Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre ve Madımak

250

Yıllarca eşkıyalık yapmış adamın biri yine şeytana uymuş kuzu çalmış.
Sonrada pişman olmuş.
Danışmak istemiş birilerine.
Ama sıradan olmayan konuya yorum yapabilen.
Önce aklına zamanın en büyük alimi Mevlana gelmiş.
“Mevlana’ya soracağım”
deyince, “Deli misin?” der etrafındakiler.
O yüce kişi hiç senin gibi bir hırsızı üstelik çaldığı kuzuyla kabul eder mi?
Adam dinlemez gider.
Mevlana’da adamı kabul etmez.
Adam bu sefer Hacı Bektaş-ı Veli’ye gider.
Hacı Bektaş-ı Veli adamı dergahına kabul eder.
Nasihatı alır.
Adam Hacı Bektaş-ı Veli’ye kuzuyu daha önce Mevlana’ya götürdüğünü ama kabul etmediğini anlatır.
Bunun üzerine Hacı Bektaş-ı Veli Mevlana için;
“O” der, “bir pırlantadır,
kir kabul etmez.”
Mevlana bir süre sonra bu sözleri duyar ve çok mutlu olur.
O da Hacı Bektaş-ı Veli için
“O” der, “bir deryadır. Ona ne kir düşse deryada yok olur.”


Yıllar sonra Sivas’ta Madımak Oteli.
Yirmi beş aydın.
Sırf düşüncelerinden ötürü yakılarak katledildiler.
Üstelik onların da yolları Mevlana ve Hacı Bektaş-ı Veli Dergahlarından geçmelerine rağmen.
Oysa yıllar önce farklı düşünen iki insan birbirlerini PIRLANTA ve DERYA ile tarif ediyorlardı.
Yıllar önce Madımak Oteli katliamını gazetelerde okuyunca o yıllara gidiverdim.
Yine Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli ile aynı yıllarda yaşamış Yunus Emre’nin;
“Bir kez gönül kırdın ise o kıldığın namaz namaz değil”
Dizeleri sanki sekiz yüz yıl sonraki katliama verilebilecek en anlamlı yanıtlardan biri değil mi?
Ya,Yunus’la Mevlana’nın ilk buluşmaları…
Anlam derinliği ve düşünceye saygı Yunus ile Mevlana’nın karşılaşmasında kendini bulur.
Mevlana “Kimsin?” diye sorar.
“Etle kemiğe büründüm,
Yunus diye göründüm”,
deyince Mevlana dayanamaz,
“Benim altı ciltlik Mesnevi’de yazdığımı sen bir cümlede anlattın” deyip hayranlığını ifade etmekten çekinmez.
Üstelik Yunus’un aslında Hacı Bektaş-ı Veli tarikatına baş vurduğunu bilmesine rağmen.
Mevlana Yunus Emre,Hacı Bektaş-ı Veli ve Sivas’taki Madımak oteli.
Sekiz yüz yıl sonra bu yazı böyle yazılmamalıydı.
Bu yazgı böyle olmamalıydı.
Bu yazgıyı yazanlar keşke Mevlana’yı duyabilselerdi;

“Gel, gel ne olursan ol yine gel.
İster kafir, ister Mecusi, ister puta tapan ol yine gel.
Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir.
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.”