Letonya – Riga

16

17 Ekim 2013 Günü bir günlük Vilnius gezimizi tamamlayıp yeni bir ülke ve yeni bir şehir tanımak için Letonya’ nın başkenti Riga’ ya doğru yola çıkıyoruz.

Riga nehir kenarında kurulduğu için önceleri balıkçıların hakim olduğu bir balıkçı kasabası imiş. Efsaneye göre şehri bir balıkçı olan Büyük Krıstas kurmuş. Krıstas, kayığı ile parası olmayan insanları nehrin karşısına taşır ve ücret almazmış. Bu iyilikleri karşılıksız kalmamış. Bir akşam kulubesinde bir bebek sesi duymuş. Bebeği alıp beslemiş ve kulubesinde misafir etmiş. Ancak sabah kalktığında bebeğin yerinde olmadığını, ancak bebeğin yerine bir sandık altın durduğunu görmüş. Başkası olsa ne yapar, o altınları alıp zengin olur. Ancak balıkçı ölene kadar altınlara dokunmamış. Öldükten sonra yakınları bu altınlar sayesinde Riga Şehrini kurmuş. Balıkçının anısını yaşatmak için kulubesinin olduğu yere kucağında bebek ile heykeli dikilmiş. Riga’ da öncelikle görülmesi ve bilinmesi gereken Büyük Krıstas’ ın hikayesi ve bebek ile heykeli.

Riga her ne kadar balıkçı Krıstas’ ın şehri ise de rehberimiz Didzis yani Osman da Rigalı. Riga’ da geçireceğimiz iki gün boyunca kendisinden çok önemli bilgiler öğreneceğiz.

Riga’ nın bir başka hikayesi ise kedi ile ilgili. Kedi Riga’ da öylesine sevilen bir hayvan ki şehrin sembolü olmuş.  Şehre bir alman tüccar gelir. Riga Tüccarlar odasına kaydını yaptırmak ister. Ancak şehrin yerli tüccarları yabancı tüccarı kabul etmezler. Alman tüccar bu olayı ilginç bir şekilde protesto eder. Tüccar odasının karşısına bir ev yaptırır. Evin çatısına şehrin sembolü olan kedi heykeli koyar. Ancak kedinin poposu tüccar odasına dönüktür. Tüccarlar kedi poposu görmekten bıkarlar ve protesto sesleri yükselir. Kedi heykelini kaldırırsa odaya girişine izin verilecektir teklifine bu defa Alman tüccar evet demez. Kedi heykeli ve bina efsanesi ile birlikte bugünlere kadar gelir.

O yıllarda bir liman şehri olan Riga’da Yahudi tüccarlar ağırlıktadır. Alman tüccarı istememekle ne kadar haklı olduklarını 2, Dünya Savaşı sırasında anlarlar. Riga Hitler Orduları tarafından işgal edilir ve binlerce Yahudi toplama kamplarına gönderilmek üzere evlerinden toplanır. Riga’ lılar Alman Tüccarın kedisinin poposundan sonra Nazi Askerlerinin  çizmelerini, tanklarını ve uçaklarını görmek zorunda kalır. 200 metre ilerideki Yahudi mahallesinde o günlerin izlerini görmek mümkün. Yahudi mahallesi ve müze gezilmesi gereken yerler arasında.

Riga’ nın bir başka önemli yeri ise tarihi Kalesi. Kale şehrin savunması için nehirden gelecek tehlikeleri önleme amacıyla yapılmış. Önemli bir bölümü bugün restore edilmiş ve kullanılıyor. Ancak bazı bölümleri şehri trafiğini rahatlatmak amacıyla yıkılmış ve caddeye katılmış.

Şehrin en önemli sembolü ise özgürlük anıtı. Anıtın çevresindeki kabartmalar Letonya tarihini anlatıyor. Letonya ve Riga’ lılar yüzlerce yıl sonra gelen özgürlüğün kıymetini iyi biliyorlar. Özgürlüklerine gösterdikleri saygıyı anıta’ da gösteriyorlar. Şehirde en çok ziyaret edilen yerlerden

Letonya turumuza devam ederken uğradığımız önemli yerler arasında Sigulda Kalesi, Gutman Mağarası ve Truda Kalesi gelmektedir. Gezilecek yerler tarihi güzellikleri ile birlikte yaşanan küçük hayat hikayeleri ile de ilgi çekmektedir.

Gutman Mağarası ile ilgili iki farklı hikaye vardır. Haçlı seferlerine katılmak için  evini ve eşini köyünde bırakan bir şövalye uzun yıllar savaştan dönmez. Artık unutulmaya başlamıştır. Güzel eşi de kendine yeni bir hayat arkadaşı bulmuş yaşamını devam ettirmektedir. Hani o yıllarda anlatılan haçlı şövalyelerinin savaşa giderken arkada bıraktıkları eşlerine taktıkları demir kemerler var ya işte onlardan taktığı eşi, kemerin kilidini açacak birisini bulmuştur. Ancak yıllar sonra savaştan dönen şövalye, kilidin kırıldığını ve güzel eşinin bir başkası ile yaşadığını öğrenir. Eşini takip eder ve bugün Gutman Mağarası diye adlandırılan yerde yakalar. Eşini diri diri taşların içine gömer. Kadın günlerce ağlayıp yakarsa da şövalyeyi ikna edemez. Akan gözyaşları dere olup taşların arasından akmaya başlar. Yüzlerce yıldır o taşların arasından gözyaşı olarak kabul edilen sular akar ve efsane anlatılır. Mağaranın duvarları bir sanat eseri gibi gelenlerin anı yazıları ile dolmuş. Yüz yıl öncesine ait yazılar bile hala okunabiliyor. Biz de Sarantalı Köylüm’ü yüz yıl sonra bile hatırlansın diye oraya yazdık. Güzel bir dekor olsun diye herhalde rehberler hikayeyi anlatırken, bir mahalli sanatçı akerdeon ile o günlerin müziğini seslendiriyor.

