Kırklareli’nin Saklı Cenneti; Eriklice

439

Kırklareli merkeze 3 km uzaklıkta olduğu için mahalle konumundan çıkamamış fakat daima köy kalmış küçük bir yerleşim yeridir Eriklice Köyü.

Eskilere sorarsak adının “RAKLICA“ olduğunu söylerler. Raklıca Bulgarca da “çeyiz sandığı“ anlamına geliyormuş. İşe çeyiz sandığından başlarsak eğer karşımıza ceviz veya dut ağacı çıkacaktır. En iyi çeyiz sandığı ceviz ağacından yapılıyormuş. O zaman köy civarında kesilip çeyiz sandığı yapılabilecek kadar çok sayıda ceviz ağacı var demek oluyor. Kırklareli ile Eriklice arasına sınır çizen İNCİ DERE nin bir zamanlar sağlı sollu her tarafı ceviz ağaçları ile dolu idi. Yolun sol tarafı daha verimli olan topraklar ceviz, sağ tarafında daha taşlık olan yerlerde ise badem ağaçları çoğunlukta idi. 1964-65 yıllarında Kırklareli Lisesinde öğrenci iken resim derslerinde tabiat çalışması için İnci Dere’ ye giderdik. Belki eski arkadaşlarımızda o yıllarda yapılmış yağlı boya tablolar saklanmıştır. Badem ağaçlarının çokluğundan dolayı şimdi İnci Dere ile Taş Tabyası arasında kalan bölüme BADEMLİK MAHALLESİ denmektedir.

Eskilerin anlattığına göre, belki biraz abartma vardır amma, günün birinde bir kedi İnci Dere’ de bir ceviz ağacının üzerine çıkmış. Agam da biraz oyun oynamayı seviyormuş, başlamış kediyi kovalamaya, bakalım ne zaman ayakları yere basacak. Aga’ dan korkan kedi hiç yere inmeden Eriklice köyüne kadar ağaçtan ağaca atlamış, agam da arkasında. Bölgenin bugün ki haline bakacak olursak tek bir ağaç bile yok, ne yapsın zavallı kediler.

Ceviz ve dut ağaçları gidince, doğal katliama uğrayınca çeyiz sandığı yapan ustalar da gitmiş. Bir zamanlar dut ağaçlarının çokluğunu ifade etmek için, Bursa’ da ipek kumaş işleyen atölyelere ipek böceği kozası yetiştiren 2000 kayıtlı çiftçi varmış. Badem ağaçlarının çokluğu bölgeye ismini verebilecek çoklukta ki bugün hatırasını yadetmek için mahalleye BADEMLİK MAHALLESİ ismi verilmiş. Demek ki önce kediler, sonra ceviz-dut ve badem ağaçları, sonra çeyiz sandığı ustaları ve çeyiz sandıkları Eriklice köyünü terk etmiş. Ayni “İYİ İNSANLAR İYİ ATLARA BİNDİLER VE GELMEMEK ÜZERE GİTTİLER “ masalında ki gibi.

Eriklice köyünün Kırklareli’ nden önce var olduğu iddiası için tarihi bulguları ve efsaneleri yerinde incelememiz gerekiyor. Kırklareli-Eriklice yolunun sol tarafında Manastır Dere kıyısında bulunan manastır bizi erken Hıristiyanlık dönemine kadar götürebilir. Kırklareli Bizans döneminde Vize Satraplığına bağlı küçük bir yerdir. Ancak Hıristiyanlığın gelişimi için önemli bir merkez konumundadır. Manastır yapısı itibariyle küçük bir mağara gibidir. Hıristiyan keşişler ilk yıllarda Roma’ nın zulmünden kurtulmak için buralarda küçük guruplar halinde sığınaklar yapmışlardır. Bu konuda Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enst. Felsefe ve Din Bilimleri Tarihi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi SALİHE POLAT’ ın hazırladığı “ Hıristiyanlık’ ta manastır yaşamı”  konulu Yüksek Lisans Tezi incelediğinde manastırlar ve manastır yaşamı konusunda önemli bilgilere ulaşabilmekteyiz. Bu bilgiler ışığında Eriklice Manastırı’ nında böyle korunma ve gizlenme amaçlı bir yer olduğu kanısına varabiliriz. Manastır’ ın yapısı Anadolu ve Suriye civarındaki manastırlar ile karşılaştırıldığında önemli benzerlikler ortaya çıkmaktadır. Manastır bu tarihi bilgiler ışığında yeniden değerlenip ve konunun uzmanı kişilerce değerlendirildiğinde Kırklareli’nin turizm potansiyeline önemli katkılar sağlayacağı açıktır..

