Kofçaz İlçesi – Keşirlik Köyü – 1

Kırklareli İl merkezine 26 km uzaklığında Kırklareli İli’nin en küçük kazasıdır. Kofçaz’ın ilçe oluşu ve isim değişiklikleri ile ilgili ilginç olaylar yaşanmıştır.

1959 yılında bugün Kocayazı Köyü olarak bilinen köyümüz ilçe merkezi yapılmak istenir. 1959 yılında yapılan bu çalışmalar köylüyü rahatsız eder. Sakin ve huzurlu bir yaşama alışmış olan Kofçaz Pomakları, ilçe ile birlikte köye memurlar geleceği, belediye teşkilatı geleceği, köye kaymakam geleceği vs vs. gibi sebeplerle rahatsız olacaklarını düşünürler. Her gün tarlası, kışlası,evi ve cami arasındaki sakin hayatlarının bürokrasinin gelişi ile bozulmalarını istemezler. O günün sıkıcı ve halka karşı saygısız bürokratlarını göz önüne alırsak köylülerin de haklı oldukları hususlar çok.

Neyse uzun görüşmeler sonunda ortak bir yol bulunur. Kofçaz Kazası (İlçesi) Keşirlik Köyü’ne kurulur. Kofçaz Köyü’nün ismi Kocayazı Köyü, Keşirlik Köyü’nün ismi ise Kofçaz Kazası olur. Kofçaz köylüleri kazayı kabul etmez ama, köylerinin isimlerini kaybederler.

Bugün Kofçaz İlçesi olarak bildiğimiz Keşirlik Köyü’ne misafiriz bu defa. Burada aklımıza hemen bu isim nereden geliyor diye soruyoruz. Köylünün anlattığına göre ve Kofçaz’ın ilk belediye başkanı Mehmet Emin Kayan’ın torunu emekli öğretmen Ekrem Tospat’ın verdiği bilgilere göre, Keşirlik köyü bugünkü yerinden birkaç kilometre güneyde, bugün Erikler yolu olarak bildiğimiz köy yolu üzerinde imiş. O yılların eşkiyaları ve hırsızları, bölgede “KEŞ” olarak adlandırılıyormuş. Sık sık köyleri basıp hırsızlıklar ve yağmalar yapıyorlarmış. Bu hırsızlık ve yağmalardan bıkan

Köylüler köyün yerini değiştirerek çare bulmuşlar. Bugünkü yerinin daha güvenli olduğu ve savunma amaçlı Bataklık Kalesi’nin de burada olması köylülere daha güvenceli gelmiş. Köy’ün isminin bu hırsız ve yağmacılara KEŞ’ lere gönderme olarak KEŞİRLİK olarak kabul edildiği anlatılıyor.

Bataklık Kalesi’nin olduğu bölge, bugün dahi su kaynağı olarak kullanılmakta, Kofçaz’ın içme suyu buradan sağlanmaktadır. Bataklık denilince aklımıza kötü bataklık gelmesin. Alttan suyu kaynadığı için çayırlar devamlı yaş ve taze otla çevrilidir. Ancak üzerinde fazla dolaşmaya gelmez her an ayaklarınız çamura gömülebilir.

Keşirliğin isim konusunda anlatılan birinci hikayesi biraz efsane gibi ve belgelenmesi zor. Ancak muhakkak oralarda yaşanan ilginç olaylar olmuştur ki köylü, köyünün yerini değiştirip daha güvenli bir bölgeye çekilmek zorunda kalmış. Ancak yaşananlar efsane de olsa yaşamaya devam edecektir. Ancak Oğuz Ataları’nın sözünü de unutmayalım.

Oğuz Ataları demişlerdir ki:

Kişinüñ nāmı yaramazlıġ-ıla yād olup meşhūr olduķdan ŝoñra ĥalāsına mecāl  yoķdur. Nitekim atalar dėmişlerdür: Arıķ ayrıtlanur ad ayrıtlanmaz.

Oğuz Türklerinin ataları gençlere, keşir ile ilgili tavsiyelerde bulunur.”Kendinden ulu ile keşir ekersen, keşirin sapı popona girer”, bugüne uyarlarsak eğer; “Kendinden büyük kimse ile ortaklık yaparsan, zarar görürsün.” Atalarımız öyle söyledi ise bir bildikleri vardır. Onlardan öğrendiğimiz sadece tavsiye değil, keşir’in havuç olduğu ve çok ekilen bölgeye de havuç ekilen yer “keşirlik” adının verildiğidir.

