Macit Sabır – Atatürk Kırklareli’ye Neden Geldi -2-

209

Atatürk Kırklareli’ de Belediye başkanlığını Serbest Cumhuriyet Fırkası adayı silah arkadaşı Şevket Dingiloğlu’ nun kazandığını öğrenince daha derinlemesine bir inceleme ve araştırma yapma gereğini duydu. Özellikle Şevket Ödül ve diğer Kırklareli, Tekirdağ, Edirne milletvekillerini köylere kadar göndererek rapor istedi. Yetmedi İzmir Valisi Kazım Dirik’ i de görevlendirdi.

Gelen raporlara göre ; Trakya ve Kırklareli halkının irtica, şeriat, tarikat ve mezhepçilikle ilgisi yoktu. Atatürk Cumhuriyetine gönülden ve coşkuyla bağlı, vatanını milletini seven, askerliğini yapan, gerektiğinde canını seve seve veren, vergisini ödeyen, yasalara saygı gösteren bir halktı. Kırklareli yerli Türkler, göçmen Türkler, Rumlar, Yahudiler ve Bulgarlardan oluşan bir insan topluluğuydu. Yerli Türklerin ve göç eden Türklerin arasında Pomaklar, Boşnaklar ve Arnavutlar da vardı. Kırklareli il ve ilçelerinde camilerin yanı sıra Sinagog ve Kiliseler’ de bulunuyordu. Halk birbiriyle barış içinde kardeşlik duyguları ve iyi komşuluk ilişkileriyle kader, kıvanç ve acılarını paylaşarak ; babadan oğla geçen mesleklerini yaparak, ürettikleri ürünleri birbirlerine satıp paylaşarak yaşamlarını sürdürüyorlardı.  Milliyetleri farklı da olsa hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıydı ve herkes bununla övünüyordu. Ama Türk Ocakları daha fazla övünüyordu.

Rapor bilgileri devan ediyordu; Kırklareli Türk Ocağı gençleri ilde yaşayan Rum, Bulgar ve Yahudi yurttaşlara, tıpkı Bulgar Partizanların yaptığı gibi baskı, şiddet ve tehdit uyguluyor, bir an önce mal ve mülklerini kendi belirleyecekleri kişilere satıp kendi ülkelerine göç etmelerini istiyorlardı. Yerli Türklerin ve göç eden Türklerin arasında bulunan Pomak, Arnavut ve Boşnaklara da baskı yaparak ikinci sınıf vatandaş olduklarını söyleyip, mal edinmelerinin önüne geçiyor ve dışlamaya çalışıyorlardı. Oysa Türkiye Cumhuriyeti yasaları açıktı. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını kabul eden ve nüfus cüzdanını alan herkes eşit haklara sahipti. Bu Türk Ocakları bunları bilmiyormuydu ? Başkanları Hamdullah Suphi Tanrıöver Kurtuluş Savaşından bu yana beraber olduğu, hatip yurtsever, milliyetçi, cumhuriyetçi bir milletvekiliydi. Aslı Karesi Beyliğine kadar gidiyor, oradan da Orta Asya Oğuz boylarına uzanıyordu. Manisa ve Balıkesir halkı kendisini çok seviyor ve saygı gösteriyordu. Hatta Balıkesir gezisine gittiğinde Cami hutbesine çıkmasını özellikle istemiş ve halka da istetmişti. Mecliste yaptığı ateşli destek konuşmaları, İstiklal Marşını en güzel ve anlamlı ve gür sesi ile okuması, dinci, gerici ve irticacılara karşı duruşu, padişahlık, sultanlık ve halifeliğin kaldırılmasında üstlendiği roller Hamdullah Suphi Tanrıöver’ in artılarıydı. Türk Ocaklarının kurulması projesi de O’ na aittir.