Manastır Dere’ nin halk arasında söylenen ismi ise ŞORKA DERE’ dir. Şorka’ nın kelime anlamı olarak “ bayır aşağı hızla akan su kaynağı “ olduğunu öğreniyoruz. Derenin konum olarak akışı ve manastırın önünde oluşturduğu küçük gölet’ i gördükten sonra bu konuda köylünün görüşüne saygı duyuyoruz. Manastır’ ın 2, Dünya Savaşı sırasında Trakya’ nın Alman işgaline karşı savunulması için oluşturulan FEVZİ ÇAKMAK SAVUNMA HATTI sırasında ön kapı girişinin beton kemerle güçlendirilmesi eski doğal özelliğini biraz bozsa da yine Manastır o görkemli mistik güzelliğini korumaktadır.

Eriklice köyünün bir başka tarihi mekanı ise Traklar’ dan kalma olduğu tahmin edilen 2 adet HÖYÜK bulunmaktadır. Höyüklerin Trakya’ da ve özellikle Kırklareli bölgesinde önemli tarihi değeri vardır. Eriklice Köyünün Trak Krallarının tahtının veya yönetim merkezinin olduğu tahmin edilmektedir. Traklar’ dan kalan höyük son zamanlarda acımasız bir defineci yağması ile karşı karşıyadır. Höyük’ ün yan tarafı ve üstünden yapılan kazılarla hayli tahrip edildiği gözle görülmektedir. Böylesine önemli bir tarihi eserin Müze ve arkeologlar denetimde kazılıp içinde olduğu tahmin edilen değerli hazinelerin çıkarılarak müzeye kazandırılması gerekmektedir. Traklar Kırklareli bölgesinde yaptığı höyüklere önce krallarını ve üst düzey yöneticilerini değerli eşyaları ile birlikte gömmektedir. Traklar’ ın bu özelliği bilindiğinden ve çevrede yapılan kazılardan çıkan değerli eşyalar define arayıcılarının iştahını kabartmaktadır. Yapılan kaçak ve yağmalayıcı kazılar bu sebeple Trak höyüklerine büyük zarar vermektedir. Böylesine önemli tarihi zenginliklerin bir an önce korunması için gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Eriklice köyünün bir başka önemli tarihi mekanı ise Kayalı yolu üzerindeki su kuyularıdır. Bu kuyular 1960-65 yıllarına kadar halk arasında, HERKÜL KUYUSU olarak bilinirdi. Bu kuyulardan Herkül yani Heraclis zamanında su içmiş. Yakın zamana kadar gören yok ama yıllarca merada koyun otlatan çobanların su ihtiyacını bu kuyulardan karşıladığı bilinmektedir. Kuyuların başına gittiğimizde kuyunun bir tanesinin define arayıcılarınca bozulduğu ve bilezik taşı denilen taşının çalındığını gördük. Son kalan taşın hiç olmazsa korunması için gerekenin yapılmasını muhtar ilgililere iletmiş.

