Kırklareli’de Neler Oluyor?

168

KENT YÖNETİMİ VE KENTTE YAŞAMAK

YAŞADIĞIMIZ KENTİ KORUMAK HEPİMİZİN GÖREVİDİR

Hızlı değişim ve dönüşümlerin yaşandığı bir çağa tanıklık ediyoruz. Bu çağ;

Toplumsal temel değerlerin yeniden sorgulandığı, siyasetin yeniden yapılandırıldığı,  ekonomik faktörlerin sosyal hayatımızda çarpıcı değişimlere sebep olduğu, ticaret şirketleri dolayısıyla uluslararası işbirliğinin oluştuğu, teknolojide yaşanan baş döndürücü gelişmelerin özel hayatlarımızı etkilediği bir çağ yaşıyoruz.

YERELDE ÜRET-YERELDE TÜKET-YERELİ YÖNET

Günümüzde yaşanan uluslar arası şirketlerin rekabeti, kentler arası rekabete dönüşmeye başlamıştır. Yüzyılımız eski Yunan medeniyetlerinde olduğu gibi şehir devletlere veya şehirlerarası rekabete doğru hızla sürüklenmektedir.

Belediyeler yerel kalkınmada etkin bir rol oynamaya başlamıştır. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14. maddesine göre; “kent ekonomisi ve ticaretini geliştirici çalışmalar yapmak”, belediyelerin asli görevleri arasında sayılmaktadır. Yerelde üret-yerelde tüket sloganı ile belediyeler ticaret hayatını ve üretimi etkiler hale gelmeye başlamıştır. Yine aynı Kanunun 5. maddesinde; yatırımları teşvik için arsa tahsisi ve alt yapının yapılması yönünde belediyelere yetkiler verilmiştir.

Belediyeler beldenin, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi kalkınmasında ekin rol almaya başlamıştır.

Ülkemizin en önemli problemlerinden birisi de iç göç olgusudur. Kırsal alanın iticiliği ve kentsel alanın çekiciliği ile güç kazanan iç göç sonucu milyonlarca insan sürekli yer değiştirmekte; kırsal bölgelerin nüfusu azalırken, kentler ise aşırı bir nüfus artışı yaşamaktadır. Şehirlerimiz, hızla ve kontrolsüz büyümenin tabi neticesi olarak, altyapı ve sosyokültürel, eğitsel ve sportif donatılar yönünden yetersiz kalmış, sanayi ve ikametin iç içe geçtiği sağlıksız ve dengesiz bir kent haline gelmiştir.

Şehirlerdeki mekansal yerleşimlerin hemşerilik üzerine bina edilmesi sonucu, belli bölgelerden gelenlerin yerleştiği dışa kapalı alanlar oluşmuştur.

Göçlerin sebep olduğu psikolojik ve sosyolojik etkilemeler sonucu kişilerde sahipsizlik ve bir yere ait olma ihtiyacı doğurmuştur. Bu durumda belirli bölgelerden gelen kişilerin bir arada toplanma ve hemşehrilik yakınlaşmasını doğuran önemli bir sebep olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu gün birçok sorunun içinde yaşamakta olan büyük şehirlerin en büyük problemi, kentte yaşayanların bu kenti sahiplenmemeleridir. Kente karşı işlenen suçlara bir tepki göstermedikleri gibi kendileri de kent olanaklarını korumamaktadırlar. Parklar, çeşmeler, banklar ve benzeri donatım ve ekipmanlar tahrip edilmekte, çevre hızla kirletilmektedir, görmemektedirler. Yani kentlilik bilinci gelişmemiştir.

Kentlilik bilinci kavramı ile ifade edilmek istenen, kentte yaşayanların kentle bütünleşmesi, kendini kente ait hissetmesi ve dolayısıyla kente karşı sorumluluk duygusu taşımasıdır.

Bir şehirde yaşayan insanların yaşadıkları şehre karşı ait olma duygusu taşımaları ise o şehri korumaları, geliştirmeleri, şehrin imarı ve yönetimine katılmalarıyla mümkün olabilmektedir. İnsanların şehri koruması, sahiplenmesi için öncelikle o şehrin içinde olmaları gerekmektedir. Şehrin içinde olmak ise mekansal bağlamda sabit değil, sosyal, kültürel ve siyasal anlamda aktif bir süreçtir.

Kente karşı öfke hislerine sahip kişilerin kenti sahiplemesi mümkün değildir.

Kentlerle kişiler arasında öfke yer almamalıdır. İnsanlar yaşadıkları kente karşı niçin öfke duyarlar?

Bunun bir çok nedeni bulunursa da, temelde yatan neden beklentilerinin karşılanmaması ve kentin imkanlarından eşit yararlanamadıkları, dışlandıkları duygusudur.

Kentlerimizin problemlerinin çözümü için kentlerimizin sahipleri ortaya çıkmalıdır.

Burada da temel soru, kentin gerçek sahiplerinin kim olduğudur? Bu sorunun cevabı birçok açıdan incelenebilirse de, gerçek sahibinin o kentin valisi ya da belediye başkanı değil de o kentte yaşayanlar olduğu çok açıktır.

Kentin sahiplerinin gerçek anlamda kentin sahibi olabilmelerinin yolu, onların kent yönetimine katılımlarından geçmektedir.

Günümüzde katılımcı demokrasi olarak tanımlanan yeni yönetim anlayışı, kentlerimizde hayata geçirilmelidir. 1580 sayılı belediye kanunu, hemşehrilerin “belediye işlerine iştirake” hakları olduğunu belirtmektedir. Fakat uygulamada bu hükmün fazla bir anlamı yoktur.

Dileriz 5393 sayılı yasa ile getirilen ve kent sakinlerinin kent yönetimine katılımını belirli ölçüde sağlayan kent konseyleri, 1580 sayılı yasanın akıbetine uğramaz ve etkin olarak sürdürülür.

Kentlerimizde yitirilen sosyal dayanışma ruhunun tekrar yeşertilmesi ve geliştirilmesi için 1580 sayılı kanunda belirtildiği gibi “ hemşehrilerin belediye işlerine iştirake hakları olduğu“ konusu yalnızca kanunda yazılı olarak kalmamalı ve hayata geçmelidir.

Her şeyin insan için olması gerektiği bir dünyada mekanı, insandan daha önemli görmemiz ciddi bir yanlışlıktır. Yani, sorun yaşadığımız kentin sorunu değil, kentin içinde yaşayanların sorunudur ve insanı merkeze alan politikalar uygulamamız gerekmektedir.

Kaynak:
1- Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü- Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalı Kamu Yönetimi Bilim Dalı – Meltem MIZRAK Yüksek Lisans Tezi “Asya Örneklerinden hareketle Türkiye için Bir Kalkınma Modeli Değerlendirmesi.”
2- Coşkun Can Saktan-Hilmi Çoban – Kamu Sektöründe İyi Yönetim İlkeleri
3-Cevat Geray – “Kent Yönetimi için Yeni yaklaşımlar ve Komşuluk ( Mahalle biriminin önemi”
4- Doç.Dr.Emre Kongar “Tolum Kalkınması ve Toplum Örgütlenmesi”
5- Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, İktisat Fakültesi Profesörlerinden “Hindistan’ da İktisadî Kalkınma ve Cemaat Kalkınması”

Mustafa Karaca