Kırklareli Muhtarları KIBRIS Gezisi-2-

KIBRIS EFSANELERİ

Ada’ nın en meşhur kesimi kuzeyde kalan BEŞ PARMAK DAĞLARI’ dır. Beş Parmak Dağlarının iki ayrı efsanesi vardır. Bir tanesi ortak, diğeri ise Rumlara ait efsanedir.

Beş Parmak Dağlarına ismini veren Beş Parmak Tepesine geldiğimizde dağların gerçekten bir insan elini ve beş parmağını andıran güzelliğini görünce efsaneye inanası geliyor.

Beşparmak Dağları Efsanesi

Çok eski zamanların birinde dünyalar güzeli bir kız varmış. Bu kızın sevdası iki gencin yüreğine ateş düşürmüş. Bunlardan birisi bütün iyi huyları üzerinde toplamış. Diğeri de bütün yaşamı boyunca kötülüklerle yatmış, kötülüklerle kalkmış.

Kızı bir türlü paylaşamamışlar. Bir gün oturup anlaşmışlar. Bir bataklık kenarında kılıçla dövüşmeye karar vermişler.

– “Ölen ölsün. Aramızdaki didişme bitsin, sağ kalan kızı alsın” demişler.

Dövüşmek için kararlaştırdıkları saat gelip çatmış. Her ikisi de kılıçlarını kuşanmışlar. Nasıl dövüşeceklerini daha konuşurken kötü yürekli delikanlı karşısındakinin boşta bulunduğu an bir hamle yapmış. Kılıcını savururken düşman gördüğü rakibini yaralamış. Bu andan sonra kılıçlar şakırdamaya başlamış. Vuruştukça vuruşmuşlar. Sonunda kötü kalpli delikanlıyı iyi yürekli olanı bataklığın içine sürmüş. Bataklığa giren delikanlıyı vura vura bataklığa gömmüş. Kötü kalpli delikanlıyı çamur yutmuş. İyi yürekli delikanlı da hasmını sürerken çamura girmiş, batağa saplanmış. Kan kaybettiğinden onu da çamur yutmaya başlamış. Kılıç tutan elini havaya kaldırmış. Sonunda başı da çamurun içine gömülmüş. Yalnızca yukarıya uzattığı elinin beş parmağı dışarıda kalmış, bataklık çamuru birden bire kurumuş. Bulundukları yerde yükseldikçe yükselmiş, dağ olmuş. Dağın doruğundaki beş parmak da uzaktan bakıldığında bile görünmektedir. Günümüz insanları Beşparmak dağına baktıklarında güzellik sevda ve sevgi için yapılan bu döğüşü anımsamaktadırlar.

Beş Parmak Dağlarının efsanesi ve görüntüsü insanı büyülüyor. Efsanede anlatıldığı gibi keşke iki genç sevdaları için dövüşse. Ancak Beş Parmak Dağlarında Kıbrıs Barış Harekatı için yapılan çıkarmada 302 Paraşütçümüz sevdaların Ana Vatan’ da bırakarak günahsız ve savunmasız insanlar ölmesin diye canlarını feda ettiler.

Beş Parmak Dağları için söylenen bu efsane tur rehberlerinin kulaktan dolma, internet ortamından okunduğu kadar anlatılan sığ bilgilere dayanarak anlatılan şeklinde yansıtıldığında pek inandırıcı gelmiyor. Halbuki bu konuda araştırma yapan Selçuk Ün. Eğitim Fakültesi Öğretim üyesi Yard.Doç.Dr. Rıdvan Öztürk efsaneden hareketle bir başka gerçeği ortaya çıkarıyor.

Rum tezlerine göre Türklerin Kıbrıs ile tanışması 1571 yılında Lala Mustafa Paşa’ nın fethi ile başlar. Halbuki bu efsane bile incelendiğinde Beş Parmak hikayesinin Anadolu’nun bir parçası olduğu ve tamamen Türk efsane ve masallarından geldiği görülür. Beş Parmaklar için yazılan şiirler, söylenen türküler Anadolu ezgilerini içermektedir. Rıdvan Öztürk’ ün bu muhteşem çalışması dikkatle incelenmeli ve okutulmalıdır. Bu çalışmadan birkaç satır bilgi aktarırsak gerçeğin ne olduğunu anlarız..

