çalışması yapmışlar. Bu nedenle, yapılacak ön seçimden halkımızın, CHP’nin ve Demokrasinin değil, bir kişinin isteği çıkmış olacak” düşüncesinin yattığı anlaşıldı. Bu gerçek varsa, bunun sorumlusu ve suçlusu da Tüzüğü kendi isteklerine göre değiştiren Genel Merkezdi…

Tabandaki CHP üyelerinin ve CHP’ye oy veren sempatizanların bu ‘KİŞİSEL ÇIKAR TAŞIYAN SİYASET OYUNLARINDAN HABERİ YOKTU.’ Bu nedenle en demokratik bulduğu ‘üyelerin katıldığı ön seçim’ istiyordu. Tüm aday adayları ve İl İlçe Yönetim Kurulları için Ankara yolları yine görünmüştü.  Bir türlü sonuç açıklanmıyordu. Dedikodular ortalığı sarmıştı…

2014 Yerel Seçimlerinde de böyle bir durum yaşanmıştı. Ön Seçim yapılacak denmiş, aday adayları 6 ay önceden hazırlanmaya başlamış, herkes kendini ön seçime odaklamışken; Genel Merkez:“ Aday adaylarının bazıları delegeleri elde etmişler. Bu nedenle yapılacak ön seçim adil olamayacaktır. Kırklareli Aday Adayları bu nedenle birbirlerine kırılmış, incinmiş, gücenmişler ve partimizin tabanını da kırgınlık ve küskünlüklere sürüklemişlerdir. Bu nedenle parti içi kavgalara ve sürtüşmelere son vermek için Genel Merkez, Merkez Karar Yönetim Kurulu kara verecektir.” Kararının ardından Kırklareli’nde Milletvekili ve Belediye Başkanı istifaları yaşanmış, başka partilerle gizli görüşmelere kalkışılmış, İl ve İlçe yönetimleri ile Belediye Başkanları, Milletvekilleri, Aday Adayları birbirine girmiş; göz gözü görmez olmuştu. Genel Başkan duruma el koymuş, Milletvekillerini Ankara’ya çağırıp dinlemiş ve tüm aday adaylarını dışlayıp; CHP Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nu Kırklareli Belediye Başkanı olarak atamıştı.

Kırklareli CHP üyeleri, tabanı ve sempatizanları yine ayağa kalktılar ve Genel Başkanın bu kararını:” Bizim Belediye Başkanı seçecek aklımız ve siyasi görüşlerimiz vardır. Kırklareli 1878 yılından bu yana kendi belediye başkanını seçmesini bilmiş, bu zamana kadar atanmış bir belediye başkanı olmamıştır. Genel Başkanımızın bilgilerine arz olunur…”

Yanıt gecikmedi. Genel Başkan Yardımcısı Kırklareli’ne gelerek bizlere Genel Başkanın:

“ Kırklareli’ de meydana gelen kırgınlık ve küskünlüklerin giderilmesi ve yaraların sarılıp bakımlarının yapılması için hem zamana, hem de bu doğrultuda Genel Başkanımızın isteklerini yapacak olan, Kırklareli’ de çıkmış olan aday adaylarının dışında bir Belediye Başkanı olması uygun görülmüştür. Çünkü içinizden biri olursa, diğerleri ve destekleyenleri kavga ve küskünlükleri çoğaltarak sürdüreceklerdir. Bu nedenle atama yapılmıştır. Gelecek yerel seçimlerde Kırklareli önceden olduğu gibi kendi belediye başkanını kendi seçecektir.”

Dediğimiz gibi, tabandan sağlıklı bir yapılanma olmayınca, her aday kendisini seçecek delege ve üye sayısını elinde tutarak ve hesabını yaparak “ Al gülüm- Ver gülüm” anlayışı ile amaçlarına ulaşmaya çalışıyordu. Düğme baştan yanlış iliklenmişti ve bu yanlış ilikleme Genel Merkez kaynaklıydı. Bizim durumumuzda olan il ve ilçelerin sayısı saymakla bitmiyordu. Biz buna rağmen, 2014’de Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun atanmasına oy verdik ve partiye karşı sorumluluğumuzun bilincinde olduğumuzu gösterdik…

2019 Yerel Seçimlerinde verilen sözler yine tutulmadı ve Genel Merkez ataması ile belediye başkanı adayının belirleneceği bildirildi. Buna ilk itiraz eden, kendisinin atanmayacağını öğrenmiş olan, önceki dönemde atanmış Belediye Başkanı Mehmet Siyam Kesimoğlu oldu. “ Atamaya karşı olduğunu, ön seçim yapılması gerektiğini, (çünkü üyelerin ve delegelerin çoğunluğuna sahipti ve İl ile Merkez İlçe Yönetimlerini de kendisini destekleyenlerden seçmişti. Belediye çalışanlarını, kadın ve gençlik kollarını da kendisine bağlamıştı. Her seçim için her türlü çoğunluk elindeydi. Bu nedenle ön seçim istiyordu)  ön seçim yapılmazsa kendisinin atanmasını, atanmazsa istifa edeceğini” duyurdu…

Geçen dönem kendisi atandığında demokratik bulan kişi, kendisi atanmadığında Genel Merkezi ve Genel Başkanı suçlayıp istifa ediyor ve bağımsız adaylığını açıklıyordu. Genel Merkez bu davranışı ciddiye almayıp Tuna SOYKAN’I Belediye Başkan Adayı olarak atadı. Biz buna da karşı durduk ama sözümüz geçmedi, Genel Merkez:” Bu kez yaraları saracak olan Tuna Ağabeyiniz olacaktır. Bu yerel seçimlerde Millet İttifakı da vardır. Bu nedenle ön seçimle belirleneceğini duyurduğumuz Belediye Meclis Üyeleri de, her iki parti gözetilerek tarafımızdan belirlenecektir. Siz sadece İl Genel Meclis Üyelerinin ön seçimlerini yapacaksınız. Bu kez de bu kadarla yetinin.” Açıklamasını yaptı.

Kırklareli Tuna Soykan’da birleşti ama Mehmet Siyam Kesimoğlu, bağımsız olarak CHP tabanına göz dikmiş, onların desteği ile seçime hazırlanmaya başlamıştı. Herkese mavi boncuk dağıtmaya başlamış, CHP üyesi olanların çoğunu da elde etmişti. Bunun üzerine Genel Merkez’den gelenler toplantılar düzenleyip CHP adayına destek vermeleri gerektiğini anlatmaya çalıştılar. Genel Başkan da gelerek destek istedi ve örgüt bilinci ile CHP Üyesi olmanın sorumluluğunu da anlatarak oylarının CHP Adayı Tuna Soykan’a verilmesini istedi. Ortalık yine yatışmıyor, ikiye ayrılan CHP seçmenleri, seçim çalışmaları için meydanlarda karşılaşınca birbirlerine düşmanmış gibi davranıp kırıcı söz ve hareketlerde bulunuyorlardı. Kırklareli’nin fotoğrafı buydu. Rakip taraf ise bu duruma bakıp, avını yakalamaya hazır bir kedi sıçraması için fermada duruyor, için için de seviniyorlar, yangına da körükle gitmek için birbirleriyle yarış ediyorlardı…

CHP’nin garanti olarak baktığı seçim tehlikeye düşmeye başlamıştı. Önlem alınması gerekiyordu. Kırklareli’nin CHP üyelerinden gerçekçi düşünenler ve kişisel hesaplar peşinde koşmayan, ülkemizin aydınlık geleceğinden başka beklentisi olmayan aydınlar bir araya gelerek ‘Durum Değerlendirmesi’ yaptılar ve sorunu çözmek için bir proje hazırlayıp ilgisi ve bilgisi olanlara gereğini yapmak üzere sundular:

Diğer kentlere de duyurulan ve gelecekte de uygulanabilecek olan bu projeyi de kitabımıza alıyoruz.

       BİZ KİŞİLERİN DEĞİL, CUMHURİYET HALK PARTİSİNİN ÜYELERİYİZ PROJESİ

PROJENİN AMACI: 31 Mayıs 2019’da yapılacak Belediye Başkanlığı seçimlerinde, Kırklareli seçmenlerinin kırgınlık, küskünlük ve öfkelerini yatıştırıp birleştirmek ve olası oy bölünmelerini önlemek.

HEDEF KİTLE: Kırklareli Merkez İlçe CHP Üyeleri ve sempatizanları.

                                        *    *    *    *    *

UYGULAMA: Girişimci olarak belirlenen isimler (en az üç kişi – Ünal Başkur, Tuna Soykan, Turgut Dibek ve iki Milletvekili) ile CHP’nin önderleri olan kişileri:

a)     Belediye Başkan Aday Adaylarını,

b)     Önceki Belediye Başkanlarını,

c)     Şimdiki ve önceki milletvekillerini,

d)     Şu andaki Genel Merkez Delegelerini,

e)     Şimdiki ve önceki İl ve Merkez İlçe Başkanlarını

         Parti binasında toplantıya davet ederler.

  *Gerek görülürse, Bakanlık yapmış İrfan Gürpınar ve genel Merkezden Merkez Karar Yönetim Kurulu üyesi ve Genel Başkan yardımcısı da davet edilebilir.

* Toplantıya katılanlarca sorunlar masaya yatırılır ve önerilerle çözüm üretilip uygulanır. 

ÖRNEK:

* CHP Tüzel bir kimliktir ve Tüzük ile Programın ilkelerine göre davranılır.

* Kontrolsüz güç, güç değildir. Tüzük güçlerin kontrol ve denetimini sağlar.

* Genel Merkez hatalı davranmış ve karar vermişse bunun hesabı Genel Kurultay’da sorulur     

         Ve gereği yapılır.

