Kürtlerin Devlet ve Millet Olma Savaşı

95

Güneydoğu’ da yaşanan savaş Kürtler’ in devlet ve millet olma savaşıdır. Ne yazık ki bu savaş emperyalizme karşı yüzyılın savaşını vermiş olan bir ulusa ve devlete karşı verilmektedir. ABD Emperyalizminin desteklediği bu çirkin savaşın amacı 1919 yılında Sevr Anlaşması ile bölgede ABD çıkarlarına hizmet edecek ve bekçilik edecek kukla bir Kürt Devleti kurmaktı. 1923 yılında Lozan’da yırtılan bu çirkin emeller bugün çirkin ve kanlı bir savaş ile kabul ettirilmek isteniyor.

Kökü Sevr ve Lozan’a dayanan ve 30 yıla yakın süredir devam eden kanlı bir savaş yaşanmaktadır. Özellikle 1984 yılında PKK’nın kuruluşu ve Eruh baskını ile başlayan önceleri sivil halka yönelik saldırılar zamanla devlete yani asker ve polise karşı saldırılara dönüştü.

İsmini duyurmak ve bölgede güçlenmek isteyen PKK isimli terör örgütü, önceleri kolay lokma olan silahsız köylere baskınlar düzenleyerek, kadınları ve çocukları katlederek adını duyurmaya başladı. Önceleri pek umursanmadı, birkaç çapulcunun işidir diyerek geçiştirildi. Ancak saldırılar devam ettikçe bölgeden ciddi rakamlarda ölüm haberleri gelmeye başlayınca işin ciddiyeti anlaşıldı, fakat iş işten geçmişti. Basınımızda bazı kalemler, Milliyet’te Hasan Pulur gibi, bu savaşın ciddiyetini daha başından anlayıp uyarı yazıları ile yetkilileri etkilemeye çalışmışlardı. Ancak o günlerin güçlü generalleri ve özellikle tarih bilgisine hayran kaldığımız Kenan Evren “Onlar katur-kutur kar’ da, dağda gezen dağ Türkleridir” diyerek, olaya bakışını özetlemişti. Ayni Kenan Evren Bulgaristan’ da Jivkov rejiminin Slavlaştırma politikasına direnen ve tarihi kaynaklarda Türk olduğu kanıtlanmış olan Pomaklar için bile, “Onlar Rodoplar’ da dağlarda gezen Bulgarlardır” yorumunda bulunarak tepkileri üzerine çekmişti. Halbuki Kenan Evren, 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı sırasında Rodoplar’ da yaşayan Pomakların Rus ordusunun katliamlarına karşı nasıl direndiklerini, kurmuş olduklar “POMAK TİMRAŞ CUMHURİYETİ” ile Rus ve Bulgar ordularına karşı nasıl direndiklerini okumuş olsa idi, bu konuşmaları yapmaktan utanırdı.

[inset side=right]Terör örgütü ve yandaşları, emperyalizme karşı yüzyılın savaşını vermiş bir millete ve devlete karşı kanlı bir savaşa girişmişlerdir.[/inset]12 Eylül’ ün Diyarbakır Cezaevi’nde insan onurunu ayaklar altına alan işkence olayları yaşanmasaydı belki PKK terör örgütü diye bir kanlı örgüt karşımıza çıkmayacaktı. Ancak duyduklarımızla bile tüylerimizi diken diken eden işkence söylentileri yaşayanlar üzerinde elbette derin izler ve intikam duyguları bırakacaktı.

PKK ve yerel yöneticilerinin gizlenen hedefi Güneydoğu Anadolu’ da Sevr Anlaşması ile sınırları çizilen bir Kürt Devleti kurmaktır. Bugün bazıları “terör ile bir yere ulaşamazlar” dese bile, adım adım amaçlarına ulaşmaktadırlar. Dün gizlenmeye çalışılan asıl amaç, bugün açıkça söylenmektedir. Ana dilde eğitim, sosyal ve kültürel haklar gibi insancıl isteklere aldanmayalım, asıl amaç,  Kürt Devleti kurmak veya bugün artık kurulduğunu kabul ettikleri Kürt Devleti’ ni Türk kamuoyuna kabul ettirmektir. Terörün gerçek amacı işte budur. Biraz daha çok kan akıtıp devlet kuruluşunu kabul ettirmek.

İyi bir devlet olabilmek için önce iyi bir millet olmak gerekmektedir.

Terör örgütü ve yandaşları  ABD Emperyalizminin çıkarlarına hizmet ederek, kan dökmekte, günahsız insanlar evlerinden ve canlarından olmaktadır. Bu çatışmalarda kullanılan silahlar, insan canını alan mermiler, binlerce insanı sakat bırakan ve canını alan mayınlar unutulmasın ki batı emperyalizminin fabrikalarında üretilmektedir. Bu silah fabrikalarında çalışan emekçiler bilmez mi ki, alın teri akıtarak, emek verdikleri bu silahlar gittikleri yerlerde ölüm olarak insanların üzerine yağmaktadır. Bilmezler mi,  sandıklara koydukları her mermi veya mayın bir can demektir.

