Koca Seyit’le Atatürk’ün iki buluşması

223

SEYİT ONBAŞI MUSTAFA KEMAL’İN EVİNDE MİSAFİR OLUR

Seyit Ali Onbaşı (Eylül 1889 – 1939), Balkan Savaşında, Çanakkale savaşında, Büyük Taarruzda çarpışan  Kahraman Türk Askeri.

1889 yılının Eylül ayında Balıkesir’in Havran İlçesi Çamlık (Manastır) köyünde dünyaya geldi. Babası Abdurrahman, annesi Emine Hanım dır.

1909 yılında Osmanlı Ordusu’na katıldı. 1918 yılına kadar çeşitli cephelerde savaştı.  Savaşın sona ermesi ile 1918’de köyüne döndü. Ormancılık ve kömürcülük işlerine devam etti. Yunanlıların İzmir’i,  işgal etmesi nedeniyle tekrar cepheye çağırıldı. 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz’a katıldı. 1934 yılında çıkartılan Soyadı Kanunu ile Çabuk soyadını aldı. 1939 yılında verem hastalığı yüzünden hayatını kaybetti.

Çanakkale Zaferinin Sembol İsmi Koca Seyit Onbaşı;

Düşman kuvvetleri 19 Şubat 1915 gününden 15 Mart 1925 gününe kadar bütün gücüyle ve bir ay boyunca Osmanlı tabyalarına bombardıman etmişti. Nihai bir hücum için 18 Mart 1915 sabahı tekrar saldırıya geçti.

Ağır bombardıman sonucunda Mecidiye Tabyası’nda bulunan top bataryaları büyük hasar görmüştü. Dört toptan sadece biri çalışır vaziyetteydi. Onun da Mermi kaldıran vinci düşman bombardımanında hasar görmüş çalışmıyordu.Koca Seyit top mermilerini tek tek sırtlayarak kundağa yerleştirdi. Bir, iki ve üç. Üçüncü atışında İngiliz gemisi Ocean’a isabet sağladı. Ocean’ın dümen tertibatı hasar görmüş, gemi kontrolden çıkıp, dönerek kıyıya yaklaşırken mayına çarptı ve yavaş yavaş battı. Çanakkale Savaşları’nın, kırılma noktası sayılabilecek olan ilk bölümü, İngiliz ve Fransız donanmalarının yenilgisi ile son bulmuş, Çanakkale Zaferi kazanılmıştı.

Top mermisini sırtlayan yiğit şaşkındı. Silah arkadaşları ve komutanları sevinçle “Vurdun gemiyi Seyid!” demişler, Seyit’in adı dergilerle, kitaplarla, unutulmaz kahramanlık örneği oldu.

Seyit Onbaşı Yapılır ve Bundan Sonra Koca Seyit Onbaşı Olarak Anılır;

Seyit Onbaşı, bu mucizevi kahramanlığını 1936 yılında Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan söyleşide şöyle anlatır;

“Düşman gemileri Şubatın son günlerinde biryol Boğaz’ı zorlamış ve boyunun ölçüsünü almıştı. 18 Mart 1915 günü idi. Ben Kilitbahir Mecidiye Tabyasında ki uzun 24’lüklerin üçüncü topunda idim. Ortalık yeni ağarıyordu. Gözcüler boğazın ağzında düşman gemilerinin fazlalaşmakta olduğunu kumandana bildiriyordu. Bizim herşeyimiz tekmildi. Tam saat sekizde Boğaz tarafından doğru bir gümbürtü koptu amma bu evvelkilerine hiç benzemiyordu. Düşman bu sefer çok şiddetli ateş açmıştı. Biz de mukabele ediyorduk. Bir aralık bizim tabyayı buldurur gibi oldu. Önce birkaç gülle tepemizden aşarak denize düştü. Sonra önümüzde deniz sularını minareler gibi havaya kaldırdı. Bir aralık toz duman içinde kaldık. Ortalık azıcık yatışınca ne oldu ki diye bir bakındım. 38’lik bir düşman mermisi bizi biraz körlemiş. Büyük bir çukur açarak sağa sola zarar yapmıştı. Topun mataforası (vinci) kırılmış, ihtiyat mermi yolunu bozmuştu. Asıl yol sağlamdı, yalnız toprak altında kalmıştı. Topumuza çok şükür bir zarar olmamıştı. Hemen yolu temizledik, toprak altında kalan çavuşumuzu kurtardık amma ondan ümit kalmamıştı. Sade soluyordu o kadar; Onu hemen geriye gönderdik. Bu sırada kumandan bir kırılan matafora koluna, bir de Boğaz’a doğru bakıyordu. Ben de baktım Boğaza doğru. Ne göreyim, düşman gemileri ağır ağır içeri doğru girmiyor mu?