Son olarak Eriklice köyünün saklı cenneti olarak adlandırabileceğimiz ERİKLİCE KALESİ’ ne doğru gidiyoruz. Muhtar Güngör Dinçkan rehberliğinde bir müddet araç ile gittiğimiz yolun önemli bir bölümünü yaya olarak devam etmek zorunda kalıyoruz. Kale’ ye giden yol sanki cennet giden bir yol gibi. Her taraf rengarenk kır çiçekleri ile dolu. Bedre deresine doğru akan küçük dere kıvrılarak taşlar arasından akarken sanki bize yoldaşlık ediyor. Derenin üzerinde bir zamanlar köylünün un ihtiyacını gören değirmen varmış. Uzun bir yolculuk sonucu kale’ ye ulaştığımızda gördüğümüz manzara karşısında “ yorulmaya değdi” diyoruz. Horasan kireci ile işlenen kale duvarları zamana ve define avcılarına direniyor. Tam onlardan bahsederken “ iti an, değneği hazırla misali” bir gurup defineci karşımıza çıkıyor. Bizi görünce hayli tedirgin oluyorlar. “ Kolay gelsin, ne yapıyorsunuz “ diye sorduğumuzda, “ Lüleburgaz’ dan geldiklerini, şehirde sıkıldıklarını ve doğayı çok sevdikleri için bu güzel yere geldiklerini” söylediklerinde yalan söylediklerini anlıyoruz. Çünkü toprağı daha taze kazılmış bir çukur onları yalanlıyor. Böyle bir güzelliği acımasızca tahrip eden insanlara Jandarmanın daha ciddi takipte bulunması gerekiyor. Kale’ nin içindeki oda şeklinde taş yığınları, orada bir hayat yaşandığının en belirgin özelliği olarak karşımıza çıkıyor. Muhtar dahil bilgi aldığımız kişiler Kale’ nin Bizans veya Helenistik dönemden kalma olduğunu, hatta Herakles’ in askerlerinin bir toplanma ve sığınma yeri olarak inşa edildiği hakkındaki efsaneyi anlatıyorlar. Kalenin yapılışına ait zaman konusunda konunun uzmanları muhakkak gerekli bilimsel incelemeleri yapacaktır. Kim ne derse desin gördüğümüz kalıntılar ve kullanılan malzeme en az 2000 yıllık bir yapıya ait gibi görünüyor.

Kaleden baktığımız manzara karşısında hayrete düşmemek mümkün değil. Sol tarafımızda Polos Kalesi, karşımızda Kırklareli Üniversitesi Kayalı Yerleşkesi ve yeni yapılan Cami, sağ tarafımızda ise Karakoç Keçi kalesi olanca güzelliği ile bizi selamlıyor. Umarın çok yakın bir zaman içinde Kırklareli Eriklice köyünün bu saklı cenneti herkes tarafından öğrenilir ve Kırklareli turizm alanlarına dahil edilir. Günlük olarak piknik yapılabilecek ve hatta hızla akan tertemiz derede rafting yapılabilecek alanlar mevcut.

Kale’den dönüşümüzde mezarlık denilen bölümden geçiyoruz. Kapak kaya şeklindeki mezarlardan oldukça fazla. Mezarın iki yanına iki taş diklemesine konulmuş, üstü yine yassı bir taş ile kapanmış. Ancak mezarlık definecilerden nasibini almış ve acımasızca yağmalanıyor. Açılan mezarların üzerindeki ve yanlarındaki taşlar tamamen parçalanıp kırılmıştır.

Balkan Harbinde Polos Kalesinden başlayan bozgun, dağınık bir halde Eriklice üzerinden Kırklareli’ ne ulaşmaya çalışmış. 15 km lik yolda binlerce insan kaybı olmuş. Şiddetli yağan yağmurlardan bozulan yollar çamura saplanmış öküz arabaları ve askeri toplarla dolmuş. Panik içinde kaçan asker sivillerden önce Kırklareli’ ne ulaşmaya çalışmış. Halbuki Eriklice kalesinin bu bölgedeki stratejik önemi bilinse ve orada bir savunma hattı kurulup asker ve siviller Eriklice kalesinde toplansa idi Bulgar Ordusu kolay kolay Kırklareli’ ne girmezdi. Ancak bölgeyi tanımayan eğitimsiz subay ve askerlerle girişilen savaş tam bir felaket ile sonuçlanmıştır. Eriklice Kalesi savunma hattı olarak değerlense idi beklide savaşın kaderi değişir, tarih daha farklı yazılırdı. Bu savaş alanlarını hiç olmazsa bugün değerlendirelim, gençlerimize öğretelim. Tarih öğretmenleri tarih derslerinde Balkan Savaşlarını anlatırken öğrencilerini bu savaş alanlarına götürüp yaşananları yerinde anlattırsa o günü yaşayan öğrenciler hayatı boyunca Balkan harbini unutmaz.

