Kırklareli’nin Saklı Cenneti; Eriklice Köyü (2)

110

(Önceki sayıdan devam)

Tarihi mekanları gezip bir çay molası için tekrar kahveye döndüğümüzde Eriklice Köyü’nün yaşlı çınarları olan ŞEVKET ERSEÇKİN ve ŞUAYİP AYGÜN ile karşılaştık. Her ikisi de 85 yaş üstü genç delikanlılar.

Şuayip Aygün, hatıralarında Ayazma denilen ve bugün hala piknik alanı olarak kullanılan bölgede Hıdırellez günlerinde eğlenceler tertip edilirmiş. Şuayip Aygün 85 yaşında, kendisi 7-8 yaşlarında iken nenesi anlatırmış bu eğlencelerin güzelliklerini. 80 yıl geriye gidersek ve dedesinin-nenesinin de anlatılan yıllarda 80 li yaşlarda olduğunu söylediğine göre 160 yıllık bir tarih diliminden bahsedebiliriz. Yani Trakya’ nın ve özellikle Kırklareli’ nin yaşadığı BÜYÜK FELAKET yılları olan 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi öncesine varırız. O yıllarda Eriklice köyü Ayazma çeşmesinin başında Hıdırellez eğlenceleri büyük bir coşku ile kutlanıyormuş. Oyunlarda yorulan ve terleyen genç kızların üstünü değişmesi ve dinlenmesi için, içi tamamen aynalarla kaplı bir bina varmış. Savaş her şeyi yok etmiş, insanları, binaları, aynaları. Ard arda gelen felaketlerden sonra bölge bir daha kendine gelememiş. 1912 Balkan Harbi ve Bulgar işgali, 1914-18 1. Dünya Savaşı ve yunan işgali. Kurtuluş Savaşı ile soluklanmaya ve acıları sarmaya başlayan köy 1936 ve 1951 göçleri ile bugünkü sakinlerini bulmuş. Köyün çoğunluğunun Bulgaristan İŞTİP ve DOYRAN bölgesinden gelmiştir. Bu gelenlere 1936 yılında Romanya’ dan gelen 10 hane eklenmiştir.

Eriklice köyüne gelen göçmenler içinde hayat kolay olmamış. 1362 yılında başlayan Rumeli hayatı 1912 yılında Türkler için sona ermiş. 1912 Balkan Savaşı ile kaybedilen topraklardan gelenler 550 yıllık birikimlerini, evlerini, tarlalarını, köylerini ve dedelerinin mezarlarını bırakarak, sadece hayatta kaldıklarına şükrederek güvenli vatan topraklarına gelebilmişlerdir. Gelebilmişlerdir diyoruz, çünkü on binler yollarda vatan topraklarına ulaşamadan hayatını kaybetmiştir. Onun için bu insanlar göç nedir, göçmenlik nedir, yoksulluk nedir çok iyi bilirler. Yaşama tutunmak için tek bir şansları vardır, yorulmadan, dinlenmeden çalışmak.

1951 yılında anayurda ulaşabilen şanslı ailelerden Hacıoğlu ailesinin hikayesi, on binlerin hikayesidir aslında. Yeni Türkiye Cumhuriyeti Balkanlardan gelen evladı Fatihan torunlarına kucak açmış, onlara yaşama tutunabilmeleri için kişi başı 15 dönüm arazi ve barınabilecekleri bir ev vermiştir. Hayata 60 dönüm tarla ile başlayan Ahmet Hacıoğlu, iki oğlu, eşi ve babası ile birlikte yorulmadan, dinlenmeden çalışmaya başlamıştır. Her yıl biriktirdikleri ile 5- 10 dönüm tarla alarak ailenin yaşam olanaklarını iyileştirmeye çalışmaktadır.

Dede Ahmet 1905 yılında yaya olarak Bulgaristan’ dan hacca gittiği için ve kendisi de çakır gözlü olduğu için Bulgaristan’ daki lakapları HACI ÇAKIRLAR olarak bilinmektedir. Türkiye’ de çıkan soyadı yasası ile birlikte soy isimleri HACIOĞLU olarak kayıt altına alınır. Ahmet Hacıoğlu çalışkanlığı ile köyün sevilen bir ismi olarak kabul görür. Bu çalışkanlığı köylüye de örnek olduğu için köy muhtarı seçilir. Uzun yıllar köyde muhtarlık yapar. Ancak sadece 15 dönüm toprak ile çocuklarına bir gelecek hazırlaması mümkün olmadığından, tek çıkar yol vardır “ OKUMAK”.

