Kırklareli Muhtarları KIBRIS Gezisi-1-

KIRKLARELİ MERKEZ İLÇE VE KOFÇAZ KÖY MUHTARLARI

KIBRIS GEZİSİ

25 EKİM 2015- 30 EKİM 2015

Kırklareli Merkez İlçe köy muhtarlarının düzenlediği ve Mahalli İdareler İl Müdürlüğü’ nün destek verdiği Kıbrıs gezisi 25 Ekim 2015- 30 Ekim 2015 tarihleri arasında gerçekleşti.

2005 yılında Vali İsmet Metin’ in destek ve talimatları doğrultusunda köy muhtarlarımızın bilgi, görgü ve tecrübelerini arttırmaları amacıyla düzenlenmeye başlanan geziler bu yılda geleneksel olarak devam etti. Gezinin masraflarının katılımcılar tarafından karşılandığı, devlet bütçesine hiçbir külfet oluşturmadığı bu geziler Türkiye genelinde mükemmel bir örnek olarak dikkat çekmeye başladı. Muhtarlarımızın bu örnek davranışları ayni tür gezileri devlet bütçesinden harcırahlı olarak yapan İl Genel Meclis ve Belediye Meclis üyelerine de bir örnek teşkil eder diye umuyoruz.

Bu yıl mart ayında eşleri ile birlikte Karadeniz Sahilleri ve Gürcistan gezisi, Ekim ayında ise Kıbrıs gezisi sırasında muhtarlarımızın davranışları çevrede örnek gösterilmeye başladı. Muhtarlarımız bu geziler sırasında gördüklerini ve öğrendiklerini köylerinde de uygulamaya başladılar. Birkaç yıl içinde Kırklareli köylerinin çevresinin güzelliklerle değişeceğini umuyoruz. Muhtarlarımız kısıtlı köy bütçeleri ile bu güzellikleri yaratacak bilgi ve tecrübeye ulaşmaya başladılar.

KIBRIS GEZİSİ VE ÖĞRENDİKLERİMİZ

Kıbrıs’ a yapılan bu gezide çok farklı bilgiler öğrendik. Gezide bize rehberlik yapan eski mücahitlerden ve Kıbrıs’ ın son altmış yılını ve olaylarını yaşayan canlı tarih diyebileceğimiz YUSUF ÇİNER’ in anlattıkları hepimizin dikkatini çekti. Geçen yıl yaptığımız gezide daha çok Kıbrıs’ ın güzelliklerini, şehirlerinin çekiciliğini ve tarihini anlatan rehberimiz bu yıl daha geniş bilgiler ile hem bizleri aydınlattı, hem de Kıbrıs gerçeğinin bir başka boyutunu öğrenmemizi sağladı. Bu bilgiler ışığında diyebiliriz ki ;

“ KIBRIS SORUNU EMPERYALİST BİR YALAN VE SORUNDUR”.

Tarih kitaplarında bugüne kadar öğrendiklerimiz ile Kıbrıs ile ilişkimiz 1571 yılında 2. Selim’ nin hükümdarlığında Lala Mustafa Paşa’ nın 80 bin şehit vererek Kıbrıs adasını almamız ile başlar. 1877-78 Osmanlı-Rus savaşında İngilizlerin Osmanlıya yardım etmesi için adayı 100 yıllığına İngilizlere kiralamamız ile birlikte 307 yıllık Osmanlı hakimiyetinin sona ermesi ile son bulur.

300 yıl Osmanlı hakimiyetinde olan adada devam eden huzurlu yaşam yerini 140 yıldır devam eden sorunlar ve kanlı çatışmalar dönemine bırakır. 140 yıldır ada’ da zaman zaman toplu katliamlara kadar varan çatışmalar sırasında binlerce insan malından ve canından olmuştur. Halbuki Kıbrıs’ ın zenginlikleri ve güzellikleri her kesime yetecek kadar fazladır. Yeter ki beraber çalışılıp, hakça paylaşılsa ve her kesim bir diğerinin yaşam ve sosyal haklarına saygılı olsa, zaten sorun olmaz ki çözülmeye çalışılsın.