Köy’e ilk girdiğimizde muhtar Güngör Dinçkan’ nı yanında misafirleri ile birlikte bulmuştuk. Misafirler Yoğuntaş Köyü Yağmur duasından dönen Yörük Bayır köyünden Selahattin Yılmaz, İlyas Tikencili, Naci Tikencili ve Kanber Karagöz idi. Soy isim Tikencili dikkatimizi çekince”  Bulgaristan’ ın Tikenlik köyünden mi dedeler” diye sorduk. Tam isabet dedeler Tikenlik köyünden geliyormuş. Tikenlik köyü de o yörenin Bektaşi köylerindendir. İnşallah Yörük Bayır köyüne gidince bu sohbetimize orada devam edeceğiz.

Tarihi mekanları gezip bir çay molası için tekrar kahveye döndüğümüzde köyün yaşlı çınarları olan ŞEVKET ERSEÇKİN ve ŞUAYİP AYGÜN ile karşılaştık. Her ikisi de 85 yaş üstü genç delikanlılar. Şuayip Aygün, hatıralarında Ayazma denilen ve bugün hala piknik alanı olarak kullanılan bölgede Hıdırellez günlerinde eğlenceler tertip edilirmiş. Şuayip Aygün 85 yaşında, kendisi 7-8 yaşlarında iken nenesi anlatırmış bu eğlencelerin güzelliklerini. 80 yıl geriye gidersek ve dedesinin-nenesinin de anlatılan yıllarda 80 li yaşlarda olduğunu söylediğine göre 160 yıllık bir tarih diliminden bahsedebiliriz. Yani Trakya’ nın ve özellikle Kırklareli’ nin yaşadığı BÜYÜK FELAKET yılları olan 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi öncesine varırız. O yıllarda Eriklice köyü Ayazma çeşmesinin başında Hıdırellez eğlenceleri büyük bir coşku ile kutlanıyormuş. Oyunlarda yorulan ve terleyen genç kızların üstünü değişmesi ve dinlenmesi için, içi tamamen aynalarla kaplı bir bina varmış. Savaş her şeyi yok etmiş, insanları, binaları, aynaları. Ard arda gelen felaketlerden sonra bölge bir daha kendine gelememiş. 1912 Balkan Harbi ve Bulgar işgali, 1914-18 1. Dünya Savaşı ve yunan işgali. Kurtuluş Savaşı ile soluklanmaya ve acıları sarmaya başlayan köy 1936 ve 1951 göçleri ile bugünkü sakinlerini bulmuş. Köyün çoğunluğunun Bulgaristan İŞTİP ve DOYRAN bölgesinden gelmiştir. Bu gelenlere 1936 yılında Romanya’ dan gelen 10 hane eklenmiştir.

Eriklice köyüne gelen göçmenler içinde hayat kolay olmamış. 1362 yılında başlayan Rumeli hayatı 1912 yılında Türkler için sona ermiş. 1912 Balkan Savaşı ile kaybedilen topraklardan gelenler 550 yıllık birikimlerini, evlerini, tarlalarını, köylerini ve dedelerinin mezarlarını bırakarak, sadece hayatta kaldıklarına şükrederek güvenli vatan topraklarına gelebilmişlerdir. Gelebilmişlerdir diyoruz, çünkü on binler yollarda vatan topraklarına ulaşamadan hayatını kaybetmiştir. Onun için bu insanlar göç nedir, göçmenlik nedir, yoksulluk nedir çok iyi bilirler. Yaşama tutunmak için tek bir şansları vardır, yorulmadan, dinlenmeden çalışmak.