* Pireye kızılıp yorgan yakılmaz. Bu nedenle de kişisel kırgınlık, kızgınlık, küskünlük, öfke ve     

Kişisel çıkarlar için; kazanılacak bir seçim GÖZ GÖRE GÖRE KAYBEDİLEMEZ.              

    * Bunun örnekleri 16 Şubat 2019 tarihli Sözcü Gazetesinde Yılmaz Özdil Köşesindedir.

   * Seçilinceye kadar ‘Partimin neferiyim’ diyen, seçildikten sonrada ‘Parti benim emrimdedir’

     Uygulamasına geçen kişilerle yola devam edilemez.

 * Aday gösterilince partili olan, gösterilmeyince de ’Ben parti kararı tanımam’ diyen kişilerle nereye kadar yürünebilir? … Ve benzeri… 

* Barış için Belediye Başkanı Kesimoğlu’na gidilir, gerekli açıklamalar yapılır, tekrar birlikteliğe ve parti kararına uyması istenir, her türlü olasılıklar görüşülerek anlaşma yolları aranır.

* Olmazsa ve her türlü sosyal çözüme karşı çıkarsa, bu görüşme içeriği ile birlikte Kırklareli halkına duyurulur ve gereği yapılır…  Ve benzeri…

İçimizden Birileri – 18 Şubat2019 Kırklareli

      Bu proje bildirisinin altına özellikle isim veya isimle yazılmamış; ‘kişisel beklentisi olan ve olanlar’ olarak yorum yapılmaması için “İÇİMİZDEN BİRİLERİ” imzası seçilmiştir.

Ünal Başkur, Turgut Dibek ve Tuna Soykan projeyi uygun bulup, diğer önderlerle de paylaşarak gerekli görüşmeleri yapmışlar ve bir bildiri hazırlayıp imzalayarak SEÇİM BÜROSU önünde yaptıkları bir toplantı ile halkımıza duyurmuşlar ve yayınlamışlardır.

‘Belediye Başkanı ile görüşme talep edildiyse de karşılık görmemiş ve yapılamamıştır.’ açıklaması da yer alan bildiri seçim çalışmaları süresince asılı kalmış ve bu doğrultuda çalışmalar yapılmıştır. Genel Merkez’den gelen Genel Başkan Yardımcıları ve Genel Başkan da bu doğrultuda konuşmalar yaparak Parti Üyesi ve Örgütlü İnsan olma kuralını anımsatmış, oylarını CHP adayına vermelerini istemişlerdir…

Tüm bu çalışmalara rağmen, Belediye Başkanının anlaşmaya yanaşmaması, İl ve İlçe Yönetiminden kendisinin seçim çalışmalarında görev yapacak olanları istifa ettirmesi, kalanlara da ‘Sizler kalın ve kaleyi bekleyin. Ben seçimi kazanacak, CHP’nin benden özür dilemesini sağlayacak ve geriye döneceğim’ demesi, bunu ilan eder gibi duyurması ve CHP üyelerinin önemli bir bölümünü kendi üyeleri haline getirmesi ile kırgınlıklar kızgınlık ve öfkeye dönüşmeye başladı. CHP seçmenleri ikiye ayrılmış durumdaydı. Eğer bu durum böyle giderse CHP’nin toplam 28 bin olan oyları ikiye bölünecek ve Cumhur İttifakının 16 bini bulan oyları ile Belediye Seçimleri kaybedilecekti. Bunu herkes görüyor, tehlikeyi seziyor ama hiçbir şey yapmıyor veya yapamıyordu. Hani bisiklete binmeyi yeni öğrenen bir kişi, hendeğe yuvarlanacağını, bisikletten düşeceğini sezer, görür, hisseder ama hiçbir önlen alamaz ve göz göre göre, bile bile hendeğe yuvarlanır veya bisikletten düşer ya… İşte Kırklareli CHP’de böyle bir durum içindeydi…

CHP’nin önderleri ve aydın düşünceli olanları bu durum karşısında: “… Bu zamana kadar yalnız ‘Millet İttifakı Adayı Tuna Soykan kazansın’ düşüncesini taşıyor, Bağımsız Aday Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun 28 bin oydan en çok 5 bin oy alabileceğini, 23 bin oyun da Tuna Soykan için yeterli olacağını varsayıyorduk. Cumhur İttifakı Adayı Derya Bulut’un da en çok 16 bin oy alabileceğini ve bu sayının kazanmaya yetmeyeceğini hesaplıyorduk. Ama durum birden değişmiş, CHP’nin oyları ikiye bölünmüş ve daha önceden AKP ve MHP olarak ayrı iki aday çıkaranlar şimdi Cumhur İttifakı ile birleşip MHP’nin Adayı Derya BULUT’U destekleme kararı almışlardı. CHP’de yaşanan bu parçalanma sonucu, Cumhur İttifakı Adayı Derya BULUT öne geçmiş görünüyordu.. Bu gerçeği gören bizler bu kez: “Aman, Tuna Soykan veya Kesimoğlu’dan biri kazansın, nasıl olsa bu ikisi de CHP kökenli, bir anlaşma yolu bulunur ve tekrar CHP çatısı altında kaynaşılır. Kardeş kavgası her zaman barışla sonuçlanır. Ama Cumhur İttifakı kazanırsa yaşamımız kararır…” düşüncesi taşımaya başladık…

1Nisan 2019 sabahı; Kırklareli’nde seçim sonuçları: bağımsız Mehmet Siyam Kesimoğlu Belediye Başkanı, Belediye Meclisi: CHP’nin çoğunluğunda. İl Genel Meclisi: CHP’nin çoğunluğunda. Gel de çık işin içinden. CHP’yi arkadan hançerleyen ve Belediye Başkanı seçilen kişi, Tuna Soykan’ın listesinden seçime girip Belediye Meclisi Üyesi olanlarla çalışacak, onların oylarıyla projelerini gerçekleştirecek veya onay alacaktı. Diğer yandan da CHP Belediye Meclis Üyeleri, kendilerine ihanet eden bir kişinin başkanlık ettiği Belediye Meclisinde ve Belediye Encümeninde kendisinin önerilerini kabul edecekler ve bütçe kabul ve aklamalarında bulunacaklardı. CHP veya Millet İttifakı çoğunluğu olan Belediye Meclisinin onayı ile yapılan yararlı veya zararlı işler kimin hanesine yazılacaktı? Nereden baksan, sağlıklı bir çalışma ortamı yaratmak zordu. Buna acilen bir çözüm üretmek ve Kırklareli halkının sağlıklı hizmet görmesi için Genel Merkez’e çağrıda bulunmak gerekiyordu…

Ayni gün, Cumhur İttifakı Adayı Derya BULUT önce ilçe, sonra il ve daha sonra da YSK’ na başvurarak, önce geçersiz oyların sayılmasını, sonra da tüm oyların sayılmasını isteği ile seçim sonuçlarına itiraz etti ve derhal kabul edildi. Bu kabul edilen de İstanbul’da olduğu gibi yasa dışıydı ama isteyen büyük yerdendi, bu nedenle de itiraz edilemiyordu…

CHP, İstanbul’daki itirazların yasa dışı olduğuna ilişkin yasal girişimlerde bulunurken, Kırklareli itirazlarını da duydu. Eğer İstanbul’daki hukuksuzluğa karşı yasal olarak girişimde bulunuyorsa, Kırklareli için de bulunması gerekirdi. Aksi halde yandaşlar tarafından ‘CHP sadece kendi adayı için girişimde bulunuyor. Başkaları için demokrasiyi düşünmüyor ve girişimde bulunmuyor’ suçlaması ile karşılaşabilir ve demokrasi açısından yara alabilir, haklı olduğu girişimler bu nedenle geri de çevrilebilirdi. Bu kumpas peşinde koşanlardan her şey beklenebilirdi..

CHP üyelerine bir mesaj geldi: “ CHP Genel Başkan Yardımcımız Özgür ÖZEL 3 Nisan 2019 Çarşamba günü saat: 12.30’da parti binamızda olacak ve bizlerle görüşecektir…”

CHP Üyeleri: “ Genel Merkez sesimizi duydu ve bu nedenle Özgür ÖZEL’İ gönderdi. Bize saldıran ve küfreden kişilerin derhal Disiplin kurulu’na verilmelidir. Kendilerinden ‘bir parti üyesi olarak parti disiplinine ve Tüzüğüne aykırı olarak oy kullanmalarının hesabının sorulması’ gerekir, ‘ellerinde belge olarak bulunan fotoğraf ve çekimlerin kanıt olarak kullanılması’ gerekçemize kanıt olur. Konularını görüşüp karara bağlama ve ‘Belediye Meclisinin nasıl bir tutum izlemesi konusunda da bilgi alışverişinde bulunma’ düşünceleri ile toplantıya koştular…

Özgür ÖZEL:” Biz buraya (yanında İzmir Milletvekili Hukukçu bir kadın vardı)  bu konuları görüşmek üzere gelmedik. Bunları şu anda görüşmeye de yetkili değilim. Biz buraya Kesimoğlu’na yapılan haksızlığa yasal olarak karşı durmak, hukuk dışı olduğunu bildirmek için geldik. Hukukçu olan Milletvekili arkadaşım da bu nedenle bana katıldı. Ben her gittiğim yerde CHP teşkilatına uğrar ve merhaba der, sohbet ederim. Bu nedenle parti binasına geldim. Yoksa biz doğrudan adliyeye gidip çalışmaya başlayacak ve Kesimoğlu’na destek verecektik.”…

