Köylü Kardeş Uyuma! 2B Toprağın Sahip Çık

123

Biz toprağı ana bildik, yar bildik
Biz toprağı namus bildik, ar bildik
Biz toprağı yurt bildik, vatan bildik
Bir karışı uğruna, kan can verdik.
Mehmet Kaygısız –

Köyümüzde T apu Kadastro çalışmalarının başladığı 2007 yılında kendisi ormancı olan bir dostumuz şöyle bir hikaye anlatmıştı. Ölçüm çalışması için gittikleri tarlada, iki Kadastro çalışanı biri ağacın üzerinde, biri yerde meyve yemeye başlarlar . Bu sırada tarla sahibi bağırarak yaklaşır , ağaç üzerindeki, yerdeki arkadaşına “gelen kim ki” diye sorar , o da “galiba tarlanın eski sahibi” der.

Atalarımız kalem kılıçtan keskindir demişler , yıllar sonra anladık ki Kadastrocunun kalemi bir başka keskin, onun bir kalem darbesiyle, ya da hatasıyla tarlanın sahibi değişiyor, sınırları değişiyor, hatta tarla yok oluyor.

Hikayemizin başlangıç tarihi yüzyıldan öncesine dayanır aslında. 93 Harbi diye bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus savaşıyla başlayıp Balkan ve Kurtuluş savaşından sonra devam eden bozgun ve büyük mübadele göçleriyle yerini yurdunu terketmek zorunda kalan atalarımız, her türlü zorluğa rağmen kendilerine gösterilen yerleri yurt edinmişler , imar etmişler . Kazmayla, karasabanla işlemeye çalıştıkları tarlaları için, devlet almaktan vazgeçinceye kadar vergilerini de ödemişler . Ta ki bizim köyümüz için 1979 yılına kadar . O günün tabiriyle “gazasturocular” geldi ölçtü, biçti, kesti, kimse de ne yaptıklarını anlamadı.

Meğerse bizim yurt bildiğimiz mamur hale getirdiğimiz, uğruna komşu köylerle çatıştığımız, namus bilip bekçiliğini yaptığımız, sınır ihtilafları yüzünden kanlı bıçaklı kavgalarda kan döküp can verdiğimiz, dede yadigarı çorak tarlalarımız bizim değilmiş.

Meğerse bizim yurt bildiğimiz mamur hale getirdiğimiz, uğruna komşu köylerle çatıştığımız, namus bilip bekçiliğini yaptığımız, sınır ihtilafları yüzünden kanlı bıçaklı kavgalarda kan döküp can verdiğimiz, dede yadigarı çorak tarlalarımız bizim değilmiş. Bir çoğunu orman diyerek elimizden aldılar, bir kısmına anlamadığımız bir dilden “2B” dediler . Uzun yıllar sürüncemede geçti, çeşitli uygulamalarla karşılaştık. Bir dönem geldi 2B’ lerin satışı gündeme geldi, günün Cumhurbaşkanı engelledi, bugün tüm engeller aşıldı 2B’ler satış aşamasına geldi amaaaaa.

Bilenler bilir , ben  gördüğümü bildiğimi yazarım. Büyük işlere aklım da, bilgim de yetmez. Efendim asıl önemli olan Antalya, İstanbul gibi bölgelermiş, beni hiiiç ilgilendirmiyor , beni ilgilendiren dede baba yadigarı, baba ocağını tüttürmek adına ömrümü adadığım, uğruna Çağlayık gibi köhne bir yerde adeta çürüdüğüm birkaç parça tarlamın elimden nasıl alındığı, yada nasıl alınmaması gerektiğidir .

Başka yerdeki çalışmaları bilmem, bizde 1979 da yapılan çalışma yarım kalmış 2008 den beri yeni bir çalışma yapıldı bu yıl bitirildi. Satışmış, hibeymiş, fiyatların yüksekliğiymiş umursamadık, biz tarlalarımızı 2B yazdırabilmeye sevindik. Nasıl sevinmeyelim ki; yeni çalışmalar bizde nispeten bizce olumlu geçti.