Mehmet Hacıoğlu Kırklareli ortaokuluna gidebilmek için her gün yağmur, çamur, kış, soğuk demeden okuluna gider. Ahmet Hacıoğlu’ nun çocukları Mehmet ve Hüseyin başarılı öğrenciler olarak Eriklice tarihine isimlerini yazdırırlar. Mehmet Hacıoğlu öğretmen, Hüseyin Hacıoğlu ise Orman Yüksek Mühendisi olarak yıllarca hizmet verirler. Aileden aldıkları okuma terbiyesini çocuklarına da yansıtırlar Mehmet Hacıoğlu’ nun oğlu Ahmet Hacıoğlu Edirne Kültür Müdürlüğünde, Adnan Hacıoğlu ise Ahmetbey Yağlı Tohumlar müdürü olarak hizmet bayrağını taşımaktadırlar.

Hüseyin Hacıoğlu Orman Genel Müdür yardımcısı görevinden emekli olmuştur. Çocukları CEM HACIOĞLU ABD Wespoint Kara Harb Okulunu bitirdikten sonra Massesoutet Üniversitesinde doktorasını yapmıştır. Şimdilerde ABD Doğal Gaz Şirketinin Genel Müdürlüğünü yapmaktadır. Rahmetli Sakıp Sabancı bu genç yeteneği ABD ‘ de keşfetmiş ve Türkiye’ ye getirebilmek için çok uğraş vermiştir. Ancak Amerikalılar bu genç yeteneği kolay kolay kaptırmak istememiştir. Doğal Gaz’ ın bugün hayatımızdaki yeri, ülke ekonomisindeki önemi herkesce görülmüştür. Sakıp Sabancı’ nı ne kadar ileri görüşlü olduğunu takdir ediyor ve kendisine rahmet diliyoruz.

Hüseyin Hacıoğlu’ nun kızı ise Belçika’ da doktorluk yapmaktadır. Görüldüğü gibi yoksulluk içinde başlayan bir göç hikayesinden çalışarak ne başarılar çıkıyor. Bu başarılı insanları topluma kazandıranlara teşekkürler.

1973 ŞEVKETLİM SEÇİMLERİ

Eriklice köyü şehre yakın olmanın avantajlarını iyi değerlendirmiş ve köyden başarılı politikacılar çıkmıştır. Bunun en güzel örneği ŞEVKET ERSEÇKİN’ dir. Şevket Erseçkin çalışkan, azimli ve başarılıdır. Şehre yakın olduğu için politikacıların dikkatini çeker. Kısa südre politik yaşamında yer almaya ve ismini duydurmaya başlar Kırklareli’ nin. 1973 seçimlerinde CHP İl Genel Meclisi üyeliğine aday olur. Ancak o yılların CHP kurmayları halktan kopuk, kendilerinden başka kimsenin siyasette söz sahibi olmasını istemeyen üst düzey bir guruptur. Şevket Erseçkin ise halkın ve köylünün içinde onlardan biri olarak çalışkan ve dürüst kişiliği ile ön plana çıkmaya başlamıştır. Hem genç, hem köylü, böyle biri ileride milletvekilliği de ister diye Şevket Erseçkin’ in siyasette yolu kesilmek istenmektedir. Dahiyane bir fikir bulurlar. Köylümüz nasıl olsa siyasi oyunlardan anlamaz, kolay kanar, siyasetin inceliklerine aklı ermez. Aynen öyle olur Şevket Erseçkin’ in karşısına 4 adet ismi Şevket olan aday çıkarırlar. Köylü Şevke Erseçkin’ i Erikliceli Şevket olara bilir. Soyadına pek alışamamışızdır o yıllarda ve özellikle Kırklareli’ de. Şevket Erseçkin “ Erikliceli Şevket”, Şevket Onat ise “ Kanbur Şevket “ Şevket Onat’ ı sorduğunuzda “ o kimdir “ diye sorarlar ama, Kanbur Şevket deyince akan sular durur. Kırklareli’ nin en sevilen, saygı duyulan, dürüstlüğü ve sözüne güvenilirliği, yardımseverliği takdir ile anılıp, “ a Şevket Agam başkadır “ derler. Üçüncü şevket Şevket Havancılar, dördüncü şevket  ise Şevket Kan olur. İşte bu Şevket ve soy isim olayı seçimlere damga vurur. Seçim sandığında oy kullanan herkes Şevket Erseçkin’ ni “ hadi hayırlısı olsun, oyumuz senindir” diye kutlar ama sandıktan Şevket Erseçkin çıkamaz. Hatta bir oy günlerce espri konusu olur. Seçmen bütün adayları okumuş ancak hiçbirini beğenmemiştir. Hepsinin isimlerinin üstünü çizer ve Erikliceli Şevket’ e oy verir. Çizilenlerin içinde Şevket Erseçkin’ de vardır. Bu seçimlere halk arasında ŞEVKETLİM SEÇİMLERİ de denmektedir. Olayı düzenleyen ekipten o yılların CHP İl yöneticilerinden Ertuğrul Karakılavuz ile yapığımız görüşmede olayı bir daha hatırlayıp güldük. Ancak buna rağmen hiçbir kırgınlık olmamış ve kimse kimseye küsmemiştir. Olay tatlı bir anı olarak hafızalarda kalmıştır. Bugünün siyasetçilerine bir ders çıkarırlar mı diye bir daha hatırlatılır.