Ada’ da sorun olmazsa emperyalizmin çıkarları açığa çıkacağı için onların sömürü ve çıkar sorunları başlar.

Ada bugün Türkler ve Rumlar arasında nüfus oranına göre 1/3 toprak paylaşımı ile devam eden bir sorun ile karşı karşıya. Her iki kesimde ekonomisini güçlendirecek, toplumsal sosyal refah ve gelir düzeyini arttıracak çalışmalar yerine, bir diğerinin gelişmesini önleyecek ve hatta yok edecek kadar ileriye giden yanlış çalışmalar yapıyor. Ada’ da politikacıların ve din adamlarının yanlış ve taraflı çalışmaları ile bu sorun daha uzun yıllar devam edecek gibi geliyor. 1960 yıllardan hatırlarız Makarios denilen bir sözde din adamı eline biraz siyasi yetki geçince adayı sorunlar yumağına çevirmişti. Neticede adada kanlı katliamlar yaşandı ve Türkiye ile Yunanistan savaşın eşiğine kadar geldi. 1974 Barış Harekatı ile bu sorun çözülür gibi olsa da ayni tehlikeli durum devam ediyor.

 

Kıbrıs’ ta ilk olaylar ve İngiliz Vali’ nin örnek tutumu

 

Kıbrıs Adasının yakın tarihimizde bilinen ilk kanlı olayları 1956-58 olayları olarak bilinir. İngilizler hızla artan Rum taleplerini ve fanatiklerin Enosis arzularını karşılamakta zorlanmaya başlarlar. İngilizlerin adaya gönderdiği askeri güç ancak adadaki İngiliz yöneticileri korumaya yeter. İngilizler Rumların saldırıları karşısında Türkleri savunmasız bırakırlar ve kanlı çatışmalar başlar. Ancak çatışmalar tek taraflıdır. Adada Yunanistan tarafından hızla silahlandırılan Rumlar saldırılara başlar. Ancak Türklerin silah bulundurması yasaktır ve cezası idamdır.

Her gün Türk köylerine yapılan saldırılarda birkaç Türk öldürülerek sinsi bir yıldırma ve soykırım politikası izlenmektedir. Bu saldırılardan bıkan Türk toplumu Lefkoşa’ da ilk büyük protesto eylemini yapar. Bu eylem sırasında bir İngiliz askeri Jeep ile toplumun üzerine gider ve dört kişi çiğnenerek ölür. Türk kadınların sabrı kalmaz ve İngiliz emniyet müdürlüğü binasını basarlar. İngiliz polisi müdahele etmekte tereddüt eder. Zaten sayıca azdırlar ve müdahele edecek güçleri yoktur. İngiliz Vali’ de Türk toplumunu çözmüştür. Polis ve askerlere “ Türk kadınına dokunmayın. Onlara yabancı bir erkeğin dokunması namus sorunu yaratacağı için kocalarını durduramayız ve toplumu ayaklandırırız. Kadınlar saat 4.30 da çocukları okuldan çıkacaktır, kocaları işten çıkacaktır ve evde yemek yapmaları gereklidir. Bu sebepten 4.30 da kendiliğinden dağılırlar” diye emir verir. Türk kadınları emniyet müdürlüğünü basarlar, masaları eşyaları tahrip ederler ve sinirleri yatışınca, saat 4.30 da eyleme sona erip evlerine dönerler. Bu olaylar İngilizlere ders olur ve İngilizler bunun üzerine Türklerden oluşan bir yardımcı polis gücü kurarlar. Oksilari “ AUXİLİARY”  adı verilen bu yardımcı polis gücü sayesinde bazı olaylar önlenir ama bu defa Türkler ve Rumlar arasında çatışmalar başka boyut kazanır.