Parti binası birden dalgalandı, karıştı, bakışlar değişti, homurtular başladı, sonunda söz alma gereği bile görmeden, üyelerden biri alıp konuşup boşalmaya, diğeri de kaldığı yerden devam edip veryansın etmeye başladılar:” … Yani siz, bizi sırtımızdan bıçaklayan, seçimi kaybetmemize neden olan, üyelerimizi değişik yaklaşımlarla ve vaatlerle kandırıp yanına çeken, belediye çalışanlarını aileleri ile birlikte baskı altına alıp oylarını gasp eden, İl ve ilçe Yönetim Kurullarını kendine bağlayan, Kadın Kolları ve Gençlik Kollarını kendi üye yaptıklarından seçen, Kent Konseyi başta olmak üzere Sivil Toplum Örgütlerini baskı altına alıp zorla desteklemelerini isteyen ve imzalı destek bildirisi yayınlamalarını sağlayan, bu zamana kadar parti bayrağı altında, ilke ve programlarımız doğrultusunda kardeşçe çalıştığımız ve ayni amaca hizmet ettiğimiz arkadaşlarımızı bize düşman eden bir kişiye destek vermeye mi geldiniz ?…”

“Biz Genel Merkezin yanlış tutumları yüzünden yaşadığımız bu durumdan, karşılaştığımız düşmanca davranışlardan dolayı şikâyetçiyiz. Siz bizim yanımızda olacağınız yerde, bizlere bunları yapanların yanında yer alıyorsunuz. Siz ne söylediğinizin farkında mısınız? … Bu kişiyi geçen dönem siz atamadınız mı? O zaman da biz sizlere itiraz etmiş ve ‘kendi başkanımızı kendimiz seçelim’ demiştik. Sizler:” Yaralarımızı sarmak için son kez gerekli” diyerek bizi razı ettiniz. N’oldu? … Atadığınız yara sarıcı başkan, sizi ve bizi ne hallere düşürdü? … Daha önce ‘partimin neferiyim’ diyen, şimdi ‘Ben CHP ‘nin kararını tanımam’ diye meydan okuyor ve siz de, seçimi kaybeden, üzüntüden uykuları kaçan, dostlarının yüzüne bakamaz hale gelen bizlerin yanında olacağınız yerde, O’na destek vermek için geliyorsunuz. Bu kadarına da pes doğrusu…”

Makineli tüfek atışı gibi art arda gelen eleştiri yağmuru karşısında bir siyasetçi anlayışı ile sesiz kalma başarısını gösteren Özgür ÖZEL, özellikle çok dolu olanların boşalmalarını ve hızlarını almalarını bekledikten sonra:” Biz Genel Merkez olarak sizin yanınızdayız ve bunun hesabını soracak, cezaları ne ise sizlerin de takdiri ile vereceğiz. Hiç kimse Parti Tüzel Kişiliğinden üstün değildir. Bu herkes tarafından böyle bilinirken, ‘Yönetim veya Yönetimden birileri benden özür dilemeli’ yerine ‘CHP benden özür dilemeli’ şeklindeki yaklaşım bile büyük parti suçudur. Bu nedenle gerekenler yapılacaktır. Ama şimdi değil, İstanbul seçimleri sonuçlanınca söz, Genel Merkezden kimi istiyorsanız onlar Kırklareli’ne gelecek ve üyelerin de katılacağı ‘Genişletilmiş Bir Toplantı’ ile sorunları masaya yatıracağız.”…

Arkasında kırgın, kızgın ve öfkeli bir CHP tabanı bırakan Özgür ÖZER, adliyeye giderek gerekli yasal girişimleri yaptıktan sonra ayrılmayarak Kesimoğlu ile yan yana gelerek destek görüntüsü de verdi ve medyada da paylaştı. Bunu üzerine Kırklareli CHP Üyeleri:” Biz oyuna mı getiriliyoruz?  Bize neler söyleniyor, ardından neler yapılıyor? … Genel Merkez girişimde bulunmak düşüncesinde değil, işi zamana yayıp unutturmak ve ardından da Kesimoğlu’nu partiye davet etmek düşüncesi taşıyor. Biz İl ve Merkez İlçe olarak, Tüzüğün bize (İl ve İlçe Yönetimine) tanıdığı yetkileri kullanarak derhal Disiplin Kurulunu işletmeye başlayalım ve kendi kararımızı kendimiz verelim.” Demek için her Çarşamba günü saat: 12.30’da, parti binasında yapılan “ CHP ÜYE BİLGİLENDİRME VE EĞİTİM TOPLANTISI’NI” beklediler.

                         CHP ÜYE BİLGİLENDİRME VE EĞİTİM TOPLANTISI   

1992 yılına kadar, kamuda çalışan bir devlet memuru olmam nedeniyle YASAKLI olduğum için üye olamadığım ve bu nedenle sempatizan olarak katıldığım CHP’sine 1992 yılında emekli olur olmaz katıldım. O tarihlerde siyaseten yasaklı olan CHP yeniden siyasete dönmüş, SHP ile birleşerek siyasetteki yerini almış, Deniz Baykal Genel Başkan olmuştu…

1992 ve 93 yıllarında Zincirlikuyu Caddesi üzerinde bir binanın ikinci katında kiracı olarak CHP İl ve merkez İlçe Başkanlığı bulunuyordu. Yönetim Kurulları, Tüzük gereği yaptıkları toplantıların ve seçim zamanında yapılan seçim çalışmaları dışında parti binasında bulunmuyor, hatta görevli de bulundurmuyor, kapısına kilit vurup işine gücüne bakıyordu. Oysa özellikle Kırklareli’nin pazarı olan Çarşamba günleri, köylerden gelen CHP ve sempatizanları ‘Neler oluyor?’ diye öğrenmek ve dönüşte köy kahvesinde soranlara anlatmak üzere partiye uğruyor, kimseyi bulamayınca dönüp gidiyor veya tanıdığı bir partilinin iş yerine uğrayıp bilgi alıyordu. Bu sağlıksız bir bilgi akışıydı…

Yönetim Kurulu üyeleri ile görüşerek, ‘Çarşamba günleri saat:12.30 ile 13.30 arasında parti binamızın açık olmasını, yönetim kurulundan bir veya birkaç görevlinin de bulunarak gelenlere Genel Merkez ve İl çalışmaları hakkında bilgi aktarmalarının çok yerinde olacağını’ söyledim Önerim kabul edildi.

İlk toplantıda kendimi tanıtırken, bazı CHP’lilerin bana:” Birisi daha önümüzü kesmek için geldi. Bundan sonraki seçimlerde mutlaka aday olacak ve bizim önümüzü kesmek için çalışacaktır. Biz bu kadar yıl partiye hizmet verdik, bu hizmetlerimiz hiçe sayılacaktır. Oysa bu hak bizimdir.” Düşüncesiyle baktıklarını sezinledim. Konuşmama bu sezinleme ile başladım: “ Ben CHP’ye yeni üye oldum. Üyelikten ve ülkemim aydınlık geleceğinden başka bir beklentim yoktur. Bunu kesinlikle bilmenizi isterim” diyerek gözlerimle salonu taradım. Tedirgin bakışların azaldığını, bazılarının da içlerinden ‘oh’ çektiklerini gözlemledim ve kaldığım yerden konuşmama devam ettim: ”Örgütümüzün da..” bir ses’ Biz örgüt değiliz. CHP’ye örgüt deyemezsin, konuşmanı düzelt’ devam ettim:” Peki, örgüt değil teşkilatımızın diyelim…” ayni ses: ‘şimdi oldu. Biz yasa dışı çete miyiz de örgüt diyorsun?’  Devam ettim: “ Mektep nasıl okul ile ayni anlamı taşıyorsa, Teşkilatta örgüt ile ayni anlamı taşır. Ama konumuz bu değil. Ben aranıza katılmakla Teşkilatımızın daha iyi bir iletişim ve bilgi akışına kavuşması için çalışmalar yapacağım.” Diyerek ilk tanışmamı yapmış oldum. Belleğime de “ Partiye mutlaka ‘Parti İçi Eğitim’ verilmeli diye kayıt düştüm…

İlk iki toplantıdan sonra bu toplantıların gündemli olmasını önerdim.  Hazırlanacak gündemin üç bölüm olmasını: Birinci Bölümde Genel Merkez duyuru ve çalışmaları hakkında bilgi verilecekti.  İkinci Bölümde İl ve Merkez İlçe Yönetiminin çalışmaları, Kent sorunları, Güncel olayların görüşülmesi ve uzman kişilerden bilgi alınması, eğer belediye başkanı CHP’de ise başkanın, değilse CHP Belediye Meclis Üyelerinin; İl genel Meclis CHP üyelerinin katılmaları ve çalışmalar hakkında bilgi vermeleri yer alacaktı. Üçüncü Bölümde de Parti Eğitim Sekreteri tarafından, 10 dakika kadar Parti İçi Eğitim verilmesi yer alacaktı. Parti delegelerinin bu toplantılara aksatmadan katılmaları ve aldıkları bilgileri de mahalle veya köylerindeki üyelere ve sempatizanlara aktarmaları kararı alındı. Bunun yanı sıra üye ve sempatizanların başka, Demokratik Kitle Örgüt Yöneticileri ile Basın Mensuplarının da toplantıya katılabilecekleri, ‘Basına Kapalı’ olan bölümde basının çıkmasının sağlanması da karara bağlandı.   Parti içi eğitimin çok yararlı olacağını: “ Vaterlo Savaşını kaybeden komutanı Divanı Harbe vermişler. Yargılar sormuş:’ Savaşı neden kaybettiniz? Önemlerine göre sıralayınız. Bu ayni zamanda savunmanız da olacaktır.’ Komutan:’Bir, cephanemiz yoktu…’ yargıçlar aralarında fısıltı ile görüştükten sonra:’ Başka sorumuz yok, suçsuz bulundunuz, gidebilirsiniz.’ Demişler. ‘Savaş kazanmak için cephane ne kadar önem taşıyorsa, seçim kazanmak için de eğitimle kazanılacak demokrasi bilgisi o kadar önem taşır.’    Fıkrası ile dile getirdim. Oylama yapıldı ve kabul edilmekle kalmadı, her hafta gündemi hazırlamakla ve üç gün öncesinden kapı dışına ve ilan tahtasına asmakla görevlendirildim. Ben de bu görevleri gönüllü bir üye olarak, hiçbir beklenti ummayarak yapmaya başladım. Beni yönetime almak istediler, ‘Ben başkalarının önünü kesmek istemem. Bir beklentim de olmadığına göre gönüllü olarak çalışmak bana yeter. Bu çalışmalarım en az bir görevli kadar özen göstereceğime; daha önceki ve şimdiki Sivil Toplum Örgütlerindeki çalışmalarıma bakarak bilgi edinebilirsiniz’ diye açıklama yaparak geri çevirdim ve çok kişiyi de (önlerini kesmediğim için) sevindirdim…