Terör örgütü ve yandaşları işte böyle de ABD Emperyalizmine hizmet ederek, emperyalizme karşı yüzyılın savaşını vermiş bir millete ve devlete karşı kanlı bir savaşa girişmişlerdir. Ancak iyi bir devlet olabilmek için önce iyi bir millet olmak gerekmektedir. Türkler son savaşlarını verip, yeni devletlerini kurduğunda bu devlet tarih sahnesindeki 17’inci devlet oluyordu ve binlerce yıldır  devlet ve millet olma savaşı veriyordu. 1923 yılında kurulan yeni Cumhuriyet, binlerce yılın tecrübesi ile millet ve devlet olmanın gereklerini yapıyordu. Aslında milletler bir nevi ayni dili konuşan insanlar topluluğu olduğuna göre, bu topluluğu meydana getiren insanların eğitim ve kültür düzeylerinin yüksekliği ile refaha kavuşup, uluslar arası arenada yaşam hakkı elde ediyordu. Eğitim ve kültür düzeyini tamamlayamamış ve çağa ayak uyduramamış toplumların tarih sahnesinden nasıl silindiğini hepimiz iyi biliyoruz.

Tarih insanların geçirdiği evrelerde, önceleri ırk devleti olmuş, sonra kavimlerin üstünlüğü ve nihayet birçok kavmin bir araya gelerek kurdukları imparatorluk devirlerini yaşamıştır. Son İmparatorluk Osmanlı İmparatorluğu’nda 25’in üzerinde millet bir arada huzur içinde 600 yıl süre ile yaşamıştır. Gelişen insanoğlu birçok sınırları zorlayıp yeni icatlar yapmış ve yeni ihtiyaçlar doğurmuştur. Bu ihtiyaçları zamanda tespit edip çözüm bulan devletler ayakta kalmış, çözüm bulamayanlar ise yıkılarak başka ulusların müstemlekesi olmuştur.

Coğrafi koşulları gereği şehirleşen dünyada, hala dağlarda ve köylerde yaşamaya alışmış olan Kürtler maalesef dünyanın bu yeni düzenine alışmak yerine karşı durarak gelişmelere direnmişlerdir. Yeni Cumhuriyet başlatmış olduğu eğitim seferberliği ile her köye okul ve öğretmen göndermeye başlamıştır. Eğitim seferberliği batıda bütün hızı ile devam ederken, doğuda direnişler başlamıştır. İlk kürt isyanı sayılacak olan Şeyh Sait İsyanı, 1925 yılında tam da Kerkük ve Musul meselesinin çıktığı günlerde başlamıştır. Bu isyanı fırsat bile İngilizler Musul ve Kerkük’ ü işgal ederek bugün dahi Türkiye’ nin başına bela olan sorunların temelini atmışlardır. Neydi o gün Kürtlerin talepleri, bugün dahi hatırlayan var mı? Kürtler birçok askeri şehit etmiş, kendileri birçok can vermiş, isyan bastırılmıştır. İsyandan en çok kazançlı çıkan ise İngilizler olmuştur. Doğuda başlayan eğitim seferberliği ise bir başka bahara ertelenmiştir.

Emperyalizmin, yeni icatlarla güçlendiği ve ürünlerine yeni pazarlar aramaya başladığı 1935’li yıllarda, Kürtler yine batı emperyalizminin tuzağına düşerek isyan etmişlerdir. Doğuda ulaşılmayan yerlere ulaşarak, eğitim, sağlık gibi hizmetleri götürme çabasındaki Cumhuriyet’in karşına bu defa Seyit Rıza çıkarılır. 1936-1937 yıllarında çıkarılan olaylarda yapılan köprüler yıkılır, yollar tahrip edilir, askerler öldürülerek köyler işgal edilmeye çalışılır. İngilizler bilmez mi ki, birçok savaşlardan sonra kurulan bu Cumhuriyet böyle bir isyana ve işgale izin vermeyecektir. Askerin karşısına silahla çıkarsan cevabının ne olacağını elbette bilirsin. Dersim olaylarını sebep ve sonuçları ile yazan birçok kaynak kitap vardır. En sağlıklı ve tarafsız yayınlar yine İngiliz kaynaklarıdır.  Dersim olayları hakkında konuşmak ve yazmak isteyenler eğer tarafsız bir şeyler yazacak iseler bütün kaynakları tam olarak inceledikten sonra yazarlarsa daha inandırıcı ve tarafsız olurlar. İsyanın önderi Seyit Rıza bugün CHP’ li bir vekil tarafından kahramanlaştırmak isteniyor. Tarih kitapları hiçbir zaman eşkiyadan bir kahraman yaratıldığını yazmamıştır. Gerçekleri herkes biliyor fakat işine geldiği kısmı kullanıyor.

Kürt halkı adına yapılan talepler aslında Kürt vatandaşların gerçek talepleri değildir.