 

“Beşparmak adı Orta Asya’dan Kafkasya’ya, Kafkasya’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan

Kıbrıs’a uzanan coğrafyada birçok yerde kullanılmıştır. Kıbrıs’ta da bir dağa verilen bu ad,

Türk kültürünün ortaklığını göstermesi açısından önemlidir. Bu yazıda, Beşparmak Dağının

genelde Türk kültürü, özelde Kıbrıs Türk kültüründeki yeri üzerinde durularak, çağdaş

Kıbrıslı Türk şairlerinin eserlerinde kazandığı anlamlara dikkat çekilmiştir.”

 

Beşparmak adı üzerine

Yer adları incelendiğinde sayıların birleşik teşkil ettiği yer

adlarına sıklıkla rastlanmaktadır. Bu birleşiklerdeki sayılar

çoğunlukla,Türk kültüründe belli bir yeri olan üç, beş, yedi, dokuz ve kırk

gibi sayılardan oluşmaktadır. Örnek olması açısından Anadolu’daki yer

adlarından içinde beş sayısını bulunduran köy, belde ve ilçe adlarını şöyle

gösterebiliriz:

Beş ( ağaç, ağıl, atlı, bıçak, bölük, bucak, budak, çatak,

dam, değirmen, deli, dere, dut, elma, en, enli, evler,

göze, ışıklı, kardeş, karış, kavak, kaya, kaynak, kılıç,

kız, konak, koz, köprü, kuyular, oba, ocak, oluk,

ören, parmak, pınar, pınarlar, saray, taş, tepe, yol.)

(Gülensoy 7).

Bu durum aslında sadece Anadolu ile de sınırlı değildir. Anadolu

dışındaki diğer Türk ellerinden Kazakistan’da “Beşoba, Beştepe,

Beştamak”, Kırgızistan’da “Beşbadam”, Özbekistan’da “Beşkent”,

Beş Parmak Olgusu ve Kıbrıs 65

Yakutistan’da “Beştayak” ve Uygureli’nde “Beştoğrak” gibi adlar, yer

adları olarak kullanılmaktadır (Yurtsever 43-44).

Beşparmak adının ortaya çıkmasında sayının ve görüntünün etkisi

açıktır. Kıbrıs’ta Beşparmak adının verildiği tepe, bitişik beş ayrı tepeden

oluşmuştur. Bu tepeler görüntü itibariyle de, bitişik beş parmağı

andırmaktadır. Kıbrıs’tan çok uzakta Özbekistan’da Beşparmak adı

verilen kayalarda da aynı görüntünün ve sayının varlığını öğreniyoruz.

Çağdaş Özbek şairi Azim Süyün, büyüdüğü yeri anlatırken, benzeri bir

tasvir ortaya koyar:

“Men cänubdän Zäräfşån vådisi bilän, şärqdän Sängzär

däryåsi vådisi vä şimåldän Qızilqum çölläri bilän

çegärälängän Nuråtä tizmä tåğlärining kättä bir däräsidä

hävå åçıq künläri Qaraqçı tåğ tepäsidän beş xancärdäy

yärqıräb körinädigän Beşpärmåq qåyälärining

Sämärqand täsärrufi täräfidäki suv aqımi boyläb

cåyläşgän Näkürt qışlåğıdä ösgänmän” (Süyün 5

Şiirimizde BEŞ PARMAK

Yıllarca düşüme girdi yüce Beşparmak

Yıllarca gönlümde yattı Trodos

Dağ dağ, ova ova, çatlak tohum

Umutlar boyunca yeşerdi toprak

Dedim ki nasıldır şimdi Limasol

Nasıldır Girne, Larnaka, Baf

Yoksa bir uzun uykuda mı

Hisarlar koynunda Lefkoşa

Tarih Mağusa

Saydım ki her bahar, her yaz

Bir köy düğününde

Ya Meserya’da, ya da Çukurova’daydım

(Türkay, 31)

Beşparmak dağlarının eteğine

Demir atasım gelir her mevsim

Seni de nerede isen arar bulurum.

Kocaman bir dağ gibi

Çöküp gider her mevsim

Sana doymadan

Yollarımız yine ayrılır

Dağ başları duman duman olur

Bakın bu Beş Parmak Efsanesi bizi şimdi nerelere götürecek dikkatle yolumuza devam edelim