Gerekçesi; Osmanlı zamanında Türk ikinci, hatta üçüncü sınıf bir insandı. Padişah kulları arasında en itibarsız olandı. Birinin; “ aptal, bön, anlayışsız ve akılsız olduğunu” “ TÜRK GİBİ” sözüyle anlatıyorlardı. Karamanoğlu Mehmet Bey’ in yayınladığı” Herkes Türkçe konuşsun ve Türklüğünü korusun “ fermanı unutulmuş bir taraflara gizlenmiş, Osmanlı Padişahları bile kendi soy kütüklerini araştırmaktan vazgeçmişlerdi. Çünkü karşılarına Oğuz Türklerinin Kayı Boyu çıkıyordu. Artık Padişahlık bitmiş, Cumhuriyet devri başlamıştı.

Bu nedenle övünç duyduğumuz Türlüğümüzün köklerine ulaşıp, gerçeklere ulaşmak ve Türklüğümüzü baş tacı etmemiz gerekirdi. Türk Ocaklarının kuruluş nedeni buydu. Bu amaçları Atatürk ve Tanrıöver uzun uzun konuşarak saptamışlar ve tekrar açılmasına karar vermişlerdi. Atatürk Tanrıöver’ den başkanlığı üstlenmesini istemiş, O’ da  severek ve coşkuyla kabul etmişti.

Türk Ocakları gençlere kucak açacak, spor, edebiyat, güzel sanatlar, şiir, müzik, tiyatro etkinlikleriyle hem kendi kültürlerini, hem de halkın kültürünü geliştireceklerdi. Ayrıca Atatürk milliyetçiliği çerçevesinde  Türklerin soy kütüğünü de araştıracaklardı.

Atatürk bu konuda yapılan çalışmaları anımsadı. Türk Ocakları öncülüğünde oluşturulan Tarih Bilim Kurulu ( Türk Tarih ve Dil Kurumu henüz kurulmamıştı ) Sovyetler Birliği ile ortaklaşa araştırmalarda bulunmak üzere Orta Asya’ ya gitmişler ve Uygur Türklerinin “ ORHUN ANITLARINI” inceleyerek, bu zamana kadar tüm dünya bilgin ve tarihçi ve halkımızın bilmediği “ TÜRK SOY KÜTÜĞÜ” ile geri dönmüşlerdi. Bu inceleme ve araştırmaların bu kadarla kalmaması, daha derinleştirilmesi ve devamlı araştırılıp bulguların dünya devletleriyle paylaşılması için  “TÜRK TARİH VE DİL KURUMU” kurulmasına karar verilmişti. Hazırlıkların sonunda ilk kuruluş toplantısıyla kamuoyuna kuruluşu duyurulacaktı.

Tüm bu güzel gelişmeler ve çalışmalar olurken Kırklareli Türk Ocaklarının ve yurdumuzu diğer illerindeki Türk Ocaklarının ayni tür istenmeyen amaç dışı tutum ve davranışlarının nedenleri neydi.? Bu nedenleri hemşehrileri olan Kırklareli’ ne giderek öğrenecekti.

Atatürk Kırklareli’ ne 6 Mayıs Hıdırellez’ inde  ( KAKAVA ŞENLİKLERİ) gelmeyi planlamıştı. Uzun yıllardır özlemini duyduğu Rumeli İlkbaharının bitki ve çiçek kokularını, kuş cıvıltılarını, bülbül şakımalarını, arı vızıltılarını, kedi miyavlamalarını, köpek havlamalarını, eşek anırmalarını, inek böğürmelerini, beygir kişnemelerini, koyun ve kuzu melemelerini, kurbağa vıraklamalarını duyacak o günleri tekrar yaşayacaktı. BİLAL PEHLİVAN ile karşılıklı oturacak Selanik’ teki komşuluk günlerini yad edecek, pişirilen tarhanada, kuskus da ve kol böreğinde Anacığının ustalığını bulacaktı.

