MAVRALOFOS ( Kara Toprak ) KÖYÜ

16 Ağustos 2016 Salı  ( 3. Gün )

 

MAVRALOFOS ( Kara Toprak ) KÖYÜ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Nea Petra’ da yaşadığımız iki güzel gün ve geceden sonra yolumuza devam ediyoruz. İlk akşam beraber ayni masayı paylaştığımız  İonnidis ve eşi Mariantine’ yi ziyaret etmek için Dravişko köyüne gidiyoruz. Mariantine ve eşi Dravişko köyünde çiçekçi dükkanı işletiyorlar. Evleri 5 km uzaklıkta Mavralofos köyünde. Her gün gidip geliyorlar. Mariantine’ ye Türkçeyi nereden biliyorsun diye sorduğumuzda karşımıza ilginç hikayeler çıkıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

Mavrolofos köylülerinin mübadele ile Konya Barla’ dan geldiğini köyün tamamının iyi türkçe konuştuğunu öğreniyoruz. İşte burada başlıyor bizim hikayemiz. İnanılmaz iyi insanlar ve güzel hayat hikayeleri dinliyoruz. 1922 mübadelesi ile evlerini terk etmek zorunda kalan insanlar önce Dravişko köyüne iskan edilir. İlginç olan köyde Mısır’ dan gelme Kıptiler çoğunluktadır. Türkiye’ den gelen yeni muhacirleri istemezler. Köyde darp ve hırsızlık olayları çoğalınca Barla’ lılar çareyi 5 km uzakta yeni bir köy kurmakta bulurlar. Kadın, çocuk çalışıp barınabilecekleri evlerini yaparlar. Göçlerden, köy ve ev terk etmelerden bıkan insanlar artık huzur ve güven istemektedirler. 1922 yılında Konya Barla’ dan başladıkları yolculuk Mersin limanında gemiye kadar zor şartlar altında devam eder. Mersin Limanından bindikleri gemi onları karaya bıraktığında gidecekleri uzun bir yol daha vardır. 1,5 yıl devam eden zor yolculuk artık sona ersin isterler. Yeni kurdukları köyün adını KARA TOPRAK olarak belirlerler. Hani Aşık Veysel ustanın dediği gibi “BENİM SADIK YARİM KARA TOPRAKTIR” derler, kara topraktan başka kimsenin insana dost olamayacağını görürler ve orada kalmaya karar verirler.  Uzun yıllar Kara Toprak köyü olarak kalır. Yunancaya tercüme edince Mavrolofos olur.

 

 

 

 

 

İonnidis ve eşi Mariantine bizi evlerinin olduğu Mavrolofos köyünde misafir ettiler. Köy kahvesine geldiğimizde köylüleri kahvede bekler bulduk Biraz sohbet etmek için oturduğumuzda “ hayırdır, bu köyde siesta yok galiba “ diye sorunca , “biraz bekleyin Türkiye’ den Kayseri Erciyes Üniversitesinden gelecekler “ var deyince meraklandık. Meğer Kayseri Erciyes Üniversitesi “ Kapodokyadan Göçenler “ ile ilgili bir tez çalışması yapmak üzere iki öğretim görevlisi göndermiş. Doç.Nilüfer Nahya ve öğretim üyesi Saim Örnek.

Onlar gelene kadar sohbeti koyulaştırdık. Köy kahvesi ve muhtarlık binası köyün tarihini anlatan müze gibi. İlk gelip köyü kuranların fotoğrafları duvarları süslüyor. Bir şiir dikkatimi çekti muhtardan şiirin anlamını öğrenmek istedim. Altından bir başka ilginç hikaye çıktı.

Köyde yaşamış bir ihtiyarın iki oğlu bir kızı olmuş. İhtiyar zor şartlar altında çocuklarını büyütüp okutmuş. Üçü de ABD ve Avrupa’da önemli görevler almış. Gün gelmiş ihtiyar yalnız kalmış ve çocuklarını ziyaret etmek istemiş. Büyük oğlu benimde çocuklarım var, seninle ilgilenemem demiş. Kızına gitmiş. Evimiz dar demiş. İhtiyar, evinde üç oda var hepimize yeter demiş ama kızı, salon çok büyük odalar küçük demiş. Üçüncü oğlu da ayni mazeretlerle babayı istemeyince ihtiyara huzurevinin yolu görünmüş. Çocuklar babalarını huzurevinde ziyarete gittiklerinde bir koltukta gülümseyerek oturduğunu görmüşler. Gülümsediğini görüp yanına gittiklerinde ise ihtiyar artık yaşamıyormuş.

 

 

 

 

 

Türkçe konuşlunca insanlarda sıcakkanlı ve dost olunca çabuk uyum sağlıyor ve güzel sohbete başlıyoruz. Ayni masayı paylaştığımız Bandeleoy ( 74 ), Klimanoğlu ( 58 ), Stelyos Uzunoğlu ( 60 ) ve Akila Hiropolos (80) ile güzel anılar paylaşıyoruz. Akila bizim dostumuz Karaleksi Paraşiva’ nında dostu imiş ve iyi görüşüyorlarmış. Akila taksicilik yaptığı için sık sık Türkiye ziyaretleri yapmış.

Nihayet Kayseri Erciyes Üniversitesinden beklenen misafirler geliyor. Saim Örnek Ankara Üniversitesi Yunan Filolojisi mezunu olduğu için iyi yunanca biliyor. Ayrıca 2 yıl Yunanistan’da kalarak pratik konuşmasını da hayli ilerletmiş. İonnidis ile yunanca konuşmaya başlayınca biz fransız kalıyoruz. Çalışma konuları göç edenlerin yaşamları ve biraz da hikayeleri olduğu için konu kahve sohbetinden bilimsel yöne doğru gidiyor.

Kahve sohbeti bittikten sonra hep beraber İonnidis-Mariantine çiftinin evine yemeğe gidiyoruz. Öğle yemeğinde soframıza İonnidis’ in annesi katılıyor. Anne İonnidis temiz Türkçe konuşuyor. Çocukluğunda öğrendiği Türkçeyi unutmamış. Konuşmaları ders niteliğinde. Keşke bu sohbet ortamında Türk ve Yunan birkaç parlamenter veya politikacı olsa ve bu kadını dinleme şansını bulsa idi.

 

 

 

 

 

Bu güzel kültür sohbeti ortamında yeni tanıştığımız dostlarımız Doç. Nilüfer Nahya ve Saim Örnek’ i İonniidis ve eşi Marientine ile baş başa bırakıp yolumuza devam ediyoruz.

 

Not : Türkiye’ ye döndüğümüzde Nilüfer Nahya’ nın Rabia Harmanşah ile birlikte hazırladıkları “ ETNOGRAFİK HİKAYELER” isimli kitabının yayınlandığını öğreniyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MUSTAFA KARACA