Efsaneden anladığımız gibi Türklerin Kıbrıs ile ilgisi ve tarihi beraberliği 1571 ile başlamıyor. Türkler ve efsaneleri 1571 den öncede Kıbrıs Adasında yaşamakta idi. Daha detaylı incelemeye girdiğimizde Akadların çivi yazılı kaynaklarına göre  MÖ 2200 yılında Anadolu, Mezopotamya ve Azerbaycan’ da 17 Türki kraldan ve Türklerden bahsetmektedir. Arkeolog Prof.Louis Delaperte’ nin 19365 yılında yaptığı araştırmalarda Akad Hükümdarı NARAMSİN ile savaşan ve Kıbrıs bölgesine hakm olan Türki Kral İLLOUHHOUMAİL in hükümdarlığında İLŞUNAİL TÜRKMEN DEVLETİ’ nden bahseder. Alman Prof.N.G.Gutenbock 1938 yılında yaptığı açıklamada  Türki Kral İLŞU NAİL ismini ortaya atar ve kimliği konusunda  “AKSİ İSPAT EDİLMEDİKÇE TÜRKLER’ dir” diye iddia eder. Bu çalışmalar göstermektedir ki, efsaneler bile bize aittir ve Kıbrıs Adası ve Anadolu’ daki Türk varlığı MÖ 2200 yılına yani günümüzden 4215 yıl öncesine gider.

Hadi şimdi gelin efsaneyi yeniden okuyalım ve hep birlikte değerlendirelim.

BEŞ PARMAK DAĞLARININ GAZİ TANKI

Beş Parmak Dağları ile bir başka günümüz efsanesi de yine bize aittir. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Beş Parmakların zirvesinde bulunan Rum mevzileri Ada’ ya barış için çıkan Türk Kuvvetlerine zor saatler yaşatır ve şehitlerimiz olur. İlk çıkarmayı Boğazköy civarına yapan 301 paraşütçümüz ve 26 Mücahit yere inemeden Rum mevzilerinden açılan ateşle şehit olur. Bu mevzilerin susturulması için Beş Parmak dağlarının dar yollarında ilerlemek zorunda kalan bir tankımız mayına basar ve paleti parçalanır. Arkadan gelen tank yolun açılması için onu uçuruma doğru itmek zorunda kalır. Ancak efsane burada başlar. Bir büyük taşın bile uçuruma yuvarlandığı dik yamaçta değil bir tank, insanın bile tutunması imkansızdır. Ancak efsaneler imkansız gerçekleşince ortaya çıkar. Bugün efsane olarak anlatılan tank’ ı ziyaret edip fotoğrafını çekmek her turistin ilgisini çeker. Biz oraya gittiğimizde bir İngiliz çift tankın üzerine çıkmış resim çekip inceleme yapıyordu. Onlarda bu efsaneye inanmış olmalı ki Barış harekatı sırasında tarafsız kaldılar.

MAGOSA BÖLGESİ VE EFSANELERİ

Kıbrıs’ ın bir başka önemli şehri Gazi Magosa ise tarihe bir başka açıdan tanıklık etmemizi sağlıyor. Magosa denince biz Namık Kemal’ in Magosa zindanlarındaki esirlik günlerini, İngilizler ise Şekspir’in ünlü OTHELLOSU’ nu anımsar. Namık KEMAL’in çalışma odası gezildiğinde acılı bir zindan hayatı yaşamadığını görüyoruz. Kıbrıs Paşasının bir şair’ e saygısını gösterip ona ayrıcalık tanıdığına ve saygı gösterdiğine tanık oluyoruz. Her ne kadar Padişah “ ATIN BUNU ZİNDANA “ dediyse de paşanın gönlü öyle bir şairi zindana atmaya razı gelmemiştir.

Şekspir’ in Othello’ sunda anlatılan aşk hikayesini hepimiz biliyoruz. İçinde kavuşamayan sevgililere ait olan aşk hikayeleri her dönemde her kesimden insanın ilgisini çekmiştir. İçinde aşk yaşanmadıktan ve o aşkı yaşayanları, sanki karşınıza çıkacakmış gibi hissetmeden taş duvarlarla çevrili bir mekanı gezmenin ne anlamı var.

Magosa 28 Mehmet Çelebi Mezarı

Magosa’ da Namık Kemal zindanından veya müzesinden sonra dikkatimi çeken bir başka mekan 28 Mehmet Çelebi’ nin mezarıdır. Mezar taşını okuduğumuzda fazla bir bilgiye sahip olamadık, çevre esnafına sorduğumuzda “bu mezarda yatan kimdir, neden 28 Mehmet denmiştir” bize cevap veren çevre sakini çıkmadı. Belli ki, Kıbrıs’ a ait olan her türlü tarihi bilgiyi unutuyoruz. Araştırınca 28 Mehmet Çelebi’ nin Edirne doğumlu hemşehrimiz olduğu, Yeni Çeri Ocağının 28. Ocağında yetiştiği için adını buradan aldığını ve bir dönem Sadrazamlık ve Paris Elçiliği yaptığını öğreniyoruz. 28 Mehmet Çelebi ayni zamanda meslektaşımız oluyormuş. III.Ahmet’ in Padişahlığı döneminde bir süre Saray’ ın BAŞ MUHASEBECİSİ olarak görev yapmış. Adam olacak çocuk bokundan belli olur misali bizim hemşehrimiz de muhasebeci olacağı adında belli olmuş. 28 Mehmet.