1951 yılında anayurda ulaşabilen şanslı ailelerden Hacıoğlu ailesinin hikayesi, on binlerin hikayesidir aslında. Yeni Türkiye Cumhuriyeti Balkanlardan gelen evladı Fatihan torunlarına kucak açmış, onlara yaşama tutunabilmeleri için kişi başı 15 dönüm arazi ve barınabilecekleri bir ev vermiştir. Hayata 60 dönüm tarla ile başlayan Ahmet Hacıoğlu, iki oğlu, eşi ve babası ile birlikte yorulmadan, dinlenmeden çalışmaya başlamıştır. Her yıl biriktirdikleri ile 5- 10 dönüm tarla alarak ailenin yaşam olanaklarını iyileştirmeye çalışmaktadır.

Dede Ahmet 1905 yılında yaya olarak Bulgaristan’ dan hacca gittiği için ve kendisi de çakır gözlü olduğu için Bulgaristan’ daki lakapları HACI ÇAKIRLAR olarak bilinmektedir. Türkiye’ de çıkan soyadı yasası ile birlikte soy isimleri HACIOĞLU olarak kayıt altına alınır. Ahmet Hacıoğlu çalışkanlığı ile köyün sevilen bir ismi olarak kabul görür. Bu çalışkanlığı köylüye de örnek olduğu için köy muhtarı seçilir. Uzun yıllar köyde muhtarlık yapar. Ancak sadece 15 dönüm toprak ile çocuklarına bir gelecek hazırlaması mümkün olmadığından, tek çıkar yol vardır “OKUMAK”.

Mehmet Hacıoğlu Kırklareli ortaokuluna gidebilmek için her gün yağmur, çamur, kış, soğuk demeden okuluna gider. Ahmet Hacıoğlu’ nun çocukları Mehmet ve Hüseyin başarılı öğrenciler olarak Eriklice tarihine isimlerini yazdırırlar. Mehmet Hacıoğlu öğretmen, Hüseyin Hacıoğlu ise Orman Yüksek Mühendisi olarak yıllarca hizmet verirler. Aileden aldıkları okuma terbiyesini çocuklarına da yansıtırlar Mehmet Hacıoğlu’ nun oğlu Ahmet Hacıoğlu Edirne Kültür Müdürlüğünde, Adnan Hacıoğlu ise Ahmetbey Yağlı Tohumlar müdürü olarak hizmet bayrağını taşımaktadırlar.

Hüseyin Hacıoğlu Orman Genel Müdür yardımcısı görevinden emekli olmuştur. Çocukları CEM HACIOĞLU ABD Wespoint Kara Harb Okulunu bitirdikten sonra Massesoutet Üniversitesinde doktorasını yapmıştır. Şimdilerde ABD Doğal Gaz Şirketinin Genel Müdürlüğünü yapmaktadır. Rahmetli Sakıp Sabancı bu genç yeteneği ABD ‘ de keşfetmiş ve Türkiye’ ye getirebilmek için çok uğraş vermiştir. Ancak Amerikalılar bu genç yeteneği kolay kolay kaptırmak istememiştir. Doğal Gaz’ ın bugün hayatımızdaki yeri, ülke ekonomisindeki önemi herkesce görülmüştür. Sakıp Sabancı’ nı ne kadar ileri görüşlü olduğunu takdir ediyor ve kendisine rahmet diliyoruz.

Hüseyin Hacıoğlu’ nun kızı ise Belçika’ da doktorluk yapmaktadır. Görüldüğü gibi yoksulluk içinde başlayan bir göç hikayesinden çalışarak ne başarılar çıkıyor. Bu başarılı insanları topluma kazandıranlara teşekkürler.

<– 1948 – Bulgaristan, Şumnu, Muratlar Köyü (Soldan: Hüseyin Hacıoğlu (Orman Yüksek Mühendisi), Ahmet Hacıoğlu (Baba), Mehmet Hacıoğlu (Emekli Öğretmen), Ortadaki: Ahmet Hacıoğlu (Bulgaristan Burgas Konsolosluğu Başkatibi)