Hemen geriye fırlayarak araba üzerinde duran koca merminin başında boyunlarını bükmüş bakınmakta olan arkadaşları araladım. Bir kere mermiyi kucaklayacak oldum, yağlı olduğundan elimden kaydı. Elimi biraz topraklayarak bir dizimi yere koydum ve mermiyi sırtladım. Kendimi topun ağzında buldum. Merdivenleri ilk defa nasıl çıktığımı hatırlayamıyorum. Gene aşağı atlayarak ikinci, üçüncü dördüncü mermileri sıra ile taşımaya başladım. Kısa bir zaman sustuktan sonra aslan topumuz gene gürlemeye başlamıştı. Dördüncü mermiyi attıktan biraz sonra idi, Goncasuyu tarassut (gözetleme) mevkii iki mermimizin isabetini bildirmişti. Bu haberi de duyduktan sonra bana gülleler ufak bir saman çuvalı kadar hafif geliyordu.

Bir aralık kumandan:
“Artık yeter, yoruldun Seyit. Gel bak düşman kaçıyor” diye beni gözetleme mevkiine çağırdı.

Kumandanın yanına vardım. Sanki denizin üzeri yanıyordu. Sağda solda iki gemi, kara dumanlar, kızıl alevler içinde yana yana batıyordu. Bu sıra biri daha tutuştu. Arkadakiler dönmeye bile vakit bulamadan geri geri giderek Boğazdan çıktılar. Benim görebildiğim bu kadardı. İleride, bizim Rumeli yakasında kimbilir neler oluyordu. Sonradan öğrendik ki düşmanın beş gemisi batmış ve yalnız bize o gün düşman gemileri 723 mermi sallamıştı. Öte yanını siz düşünün. Bu kadar gürültüde bize çok az zarar olmuştu. Amma o gün akşamüzeri denizden epey de balık toplamıştık”.(1)

Seyit ve arkasında Niğdeli Ali’olduğu, Harp Mecmuası’nın ikinci sayısının kapağında yayınlanan fotoğrafın hikayesini sonradan şöyle anlatmaktadır:

“Aradan birkaç gün geçti. Bir gün beni kumandanımız çağırmış, Gittim. “Bunu sana Alman generali gönderdi” dediler. Göğsüme bir nişan taktılar. Aha şu duvarda durur. Bir hafta sonra da paşalarla beraber bizim tabyaya bir resim zabiti geldi. Alman zabitiymiş, benim resmimi çekecekmiş. Dolu mermiyi sırtıma kaldıramadım, hırsım geçmiş, boşalttılar da öyle yüklendim. Sonradan kumandanımız bir kitap gösterdi, “Bak Seyit, bu kitapta senin resmin var”, dedi. Baktım, utandım doğrusu. Aslan gibi kumandanlarımız dururken benim resmimi almışlar diye. Kitabın içine baktım, ferahladım. Orada benden başka arkadaşların resimleri de var.”

Mustafa Kemal Atatürk Koca Seyit’e Atını Göndererek Kaargahına Çağırıp Misafir Eder;

Kocaseyit’in kahramanlığı büyük yankı yaratarak Çanakkale cephesine tezden yayılır. O sırada Eceabat’ın “Maydos’un Bigalı Boğalı” köyünü karargah merkezi olarak kullanan 19. Fırka Tümen Komutanı Mustafa Kemal Atatürk de bu haberi duyar. Kahramanı görüp yakından tanımak ister. Nisan ayı başlarında yani 18 Mart zaferinin 20. gününde kendi atıyla bir görevli gönderip, Kocaseyit’i birliğinden aldırıp, karargahın bulunduğu köydeki evine getirtir. Onu konuk edip Kahve ikram eder.

Musta Kemal Sorar;:
Kocaseyit isimli topçu onbaşı sen misin evlat?

Kocaseyit:
Benim gumandanım!
Tek başına nasıl kaldırabildin koca gülleyi?
İşte Allah’ın izniyle oluverdi gumandanım.. Sanki gülle ufacık tefecik bir çam bölmesi gibi geliverdi.
Peki , sen kumandanlarından hiç para, altın gibi ödüller kabul etmemişsin, varlıklı da değilsin. Acaba bu nedendir?
Olsun gumandanım. Memleketimize kırk yılın başı bi iş, bi hizmet yaptıysak hemen ödül, mükafat mı olurmuş. Sonra benim eskerliğimde en büyük mükafatı siz verdiniz. Beni yanınıza çağırıp, bir fincan kahve sunmanız benim için en büyük mükafattır gumandanım. Der.
Asker gülleyi kaldırdığın gibi beni de kucaklayıp kaldırabilir misin? Çekinmeden Söyle , kaldırabilir misin?
Hayır gumandanım.
Niye, ben koca gülleden daha ağır mıyım sanki?
Gülle başka, siz gene başkasınız gumandanım. Sizi ben değil kimsecikler kaldıramaz. Çünkü sizin büyüklüğünüz, ağırlığınız gülleyle ölçülemez gumandanım. Der.
Kocaseyit’in bu cevabı Atatürk’ü memnun eder. Kahramanı saygılı, yiğit ve güvenilir bulur. Aynı cephede oldukları sürece Kocaseyit’i her zaman sever, onunla ilgilenir ve onu hiç unutmaz.(2)

Koca Seyit’in Havran’da Atatürk ile ikinci Görüşmesi;

Atatürk 14 Nisan 1934 günü Balıkesir’den de Çanakkale’ye giderken Havran’da konaklar.

