Kocatarla Köyü

Kofçaz ilçemize bağlı köylerden olan, Kırklareli İl merkezine 37, Kofçaz İlçeye 11 km uzaklıkta olan Kocatarla köyü ismi ile ilgili fazla bir bilgi yoktur.

İnternet sayfalarını incelediğimizde “Köyün girişinde koca bir tarla varmış, bu tarladan dolayı Atatürk köye Kocatarla adını vermiş” diye kısa bir bilgi bulabilirsiniz.

Her olayı Atatürk’ e bağlamakta üstümüze yoktur hani. Atatürk’ ün 20.Aralık.1930 tarihinde Kırklareli’ ne geldiğini nerede kaldığını, nerelerde neler söylediğini, hangi mekanları ziyaret edip nasıl konuşmalar yaptığını tarihi belgelerden net olarak okuyabilmekteyiz.  Dolayısıyle Atatürk’ ün Kocatarla köyü ile ilgili söylediği bir söz kayıtlarda yoktur. Üstelik köyün adı o ziyaret tarihinden çok önceleri Kocatarla olarak zaten kayıtlarda vardı. Varsayım ve buna dayanarak efsane uydurmakta üstümüze yok.

Ancak halkın yaşadığı ve anlattığı efsaneler daha bir önem kazanıyor. Büyüklerimiz hep anlatır, bilhassa Kofçaz’ın sınıra yakın köylerinde eşkiyalar ile ilgili birçok efsane vardır. 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinden sonra Türk-Bulgar sınırı Malkoçlar Köyü sırtlarından çizilmiştir. Osmanlıyı çökertmek için Rus ve İngilizlerin silahlandırdığı, bugünkü PKK misali silahlı guruplar Türk köylerini basarak yağmalar yapıyor ve Türk köylülerini sınırın öbür tarafına göçe zorluyordu. Savaş bitip sınır çizildikten ve Bulgaristan Prensliği Osmanlıdan ayrıldıktan sonra bu silahlı guruplardan bazıları silah bırakmayıp çetecilik faaliyetlerini devam ettirirler. İşte bu çetecilerin köyün girişinde toplandıkları koca bir tarladan dolayı bu isim verilmiş olabilir. Nasıl Malkoçlar’da Mezalim Tepe Yunan Askerlerinin köye saldırmadan önce toplandıkları yer ise, Kocatarla da öyle olabilir.

Çetelerin köylüye yaptıkları eziyet ve saldırılar efsanelerde kalmıştır artık. Bunlardan bir tanesini Hasan Hüseyin ARSLAN’ IN Dedesi KANBER bizzat yaşamış. Köye haber gönderen çeteciler istedikleri para verilmezse köyü basıp kendisini öldüreceği tehdidinde bulunmuşlar. Olaydan haberdar olan jandarma daha önce davranıp çetecileri halletmiş ve köy saldırıdan kurtulmuş.

Çeteciler ile ilgili bir olayı da 100 yaşında vefat eden anneannem Feride anlatırdı. Çeteciler Elmacık köyünden zengin bir ağanın çocuğunu kaçırmışlar, fidye için belli miktarda bir para istemişler. Köylünün zengini koyun ile kuzu ile o yıllarda. Köylüde para ne gezer. Çeteciler dinlememiş önce çocuğun kulağını kesip göndermişler uyarı olarak. Daha sonra çocuğun cesedi SOLUK ÇEŞMESİ denen mevkide bulunmuş. Bu acı yıllarca hafızalarda kalmış unutulmamış.

Kocatarla köyü 1912 Balkan Savaşlarına kadar Osmanlı sınırlarında kalan bir Bulgar köyüdür. Köy o yıllarda 300 hane civarında nüfusu ile yörenin büyük köylerinden birisidir. O yıllarda köyde Pazar kurulurmuş. Köyde iki tane kasap dükkanı ve bir ekmek fırını varmış. Erikler yolu üzerinde ise sıra ile dükkanlar varmış. Kasap dükkanının yanında, bakkal, bugün tuhafiyeci dediğimiz, o yılların bin bir çeşit mağazası bezaz dükkanları varmış. Bugün o dükkanlardan sadece yerleri hatıra olarak kalmış. Yıkılan dükkanların taşları, kiremitleri toprak altında bekliyor. Muhtar Veli Bayram” ev yapmak için temel kazdığımızda kiremit parçalarına hala rastlıyoruz” diyor.

Köyün girişinde sol tarafta kalan tepe “ KILISE BAYIRI “ olarak anılır. Bayırın biraz altında KILISE PINARI vardır. Pınar bugün hala buz gibi suyunu köye doğru akıtıyor ama köylü bu suyu içmeye korkuyor. Kılıse Pınarı 100 metre kadar ilerisinde sağ tarafta köyün mezarlığı varmış. Köyde büyük bir salgın hastalık olmuş. Hastaneye kaldırılıp tedavi edilenler ve ölenler olmuş. Hastalığın sebebi olarak Kılıse ÇEŞMESİ suçlu bulunmuş. Mezarlıktan süzülerek gelen yağmur sularının Kılıse Pınarı’ nın suyuna karıştığı ve bu sudan dolayı hastalık olduğu şüphesi öne çıkmış. Halbuki taşlık ve kumluk ortamdan doğal haliyle süzülerek gelen suyun bir hastalık getirmesi mümkün olabilir mi ? Tahlillerde öyle bir veri çıkmamış ama, köylü inanmış bir defa. “ Ölülerin suyu karıştı, bu su içilmez.” Kılıse Pınar’ ı bugün mahsun mahsun köyü izliyor ve köye doğru akıyor ama o tatlı sudan içen yok. Biz çıktık içtik, henuz hasta falan olmadık.