1973 ŞEVKETLİM SEÇİMLERİ

Eriklice köyü şehre yakın olmanın avantajlarını iyi değerlendirmiş ve köyden başarılı politikacılar çıkmıştır. Bu nun en güzel örneği ŞEVKET ERSEÇKİN’ dir. Şevket Erseçkin çalışkan, azimli ve başarılıdır. Şehre yakın olduğu için politikacıları nda dikkatini çeker. Kısa südre politik yaşamında yer almaya ve ismini duydurmaya başlar Kırklareli’ nin. 1973 seçimlerinde CHP İl Genel Meclisi üyeliğine aday olur. Ancak o yılların CHP kurmayları halktan kopuk, kendilerinden başka kimsenin siyasette söz sahibi olmasını istemeyen üst düzey bir guruptur. Şevket Erseçkin ise halkın ve köylünün içinde onlardan biri olarak çalışkan ve dürüst kişiliği ile ön plana çıkmaya başlamıştır. Hem genç, hem köylü, böyle biri ileride milletvekilliği de ister diye Şevket Erseçkin’ in siyasette yolu kesilmek istenmektedir. Dahiyane bir fikir bulurlar. Köylümüz nasıl olsa siyasi oyunlardan anlamaz, kolay kanar, siyasetin inceliklerine aklı ermez. Aynen öyle olur Şevket Erseçkin’ in karşısına 4 adet ismi Şevket olan aday çıkarırlar. Köylü Şevke Erseçkin’ i Erikliceli Şevket olara bilir. Soyadına pek alışamamışızdır o yıllarda ve özellikle Kırklareli’ de. Şevket Erseçkin “ Erikliceli Şevket”, Şevket Onat ise “ Kanbur Şevket “ Şevket Onat’ ı sorduğunuzda “ o kimdir “ diye sorarlar ama, Kanbur Şevket deyince akan sular durur. Kırklareli’ nin en sevilen, saygı duyulan, dürüstlüğü ve sözüne güvenilirliği, yardımseverliği takdir ile anılıp, “ a Şevket Agam başkadır “ derler. Üçüncü şevket Şevket Havancılar, dördüncü şevket  ise Şevket Kan olur. İşte bu Şevket ve soy isim olayı seçimlere damga vurur. Seçim sandığında oy kullanan herkes Şevket Erseçkin’ ni “ hadi hayırlısı olsun, oyumuz senindir” diye kutlar ama sandıktan Şevket Erseçkin çıkamaz. Hatta bir oy günlerce espri konusu olur. Seçmen bütün adayları okumuş ancak hiçbirini beğenmemiştir. Hepsinin isimlerinin üstünü çizer ve Erikliceli Şevket’ e oy verir. Çizilenlerin içinde Şevket Erseçkin’ de vardır. Bu seçimlere halk arasında ŞEVKETLİM SEÇİMLERİ de denmektedir. Olayı düzenleyen ekipten o yılların CHP İl yöneticilerinden Ertuğrul Karakılavuz ile yapığımız görüşmede olayı bir daha hatırlayıp güldük. Ancak buna rağmen hiçbir kırgınlık olmamış ve kimse kimseye küsmemiştir. Olay tatlı bir anı olarak hafızalarda kalmıştır. Bugünün siyasetçilerine bir ders çıkarırlar mı diye bir daha hatırlatılır.

Köyden yetişen bir önemli siyasetçi Mehmet Hacıoğlu 1983 Anap’ ın kuruluşunda görev alır. Çalışkanlığı ve dürüstlüğü ile kısa sürede sevilir ve İl Sekreterliği görevine gelir. Ancak kendisi dürüst ve yalansız bir dünyadan geldiği için siyasetin yalan dünyasında tutunamaz. Partiye üye olmak için gelen bir vatandaş “ partiye üye olacağım ama, oğlumu işe almanız için bana söz verin “ deyince Mehmet Hacıoğlu “ ben sana söz veremem “der. Vatandaş “ ver o zaman kimliğimi ben üye olmuyorum” der ve çıkıp gider. Mehmet Hacıoğlu hergün tutulamayacak vaatler ve sözler verilerek yalan ve çıkara dayalı bir siyasi dünyada benim yerim yoktur diyerek siyasi yaşamını kendi noktalar,  o gün istifasını verir.