Köyden yetişen bir önemli siyasetçi Mehmet Hacıoğlu 1983 Anap’ ın kuruluşunda görev alır. Çalışkanlığı ve dürüstlüğü ile kısa sürede sevilir ve İl Sekreterliği görevine gelir. Ancak kendisi dürüst ve yalansız bir dünyadan geldiği için siyasetin yalan dünyasında tutunamaz. Partiye üye olmak için gelen bir vatandaş “ partiye üye olacağım ama, oğlumu işe almanız için bana söz verin “ deyince Mehmet Hacıoğlu “ ben sana söz veremem “der. Vatandaş “ ver o zaman kimliğimi ben üye olmuyorum” der ve çıkıp gider. Mehmet Hacıoğlu,  her gün tutulamayacak vaatler ve sözler verilerek yalan ve çıkara dayalı bir siyasi dünyada benim yerim yoktur diyerek siyasi yaşamını kendi noktalar,  o gün istifasını verir.

Vecdi Gündoğdu 7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 tarihlerinde yapılan Genel Seçimlerde CHP Kırklareli Milletvekili seçildi. Vecdi Gündoğdu Eriklice köyünün yetiştirdiği önemli bir siyasetçidir. Babası Berber Salih Gündoğdu ve ağabeyi Muammer Gündoğdu uzun yıllar CHP kadrolarında Kırklareli siyaseti içinde bulunmuşlardır. Vecdi Gündoğdu babadan gelen siyasi terbiye ile genç yaşta CHP kadrolarında görev almış uzun yıllar İlçe başkanlığı ve İl başkanlığı görevlerinde bulunmuştur. Ancak iş CHP milletvekili adaylığına gelince işin rengi değişmiş, siyasi çıkar ve görüşler ön plana çıkmıştır. İlçe ve İl başkanlığı çalışmalarında koştururken aslan Vecdi, kendisi aday olunca, önce Belediye başkanlığı adaylığı, sonra da milletvekili adaylığı yakıştırılamamıştır. Bu kadar üniversite mezunu varken, ilkokul mezunu kişiye mi kaldı görüşü ağır basmıştır. Her şeye rağmen yapılan önseçimde Vecdi Gündoğdu bütün rakiplerini geçip listenin seçilme şansı olan 2. sıra adayı olarak CHP listelerinde kendisine yer bulmuştur. Kim bilir belki de seçmen kendine yakın birisini daha çok tercih edebilir, bizden birisidir diyerek. Seçmenlerin hepsi üniversite mezunu değil ki.

Eriklice köyünden bir önemli siyasetçi Av. Cavit Çağlayan olmuştur. Cavit Çağlayan uzun yıllar CHP İlçe ve İl başkanlıklarında bulunmuş, CHP listelerinden Belediye Meclis üyeliği yapmıştır. 2004 yılında seçilen CHP Belediye başkanı Yılmaz Şeşen’ in bir yıl sonra istifası ile boşalan koltuğu Cavit Çağlayan belediye meclis kararı ile seçilmiş ve 2009 yılına kadar görev yapmıştır. 2009 seçimlerinde CHP adayı olarak katıldığı seçimden seçilmiş belediye başkanı olarak çıkmış ve 2014 yılına kadar bu görevi sürdürmüştür. 2014 seçimlerine CHP dört aday ile girince kıyasıya bir ön seçim yarışı başlayınca CHP Genel merkezi kopmalar olabilir diyerek seçime müdahele etmiştir. Bu önseçime Eriklice köyü iki aday vermiştir. Av.Cavit Çağlayan ve Vecdi Gündoğdu. Diğer aday adayları eski başkan Kadir Gökçe ve Ünal Başkur. CHP Genel merkezi hepsini eleyerek Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’ nu belediye başkan adayı olarak atamıştır. Bu olay CHP tabanında kırgınlık yarattı ise de sağduyulu davranıp seçimi kazanacak oyları yine CHP listelerine vermiştir.