18 Nisan 1999 Genel ve Yerel seçimleri bir arada yapıldı ve CHP’si % 8.71 oy alarak  (yasaya göre en az % 10 oy alması gerekiyordu) baraj altında kaldı. Kırklareli Milletvekili seçilmiş olan Tuna SOYKAN, baraj altında kalındığı için Milletvekili olma hakkını da kaybetti. CHP büyük bir şok yaşadı. Tarihinde görülmeyen bir durum yaşamış ve ilk kez kurmuş olduğu Cumhuriyetin TBBM’ sinde yer almıyordu. Genel Başkan Deniz BAYKAL, tüm sorumluluk ve suçları kabul ederek istifa etti. Diğer illerde de kendilerini başarısız ve suçlu gören il ve ilçe başkanları da istifa etmeye başladılar. Kırklareli İl ve İlçe Yönetimleri de ayni nedenlerle ve artık kişisel beklentileri de kalmadığı için, yerine gelenleri bile beklemeden istifa ettiler…

22 Mayıs 1999’da toplanan Dokuzuncu Olağanüstü Kurultay’da Altan Öymen Genel Başkan seçildi. İl ve İlçe örgütlerinde Tüzük Kurallarına uyarak yönetim kurulları oluşturuldu ve CHP 2 aylık bir sendelemeden sonra Tüzel Kişiliğini kazanmış olarak siyaset sahnesindeki yerini aldı…

Altan Öymen, Deniz Baykal’ın uyguladığı “ Küçük olsun benim olsun” anlayışını aşmak, partinin ufuklarını genişletmek, tabandan yeniden yapılanmasını ve bu zamana kadar sınırlı tutulan üye kayıtlarını çoğaltmak, demokrasi bilgisi ile donatılmış bir üye yapısı ile seçimlere hazırlanmak için projeler geliştirmeye başladı.

Parti İçi Eğitim Projesi için, Genel Merkez’de 10 günlük bir seminer düzenlendi. İllerden en az bir katılım istenerek, katılanların seminer sonunda ‘Parti Eğitmeni’ olarak görev yapacaklarını duyurdu. İlimiz Yönetim Kurulundan hiç istekli yoktu. Daha önce görev yapmış eğitim sekreterlerine de başvurulduysa da kimse bulunamadı ve ben ‘Kutsal Görev Enayisi’ ne gözler ve istekler çevrildi. Bir koşulum oldu ‘ CHP üyesi ve benim gibi öğretmen olan eşim de benimle birlikte seminere katılsın. Böylece Kadın- Erkek eşitliği ve yaklaşımları konusunda daha iyi bir eğitim iletişimi sağlamış oluruz’ dedim ve memnuniyetle, bir ararken iki bulmanın sevinci ile seminere gönderildik…

CHP Genel Merkezini, örgütlenmesini ve çalışmalarını bu 10 gün boyunca gözlemledim. 77 yıllık bir geçmişi olan partinin düzenli bir arşiv (yazışmaların, yapılan kurultayların, alınan kararların, gelen ve giden evrakların, değer taşıyan olay ve kutlamaların, bir önceki yönetimden gelen uygulama ve yaptırımların saklandığı düzenli tutulmuş dosya sistemi) yoktu. Bunu da tesadüfen öğrendim ve şaştım kaldım. Eğitim Seminerinde, ilimizde yaptığımız ‘Çarşamba Toplantılarını’ anlatınca, hoca ve uzmanların da çok ilgisini çekti ve projenin ayrıntılarını görüp, tüm yurt düzeyinde uygulanabilir hale getirilmesi düşüncelerini dile getirdiler. Yanımda yoktu ama Genel Merkez’e göndermiştik hem de ben yazmış, onaylatmış ve gönderilmesini sağlamıştım. Genel Başkan Yardımcısı ve Eğitim Sorumlusu Mustafa GAZLCI’ dan: “Kırklareli İl Yönetiminden benim zamanımda gönderilmiş Parti İçi Eğitim Çalışma Programı (Çarşamba Toplantıları) yazımızın bulunmasını istedim. Bunun seminer için gerekli olduğunu kendisi de tanık olduğu için biliyor ve istiyordu. Ama bulunamadı. Oysaki Dernekler Yasasına göre, arşivleme çalışmalarının düzenli yapılması ve en az 5 yıl saklanması gerekiyordu. Sonrasında Gazalcı, telefonla Kırklareli İl Başkanını arayıp, yazı ve projenin FAX ile gönderilmesini istedi. İl Başkanımız beni telefona çağırıp, yazının zamanını, yerini ve dosyalanıp dosyalanmadığını sorduktan, tarafımdan “Giden Evrak Defterinden aranarak bulunması” önerisi ile yazı güç bela bulundu ve gönderildi.

Bizim bu konudaki koşturmalarımıza tanık olan Genel Başkanımız Altan ÖYMEN, bilgi almak için beni ve Gazalcı’ yı davet etti. Durumu öğrenince O’da şaşkınlığa uğradı.”Nasıl olur? Bu kadar yıllık geçmişi olan bir parti Genel Merkezi’nin dosyalarına gelen yazıları arşivlemesi gerekmez mi?” diyerek sorumluyu çağırdı ve yanımızda bilgi aldı. Sorumlu:” Bizim bu zamana kadar uyguladığımız yöntem ‘ yeni seçilen Genel Başkan ile yeni bir dosyalama yapılır, Genel Başkan gidince de bu dosyalar kaldırılıp atılır, tekrar yeni bir dosyalamaya geçilir.”  Genel Başkan not alıp bu konunun üzerinde durulacağını söyleyip görevliyi gönderdi. Ben sonrasında İlimizde de durumun ayni olduğuna tanık oldum. Benim ‘Parti İçi Eğitim Çalışmaları’ ile ilgili hazırlamış ve arşivlemiş olduğum çalışmalar da, benden sonra bir tarafa atılmış, yıllar boyu bekleyip çöpe atılacağı sırada, 2017 yılında yönetimde olan birisinin dikkatini benim adım ve yazılarım çekmiş ve atmayıp bana ulaştırırken: “ Senin dosyan partide kalmış Elimize geçti. Atmaya kıyamadım, sana vermek istedim” deyince, ‘Bunlar benim değil, parti arşivinin yazıları ve Eğitim Çalışma Evrakları, saklanmaları gerekir’ deyince görevli: “ Biz yönetime gelince, önceki yönetimin tüm yazdıklarını ve yaptıklarını bir kenara itip kendi yazdıklarımıza ve yaptıklarımıza başlıyoruz. Bu nedenle bunlar atılacak” deyince aldım ve kendi kitaplığımda sakladım. Halen incelemede bulunmak isteyen varsa SABIR KİTAPLIĞI arşivine başvurabilir. Kişi olarak benim bile bir arşivim varken, partimizin arşivinin olmaması beni çok üzmüştü…

Eğitim Semineri çalışmalarına o zaman 72 olan il sayımızdan 70 il katılmış, Güney Doğu Anadolu’dan iki il katılmamıştı. Gelenlerin içinden benim gibi Kutsal Görev Enayisi olan hiç yoktu. Bu konuda bir şeyler yapmak, bu çalışmaları ilinde sürdürmek isteyen, gerçekten de siyasete çok istekli olan genç, dinamik ve istekli 10 kadar kişi vardı.(isimlerini özellikle yazmıyorum) Bunların amacı, ilk yapılacak seçimde Milletvekili Adayı olmak ve seçilmekti. Bu nedenle Parti İçi Eğitim Çalışmalarını bir sıçrama tahtası olarak görüyorlardı.

Benim projem çok beğenildi ve yurt genelinde uygulanması için karar alınarak benim de içinde bulunacağım bir komisyon kuruldu. Proje konusunda uzman olduğum için diğer çalışmalarda da önde yer alıyor ve tüm dikkatleri üzerimde topluyordum. Özellikle Genel Başkanımızın çok beğenisini kazanan ve uygulana bir projemi aktarmak isterim. “ Bu zamana kadar CHP gittiği yerlerde neler yapacağını anlatır, sorunları kendisi sıralayıp, çözüm önerilerini de kendisi söyler. Bu nedenle de bu projeler halk tarafından sahiplenmez ve ‘siyasetçilerin oy toplama projeleri’ gözüyle bakarlar. Oysa CHP gittiği yerlerde: ‘Sorunlarınız nedir’ diye sorsa ve bunların kendileri tarafından kaleme alınmasını istese, ardından da ‘bu sorunlar nasıl çözülmeli’ diye sorup yine rapor halinde sunulmasını istese durum değişir.  O zaman bu projeleri en kıyı köydeki çiftçimizden, en öndeki sendikamıza kadar herkes sahiplenecek ve kendi projeleri olarak gerçekleşmesi için çalışacak, oy verecek ve verilmesi için çalışacaklardır.” Genel Başkanımız söz alarak beni kutladı ve bu doğrultuda çalışmalar yapılması için gerekli ön hazırlıkların yapılmasını ve benim de uzaktan da olsa düşüncelerimin alınmasını istedi… Bu doğrultuda 5 projemin daha beğeni kazandığını ve uygulanmasına karar verildiğini belirtmek isterim.