Magosa’ da bir başka efsane de 1571 savaşında yaşanan CANBOLAT EFSANESİ’ dir. Efsaneye göre Arsenal kapsında kurulu olan giyotin türü bıçaklı çark geçişe izin vermez ve çarka kapılan herkesi parçalar. Çarkın mutlaka durdurulması gerekir. Daha fazla asker kaybına tahammül edemeyen komutan KİLİS Beylerbeyi CANBOLAT beyaz atı ile çarkın içine girer ve parçalanır. Ancak at ve Canbolat çarkı durdurur. Bundan istifade eden askerler kaleye gireler ve fetih tamamlanır. Kıbrıs’ ı 1571 yılında 80 bin şehit vererek aldığımız düşünülürse Canbolat’ ın yaptığı fedakarlığın anlamı daha iyi anlaşılır.

KIBRIS KEM NAZAR EFSANESİ

Kıbrıs adası susuzluğun kurbanı olduğu için bitki örtüsü zayıf, kuraklığa dayanan ağaç çeşidi ise çok azdır. Kuraklığa dayandığı için Keçboynuzu ve Zeytin ağaçları dikkati çeker. Keçi boynuzuna nden bu adın verildiğini bilmiyoruz. Muhtemelen boynuz gibi kıvrımları ve çok az miktarda çıkan öz suyu ile bu adı almıştır. Bizde bir atasözü bunu anlatır “ BİR KAŞIK BAL İÇİN BİR ÇUVAL KEÇİBOUNUZU ÇİĞNEMEM” . Biz çiğnemiyoruz ama Kıbrıslılar reçelini ve pekmezini yapıyorlar. Kıbrıs’ tan alınbacak önemli bir gıda maddesi Hellimn peyniri kadar ünlü Keçiboynuzu Pekmezi dir.

Zeytin ağaçları ise sofralarımızın vazgeçilmezi zeytin ve zeytinyağı ile meşhurdur. Ancak burada da biraz efsane ve kutsallık katarak zeytin ağacının kesilip yakılması önlenmiş. Bugün barışın simgesi olarak kabul edilen ZEYTİN DALI, ayni zamanda kutsal bir efsanenin kahramanı olmuş.

Efsaneye göre Hz.İsa Yahudilerden kaçarken bir zeytin ağacına çıkmış ve saklanmış. Yahudiler Hz.İsa’ yı görememiş ve İsa kurtulmuş. Ağaçtan inince “ Beni kurtardın. Allah ömrünü on insan ömrü kadar uzun yapsın” demiş. Zeytin ağacı “ ama insanlar beni kesip yakıyor “ diye sitemde bulunmuş. Hz.İsa “ o zaman dallarında çıkan dumandan tütsü olsun ve kem nazar’ a iyi gelsin” demiş. O gün bu gün zeytin ağacının dalları yakılıp dumanı tütsülenmiş ve kem nazar’ a iyi gelmesi için dualar edilmiş.

Buraya kadar iyi ama Kem Nazar tütsüsünün de bazı şartları varmış. Dalları yakılan ağaç kıbleye bakacak, kesilen dal gün batımına bakmayacak, ay ışığı görmemiş olacak, altında iki kişi oturup dedikodu yapmamış olacak. Bu kadar çok ve zor şart savaş sonrası anlaşmalarda bile olmaz. Ancak olayın efsane olması için şartları zorlaması gerekiyor.

Tarihi güzellikler sahip şehirleri, efsaneleri ve eksik anlatılan tarihi, savaşları ve barışları ile bir Kıbrıs gezimizi geride bıraktık. İnanıyor ve inanmak istiyoruz ki, Kıbrıs adasına barış kısa sürede gelir, Kıbrıs’ ta yaşayanlar birbirlerine inanarak, güvenerek komşuluk ilişkileri için birlikte çalışır, üretir, kazanır,  paylaşırlar, huzurlu ve mutlu yaşarlar. Bu geziye katılan tüm dostlara ilimiz Kırklareli’ ni gittikleri her yerde övgü dolu sözlerle temsil ettikleri için kutluyor ve ayni güzel duyguları ülkemiz için diliyorum.

Mustafa Karaca / Saranta Haber