Ve atalar dėmişlerdür ki;

“Ulularla keşür ekenüñ yoġunı götüne. Bu ma‘nā oldur
ki her kim kendüden ulu kimse ile sitìzelik eylese aña bir šarafdan bir sille toķunur.
ki híç n’olduġın bilmez ve bu daĥı ma‘lūmuñ olsun”

İkinci bir tez ise emekli öğretmen Osman Erden’ in anlattıkları. Keşirlik isminin KEŞİR: Havuç-turp anlamına geldiği konusundaki duyumları. Keşirlik (havuçluk-turpluk) anlamına geliyorsa eğer bu defa araştırmamızın yönünün buraya çevirmemiz gerekiyor ve bakın karşımıza ne kadar ilgin olaylar çıkıyor. Bir havucun peşine düşünce bizi Oğuz Türkleri’ ne 9. yy ve Divanı-Lügat-üt Türk ve Kaşgarlı Mahmut’a kadar götürüyor.

Türklerin toprağa verdiği önem:

Toprak canlılara ve bitkilere hayat veren, mahsulün bereketini arttıran temel güçtür. Bitkinin yetişmesi toprağa, toprağın korunması da aynı zamanda bitkinin varlığına bağlıdır. Eskiden beri ekin ekme ve biçme işlerinde bilgi ve deneyim sahibi olan Türkler toprağı dünyayı baştanbaşa saran, elle tutulur bir varlık olarak görmekteydi.” (Ögel 1991, 61).

Türkçede, ekilmemiş toprak parçasına kır, yazı, ekilmiş toprak parçasına ise tarla denmektedir. (Ögel 1991, 6).

Bu adlandırmanın oluşmasında bitkinin temel alınması, bir yandan Türklerin bitkiye verdiği önemi gösterirken, diğer yandan bitkiyi tabiatın merkezine koyan bir bakış açısına sahip olduklarını da göstermektedir. Türklerin oldukça önemli bir bölümünün XI. yüzyılda yerleşik hayat yaşamaya başladığını ve hayvancılıktan başka tarım ile de meşgul olduklarını, temel besin maddelerinin büyük bir kısmını da bu yoldan temin ettiklerini biliyoruz. Bu dönemde yerleşik hayat süren Türklerin gıda maddeleri arasında çeşitli sebzelerin önemli bir yer tuttuğunu ve aynı zamanda bunların tarımı ile de ilgilendiklerini görmekteyiz (Genç 1997, 311).

Türkçe bitki adlarıyla ilgili ilk bilgiler derli toplu bir biçimde XI. yüzyılda Kâşgarlı Mahmud tarafından yazılmış olan ve Türkçenin ilk ansiklopedik sözlüğü olarak kabul edilen Dîvânü Lugât-it Türk’te bulunmaktadır. Bu sözlükte kayıtlı olan bitki adlarının birçoğu günümüzde de Türklerin yayıldığı çok geniş bir coğrafyada kullanılmaktadır (Duran 1998, 223-229).

İnceleme Kâşgarlı Mahmud Dîvânü Lugâti’t-Türk’te Oğuzca geşür “havuç” kelimesini turma “turp” maddesi içerisinde değerlendirir ve şu açıklamayı yapar: “Turma: Turp. Nitekim havuç’a da sarıg turma sarı turp denir. Argu halkı havuca gệzri der; bu sözcüğü Farsçadan havuç anlamına gelen gezer sözcüğünden almıştır, ancak söyleyişte inceltme (rikkat) söz konusudur. Oğuzlar havuç’a geşür der; onlar da bu sözcüğü Farsçadan almıştır.” (Dankoff-Kelly 1982, 326).

Kelime hakkında ortaya konulan görüşleri değerlendirmek gerekirse: Eren, Türkiye Türkçesi ağızlarında geçen keşir “turp” kelimesi hakkındaki değerlendirmesinde öncelikle kelimenin Türk lehçelerindeki biçimlerini verir: geşür’ü Türkçe kabul eder.

Kısaca Keşir’in yol haritasını izlersek Oğuz Türklerinin hayvancılık ve buğday tarımı kadar bitkiye de önem verdikleri ve yoğun olarak tarımını yaptıkları bölgeye o bitkinin ismini verdiklerini bilimsel ve belgesel olarak kanıtlayabiliriz.