Seminerin sonunda Anıt kabir ziyareti, çelenk sunumu ve defter yazımı vardı. Genel Başkanımız, bir gün öncesinden deftere yazılacak yazının hazırlanması için bir komisyon kurulmasını istedi. Benim de içinde bulunduğum üç kişi çalışmaya başladık. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Sonunda: “Her üçümüz de kendi düşüncemize göre bir metin hazırlayalım. Hangisini beğenirsek onu temel alıp, diğer yazılardan da eklemeler yapalım” önerisinde bulundum. Kabul edildi. Benim yazım temel kabul edildi ve diğer iki yazıdan da birer cümle eklendi. Yazıyı yazmakla da ben görevlendirildim ve bu büyük onura ulaşmanın coşku ve heyecanı ile ATAMIZA ortak duygularımızı ilettim.” KURDUĞUN CUMHURİYETİ SONSUZA KADAR YAŞATACAĞIMIZA SÖZ VERİYORUZ. SÖZÜMÜZ ANDIMIZDIR” diyerek CHP’ Sİ EĞİTİM ORDUSU ÖĞRETMENLERİ yazarak imzaladım…

Son gün Genel Merkez salonunda Basın Açıklaması yapılacaktı. Görev yine bana düşmüştü. Hiç gocunmadan üstlendim ve düşüncesini almak üzere Gazalcı’ya uzattım. Okudu ve: “ Gelecek dönemde seni aramızda görmeyi umuyorum” diye düşüncesini dile getirmesi benim için takdirlerin en güzeliydi…

Kırklareli’nde Parti İçi Eğitim çalışmalarına başladık. Çok iyi gidiyordu. Geceleri İlçelere gidiyor ve Yönetim Kurulları ile toplanabilen üyelere eğitim veriyorduk. Ama bir süre sonra üç eğilim öne çıktı. Birincisi: İl ve İlçe Yöneticilerinden ve kendilerini partinin önde geleni, önderi olan gören eski görevliler: “ Benim eğitim, bilgi ve birikimim eğitmenlerden fazladır. Ben yarın Belediye Başkanı olduğumda, eğitmen bana hangi gözle bakacaktır? Bu uygulama yanlıştır” demeye başladılar. İkincisi: Üyelerden ve delegelerden geldi: “ Bizim işimiz, gücümüz var. Para kazanmayı bırakıp Eğitim Çalışmalarına katılmamız çok zordur. Bu nedenle biz de Parti İçi Eğitime sıcak bakmıyoruz” diye düşüncelerini yüksek sesle dile getirmeye başladılar. Üçüncüsü: Birinci ve ikinci eğilimin ikisinden de geldi: “ Ben her türlü bilgi ve birikime, partinin program ve tüzüğü ile ilgili bilgilere sahibim. Bazı yeni bilgilere sahip olmasam da, okula giden bir öğrenci gibi; bir eğitimle bunları öğrenmeye çağırılmam beni üzer, rencide eder ve toplum nezdinde sahip olduğum itibarıma da gölge düşer. Bu nedenle Parti İçi Eğitim Çalışmalarına katılmıyorum.”…

Buna çözüm bulunması gerekiyordu. Yalnız ilimizden değil, kurulan komisyon başkanı olan Mustafa Gazalcı’nın her hafta aramaları ve program düzenleme istekleri ile Türkiye genelinde Eğitim Planlamaları yapıyorduk. Ayni yakınmaların başka illerden de geldiğini bana duyurmuştu.

Parti İçi Eğitim Programında işlenecek konuları yazılı, sözlü ve görsel olarak SD halinde hazırladım. 2 SD tuttu. Bunları çoğaltıp her ilçemize gönderdik. Tabi Ankara’ya da, artık herkesin elinde bir SD vardı ve kendi başına izleyip gerekli bilgileri edinebilirdi. İsteyenlere yine gidip Eğitim veriyorduk… Partimizin arşivinde bulunması gereken bu SD’ ler de zaman içinde kaybolup gitti ve çok önemli bir eğitim aracı yok edildi…

Çarşamba günleri yapmış olduğumuz “CHP ÜYE BİLGİLENDİRME VE EĞİTİM TOPLANTISI” başlığı taşıyan toplantılar çok verimli olaya ve ilgi çekmeye başlamıştı. Tüm ilçelerimizin de kentlerinde pazar kurulduğu günlerde yapılmasını önerdik ve tüm ilçelerimizin bir Çarşamba toplantımıza katılmalarını sağladıktan sonra yaptığımız değerlendirme ve bilgilendirme toplantısından sonra yaşama geçirdik. Artık ilçelerimizde de her hafta bilgilendireme ve eğitim toplantıları yapılıyor, partimizin çalışmaları en uzak noktalara kadar ulaştırılabiliyor, bilinçli ve bilgili bir üye tabanına doğru adımlar atılıyordu. Genel Merkez’e her ay devamlı gönderdiğimiz EĞİTİM ÇALIŞMA RAPORLARI ilgilerini çekmiş olmalı ki, bizim haftalık CHP ÜYE BİLGİLENDİRME VE EĞİTİM TOPLANTISI tüm yurt genelinde uygulamaya konuldu ve KIRKLARELİ’NDEN İSTENEN ÖRNEK UYGULAMA TÜM İLLERE ULAŞTIRILDI.  Bizi Seminerden tanıyan İl Eğitmenleri, Kırklareli ile iletişime geçerek daha ayrıntılı bilgiler edinmeye yöneldiler…

Genel Merkezden gelen bir yazı ile: “Her il, İlçeleri de içine alacak biçimde; ‘İlinin Sorunları ve Çözüm Önerileri’ adı ile Sivil Toplum Örgütleri ve Valiliğe Bağlı İl Müdürlükleri ile halka kadar ulaşılıp ortak çalışmalar yaparak bir rapor hazırlayacaklardır. Bu raporlar Bölge Toplantılarında tartışılacak ve ortak noktalar birleştirilerek ‘Bölgenin Sorunları ve Çözüm Önerileri’ adı altında kitaplaştırılacak ve ‘ CHP Seçim Çalışmaları ve Yapılacak Projeler’ adıyla, halkımızla bütünleşerek sorunları çözmek üzere seçimlere hazırlanacaktır” diye benim sunduğum projenin uygulamasına geçildi…

İlimizde benim de içinde bulunduğum bir komisyon kuruldu. Yazı yazmadık, telefon etmedik, toplantıya çağırmadık, ilimizdeki tüm Sivil Toplum Örgütlerinin ayağına giderek ‘sorunlarını ve çözüm önerilerini’  rapor halinde hazırlamalarını ve yapılacak ortak toplantıda da dile getirp savunmalarını istedik. Vali Beyi ziyaret ederek ‘İl müdürlüklerince belirlenen sorunların ve bu sorunların önünde olan engellerin neler olduğunu, bunların çözümleri için TBMM’de önerge verilerek ortak çalışmalar yapılacağını’ bilgilerine sunup, rapor veya ortak çalışma talebinde bulunduk. Çok olumlu karşılandı ve he il müdürünün raporlarını hazırlayıp bize göndermeleri için Vali Yardımcısına talimat verildi…

İlçe Başkanlıklarına yazılarak ayni doğrultuda çalışmaların yapılmasını ve gerek duyarlarsa değerlendirme toplantılarına bizleri de davet etmelerini istedik…

İlçelerin de katıldığı ortak toplantıda İl Müdürlüklerinden gelen Raporların da okunmasıyla elde edilen SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ değerlendirilip, ortak sorunlar ve çözüm önerilerinin birleştirilip Bölge Toplantısında Sunulacak Raporun hazırlanması kararına varıldı. Tüm bu çalışmalar bir ay gibi kısa bir zaman içinde olmuştu. İlimizde kurulmuş olan, benim de içinde bulunduğum komisyona bu görev verildi. Bir araya geldik ve her kafadan bir ses, her kalemden bir biçim ve her beyinden bir düşünce kargaşası içinde üç saatimizi hiçbir başlangıç yapamadan sona erdirdik. Ben bu aşamada sadece dinleyici olarak kalmayı ve kişisel beklenti içinde olan kişilerin öne çıkmalarını bekledim. Sonunda başkanımız bana dönerek: “Bu projenin sahibi olan Parti Eğitmenimizin düşüncesi nedir?” diye bana yönelince: “ Burada olan 5 kişi bu raporu yazmaya kalkarsa, 5 ayrı amaçta rapor ortaya çıkar. Bu nedenle, raporu bir kişi kaleme almalı, bittikten sonra bir araya gelip okunarak son şekli verilmeli” önerisini sundum ve kabul edildi. Yoğun bir çalışma ile bir hafta gibi bir zamanda “KIRKLARELİ’NİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ” raporunu bilgisayarda hazırladım. Komisyonca gözden geçirip son şeklini verince İl Başkanımız: “Bu çok güzel bir çalışma oldu. Bunu kitap haline getirmemiz, kalıcı olması ve Kırklareli’nde CHP tarafından yazılan ilk kitap olması açısından çok yerinde olur” diyerek övgülerini dile getirdi, yönetimce kabul edildi ve basıldı. Böylece “KIRKLARELİ CHP TARİHİNDE İLK KİTAP YAYINLANMIŞ OLDU. Bu kitap hala Kırklareli CHP Kitaplığında bulunmaktadır…