Atatürk Havran’da konuk edildiği evde, Edremit Kaymakamına:“Kaymakam bey, kazanız dahilinde  Koca Seyit isimli bir kahraman olacak. Bana bu kahramanı bulup getirin” deyince kaymakam şaşırır. Koca Seyit’in adını duysa da, Edremit’in hangi köyünde oturduğunu bilmez. Jandarma Komutanından Koca Seyit isimli kahramanın ivedilikle bulunup getirilmesini ister.

Manastır köyüne iki jandarma salınır. Jandarmalar, Koca Seyit’i bulur. Gazi Paşa’nın Havran’da, kendisini beklediğini söylerler. Hemen yola çıkarlar. Ayağında eskice çarıkları, saçı sakalı uzamış ve kömür tozundan iyice siyahlaşmış yırtık giysileri içinde Koca Seyit, sevincinden jandarmalarla Kaymakamın yanına getirilir. Atatürk’ün çok önem verdiği bu kahramanı bu kılık, kıyafetle huzuruna çıkarmaktan çekinir. Nahiye müdürünün esvaplarından, ayakkabından bir takım giydirilir.

Atatürk’ün huzuruna çıktığında Koca Seyit Atatürk’ün ellerine sarılıp öper “Hoşgeldiniz, sefa geldiniz Paşa hazretleri” der. Atatürk, Koca Seyit’i çok yakınına oturtur, önce hal ve hatırını sonra da ne işler yaptığını sorar. Odun, kömür işleri yaptığını duyunca Koca Seyit’in üstünü başını tetkik eder ve sorar: “Sen günlük işine bu kılık kıyafetle mi gidersin Seyit Onbaşı?” der.

“Kaymakam bey böyle lüzom gördü paşam. Atatürk’ün yanına eski, kıyafetle gidilmez dedi ve bana Nahiye Müdürünün esvaplarını giydirdiler.” der.

Atatürk bu duruma üzülür. Edremit kaymakamına döner:
“Beyler, efendiler lütfen bu kahramanın durumuyla yakından ilgilenin. Memleketimizi bunlar kurtardı, Cumhuriyet bunların desteği ile kuruldu. Kimseye muhtaç etmeyin bu yiğitleri” der. Koca Seyit’e Gazi Maaşı bağlanmasını buyurur ama Koca Seyit Kabul etmez. Paşam biz maaş için dövüşmedik. Ya şehid olacağız ya gazi dedik. Ücretini Cenab-ı Allah’tan bekledik ve Rabbim bize gazilik rütbesini nasip etti” der.

Kendisinden bir isteği olup olmadığını sorduğunda ise, sadece odun keserken ormancıların kendisine engel olmamaları ricasında bulunur.(3)

Koca Seyit Anıtı Tanıtım Görevini Torunu Muhammet Yıkar Yürütüyor;

Koca Seyit’in Mezarının bulunduğu yere   tüm şehitleri temsilen 2006 yılında Koca Seyit Anıtı yaptırılır.

Koca Seyit Anıtına gelen ziyaretçileri karşılamak, bilgilendirmek ve anıtın bakımını yapmak üzere torunu Muhammed Yıkar görevlendirilir. Eski Muhtar Mustafa Çevik’le 18 Ocak 2021 günü telefonla görüştüm. Muhammet Yıkar halen Koca Seyit Anıtı Tanıtım görevine  devam ediyor.

Koca Seyit’in kızı Ayşe Hanımın torunu olan Muhammed Yıkar, dedesi anısına yapılan Kocaseyit Anıtı ve Müzesi’nde, Türkiye’nin her yerinden gelen ziyaretçilere dedesini anlatıyor. Kahraman Yusuf Onbaşının ve ebediyete uğurlanmış Tüm şehit, gazi ve kahramanlarımızın ruhları şad olsun.

KAYNAK :
(1) “Tekin Gıyas  1936 Cumhuriyet Gazetesi “Bir Aslan Türk’ün Hatırası” başlıklı Söyleşi
(2) H.Murat Başbay “Çanakkale’den Asker Mektupları” adlı kitabından
(3) Demirdağ Deniz “Çanakkale Savaşı, Ana Ben Gidiyom Düşmana Karşı”Başlıklı yazısı. Kitabın Ortası Dergisi Mart 2019  Sayısı Sf.16