Kırklareli’ de ününü duyduğu AŞIK ALİ TANBURACI’ dan

“ KIRMIZI GÜLÜN HALI VAR-

HER GÜN AĞLASAN YERİ VAR

BUGÜN BENİM EFKARIM VAR

AH BU GÖNÜL SENİN SENİ YAR SENİ”

Rumeli Türküsünü ve Selanik Ağıdını ( Türküsünü) dinleyerek rakısını yudumlayacak, leblebisiyle doruklanacaktı. Sonra efkar dağıtmak ve neşelenmek için Rumeli’ nin hareketli oynak ve revnak türkülerine geçilecekti. Vardar Ovası türküsüyle kadehler yenilenecekti.11

Atatürk’ ün sazını ve sözünü dinlemek istediği AŞIK ALİ TANBURACI Kırklareli’ mizin yetiştirdiği kültür kilometre taşlarından biriydi. Atatürk ile ayni kuşaktandı. Derlemiş olduğu Rumeli türküleri, Kırklareli ve yöresi türküleriyle, yapmış olduğu besteleriyle tanınırdı. Özellikle bestelediği  “ Kırmızı gülün alı var” tüm saz ve ses sanatçıları tarafından başyapıt olarak kabul edilir ve çalınıp söylenirdi. Kırklareli’ ne biz sivil toplum örgütlerinin veya diğer kuruluşlarının organizasyonuyla gelen Türk sanat ve Türk halk müziği sanatçıları Aşık Ali Tanburacı’ yı ziyaret eder, getirdikleri armağanları sunar ve bestelerini söylemek için izin isterlerdi. Aşık Ali Tanburacı ölünceye kadar Kırklareli’ mizin onur ve saygınlığı için çalıştı. Aşık Veysel Sivas- Sivrihisar için ne anlam taşıyorsa, Aşık Ali Tanburacı’ da Kırklareli için ayni anlamı taşıyordu.

Ölümünden sonra besteleri ve derlemeleri Kırklareli Turizm ve Kültür müdürlüğü tarafından, ilimizde iki yıl görev yapan müzikolog ( müzik araştırmacısı ve bestecisi ) Hüseyin Yaltırık tarafından, Kırklareli Şiir, Edebiyat ve Sanaçtılar Derneği ( KIRKSEDER) tarafından, Kırklareli Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü ve Kırklareli Kent Konseyi tarafından yazılı belgeler haline getirildi.

Kırklareli Belediyesi kentimizin bu saygın sanatçısına yıllar sonra da olsa gereken değeri vererek heykelini Kasapoğlu Orta Okulunun bulunduğu cadde kavşağına dikerek ölümsüzleştirmiştir.

AŞIK ALİ TANBURACI

( 1899-1982 )

1899 yılında Kırklareli’ de doğdu.

Balkan Harbi sırasında ( 1912-1913) İstanbul’ a göç etmiş fakat bir sene sonra tekrar Kırklareli’ ne dönerek Kocahıdır Mektebine ( Şimdiki Ticaret Lisesi ) devam etmiştir.

Saz sanatçısı, Mekteb-i İdadi Devre-i Aliye’ de okudu. Niko Tavradis’ ten müzik dersleri aldı. Piyade Küçük Zabit Mektebi’ ni bitirdikten sonra taburun BORAZAN ONBAŞISI oldu.

Askerde filüt çalmayı öğrendi.

İstanbul’ un işgalinden sonra terhis edilerek Kırklareli Gençler Birliği Bandosu’ na girdi.

Halk Edebiyatı araştırmacısı ve Halk bilimci VAHİT LÜTFİ SALCI ile “ Kırklareli Halk Musikisi Cemiyeti’ ni kurdu. Dereneğin bandosunda KORNET çaldı.

Bir süre Kepirtepee ve ARİFİYE Köy Enstitüleri ile Çayırova Teknik Bahçıvanlık Okulunda saz öğretmenliği yaptı. İstanbul Konservatuarında açılan bir sınavı kazanarak kazanarak radyoda saz çalıp TUNA türküleri söyledi.

“ Kırmızı Gül “ ve “İslimye” türkülerinin yurt çapında tanınmasını sağladı.

1947 de Muzaffer Sarısözen ve Halil Bedii Yönetken tarafından yapılan derleme gezisine katıldı. Bir süre İl Tahrirat Kalemi ( yazı işleri ) ve bayındırlık Müdürlüğünde görev yaptı.

07 Mart 1981 yılında kendinse yapılan jübilenin ardından 10 ay sonra 27 Ocak 1982 yılında Kırklareli’ de vefat etmiştir.