“KIRKLARELİ’NİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ” raporu, 2000 yılı Ekim ayında Çanakkale de yapılacak “ MARMARA BÖLGESİ SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ” toplantısında okunacaktı. Tüm çalışmalar bu toplantıya göre planlanmaya başladı. Bu konuda kimse söylemese ve ben de kimseye söylemesem de en çok heyecanlanan bendim. Benim projem uygulanıyordu. Bu arada Genel Başkanımız Altan ÖYMEN bir Çarşamba günü toplantısında,  katılanların tanık olacakları bir ortamda arayarak bu proje ve çalışmalar için beni kutladıktan sonra da: “ Çanakkale Bölge Toplantısında seni yanımda görmek istiyorum” diyerek onurlandırmıştı. Ben kendi özümde bunu değerlendirirken ‘Herhalde açış konuşması yaparken beni davet edip “…Projenin mimarı arkadaşımız…” diye onurlandırır ‘ diye düşünüyor ve kıvanç duyuyordum…

CHP’de beklenmedik bir şey oldu, Altan ÖYMEN Parti Meclisi oylamasında yeterli sayıya ulaşamayınca, Baykal zamanından kalma bu meclis üyelerini değiştirmek ve daha rahat bir çalışma ortamı bulmak için “OLAĞANÜSTÜ KURULTAY” istedi. 30 Eylül 2000’de yapılan kurultayda, birden bire ortaya çıkan ve Genel Başkanlığa adaylığını koyan Deniz Baykal tekrar Genel Başkan seçildi. Altan ÖYMEN Baykalcıları temizlemek isterken kendisi temizlenmiş oldu…

Çanakkale Bölge Toplantısı, önceden planlandığı için yapıldı ama ayni amaçla değil, Raporlar üstünkörü, Genel Başkanın önerisi üzerine kısa bir özet halinde sunuldu ve Deniz Baykal şovuna dönüştürüldü. Ardından Eğitim çalışmaları sona erdirildi. Sadece Çarşamba toplantıları kaldı. Bu toplantılar da gündemli olmaktan çıktı, İl ve İlçe Başkanlarının istek ve görüşleri doğrultusunda ‘Basına Açık’ ve ‘Basına Kapalı’ olarak iki bölüm halinde ve büyük ağırlık olarak ‘Yönetim Kurulu açıklamaları’, zaman kalırsa soru ve yanıt şeklinde yapılmaya başlandı. Bazı ilçelerimizde de (Lüleburgaz, Babaeski) yapıldığı duyumları alındı. Ama bir gerçek vardı ki bu yadsınamazdı. “KIRKLARELİ ÇARŞAMBA TOPLANTILARI VAZGEÇİLMEZ BİR ETKİNLİK OLMUŞTU”

İşte 31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinde alınan kahredici sonuçtan sonra, suçlulardan hesap sorulması için; Genel Başkan Yardımcısı Özgür ÖZEL’İN tutarsız konuşma ve davranışlarının nedenini sorgulamak için Çarşamba Toplantısını bekliyorlardı…

Çarşamba gelmiş, hesap sormak isteyenlerin de tümü salondaki yerlerini almışlardı. Yönetim Kurulundan İl ve İlçe Başkanları ile yakın çalışma arkadaşları da yönetici masasında bulunuyordu. Kırklareli’nde oylar yeniden sayılmış ve CHP içinden bazı kişilerin: “ Kaybetsin, ihanet etmenin cezasını çeksin” diye öfke ve kızgınlıklarının esiri olup, Kesimoğlu yerine Cumhur İttifakının adayının kazanmasına bile, yarınlarını düşünmeden razı gelebiliyordu. Bazıları da:”… Seçimi kaybetmenin yanında bir de Cumhur İttifakına kaptırmanın acısına ve de yaşam tarzımızın değişmesine dayanmak zor olurdu. Bu kardeş kavgasıdır ve barışla noktalanıp bir araya gelinir. Ama Cumhur İttifakına geçerse, yıllar boyu geri gelmez” diyerek mantıklı düşünüyor ve yapılacak uygulamaları merakla bekliyordu…

Basın ayrıldı ve biz üyeler kendi başımıza kalıp tartışmaya başladık. Tuna Soykan, Belediye Meclis Üyeleri ve Ünal Başkur da toplantıdaydı. Bir üye söz alarak İl Başkanına: “ Ne yaptınız? İlçe ve İl Disiplin Kurulu olarak gelen dilekçeleri işleme koydunuz mu?” Sorusuna Başkan:” Genel Merkezle görüştüm. Beklememizi söylediler, biz de beklemeye aldık. İstanbul seçimleri sona erdikten sonra, tekrar görüşüp ne yapmamız gerektiğini soracağız” deyince Tuna Soykan: “ Sayın Başkan, sizlerin görev ve yetkileri Tüzükte yazılıdır. Bunları yapın, Genel Merkezden izin almanıza, görüş almanıza gerek yoktur. Bu sizin hak ve sorumluluklarınıza sahip çıkamadığınız düşüncesini akıllara getirir. Böyle bir durumla karşılaşmak istemezsiniz sanırım. Biz İlçe ve İl olarak üzerimize düşen görevi yapalım, Genel Merkez üzerine düşeni yapmazsa o zaman gereğini yaparız” diye konuştu. Ünal Başkur: “ Siz daha önceleri de kendi almanız kararları almayıp Genel Merkez’le yaptığınız görüşmeler sonucu karar aldığınızı burada ifade etmiş ve bu görüşmeye de ’Ortak akıl’ adını vermiştiniz. Şimdi de öyle diyorsunuz. Bu ortak akıl değildir. Ortak akıl düşüncelerin ortaya atılıp tartışılması ve ortak nokta bulunması, çözüm üretilmesi ve herkes tarafından kabul edilmesiyle oluşur. Oysa siz yetkilerinizi kullanmayıp, Genel Merkezden birilerinin sizin yetkilerinizi kullanmasını istiyorsunuz. Bu uygulamadan vazgeçin. Geçen hafta da Belediye Bütçe Oylamasında nasıl bir tutum takınacağınızı Genel Merkeze sormuş ve Kesimoğlu bütçesini aklamışsınız. Bu nasıl bir tutumdur? Sizin adınıza Genel Merkez karar verecekse sizin bu makamda bulunmanıza gerek kalmaz. Yokuna makam işgal edilmiş olur. Buradan Belediye Meclis üyelerimize de sesleniyorum, ‘Ne yapacağınızı, nasıl oy kullanacağınızı Genel Merkezin size bildirmesini mi, yoksa özgür iradenizle almayı mı istersiniz?’ Bunun aksini savunan, demokrasi açısından AKP’den de geriye gitmiş olur. Biz buna razı gelemeyiz. Sayın Başkan lütfen görevinizi yapınız yapmayacaksanız bu koltuğu daha fazla işgal etmeyiniz” konuşmasıyla eleştirilerini sıraladı. Başkan diğer söz almak isteyenlere de söz verdikten sonra yanıt vereceğini söyleyip söz almak isteyenlere yöneldi. Söz alanlar da: “… Neden dilekçeleri işleme koymuyorsunuz?  Siz zaten Kesimoğlu istediği için bu göreve geldiniz. Daha önce yönetimde olan sizleri parti binamızda ve toplantılarımızda hiç görmüyorduk. Birden Kesimoğlu tarafından hazırlanan listede yer aldınız ve seçildiniz. Aranızdaki bazı arkadaşlarınız partiden değil, görevlerinden istifa edip açıkça yanında yer aldılar. Siz ise kaldınız. Bu kalmanızın nedeni Kesimoğlu’nun size: “Kaleyi bırakmayın, ben dönünceye kadar dayanın, gelecek eleştirileri göğüsleyin” demesi mi acaba? Sizleri bizim içimizde TRUVA ATI olarak mı bıraktı? “ Bir başkası: “ Biz sizden görev bekliyoruz, siz ipe un seriyor, Özgür ÖZEL gibi zamana yayıyorsunuz. Özgür ÖZEL bize neler söyledi, sonra da gidip destek fotoğrafları verip yayınlanmasını sağladı. Bu ne biçim anlayış ve yönetiş zihniyetidir? Bize edilen küfürlerin, yapılan hakaretlerin hesabını kim soracaktır? Bir an önce bu görevi bırakmanız gerekir.” Söz almadan konuşan bir diğeri:” Bu işi size bırakırsak sonunda biz suçlu çıkacak, bize küfür ve hakaret edenler haklı konuma geçecek. Verdiğimiz dişlekçeler işleme konmuyor, Genel Merkezin üzerine atılıyor, Genel Merkez zamana yayıp, Disiplin Kurulu kararı olmadan arabuluculuk yapmaya çalışıyor. Partimize ve Tüzüğümüze sahip çıkan bizler mi suçluyuz?” Söz alan son kişi: “CHP’nin 2019 Yerel Seçimlerde düştüğü durum gönüller acısıdır. Bu yönetimsizlik ve kişilerin isteğine bağlı olarak uygulanan seçme ve seçilmeler, demokrasi dışı uygulamalar, adı Sosyal Demokrat olan bir partiye hiç yakışmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran, devrimlerle birlikte yeni bir TÜRKİYE kuran, ümmetten millet, müritten yurttaş, saltanattan cumhuriyet kuran, Atatürk’ün ‘en büyük eserim’ dediği bu parti;  başta Genel Merkez olmak üzere, tabandan başlanılarak yeniden yapılanmalıdır. CHP İlkelerini bilmeyen üyeler, CHP Tüzüğünü kendi düşüncelerine ve çıkarlarına göre değiştiren yöneticiler, Demokrasi adına parti içi demokrasiyi katleden yöneticiler, kişisel çıkarları için tüm il ve ilçeleri savaş meydanına çeviren milletvekilleri ve belediye başkanları Sosyal Demokrat bir anlayışa aykırı hareket etmektedirler. Çünkü kendileri sosyal demokrat olamamışlar, olmamışlar, kişisel çıkarları için CHP’yi uygun görüp üye olmuşlar ve bu anlayışla kendilerine ait bir üye tabanı ile delege listesi oluşturmuşlardır. Böyle olunca, üyesi olduğu partiye oy vermeyen üyelere, partisinden istifa etmeden Kesimoğlu tarafında çalışan eski yönetim kurulu üyelerine, kadın ve gençlik kolları görevlilerine ve delegelere kadar varan bir CHP üyesi olmaya layık olmayan üyeler görülmüştür. Bu gün içine düştüğümüz durum da bunların sonucudur. Bu nedenle, CHP’ye yakışmayan bu kişi, tutum ve davranışları partimizden temizlemek ve CHP’yi özlemini duyduğumuz Demokratik Yapıya kavuşturmak, bir daha bu üzüntüleri yaşamamak, HER ŞEYİN ÇOK GÜZEL OLMASINI SAĞLAMAK için TABANDAN BAŞLAYAN YENİDEN YAPILANMA ZORUNLUDUR.”…