İngiliz Vali’ nin o günkü tavrı, bugün için bizim yöneticilerimize ders olur mu bilemem ama İngilizlerin bizi çözdüğü kesindir. Bu tavır daha sonra ki olaylarda da kendini gösterir. Adadaki Türk halkını imhaya yönelik “ AKRİTAS PLANI uygulanmaya başlar ve EOKA diye adlandırılan çok iyi eğitim görmüş teröristler Türk köylerine saldırıya geçerler. Plana göre Türk askeri Adaya çıktığında kurtaracak tek bir Türk’ ün kalmaması için kanlı katliamlar başlar. Bugün Lefkoşa’ da BARBARLIK MÜZESİ olarak kullanılan evde Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan’ ın eşi ve çocukları hunharca katledilir. Bugün Barbarlık Müzesini gezdiğimizde katliamın boyutlarını yeniden yaşamış gibi oluruz. Olaylar Türkiye’ de büyük tepkilere sebep olur. Türkiye’ nin her ilinde büyük protesto mitingleri düzenlenir ve yüz binler “ ORDU KIBRIS’A “ diye bağırır, binlerce Türk genci askere gönüllü yazılmak için Askerlik Şubelerinin önüne gider. Ancak İngilizler 1956 olaylarında İngiliz Valinin tecrübesinden yararlanırlar.

Türk Ordusunun Barış Harekatı’ndan sonra Adada 41 yıldır devam eden barış ortamından her iki toplumda faydalanmaktadır. Adada kimseyi tedirgin edip canından ve malından edecek çatışmalar yaşanmamaktadır ve her iki toplum huzur içinde gelişmelerine devam etmektedir. Ancak bu durum Yunanistan ve onların ağababası İngiliz ve Amerikan emperyalizminin çıkarlarına ters gelmektedir. Adada çatışma yaşanmayınca gözler yabancı unsurların çıkarlarına dönmektedir. Bu çıkar görüşü o kadar ileriye gider ki, Adada bulunan Türk askerlerinin bile varlığı tartışılır hale gelir. ANNAN PLANI çerçevesinde yapılmak istenen bazı değişiklikler ile her iki toplumda tatmin edilmeye ve karşılıklı fedakarlıklara zorlanır ama her şeye sahip olmak isterken üçün ikisine razı gelen Rumları tatmin etmez. Rumlar hala adanın tamamını ve Türklerin olmadığı bir ada istemektedir.

fkesi 8 saat içinde geçecektir, bekleyelim. Zaten Akritas planı da bu kurgu üzerine yapılmıştır. 8 saat içinde adada yaşayan tüm Türkleri İMHA ETMEK.

1963 olayları başladığında Türkiye Ada’ ya çıkarma yapmak üzere gemilerini gönderir. Bu çıkarmaya kimse inanmaz, ünlü ABD Başkanı Johnson’ un İsmet İnönü’ ye mektubu ile çıkarma yarım kalır. Rumlar bu olayı karikatürlerde paylaşırlar. Kıçını adaya domaltan bir adam çıkarma yapmaktadır. Ancak defalarca devam eden olayların ve kanlı katliamlar nihayet Türkiye’ nin sabrını taşırır.

Rumlar adada katliamlara başlar. Hedef yine 8 saat içinde adada yaşayan tüm Türkleri katletmek. 22 Temmuz sabahı Türkler adaya çıktığında kurtarılacak tek bir Türk bile kalmayacaktır. Ancak Adada yaşayan Mücahitler kurdukları TMT ( Türk Mücahit Teşkilatı) ile müthiş bir direnç gösterirler. Bu kanlı katliamlara artık İngilizler’ de seyirci kalamazlar ve Türk Silahlı Kuvvetleri bir temmuz sabahı 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı ile adaya çıkarlar.