Bu bilgiler ışığında Keşirlik belki bir zamanlar HAVUÇ ve TURP ekilen bir bölge idi. Bugünlerde havuç ve turp ile Keşirlik adını yan yana söylersek çok kimse bir bağlantı kuramaz, ama ortada unutulan tarihi gerçekler de var. İncelemeye ve de düşünmeye devam edersek eğer, Oğuz Türkleri ve Şamanizmin ve dahi Bektaşiliğin izlerine de rastlamamız mümkün gibi görünüyor. Çünkü bölgede bulunan Dolmen Mezarı tarzı mezarlar, şamanizmin ruh odası ve delikli taş şeklindeki mezar kalıntıları bu görüşü destekliyor.

Keşirlik Köyü’ne giderken Elmacık ve Keşirlik arasında ki 6 km uzaklığındaki yol üzerinde 2 adet dere bulunmaktadır. Bu derelerin isimleri önceleri “Kanara Deresi” olarak bilinirdi. Kanara kelime olarak mezbaha, kesim yapılan, kan dökülen yer anlamına gelmektedir. Bu bölgede öyle isim verebilecek kadar yoğun bir hayvan kesimi yapılacak bir mezbaha kalıntısı bugüne kadar bulunamadı. Peki bölgeye neden Kanara (Mezbaha-Kesim yapılan, kan akıtılan yer) anlamında bir isim verildi?

Derelerin ismi bir müddet “Böcek Deresi” olarak değiştirildi. Burada böcek isminin bir araştırmasını yaparsak eğer bakın neler çıkıyor. Tahtacı olarak adlandırdığımız dağ alevileri’nin sözcükleri incelendiğinde “BÖCEK” kelimesinin karşılığında “ağlama öncesi durum – acı çığlık atma – kırışmak” (vuruşmak-dövüşmek-savaşmak) açıklamaları çıkar. Biz bugün bunları unutup Böcek denince tabiatta yaşayan bir hayvanı (bazıları faydalı, bazıları zararlı) böcekleri hatırlarız. Ancak burada ki Böcek Deresi’nin anlamı ve efsanesi biraz ilginç olacak gibi geliyor. Hele derenin başlangıcının olduğu ağaçlık alanın “Koru” ismi de Böcek Korusu olunca, ister istemez aklımıza büyük bir savaş veya katliam geliyor.

Kofçaz’ da keşir ile ilgili bir bilgi yok ama yörede havuç ile ilgili yemek türü, özellikle meze olarak, hala bilinir ve yapılır. Rendelenmiş havuç, sarımsaklı yoğurt ile karıştırılarak yapılan meze sofralarımızın önemli bir salata çeşidi olarak yerini hala korur. Hatay civarında yapılan KEŞİR DOLMASI gibi yemek çeşitleri buralarda unutulmuş olsa bile tahtacıların sofrasındaki yerini hala korur.

Özellikle Hatay-Antakya tarafında güney mutfağının önemli bir yemek çeşidi olarak kendini gösterir.

Hatay-Antakyalı farklı tatlar yaratmak için bazen pişirme tekniğiyle oynayarak, bazen de şaşırtıcı şekilde farklı malzemeler deneyerek yemek çeşitliliğini oldukça arttırabilmiş, 400-500 çeşit yemeğiyle sağlam bir mutfak kültürüne sahip olmuştur. Antakya mutfağı özgündür ve mevsimsel olarak tat değiştirebilen ender mutfaklardan biridir.

Mor havuç sert olduğundan, oyma işlemi Antakya’da çıkrıkçılarda yapılmaktadır. Ancak bunun yanında havuçlar haşlanmak suretiyle de içleri kolayca oyulabilir hale getirilebilir. Pirinç yıkanıp süzülür. Soğan ve sarımsak, ince doğranır. Kıyma, domates salçası, nar ekşisi, nane, karabiber ve tuz ilave edilerek iyice karıştırılır. Havuçların içi bu karışımla doldurulup ağzı yukarıda olacak şekilde tencereye dizilir. Ağızlarını aşmayacak miktarda su eklenerek pişirilir.

(Bir sonraki sayımızda Kofça’a hizmet eden Belediye Başkanlarını tanıtacağız.)