1984 yılından beri devam eden PKK eylemleri artık bir savaşa dönüşmüştür. Biz her ne kadar kabul etmesek te yaşanan bir savaştır. Yalnız burada en büyük sorun veya şans olabilecek bir durum nedir dersek eğer, Kürt halkı adına yapılan taleplerin Kürt vatandaşların gerçek talepleri olmadığıdır. Kürt halkının önderliğine ve yöneticiliğine soyunmuş olan kişiler, her ne kadar bir ayrışma için kan döküyorlarsa da, bu ayrılık uzun sürede olacak gibi değildir.  Bir defa devlet olmak göründüğü ve heves edildiği kadar basit bir iş değildir. Biz bugün Cumhuriyet’ i kurana kadar 16 devlet batırdık. 17.’sini ise batırmaya hiç niyetimiz yok ve dünyada bu devleti batıracak bir güç yok.

İkinci ve en önemli unsur ise Kürt halkının sağduyusudur. Kürtler her ne kadar dağda yaşasalar da, eğitim düzeyleri düşük cahil insanlar ise de, kolay aldatılıp isyan ettirilmek istenseler de, doğruyu yanlışı ayırt edecek sağduyuya sahip insanlardır. Bazı devlet memurlarının yıllardır süregelen çirkin tavırları ile horlanıp dışlanmış olsalar da,  Kenan Evren gibi bazı devlet adamlarınca kart-kurt edilseler de, eğitimsiz, sağlık hizmetsiz ve işsiz bırakılsalar da yine de mangal gibi yürekleri ile insandırlar. Bu insanların mangal gibi yüreklerinde Cumhuriyetin kazanımlarına karşı büyük bir sevgi ve saygı vardır. Yeter ki o sevgi ve saygıyı görüp onlara ayni saygı ve sevgi ile yaklaşalım. Bakın görün tartışılacak  konular değişecektir. Cumhuriyeti bölüp parçalamak değil, birlikte nasıl yüceltiriz tartışmaları ağırlık kazanacaktır.

Dünyada kurdukları ve bugün dahi kurmak istedikleri manda yönetiminde kalkınmış bir ulus ve devlet yoktur.

Bugün Güneydoğu’ nun sorunlarının başında hala yıkılamayan feodal düzen gelir. Bölge insanının onurunu ayaklar altına alan feodal ağalık düzeni hala aşılamamıştır. Feodal beyler bugün yine görev başındadır.

Güneydoğu’ da sorunların başında işsizlik, eğitimsizlik gelir. İşsizliğin ve eğitimsizliğin sebebi toprak ağaları, bir kuru ekmek ile karın doyurmak uğruna çalıştırdıkları insanlara köle muamelesi yapıp, hatta iş verdikleri için kurtarıcı gibidirler. Sorunların sebebi olan kişilerden, çözüm beklenmektedir. Sağlık sorunlarını hepimiz biliyoruz. Kadınların sorunları ise bir başka yaradır. 12-13 yaşında evlendirilen genç kızlar, amca-dayı oğulları tarafından tecavüze uğrayıp, sonra namusu kirlendi diye öldürülen genç kızların dramlarını her gün gazetelerden okumaktayız.

PKK veya sivil uzantısı olan parti yöneticileri, acaba hangisi bu gerçek sorunlara değiniyor.? Sorunların çözümü gelmiş, Apo’ya özgürlük, ana dilde savunma hakkı ve devlet olma hakkına dayanmış. Cahil bırakılmış, yüzyıllardır feodal güçlerce sömürülmüş, işsiz ve sağlıksız bırakılmış bir halkı birkaç yöneticinin kaprisi uğruna   devlet kurmaya zorlamak ve bunu da kan dökerek yapmanın kime ne kazancı olacak acaba?

ABD ve Batı kapitalizminin dünyada bu tür devletler kurduğunu görüyoruz. Haritasını cetvel üzerinde çizdikleri, zorlama devletler olan Irak, Suriye ve Libya’nın başına gelenleri biliyoruz. ABD yarattığı devletleri cetvel ile önce 3’e bölüp, sonra da diktatörlerini kullanma süresi dolan araçlar gibi ipte sallandırıverir. Dünyada kurdukları ve bugün dahi kurmak istedikleri manda yönetiminde kalkınmış bir ulus ve devlet yoktur. Filin zücaciye dükkanına girdiği gibi, girdikleri yerleri yakıp yıkarlar. ABD mandasına güvenip devlet kurmak isteyenler biraz dikkatli olmalı. Devlet kurmak şirket kurmaya benzemez. Yasal geliri olmayan devletler hayatta kalamaz. Bugüne kadar tüm gelirlerini esrar ve silah kaçakçılığına bağlamış olan PKK yöneticilerinin eşkiyalık yapacağı bir ortam kalmayınca ne yapacaklarını merak ediyorum..

Tarih “EŞKİYA DÜNYA’YA HÜKÜMDAR OLMAZ” diye yazar.