Yaklaşmakta olan 07. Haziran.2015 seçimlerine CHP 2. sıra adayı Vecdi Gündoğdu hazırlanmaktadır. Vecdi Gündoğdu Eriklice köyünün yetiştirdiği önemli bir siyasetçidir. Babası Berber Salih Gündoğdu ve ağabeyi Muammer Gündoğdu uzun yıllar CHP kadrolarında Kırklareli siyaseti içinde bulunmuşlardır. Vecdi Gündoğdu babadan gelen siyasi terbiye ile genç yaşta CHP kadrolarında görev almış uzun yıllar İlçe başkanlığı ve İl başkanlığı görevlerinde bulunmuştur. Ancak iş CHP milletvekili adaylığına gelince işin rengi değişmiş, siyasi çıkar ve görüşler ön plana çıkmıştır. İlçe ve İl başkanlığı çalışmalarında koştururken aslan Vecdi, kendisi aday olunca, önce Belediye başkanlığı adaylığı, sonra da milletvekili adaylığı yakıştırılamamıştır. Bu kadar üniversite mezunu varken, ilkokul mezunu kişiye mi kaldı görüşü ağır basmıştır. Her şeye rağmen yapılan önseçimde Vecdi Gündoğdu bütün rakiplerini geçip listenin seçilme şansı olan 2. sıra adayı olarak CHP listelerinde kendisine yer bulmuştur. Kim bilir belki de seçmen kendine yakın birisini daha çok tercih edebilir, bizden birisidir diyerek. Seçmenlerin hepsi üniversite mezunu değil ki.

Eriklice köyünden bir önemli siyasetçi Av. Cavit Çağlayan olmuştur. Cavit Çağlayan uzun yıllar CHP İlçe ve İl başkanlıklarında bulunmuş, CHP listelerinden Belediye Meclis üyeliği yapmıştır. 2004 yılında seçilen CHP Belediye başkanı Yılmaz Şeşen’ in bir yıl sonra istifası ile boşalan koltuğu Cavit Çağlayan belediye meclis kararı ile seçilmiş ve 2009 yılına kadar görev yapmıştır. 2009 seçimlerinde CHP adayı olarak katıldığı seçimden seçilmiş belediye başkanı olarak çıkmış ve 2014 yılına kadar bu görevi sürdürmüştür. 2014 seçimlerine CHP dört aday ile girince kıyasıya bir ön seçim yarışı başlayınca CHP Genel merkezi kopmalar olabilir diyerek seçime müdahele etmiştir. Bu önseçime Eriklice köyü iki aday vermiştir. Av.Cavit Çağlayan ve Vecdi Gündoğdu. Diğer aday adayları eski başkan Kadir Gökçe ve Ünal Başkur. CHP Genel merkezi hepsini eleyerek Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’ nu belediye başkan adayı olarak atamıştır. Bu olay CHP tabanında kırgınlık yarattı ise de sağduyulu davranıp seçimi kazanacak oyları yine CHP listelerine vermiştir.

Eriklice köyünün iki politikacısı eski belediye başkanı Cavit Çağlayan İl Genel Meclis Başkanı olarak, Vecdi Gündoğdu ise 2015 seçimlerinde CHP 2.sıra milletvekili adayı olarak siyasi mücadeleye devam etmektedir.

Eriklice köyünü tarihi eserleri, kalesi, manastırı, ayazması, Trak höyükleri, Herkül kuyuları, yetişenleri, siyasetçileri ile kısaca anmış olduk. Bu gezimizde bize rehberlik ve eşlik değen Muhtar Güngör Dinçkan, köy hocası Bilal Göçen (kendisi ayni zamanda Elmacık köyünden teyzemin torunu olur) , Bedre köyünden Cevat Bego, Konya Selçuk Üniversitesi Sanat Tarihi bölümü mezunu (sanat tarihçisi Nilüfer Üzel, Eriklice köyünden Şevket Erseçkin, Şüayip Aygün ve bizimle çok değerli bilgileri paylaşan emekli öğretmen Mehmet Hacığlu, Av.Cavit Çağlayan’ a değerli katkılarından dolayı teşekkür ederek köyümüze veda ediyoruz.