Köyler daha ne kadar boşalacak?

335
Necdet Göç

13 Kasım 2020 günü sosyal medya hesabımdan yaptığım köyden kente göçün konu edildiği paylaşımın ilgi gördüğünü düşünüyorum. Katkıda bulunanlara ilgilerinden dolayı teşekkür ediyorum. Yorum yapanların tamamı sorunu yaşayanlar ile konunun özünde olan yetkin kişiler olduğundan katkıları daha da anlam kazanarak, hem benim açımdan hem de soruna çözüm üretmek açısından oldukça yararlı olmuştur. Ayrıca herkesin ve benim de tamamına katıldığım görüşler, kısır çekişmeden, sığ siyasetten öte tüm öneri ve görüşler yaşamın içinden ve yaşanılan sorunların çözümüne yönelik düşüncelerdir.

Katkıda bulunanların öncelikli tespitleri ekonomik nedenler olarak ortaya çıkmıştır. Sorunun sosyal boyutunu da ortaya koyan görüşler oldukça fazlaydı. Sonuç olarak kırsal alandan kente göçün ana nedenlerini ekonomik ve sosyal ihtiyaçların bir arada yetersizliği olarak özetleyebiliriz. Katılımcıların önerileri dikkate alınarak çözüme kavuşturulduğunda yaşanılan sorunların ortadan kalkacağına inancım tamdır.

Konu hakkında ben de görüşümü sizinle paylaşmak istiyorum. Sosyal statü sorunların içerisinde önemli yer tuttuğunu düşünüyorum.

Osmanlı döneminde olduğu gibi Kurtuluş Savaşından sonra yeniden hayat bulduğumuz Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfusun nerdeyse üçte ikisi köylerde yaşıyordu. Öncelikli geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olan bu kitle ezelden beri hep yokluk ve yoksulluk içerisinde yaşamışlardır. Olanaklardan en son ve en az yararlanmışlardır. Yani yokluk ve yoksulluk içerisinde hem yaşamlarını sürdürmüşler, hem ülkemiz için hem de bizler için üretmişler ve karnımızı doyurmuşlardır.

Cumhuriyet ile birlikte kendine gelen ve her alanda olduğu gibi kırsal alanda da üretim artmış, ülke ekonomisi canlanmaya başlamıştır. Ancak kırsal alanın çilekeş üreticileri maalesef hiçbir dönem ülke ekonomisinden eşit pay alamamışlardır. Bu hem ekonomik alanda hem de sosyal alanda böyleydi.

Cumhuriyet döneminde ekonomik olarak gelişme sağlandığında kırsal alana yatırımlar önceki dönemlere göre daha fazla yapılsa da hiçbir zaman kent yaşayanları kadar bu olanaklardan yararlanamamışlardır. Eğitim ve sağlık konularında önemli yatırımlar yapılsa da hiçbir zaman kentliler kadar olanakları olmamıştır. Bir de bunun üzerine ekonomik yetersizlik, bu alanda yaşayanları başka bir yaşama mecbur kılmıştır. Özellikle 1980 sonra başlayan eşitsizlik son dönemlerde daha da derinleşmiştir.

Cumhuriyet tarihimizin tamamına haksızlık etmeyelim. Özellikle 1970 li yıllarda siyasiler oy deposu olarak gördüğü köylüler ve üreticiler için zaman zaman kesenin ağzını açmışlar, iyi kazanç elde ettikleri dönemler de olmuş ülkemizde. Bu dönemlerde bile kırsal alandan kente göç yine de olmuştur. Demek ki ekonomik nedenlerin yanında başka nedenler de göçün sebebi olmaktadır.