Eriklice köyünün iki politikacısı eski belediye başkanı Cavit Çağlayan İl Genel Meclis Başkanı olarak, Vecdi Gündoğdu ise 2015 seçimlerinde CHP 2.sıra milletvekili adayı olarak siyasi mücadeleye devam etmektedir.

Eriklice köyünü tarihi eserleri, kalesi, manastırı, ayazması, Trak höyükleri, Herkül kuyuları, yetişenleri, siyasetçileri ile kısaca anmış olduk. Bu gezimizde bize rehberlik ve eşlik değen Muhtar Güngör Dinçkan, köy hocası Bilal Göçen ( kendisi ayni zamanda Elmacık köyünden teyzemin torunu olur) , Bedre köyünden Cevat Bego, Konya Selçuk Üniversitesi Sanat Tarihi bölümü mezunu ( sanat tarihçisi Nilüfer Üzel, Eriklice köyünden Şevket Erseçkin, Şüayip Aygün ve bizimle çok değerli bilgileri paylaşan emekli öğretmen Mehmet Hacığlu, Av.Cavit Çağlayan’ a değerli katkılarından dolayı teşekkür ederek köyümüze veda ediyoruz.

Eriklice köyü ile yaptığımız bu kısa haberden 10 gün sonra  17.05.2015 tarihli Hürriyet Gazetesi’ nin manşetinde CEM HACIOĞLU’ nu görünce sevindik doğrusu. Eriklice köyü Hacıoğlu ailesinden yetişen 3. kuşak bir genç ABD ‘ de oldukça başarılı bir pozisyonda bulunuyor. Bu haber üzerine tekrar görüştüğümüz ve sevincine ortak olduğumuz Mehmet Hacıoğlu ile 18.Mayıs.2015 günü köyü bir daha ziyaret gittik. Anlatılması ve yazılması gereken daha çok konular olduğunu gördük.

ÜÇLER ANASI EFSANESİ

Köyün girişinde boş bir çalılık alan bugüne kadar yoldan geçenlerin dikkatini çekmemiştir. Mehmet Hacıoğlu o bölgede Üçler Anası’ nın mezarı olduğunu ve dileği olan veya dilekleri gerçekleşenlerin yatırın mezarına gidip mum yaktıklarını 1950 li yıllarda çok iyi hatırlıyor. Efsanede adı geçen Üçler Anasının ne zaman yaşadığı ve kim olduğu hakkında kesin bir bilgi yok. Efsaneye göre köyde yaşayan bir kadının üçüz çocukları olur. Alevi inancında bulunan üçler, beşler, yediler inancı burada devreye girer. Alevi inancında üçler “ ALLAH-MUHAMMED ve ALİ” olarak bilinir. Kadının üç çocuğu olunca keramet sahibi bir insan olduğuna inanılır. Bir adağı olan, “çocuğum olsa, oğlum evlense, evime bereket gelse” gibi, adağı gerçekleştiğinde Üçler Anası’ nın mezarına gider mum yakarmış. Üçler Anasının kerametine inanmıştır bir defa insanlar, Olumlu olması istenen ve olumlu olan her şey için türbesine mum yakılmaya başlanmış. Bize her ne kadar hurafe gibi gelse de halkın inanmak istediği bir şeye inanması kadar doğal bir olay da olamaz. Balkan Harbine kadar bu efsane devam etmiş. Ancak savaş her şeyi yok ettiği gibi mezarları ve efsaneleri de yok etmiş. 1951 yılında Bulgaristan’ dan köye göçmen gelen Hacıoğlu ailesi bu olayı ve efsaneyi bizzat yaşamış. Ancak bir tanık daha gerekiyordu ki o da karşımıza çıktı. Mehmet Hacıoğlu ile kendisini aramaya gittiğimiz Reşat Çoban’ ı kahvede bulduk. Olayı bir de onda dinledik. Reşat Çoban babası ile birlikte Kayalar Supova köyünden göçmen olarak gelmiş. Babası Ceylan Çoban ise köyünde HAFIZ CEYLAN olarak tanınıyormuş. Çoban ailesi de Hacıoğlu ailesi gibi zor şartlar altında çalışarak evinin geçimini sağlamış ve en önemlisi çocuklarını okutma savaşı vermiştir. Reşat Çoban’ ın oğlu AYDIN ÇOBAN bugün Kırklareli’ nin saygın bir Mali Müşaviri olarak hizmet vermektedir. Aydın Çoban’ ın kızı da Hukuk Fakültesini bitirip avukat olarak Kırklareli’ne hizmete vermektedir.