Muhtar Veli Bayram “Kılıse Pınarı’ nı yeniden düzenleyip hayvanların su içeceği yalaklar yapmak için çalışmalar başlattık” diyor. Hayırlısı olsun, inşallah hayvanlarda bir hastalık olmaz ve Kılıse Çeşmesi aklanır. Çünkü yıllardır haksız yere suçlu gösterilmesinin hüznünü yaşadığı suyun akışında belli oluyor. Köye doğru akmamak için bin bir çeşit kıvrım yapıyor “ siz benim bu güzel suyumu hak etmiyorsunuz” dercesine.

Köylü hastalık olayından öylesine korkmuş ki, köyün suyuna bir daha karışma ihtimali olmasın diye Köy Mezarlığının yeri değiştirmiş. Bir kilometre daha ileride yamacın diğer tarafında yeni bir mezarlık yapılmış. Şimdi Köy mezarlığı olarak o bölge kullanılıyor.

Adı Kılıse Bayır ama kılıseden eser ve ses yok. Ortadokslar  Kılıselerini yörenin en yüksek noktasına yapmakla ünlüdür. Bu sebeple Kılıse sadece bulunduğu köy değil yakın yörelerden de görülebilsin diye. Kılıse Bayırı da yörenin en yüksek yeri olduğuna göre burada bir kılıse olma ihtimali yüksek. Ancak kılıseden hiçbir iz yok. Eskiden varsa da öylesine silinmiş ki, bir daha hatırlanmasın diye bir tek taş dahi kalmamış.

Tabii köylülerin yaşadıklarını duysak ve bilsek onlara hak verirdik. Her gün köyünün ve evinin basılacağı, birilerinin kaçırılıp öldürüleceği korkusu ile yaşamak kolay olmasa gerek.

Yine internet bilgilerine dönecek olursak köyün AMUCA KÖYÜ olduğu ve Bektaşi kültürünün hakim olduğu bilgilerini okuruz. Köy 1912 senesine kadar Bulgar köyüdür. Neler yaşandı da insanlar köylerini, evlerini terk etmek zorunda kaldı. 1877-1912 arasında geçen 35 yıl Osmanlı’ nın çöktüğü acılı yıllar. Bu acıları ise doğrudan yaşayan sınır köyleri olmuş. 1912 Balkan Harbi sonrası Sınırın Bulgar tarafında kalan  Kaybılar köylüleri, Kocatarla’ ya, Kocatarla Bulgarları ise Kaybılar ve diğer köylere karşılıklı göç etmişler. İnsanlar evlerini, tarlalarını bırakıp köylerini terk etmişler yanlarına taşıyabildikleri kadar aldıkları eşyaları ile birlikte. Bir öküz veya at arabası ne alabiliyorsa o kadar. Türkler evlerini yakıp yıkmadan bırakmalarına rağmen, Bulgar köylüler mümkün olduğunca büyük hasar verip evleri oturulmaz halde bırakmışlar. Eski Kaybılar, yeni Kocatarla köylüleri barınabilecekleri evlerini yeniden onarmak zorunda kalmışlar.

Hani internet sayfasında yazar ya, “köyü Bulgaristan’ dan gelenler kurdu” bilgisi işte bu olayların yaşandığı ve özetlendiği bilgi. Hiç kimse durup dururken köyünü, evini bırakıp “ hadi Kocatarla’ nın oraya gidip bir köy kuralım” demez.

Bugün Bugaristan ile ilişkilerimiz gerçekten olması gerektiği gibi dostluk ve komşuluk iyi ilişkileri olarak devam ediyor. Yakın zamanda köye gelen bir Bulgar, “babasının eskiden Kocatarla köyünde oturduğunu ve mümkünse köye gelip babasının evini görmek istediğini” söyler Muhtar Veli Bayram’ a. Köye gelir ve babasının tarifi üzerine evin yerini belirler ama bugün o yerde köy ilkokulu vardır.

Köylü Kılıse Pınar’ ı suyundan vazgeçince yeni bir kaynak bulunur ve oraya çeşme yapılır. Ancak Kılıse Pınarı olayı karşıdan izlemektedir. Her halde nazarı dokunur ve köye gelen bir Vize’ li kamyoncu geri manevra yaparken çeşmeyi kırar. Ancak kamyoncu bu hatasını çeşmeyi yeniden yaptırıp bir de kitabe taşı göndererek telafi eder. Taşa kendi yazdığı bir şiirini ilave eder ki kalıcı olsun, her gelen dikkat etsin diye. Çeşmenin adı “GARİBİN ÇEŞMESİ” olarak kalır. Hani Kılıse Pınarı Çeşmesi” denmekten ve her gün Kılıse adını telaffuz etmekten iyidir.