Başkan söz alarak eleştirilere yanıt verdi: “ … Ben genel Merkeze danışmaya devam edeceğim. İstanbul seçimi sonrası tekrar girişimde bulunacağım. Bizlerin Disiplin Kurulunu çalıştırması sonuç verme. Genel Merkezle birlikte karar vermek gerekir. Bu geçmişte yaşanmış ve Disiplin Kurulu Kararına itiraz edenler haklı çıkmışlardır. Bu nedenle ortak akılla hareket etmek gerekir. Ben yetkilerimin ne olduğunu biliyor ve kullanmaktan da geri durmuyorum. İçinde bulunduğumuz özel durum nedeniyle bilgi alışverişinde bulunup yanlış adım atmak istemiyorum. Aklana bütçe, CHP’nin geçen yılki bütçesidir. Yani aklanan bütçe bizim bütçemizdir. Bu bütçeyi aklamasaydık, pusuda bekleyenlerce, görevden alma ve kayyum atamaya kadar olan kötü durumlarla karşılaşır ve kendi ayağımıza kurşun sıkmış olurduk. Bu nedenle böyle bir kararı Genel Merkez ile görüşerek verdik. Bundan sonraki kararlar Tüzüğümüzde yer aldığı şekilde alınacaktır. Biz CHP’nin İl ve İlçe Yönetim Kurullarıyız. Ayrılanlar ayrıldı ve onlarla olan ilişkimiz bitti. Biz CHP üyesiyiz ve CHP için görevdeyiz. Herkesin bunu böyle bilmesi gerekir. Bu koşullarda istifa edip bir de yönetim boşluğu oluşturmak istemediğimiz ve Genel Merkez de böyle düşündüğü için görevdeyiz. Biz hiç kimsenin TRUVA ATI değiliz. İstanbul seçimi sona erdikten sonra Genel Merkezden gelecek olan Genel Başkan Yardımcıları ile yapılacak toplantıda bu söylediklerinizi dile getirir ve açıklama istersiniz. Bu davranış ve tutumların nedenini ben de merak ediyorum. Yeniden yapılanma nasıl olacak?  Genel Merkez bu konuya nasıl bakacak? Bunun için tekrar bir Tüzük Kurultayı yapmak gerekir. Bunlar da tartışılır. Tüm üyelerin kayıtları silinerek yeniden üye yapılması ve yapılacak yasal itirazların önüne geçilmesi de başlı başına sorunlar getirecek, daha fazla çalkantılara neden olacaktır. Ben yeni bir Tüzük Kurultay’ının yararlı olacağını düşünüyorum. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. Toplantı sona ermiştir, iyi günler dilerim…”

Çarşamba toplantısının yankıları üyeler arasında çok tartışıldı. Herkesin vardığı ortak sonuç:

”Genel Merkez 2019 Yerel Seçim Programını yalnız Kırklareli’nde değil, tüm yurtta iyi yönetememişti. Kaldı ki daha önce almış olduğu kararlar ve yapılan değişikliklere bakılınca yokuna toplanmış bir Tüzük Kurultayı ve Genel Başkanın çevresini kuşatıp, üyelerle iletişimini koparan bir Merkezi Yönetim Kadrosu, partiden uzaklaştırılan Atatürkçü Düşünce yanlısı kişiler, Atatürk’e ‘zibidi’ diyenlerin Genel Başkan yardımcısı yapılması bu iyi yönetememenin kanıtlarıydı.  Bu durum yalnız Kırklareli için değil, tüm Türkiye için geçerliydi. Özellikler çok büyük özverilerle çalışan İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun:“ Bu olumsuz kişileri İstanbul İlçeleri Belediye Başkan adayları olarak açıklarsanız ben istifa ediyorum ve bu toplantıyı da terk ediyorum” isyanı ve direnişi ile genel Merkez toplantısını yarıda bırakması ve ardından Genel Merkezin ’Bu baş kaldırmadır. İstifasını bekliyoruz’ çıkışı, İstanbul İlçe Örgütlerinin tümünü ayağa kaldırmış, önce ilçe başkanları Kaftancıoğlu’na: ‘Bizimle görüşmeden nasıl istifa edersiniz? Orada BEN olarak karar vermişsiniz, oysa BİZİZ ve BİZ olarak varız.’ Haklı eleştirilerini yapmaları üzerine hatasını anlayan Kaftancıoğlu hemen:’ İstifa kararımı bireysel olarak almıştım. Örgütümle görüşmelerimizde bunun hatalı olduğunu gördüm ve istifamı geri aldım’ duyurusu yapmıştır. Genel Merkezde, Genel Başkanın çevresini kuşatmış bulunan kişisel çıkarcı grup ‘İstifasını veren kişi geri alamaz, istifanı gönder’ diye baskı yapmaya başlayınca, tüm İstanbul İlçe Örgütleri kararlı bir duruş ve direnişle:’ Başkanımız istifa gerekçelerinde haklıdır. Bu kararı 4 buçuk saat süren bir tartışmalı toplantıdan sonra aldık. Bizleri 5 yıl yönetecek belediye başkanlarımızı belirlerken; ön seçim hakkımızı elimizden alarak belirleme yönüne gittiniz. Bunu sinemize çekmeye çalışırken bir de atama yapacağınız aday konusunda da bizlerin görüş ve düşüncelerine değer vermiyor, demokrasi diyerek demokrasinin canına okuyorsunuz. Duygularımızla değil, gerçekçi olarak, aklımızla ve mantığımızla hareket ederek aldığımız bu karar kabul edilmezse tüm ilçe örgütleri olarak toptan istifa ediyoruz’ kararlarını Genel Merkeze bildirdiler. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu’da:” Canan Kaftancıoğlu olursa biz bu seçimi kazanırız. Yoksa yine kaybederiz. Canan Kaftancıoğlu mutlaka görevine devam etmeli ve söylediklerine de kulak verilmelidir” açıklamasını hem de Ankara’ya giderek yapınca, bu direnişler üzerine Genel Merkez: Seçimlerden sonra gereğine bakarız. Şimdilik istifanı geri çekmeni kabul ediyoruz’ diyerek Kaftancıoğlu’nun göreve devam etmesini istemiştir. Hepimizin tanık olduğu gibi Canan Kaftancıoğlu, CHP’nin başaramadığını İl Başkanı olarak başarmış ve ekibiyle yaptığı organize bir çalışmayla tüm ıslak imzalı sandık sonuç tutanaklarını toplayıp dosyalamış, tasnif edip yayınlamış ve İstanbul seçimini Ekrem İmamoğlu ile birlikte yürüterek kazanılmasına en büyük emeği vermişti. Eğer bu koordineli ve sistemli ekip çalışması olmasaydı, seçim yine kaybedilecek, atı alan Üsküdar’ı geçecek, CHP yine sınıfta kalacak, başkalarına alay malzemesi olacaktı…”

        İstanbul Örgütü ve İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile Adaylığı belli olmuş olan Ekrem İmamoğlu’nun Genel Merkeze yaptığı direnişi Kırklareli İl ve İlçe Başkanları ile Belediye Başkan Aday Adayları da yapmış olsaydı, biz bu seçimi kaybetmez, dahası kendi belediye başkanımızı kendimiz seçmiş olurduk. Bu demokrasi mücadelesini vermediğimiz, haklı olan davamızda dik durup direnişe geçseydik, “Genel Merkeze etki etme yollarını bulmak ön seçim çalışmalarından daha kolay görülüyor. İlgili Genel Başkan Yardımcısı ve Milletvekillerimizden birini veya ikisini inandırırsam, adaylığım garanti olur” düşünceleri ile hareket etmeseydik, KIRKLARELİ DE KENDİ BELEDİYE BAŞKANINI KENDİ SEÇER, ARKADAN HANÇERLENMEZ, İÇİMİZDEN VURULMAZ VE BU SEÇİMİ KAYBETMEZDİK…

Dileriz, gelecek seçimlerde Canan Kaftancıoğlu ve Örgütünün verdiği demokrasi mücadelesini biz de Kırklareli olarak veririz de DEMOKRASİ DERSİNİ ALMIŞ, SINIFIMIZI GEÇMİŞ OLURUZ…

Tüm bu gerçekleri ortaya koyarak tartışan ve “N’OLACAK BU CHP’NİN SONU” diye düşünen Kırklareli üyelerinden birileri yalnız Kırklareli için değil, tüm Türkiye için bir ÇAĞRI metni hazırlayıp kamuoyuna sundu.