Sorunun en önemli nedenlerinden birinin köylünün ve çiftçinin sosyal statüsü olduğunu düşünüyorum. Oysa bu insanlar sürekli fedakârlık yapıyorlardı. Günümüzde halen de toplumun en fedakâr kesimi köylüler ve çiftçilerdir. Çünkü halen köylerde yaşayanlar için okul yoktur, sağlık hizmetleri yetersizdir, yaşam kaliteleri çağın oldukça gerisindedir.
Zaman zaman cahil köylü, köylü işte, vb. yerme sıfatları bile köylülerin üzerinden kullanılmaktadır. Günün koşullarında bir araba alsa, cep telefonu alsa, ya da ailesi ile tatile gitse, sanki onların bu olanaklardan yararlanma hakkı yokmuş gibi, “senin öyle cep telefonu neyine”, “tatil senin neyine,” “sen işini yapsana kardeşim” gibi eleştirilere maruz kalabilmektedirler. Yaşanılan olumsuzluklar hep köylünün cehaletine bağlanmaktadır.
İşte böyle durumlara bir de yaşamlarını rahatça sürdürebilecek gelir elde edememeleri
üzerine eklendiğinde kırsal alanı terk etmek kaçınılmaz oluyor.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban Romanında; ”Anadolu Halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin! Bir kafası vardı aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşleyemedin. Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? Tabiî ayaklarına batacak. İşte, her yanın yarılmış bir halde kanıyor ve sen, acıdan yüzünü buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir…” tespitinde toplumdan önde olan ya da öyle olduğunu iddia eden aydın kesime ciddi bir sitem göndermiştir.

Köyde yaşamını sürdüren köylülerimiz, anne ve babalarının, dede ve ninelerinin yaşadığı sıkıntıların kendinde de devam etmesi üzerine olanaklarını çocuklarının okuyarak şehir hayatı kurması yönünde harcamaktadır. Onun için artık işletmenin devamı kendi sorunu olmaktan çıkmıştır. Çünkü geçmişten gelen ve onunla devam eden yokluk ve yoksulluk çocukları için devam etmemesi için çabalamasında haksız da sayılmaz. Hatta durum öyle noktaya gelmiştir ki çocukların şehirde bir yaşam kurması adına her türlü varlığını satıp savurarak işlerini sonlandırmaktadırlar.

Aslında bu soruları herkes kendine sorabilir. Çünkü nüfusumuzun çok büyük bir bölümü yakın zamana kadar veya halen kendisi ya da yakınlarının kırsal alan bağlantısı vardır. Aslında bu sorunların cevabı toplumun çok büyük bir bölümünde bulunmaktadır.

Zaman zaman kendime de soruyorum. Köylerde kimler ve ne kadar insan yaşamalıdır. Bu güne kadar bunun cevabını da bulamadım. Zira zaman zaman Ülkemiz üzerinde yaptırım uygulayan Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), Dünya Bankası (DB) Avrupa Birliği (AB) gibi kurumlar ve bazı ülkelerin kırsal nüfusumuzun çok fazla olduğu ve azaltılması gerektiği telkin ve dayatmaları ile geldiğimiz sonuç ortada. Peki, sormak istiyorum. Kırsal nüfus ne kadar, ne zamana kadar azalmalı? İşte bunun cevabını ben hiçbir yerde göremedim.

Telkinde bulunanlar da böyle bir projeksiyonu ortaya koy(a)madılar. Tabi bu yaptırımın sonucu bugün ortada. Kırsal alan nüfusu kontrolsüz bir şekilde azalmaktadır.

Ancak şunu söylemek istiyorum. Ülke olarak artık kırsal kesimden kente göçe dur demenin zamanı geldi geçiyor bile. Yani bir yüzde hesabı hedefi yapılmadan köylerimizde yaşamı canlandırmalıyız. Bugün itibarıyla ciddi olarak ele alınırsa sorun çevrilebilir.

Ancaaak bunu sorun olarak gör(e)mezsek bedeli çok ağır olabilir. Araya kırsal alandan kopmuş bir nesil girmesi sorunun derinleşmesi için yeter artar bile.

Özet; Bugün kırsal alanda yaşayan vatandaşlarımız maddi ve manevi olarak onurlandırmalıyız.

Necdet Göç – Türkiye Ziraatçılar Derneği
Kırklareli İl Temsilcisi