Mağara ile ilgili bir başka hikaye ise Truda Kalesi komutanının güzel kızı ile ilgili. Kız o kadar güzelmiş ki bir gül gibi koklanıp solacağından korkan komutan kızını herkesten kıskanırmış. Komutan kızı olduğu için yanına sokulmaya kimse cesaret edemezmiş. Ancak gönül bu Trudalı Rose gönlünü genç bir çobana kaptırır. Haftanın belirli günlerinde Gutman Mağarasında buluşurlarmış. Artık evlenmeye karar vermişler ve birbirlerine nişan hediyesi vermişler. Ancak onları gözetleyen bir asker bir gün buluşma saatinden önce mağaraya saklanmış ve Trudalı Rose’ yi beklemiş. Trudalı Rose askerin niyetinin kötü olduğunu anlamış ve “bana dokunamazsın, sevgilimin hediye ettiği şal sihirlidir, hiçbir kılıç ona işlemez, istersen dene bir defa” demiş. Bu sözlere kanan asker kılcını Trudalı Rose’ nin göğsüne saplayıvermiş.  Rose oracıkta ölmüş, asker kaçmış ve sevgilisinin ne olduğunu bilen yok, kimseyi de ilgilendirmiyor fakat Trudalı Rose’ nin mezarı yüzlerce yıldır ziyaret ediliyor ve efsanesi anlatılıyor.

Efsaneleri ile gezdiğimiz bu bölge Sigulda Bölgesi bir zamanlar Pagan merkezi imiş. Baltık Ülkeleri ve halklarının Hint-Avrupa kökenli olduğunun ispatı ve kanıtı olarak, şamanizim ve pagan gelenekleri bölgede çoktur. Bölgenin pagan kültürü ile yaşadığı ve yönetildiği yıllarda bölge en refah ve özgür günlerini yaşar. Ne zaman ki hırıstiyanlığı yaymak için misyoner rahipler gelmeye başlar, işte o gün bütün Baltık ülkelerinde olduğu gibi huzursuzluk, savaş, yoksulluk ve esaret günleri başlar. Bölgenin zorla hırıstiyanlaşması kolay olmaz. 1236 yılında başlayan yüz yıl savaşları boyunca bölge halkının % 80  İ hayatını kaybeder ve kalanlarda zorla hırıstiyanlığı kabul eder. Ancak bu defa mezhep savaşları başlar. Bölge Katolik, Ortadoks ve Protestan savaşlarına sahne olur. Şövalyelerden oluşan Kılıç Kardeşler tarikatı bölgede dehşet saçmaya başlar. Canlarına tak eden köylüler en sonunda çapalarla, küreklerle silahlı şövalyelere karşı savaşır.   Riga ve Letonya ile ilgili bir küçük hikaye de “CADI KASABASI” ile ilgili. Bugün restaurant olarak kullanılan mekan bir zamanlar yolcuların uğradığı bir han imiş. Han sahibi ise eli süpürgeli bir kadın. Kadın öylesine güçlü imiş ki, han’ a gelip sarhoş olan veya para ödemeyenleri süpürgesi ile fena halde dövermiş. Kadının adı “cadı” kalmış. Onun hikayesini unutturmamak için  kasabanın ismi bile “CADI KASABASI” olarak kalmış. Kadının heykelinin yapan sanatçı biraz şakacı olsa gerek, kadının bir elinde süpürgeyi ihmal etmemiş ama sağ elinin parmaklarına dikkat. Orta parmak bir yerleri işaret ediyor.

Letonya özgürlüğünü kaybettikten sonra  çok acılar çekmiş ve nüfusunun yarıdan fazlasını kaybetmiştir. Ülkenin önemli aydınları Ruslar tarafından Sibirya’da bulunan toplama kamplarına gönderilmiştir. Letonya’ nın Atatürk’ ü kabul edilen Oscar Kalpak 1918 yılında başlattığı özgürlük mücadelesi ile Letonya tarihinde önemli bir almıştır. Özgürlükler kaybedilip ülke yabancı orduların işgaline uğradıktan sonra, ülke bağımsızlığını ve özgürlüklerin geri alınması çok pahalı oluyor ve bu bedeli de silahsız halk kitleleri ödüyor.

İki günlük güzel anıları arkamızda bırakarak otobüsümüz ile yeni bir ülke ve yeni bir şehre doğru hareket ediyoruz. Yolculuğumuzun 4. Durağı  Estonya ve başşehri TALİNİN.