İLGİSİ VE BİLGİSİ OLANLARA ÇAĞRI

A-) DURUM SAPTAMA:

Biz CHP üyesi, sempatizanı ve de bilinçli oy verenleri olarak; üzerimize düşen üyelik ve yurttaşlık sorumluluğumuz nedeniyle CHP’nin özlenen güce erişmesi veülkemizin aydınlık yarınalar ulaşması için diyoruz ki;

1.- Parti üye ve delegelerini cebinde gezdiren ve partiye değil kendi çıkarları için kendine üye yapan anlayışı sona erdirmek için,

2.- Parti yöneticilerinin, kendilerini seçecek üyeleri kaydedip delegeleri seçtiği; seçilen bu delegelerin ve kişiye oy vermek üzere kaydedilen üyelerin de yöneticileri seçtiği; (Al gülüm- Ver gülüm) anlayışı ile kişisel çıkar hesabı yapanlara son vermek için,

3.- Parti Tüzüğümüze uymak yerine, kişisel çıkarları için Parti Tüzüğümüzü kendi kişisel çıkarlarına uyduran    anlayışı sona erdirmek; “KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ ve KADIN HAKLARI” deyi,erkek egemenliği kuranlara ve kadın kontenjanından koltuk kapanlara; “GENÇLİK KOLLARI” deyi, yalnız organlarını değil umutlarını da kıranlara, KADINLARIMIZI ve GENÇLERİMİZİ SÖMÜRENLERE son vermek için,

4.- Ehliyet ve liyakat esasları çerçevesinde seçilme haklarının kullanılmasını sağlamak yerine; tahsil, bilgi ve deneyimi hiçe sayıp; partiye hizmet etme ve üye olma yıllarını kıdem olarak gösterip, hak sahibi olmak isteyen ve önseçimleri istemeyen anlayışlara son vermek için,

5.- Hangi partiden kazanabileceği hesabını yapıp partimize gelen, Parti Programımızı, Parti Tüzüğümüzü, Parti İlkelerimizi bilmeyen, sosyal demokrat olma bilgi, beceri ve deneyimine sahip olmadan, ezberindeki bilgilerle kendisini ‘Sosyal Demokrat’ sayan, “BİZ” olmayı, “BİZ” demeyi bilmeyen başkanlarımız, vekillerimiz, yöneticilerimiz, delegelerimiz ve üyelerimiz vardır.  Bu anlayışla; aradığını bulduğu müddetçe sahip olduğu koltuğa sımsıkı sarılan, aradığını bulamadığında da partimizi suçlayıp başka partilere koşan veya partimizin getirilerini kendi çıkarı için kullanan kişileri partimizden temizlemek, seçilinceye kadar “Ben partinin emrinde”, seçildikten sonra “Parti benim emrimde” anlayışına son vermek için,

6.- Seçimden seçime kişisel beklentilerini gerçekleştirmek için partimize gelenlere, bu nedenle oylarını üyesi oldukları Partimizin Tüzük ve Programına göre CHP’ye verecekleri yerde, (Al gülüm- Ver gülüm) hesabı ile oylarını partimize değil, kişiye veren anlayışlara son vermek ve ilk yapılacak Genel Kurultay’da hesap sorup bu kısır döngüden kurtulmak için… (Bu nedenleri çoğaltabilirsiniz.)

                                 TABANDAN VE YENİDEN YAPILANMA ZORUNLUDUR…

       B-) BUNUN İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:

     1.- Uzaktan bakıp yapılanları izledikten ve beğenmedikten sonra, “Böyle de olmaz ki” diyerek seyirci kalmak yerine; üreten, katılan, soran, sorgulayan ve paylaşan bir yurttaş olarak CHP’si üyesi olmaya,

  2.- Atatürk Cumhuriyetini ve Devrimlerini yıkmak için, devleti ele geçiren ve Milli Eğitim Bakanlığı Teşkilatlanması ile kendi ‘dindar ve kindar’ neslini yetiştiren bir siyaset anlayışı ile mücadele etmek ve Atatürk Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar yaşatmak için, çocuklarımızı ve torunlarımızı da CHP’si üyesi yapmaya,

3.- Partimizde ‘seçme ve seçilme haklarını kullanma’ kuralları vardır. Tüzüğümüzde: “En az 3 ay önce üye olanlar bu hakları kullanır” denilmektedir.  Söz, yetki ve karar sahibi olmak için 2019 yılı içinde yapılabilecek İlçe, İl ve Genel Kurultay seçimlerine katılabilmek için, hemen şimdi üye olmaya,

4.- İlk yapılacak delege, ilçe ve il örgütleri seçimlerinde bilinçli olarak oy kullanmaya, kullanılmasını sağlamaya; ilçe ve il örgütlenmesinde kişinin veya kişilerin değil, CHP’sinin üyesi olarak Parti Tüzüğü, Programı ve İlkeleri doğrultusunda bir yapılanma sağlamaya,

5.- halkımızın bilgilenmesi ve bilinçlenmesi için, parti içi seçimleri öncesinde yapılacak toplantı, panel ve söyleşilere katılmaya,

6.- Bu çalışmalarla tabandan yeniden yapılanma sağlayarak, özlemini duyduğumuz KUVA-İ MİLLİYE RUHLU bir CHP Teşkilatlanmasına ve yurdumuzun aydınlık geleceğinden başka beklentisi olmayanlarla hazırlanacak yeni bir Tüzük ve Programla “ÖNCE VATAN” çalışmalarına katılmaya;

      Hiçbir art niyet ve kişisel çıkar düşünmeden, bu duygu ve düşüncelerdeki herkesi birlikteliğe ve CHP de YENİDEN YAPILANMAYA ÇAĞIRIYORUZ…

( Bu çözüm önerilerini çoğaltabilirsiniz.)

Bu görev, bizlerin Atatürk Cumhuriyetine, çocuklarımıza ve torunlarımıza olan BORCUMUZDUR…

Borcumuzu ödemeye ÇAĞRI BİZDEN, KATILIM SİZDEN…

Saygılarımızla…

 NOT: Düşüncelerimize katılıyorsanız, bu çağrıyı tüm iletişim organları ile çoğaltınız, çevrenizle paylaşarak pekiştiriniz. Birlikte çıkacağımız umut yolculuğunda buluşmak dileğimizle…

KIRKLARELİ- 23 NİSAN 2019 – İÇİMİZDEN BİRİLERİ

Önceki bildiride olduğu gibi bu çağrıda da imza olarak “İÇİMİZDEN BİRİLERİ”  tanımını kullandık. Bunun amacı, bizlerin kişisel beklentilerle kendimizi öne çıkarmak olmadığının anlaşılması ve bu çağrıya gölge düşürecek söylemlerin önünün kesilmesiydi.

Bu çağrı başta Genel Merkez olmak üzere ulaşabileceğimiz yurt köşelerinin hepsine gönderildi ve herkesin kendi kapısının önünü süpürmesi için kolları sıvaması istendi…

Sonraki Çarşamba Toplantılarında bu çağrı üzerinde de duruldu. Başlangıçta hepimiz gibi çağrıyı beğenen ve uygulanmasını isteyen İl Başkanımız, nedense sonrasında karşı çıkışlarda bulunmaya ve uygulamasının olanaksız olduğunu, çocukça hazırlanmış bir çalışmadan öte geçme şansı bulunmadığını söylemeye başladı.  Kendisine gerekli yanıtı verenler oldu ve ‘Birilerine mi danıştın’ göndermelerinde de bulunuldu. Disiplin Kovuşturması ‘Yenilenecek olan İstanbul Seçimleri sonrasına’ bırakıldı. ‘Genel Merkez öyle uygun görmüş’ cümlesine yine müstehzi bir ifade ile gülenler oldu. İl Başkanımız: “… Bu Çarşamba günleri yapılan ‘Halk Toplantıları’ (demek ‘CHP Üye Bilgilendirme ve Eğitim Toplantısı değişmiş, ‘Halk Toplantısı’ olmuştu) artık amacını aşan, bazı kişilerin konuşma ve eleştiri yapma hobilerini dile getirdiği toplantılar haline gelmiştir. Bu toplantılara de artık son verilmesi, dedikoduları önlemek açısından da önemlidir.” Herkes birbirine baktı, toplantı sona erdikten sonra söylenen bu cümle gelecek haftaya tartışılmak üzere belleklerdeki yerini aldı…

Bir Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı çarşambaya rastladığı için toplantı yapılmadı. 8 Mayıs günü, Genel Merkezden gelen bir görevlinin verdiği ‘ PARTİ EĞİTİMİ’  gerekçe gösterilerek yapılmadı. Sonrasında 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı vardı, yapılmayacağı duyuruldu.

İstanbul seçimlerine desteğe gidilme bahane edilerek yapılamadı. 29 Mayıs’ta yapılan toplantıda da İl Başkanı, yapılan Parti Eğitimi’ne, listede oldukları ve haber verildiği halde katılmayanları hedef alarak konuştu da konuştu, başkalarının söz almasına zaman bırakmadı. Son cümle olarak da: “ Bu verilen PARTİ EĞİTİMİ, yeniden yapılanma çalışmalarıdır. Bunları ciddiye alıp katılmayan üyelerimiz ve delegelerimiz mi tabandan ve yeniden parti kuracaklar? … Biz gerçeklerle uğraşıyoruz, bazıları da hayal âleminde dolaşıyorlar. Toplantı sona ermiştir. Katıldığınız için teşekkür ederim.”…

Sonraki hafta Ramazan Bayramı ve sonraki hafta telefonlara gelen mesaj: “ Parti Binamızda yapılan Halk Toplantıları sona ermiştir.”  Yaz sezonu nedeniyle mi, yoksa devamlı mı? … Bu konuda bilgi sahibi olana rastlanılamadı…

Kırklareli kaynayan bir kazan olarak verilen sözlerin tutulmasını ve suçluların cezalandırılmasını bekliyor…

MACİT SABIR – Kırklareli