Biraz kaba bir tabir ama tam da bizi anlattığı için kullanacağım affola. Türk’ün aklı ya sı…..n gel irmiş ya kaçarken. 1979’daki çalışmaların acısını şimdi görüyoruz. Bir aylık itiraz süresi varmış kullanılmamış, çizelgelerin o zaman asıldığını da hatırlamıyoruz. Ne mantıktır anlamak mümkün değil 10 dönümlük arazi 3-5 dönüme düşmüş, bazısı hiç yazılmamış, gözleri görmeyen insanı götürseniz dörtgen olduğuna karar vereceği tarlalar üçgen şeklini almış vs. vs.. Yeni kanuna göre çalışma yapan personel bazı yerde o eski çalışmaya yanlış olmasına rağmen bağlı kalmış, bazısında onun üzerinde yorum yapmış tarlayı büyütmüş, bazısını iptal etmiş kısacası bir standart yok.

Kağıt üzerinde herşey normal, çalışmalar kurallara uygun, örnek: Çalışmaların en başındaki duyuru; hak sahiplerinin belgeleriyle tarlasının başında bulunması vs. Ama adamlar adeta hayalet gibi ne zaman geldikleri gittikleri belli değil, sorsanız çalışmalar hakkında bilgi alamazsınız. Yüz küsür parça tarla için bizim köyümüze dört yıl gidip gelmişler, kim kime dum duma. Oluşturulan komisyonda köy ihtiyar heyetinden bir kişi ve köyden bir bi l irkişi var hepsi Allah’a emanet, iş bitirme tutanağı tutulmuş, köyde gezilmeyen yerler kalmış haberleri yok. Ve burada paylaşamayacağım özel bilgilerim var . Kimi kime hangi kriterlere göre şikayet edeceksin.  Mi llet için, devlet için bu kadar önemli bir konuda nasıl bu kadar ciddiyetsiz çalışılır anlaşılır gibi değil. Yasama, yürütme, yargı  vs. bildiğim tüm kurumların, kuruluşların bir üst kurulu bir denetleyicisi mutlaka vardır . Neden kadastrocuların yok?Neden sahada ölçüm yapanın yada masa başında çizim yapanın yaptığı hataları düzelttirebilecek bir üst kurul yok? Onların kendi çalışmalarını kendileri denetlediği üstleri var , ancak vatandaşın başvuru yapıp hataları düzelttirebileceği itiraz merci i yok. T ek adres mahkeme. Uğraşmaya değer değmez konusu yanında birde yargı sisteminin hantallığı iki ucu b..lu değnek. O kadar karmaşık bir çalışma ki, birkaç kanuna göre çalışmalar yapılmış hepsi ayrı bir muamma. Benim şahsi olarak yeni çalışmalardan zararım yok gibi görünüyor . İncelenip itiraz edilmek üzere i lan tahtalarına asılan harita ve tutanakları ben zar zor sökebildim, normal vatandaş istese de anlayamaz.

Millete tarla lazım tarla küçülmüş yada kaybolmuş, Devlete para lazım arazi küçülmüş, kaybolmuş. Bu çalışmalar kime hizmet ediyor Allah aşkına. Sen de ey köylü kardeşim!… Uyuma toprağına sahip çık, az da olsa köyündeki bilgili insanına sahip çık, cahillerin peşinde koşma, sana sahip çıkacak insanları kendine yönetici seç. Bu çağrımın cevap bulacağını da pek sanmam ya. 14 Mayıs Çiftçi Günü nedeniyle çelenk koyma ve basın açıklaması töreni için bizzat Ziraat Odası tarafından telefonla davet edilen yüzlerce kişiden katılan 67 kişi idik, onların da pek çoğu resmi kişilerdi. Biz buyuz. Hani çalışmak isteyip iş arayanlar için söylenen bir tabir vardır; Sen eşek olduktan sonra semer vuran çok olur derler, afedersiniz ama biz böyle semerli eşek olduktan sonra sırtımıza daha çook binen olur. Bol bereketli hayırlı kazançlar diler saygılar sunarım.Sürçü lisan ettim ise affola.