Kırklareli Mehmet Özdoğan’ı nihayet anladı

Kırklareli Kültür Varlıkları Derneği’nin düzenlediği “BİR DÜŞÜNCE SİSTEMİ OLARAK ARKEOLOJİ” konu konferansa katılan Prof. Mehmet ÖZDOĞAN yaptığı çarpıcı sunumla Arkeoloji’nin önemini vurguladı.

Mehmet ÖZDOĞAN Kırklareli Sanat ve arkeoloji çevrelerinin tanıdığı bir isim. 18 yıldır Kırklareli Aşağı Pınar mevkiinde yapmış olduğu kazılarda bulduğu arkeolojik eserlerle Kırklareli’ nin tarihini yeniden yazan Mehmet Özdoğan, sürekli olarak ilgisizlikten şikayet ediyordu. Bulduğu arkeolojik değerler ile Kırklareli’ nin tarihinin önemli bir bölümünü ortaya çıkaran, MÖ 5800 yıllarına kadar giderek Kırklareli’ ni 8000 yıllık bir geçmişe ve Avrupa’ nın ilk köy yerleşim merkezi olma değerine taşıyan Mehmet Özdoğan’ ın bu kazı çalışmaları ne yazık ki yıllarca yeterli ilgi görmedi. Yıllarca yaptığı davetler bazı çevreler dışında ilgi görmedi. Biz genelde düğün veya asker uğurlama gibi davetlere davul-zurna ile davet edildiğimiz için, davulsuz davetler pek ilgimizi çekmedi.

Nihayet bugün 10 Aralık 2011, Mehmet Hoca’ nın daveti yoğun bir ilgi gördü. Geçen 18 yıl içinde ya Mehmet Özdoğan bizi çözdü, ya da biz Mehmet Özdoğan ile birlikte arkeolojinin önemini kavramaya başladık. Davul-zurnasız, hele soğuk bir kış gününde, buz gibi soğuk bir taş mekanda üşüyerek Mehmet Özdoğan’ ı dinleme zevkine vardık. Adamı ağustos ayında, üstelik kazılar yapılırken ve önemli açıklamalar yapılırken dinlemeyiz, işte böyle buz gibi bir havada zevkle ve heyecanla, bir tek kelimesini kaçırmadan dinlemek biz Kırklareli’ ne mahsus bir güzellik olsa gerek.

Mehmet Özdoğan’ ı dinledikten sonra Arkeolojinin ne kadar önemli olduğunu anlamakla birlikte Atatürk’ ün büyük ve ileri düşüncelerine bir defa daha hayran kaldık. Arkeolojide yapılan kazılarda bulunan eserler bazıları tarafından her ne kadar ÇANAK-ÇÖMLEK olarak nitelendiriliyorsa da o bölgenin tarih içinde ki değişimlerini de anlatıyor. Resmi tarih ülkelerin zaferlerini ve kazanımlarını anlatmasına rağmen, arkeoloji halkın tarihini, geçirdiği sosyolojik evreleri, doğanın değişimi ile birlikte insanın da değişimini anlattığı için yalansız ve ilavesiz bir tarihtir. 20. yy emperyalist işgalden kurtulan ülkeler kendi tarihlerinin izlerini arkeolojik kazılarda arayarak kimlik kazanmak istemişlerdir. Bu sebeple ilk arkeolojik kazılar kendi dönemlerine ait bulgular içeriyorsa da, devam etmiş ve ilgi görmüştür. Başkalarının tarihleri ilgi alanları dışında kalmıştır. Arkeolojik kazılar bu sebeple ETNİK KÖKENE DAYALI kazılar olmaktan ileri gidememiştir.

Atatürk Cumhuriyet’ in ilanından önce arkeolojik çalışmalar başlatmıştır. Yeni kurulan Cumhuriyet, bir taraftan hızla devrimler yaparken diğer taraftan arkeolojik çalışmalar yapmıştır. İşte; Atatürk’ ün büyüklüğü buradan kaynaklanıyor. Türkiye’ de yapılmaya başlayan kazılar, etnik Türk kazıları değil ANADOLU MEDENİYETİ kazılarıdır. Atatürk kazılarda sadece Türkler’ in Anadolu’ da bıraktığı izleri araştıran etnik bir kazı değil, Anadolu toprağının geçmişini araştıran bir kazı yaptırmıştır. İşte bu sebeple Anadolu’ da yaşayan bütün uygarlıklar tespit edilebilmiştir. Hitit ve Sümer uygarlıkları bu çalışmalar sayesinde gün ışığına çıkabilmiştir.

Mehmet Özdoğan bu bilgiler ışığında ilgililere önelmiş uyarılarda bulunuyor. ”Geçmiş yaşanmıştır, kimsenin geçmişin saatini geri çevirme gücü yoktur. Geçmiş, politize edilmeden araştırılmalı ve gelecek kuşaklara faydalı bilgiler sunmak için kullanılmalıdır.”

Hani bugünlerde Cumhuriyet tarihini karalamak için geçmişle hesaplaşma modası çıktı, bu modacılar Mehmet Özdoğan’ ı bir defa dinleseler belki düşünce sistemlerini değiştirirler. Geçmişle hesaplaşmak için geçmişi iyi bilmek lazım. Geçmişi iyi bilmeyenler yarım bilgilerle ancak bir tarafı kötülemek için geçmişi kullanmaya kalkarlar ki, işte bütün mesele burada yatar. Politik çıkar sağlamak için, geçmişi kötü kullanmak… Ancak bu silah iki tarafı keskin bir bıçak gibidir, kimi keseceği belli olmaz. Acı ve tatlı anıları ile bırakalım dedelerimizin yaptıkları anılarda kalsın. Biz sadece kötü olanları yaşamamak için ders çıkaralım. İbret alalım. Çünkü tarih yaşananlardan ibret almayanlara tekerrür eden bir dönme dolap gibidir. Yaşadığı Çağ’ ı anlatmayan veya anlatamayan insanlar, geçmişi anlatmaya kalkarsa anlattığı bakış açısına göre muhakkak taraf olur ve işin içine mutlaka abartmalar ve yalan girer.