Efsaneyi dinledikten sonra iş Üçler Anası’ nın efsane mezarını bulmaya kalıyordu. Hep beraber çalıklar arasında mezar taşı aramaya başladık. Mehmet Hacıoğlu ve Reşat Çoban’ ın tahminen buralarda olması gerekiyordu dedikleri yerde çalılar arasında bir taş dikkatimizi çekti. Otları çalıları temizleyince baş ucu taşı ve ayak taşını bulduk. Ölçülere göre tahminen bir mezarı andırıyordu. Mehmet Hacıoğlu adak için mum yakılan bir taş daha olmalıydı dedi. Mezar ucunda bulduğumuz 3. taşın adak için mum yakılan taş olduğunu tahmin ettik.

ÜÇLER ANASI efsanesi tekrar canlanır ve mezarı düzenlenirse belki Babaeski’ deki BOLCA NİNE Efsanesi gibi bir efsane olur ve Eriklice köyü bu sebeple ziyaret edilen bir yer olarak turistlerin ilgisini çeker. Nasıl Bolca Nine köyüne bugün dahi bolluk ve bereket getirmeye devam ediyorsa, Üçler Anası’ da eski bereketi ve kerameti ile geri döner. Hurafe diye bir kalemde silip atmayalım, halkın inandığı efsanelerde de bir gerçek payı vardır.

Eski Roma yolunda köye doğru yürüdüğümüzde karşımıza ilginç bir taş tekne çıkıyor. Merak edip ilgilendiğimizde ev sahibesi “ bu taş oluğun bir zamanlar üzüm sıkmak için kullanıldığını, bağlardan getirdikleri sepet sepet üzümleri bu taş olukta çiğnediklerini, şırasından hardaliye ve pekmez yaptıklarını “ anlatıyor. “Şu karşıda gördüğünüz tarlalar tamamen bağ yeri idi, zaman içinde üzüm para yapmayınca, ürünü satacak Pazar olmayınca, bağlar traktörler ile söküldü ve buğday ayçiçeği tarlası haline getirildi” diyerek eski günlerin özlemini anlatıyor.

Havlunun içine girdiğimizde daha ilginç bir olaya şahit oluyoruz. Bir zamanlar evin içme suyunu karşılayan su kuyusu, zaman direnememiş ve doldurulmuş. Gerekçe çocuklar oynarken su kuyusuna düşmesin. Sanki o yıllarda oynayan çocuklar hep su kuyularına düşmüş.

Kuyunun taşının dili olsa da bize anlatsa. Kim bilir kimler bu kuyudan su çekti. Taştaki derin ip izlerinden bu kuyunun daha çok kadınlarca kullanıldığını söylüyor. Erkeklerin bilhassa kırda çobanların su çektiği kuyu taşlarında böyle derin izler olmuyor. Fakat burada zaman ve gelişmeye dikkatinizi çekmek isteriz.  Bu su kuyusunun kapak taşı bir otomobil lastiği.

ERİKLİCE KÖYÜ’NDE KİLİSELER ;

Muhabbet geliyor Eriklice köyünde bulunduğu söylenen üç adet kiliseye. Bogdan Filov Balkan Savaşı Günlükler 1912-1913  kitabında AZİZ İLİYA- AZİZ KONSTANTİN ve AZİZE EFODİTA Kiliselerinden bahsediyor. Ayrıca Ayazma denilen bölgede AZİZ PETKA dan bahsediyor. Ancak bilenler Ayazma da Kilise değil daha küçük bir aynalı odası olan binadan bahsediyor. Bugün yerlerini bilen kalmamış. Ancak Mehmet Hacıoğlu bize tam yerini gösteriyor. “ Boşuna arıyorlar, işte tam yeri ve temelinden çıkan taşlar” diyor. Resmi hep birlikte dikkatlice inceleyelim. Taşlar bir binanın temel taşlarına benziyor değimli.? Bulgar Arkeologlar yağmalayıp Sofya müzesine götürmüş hiç olmazsa bugün duruyorlar. Bugün o taşlardan yeniden bir kilise yapılır mı, elbette olmaz ama, hiç olmazsa Kırk kilisenin üçünün Eriklice köyünde olduğunu belge ve kanıtlarla söyleyebiliyoruz.