MUBADİLE ANILARI

RAŞİT İLHAN

Başiskele Balkan Batı Trakya Trakya İlleri Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği

 

 

:86 yaşındaki Jerveni mübadili Cevdet Gümüşsoy, yaklaşık üç ay süren zorlu ve zorunlu yolculuğu anlatırken zaman zaman gözyaşı döktü. Gümüşsoy “Jerveni’den yola çıktıktan sonra buraya gelene kadar köyden 120 kişi öldü. Ölenler arasında kardeşim Abidin de vardı” dedi.

(Türkiye ile Yunanistan arasında 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan Yunan ve Türk Halkların Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol sonucu iki ülkeden yaklaşık iki milyon insanın kaderi değişti, hayatları alt üst oldu. Dünyada sözleşmeye bağlanmış ilk karşılıklı toplu nüfus ihracı olan mübadeleyle Yunanistan’a giden Rum Ortodokslarla kara Yunanistan’ı ve adalardan Anadolu’ya gelen Müslümanlar kendilerine yeniden hayat kurarken zorlu süreçlerden geçti.)

Yakın tarihimizin en büyük göç dalgalarından biri ve kuşkusuz en önemlisi olan mübadelenin son tanıklarından Cevdet Gümüşsoy Ürgüp’ün Cemilköy Köyü’nde yaşıyor.

81 yıl önce kendi rızaları dışında mübadeleye tabi tutulup doğum yeri ana kucağı, baba ocağı Kastoria’nın Jerveni (Agios Antonios) Köyü’nü terk etmek zorunda kalan 1919 doğumlu Gümüşsoy mübadele gerçeğiyle köyündeki düğünde karşılaşmış.Düğün coşkusuna Türkiye’den gelen Rumların hüznü karışmış.

Şimdi sıra Cevdet Bey’in anlattıklarında:

“Bir gün Jerveni’ye Türkiye’den Rumlar geldi. Kış başlamıştı. Anladık o zaman bir şeyler olacağını. Rumlarla altı ay beraber oturduk. Bu altı ay içinde aramızda münakaşalar çıktı, kavgalar oldu. Onlarla mahkemelik olduk. Yaz gelince göç başladı. Kâh at sırtında, kâh at arabalarıyla Jerveni’nden Sorovic İstasyonu’na gittik. Trenle Selanik Limanı’na vardık. Limanda bize aşı yaptılar. Selanik’te 15 gün geminin gelmesini bekledik. Geminin adı Gülcemal’di. Gülcemal İzmir’in Urla İlçesi’ne yanaştı. Üç-dört gün Urla’da kaldık.Urla’dan tekrar gemiye bindik. Mersin’e ulaştık. At arabalarıyla gittiğimiz Tarsus’un Yenice İstasyonu’ndan trenle yola çıktık. Tren Ulukışla’da arızalandı. At arabalarıyla perişan durumda Niğde’ye ulaştık. Bir ay çadırlarda kaldık Niğde’de. Bir aydan sonra yine at arabalarıyla Ürgüp’ün Sinasos (Mustafapaşa) Kasabası’na geldik. 1924 yılının Eylül ayının ilk günleriydi. Evlere yerleştik. Beş-on gün kaldık. Bize, ‘yukarıda Cemilköy var, oraya gitmek ister misiniz?’ diye sordular. Babalarımız kabul etti. Akrabalarımız Sinasos’da kaldı. Yolculuğumuz neredeyse üç ay sürdü. Köyden 120 kişi o zor şartlara dayanamayarak yollarda öldü. Küçük kardeşim Abidin de yolculuğa dayanamadı ve Niğde’de öldü. Karada ölenleri, öldükleri yere defnettik. Vapurda ölen bazı çocukları kaptana söylemeyip sakladılar. Ölen bebeleri anneleri sanki emziriyormuş gibi göğüslerinde tutarak sakladı. Onları da karaya çıkınca gömdük. Çok perişanlık çekildi, çok.”

Açlıktan ağladılar

Cevdet Gümüşsoy ve ailesi, Jerveni’den yola çıktıktan sonra kırıla kırıla gelerek yerleştikleri Cemilkköy’de bu kez de açlıkla karşılaşmış.

“Evlere girdik, sıçan düşese başı yarılır.” diyen Gümüşsoy şunları anlattı:

“Yiyecek bir lokma ekmek yok. Büyüklerimiz Ürgüp’e gitti zahire almaya. Biz evde; bir sedirde babaannem Fevziye ve ağabeyim, bir sedirde de annem ve ben yatıyoruz. Dördümüz de açız. Babaannem bir sedirde ağlar ‘açım’ diye, ben bir sedirde. Nihayet babam eve gelebildi. Annem alel acele ekmek yaptı. Mis kokulu sıcacık ekmeği yavan yiyerek karnımızı doyurduk. Buraya gelince açlık da dahil ne çileler çektik bir bilsen. Bir de ilk zamanlar Cemilköy’ün yerli halkı tarafından hor görüldük. Cemilköy mübadeleden önce yarısı Türk, yarısı Rum bir köymüş. Bir gün baktık, yerlilerin ileri gelenlerinden biri halkı toplamış ‘Macırlara yüz vermeyin. Bunlar cehennem olup gidecek. Rumların malları bize kalacak’ diye nutuk atıyor. Memleketten ayrılırken bir kadın babaanneme, ‘bize bir isim takılacak ki; o isim kıyamete kadar silinmeyecek’ demiş. Şimdi bize macır diyorlar. Cemilköy halkıyla birbirimizi tanımamız uzun zaman aldı. Aramızda çok kavgalar çıktı. Bizimkilerin gözü biraz karaydı. Yıldırdık yerlileri. Anlaşmamız uzun sürdü. Şimdi birbirimizden kız alıp veriyoruz. Mübadil olmak bizi mahvetti. Jerveni’de ayrıldığımıza annem, babam çok üzülmüştü. Kolay mı malını mülkünü, tarihini geride bırakmak. Memleketimi, doğduğum yeri görmek istiyorum. Eğer memlekete gidebilirsem önce doğduğum evi görmek isterdim.”