Muharrem Ayı – İnsan Onurunun Direnişi

39

15 Kasım günü başlayan Muharrem Ay’ ı üç aylar olarak bildiğimiz Recep-Şaban-Ramazan aylarından sonra oruç tutulan 4, önemli aydır. Bu ay içinde yaşanan birçok önemli olay olmasına rağmen gerçek anlamını hiçbir zaman bulamamıştır. Bugün ise magazin boyutunda Aşure’ ye indirgenmiştir. CHP Milletvekili Sabahat Akkiraz’ ın Meclis çatısı altında yaptığı aşure partisi daha magazinel olduğu için basında ve TV kanallarında fazlasıyla yer almıştır.

Muharrem Ayı’ nın öne çıkarılan bir başka özelliği ise Alevi vatandaşların semah gösterileri ve tuttukları oruç sırasında su içmedikleri ,et ve soğan yemedikleri ile ilgili bilgilerdir.

Halbuki Muharrem Ay’ ı tarih içinde yaşanılanlara bakılırsa onurunu koruma mücadelesi veren insanlar ile insan onurunu ayaklar altına alıp sadece kendi gücüne biat etmelerini isteyen egemen güçlerin mücadelesidir. Hz. Muhammet, İslamiyetin kuruluş yıllarında Mekke’ nin o günkü egemenlerine karşı büyük bir mücadele vererek islamiyeti yaymaya çalışmıştır. Mekke egemen güçleri ilk Müslümanlara inanılmaz işkenceler yaparak onları seçtikleri Allah yolundan döndürmeye çalışmışlardır. Hz. Muhammet Mekke egemenlerine karşı Mekke’ de mücadele imkanları kalmadığından Medine’ye hicret etmeye karar vermiştir. Medine’ ye göç yeni bir mücadelenin ateşinin yakıldığı gündür. İnsan onurunu ve vücudunu ayaklar altında ezen Mekke egemenleri’ ne karşı verilen bu mücadelenin başladığı gün tarihte yeni bir sayfanın ve devrin açıldığı gün olduğu için önemlidir.

İnsanları güçlerine biat ve saygı duymayı, silah ve güç kullanarak sağlamaya çalışan egemen güçler, Hz. Muhammet’ in yaymaya başladığı bu yeni din anlayışında birçok farklar görünce önce şaşırmışlar ve sonra korkarak bütün güçleri ile inananların üzerine gitmişlerdir. Çünkü bu yeni din anlayışında kendi yaptıkları putlara tapan egemenler, karşılarında Allah’ ın elçisi olduğunu söyleyen Hz. Muhammed’ i bulmuşlardır. Hz. Muhammet Allah’ ın elçisi olarak bütün insanların Allah katında eşit olduğunu, Allah’ ın yarattığı kullarının bir başka kulun kölesi olamayacağını, herkese eşitlik ve merhamet, yoksullara karşı ise şefkat ve yardım edilmesi gerektiğini söylüyordu. Başkalarının emeği üzerinden kendilerine güç ve yaşam hakkı sağlayan egemen güçler elbette böyle bir yeniliğe karşı tüm güçleri ile savaşacaklardı.

Öyle de oldu, tüm güçleri ile savaştılar, her türlü kötülüğü denediler. Ancak insan onuru ve içindeki Allah sevgisine mağlup oldular. İşte o onurlu direnişin başladığı gün olan 15 kasım 679 günü (yani tam 1433 yıl önce) Hz. Ömer tarafından HİCRİ takvim yılı olarak belirlendi. Bazılarımız artık unuttu ama, eski takvimlerde vardı, miladi…2012.. hicri 1433 gibi işte o yıl hicri yılın, yani hicretin, yani Hz. Muhammet’ in İslamiyet yolunda mücadeleye başladığı gündür.

Fakat insan içindeki iktidar ve güç hırsı bazılarında hiçbir zaman kaybolmadı Hz. Muhammet’ den sonra gelen İslam halifeleri yine eski güçlü günlerine dönmek için seviyesiz bir iktidar savaşına başladılar. İnsanlara dürüstlüğü, doğruluğu, yalan söylemenin günah sayıldığını, herkesin birbirine karşı sevgi ve saygı ile yaklaşmasını öğütleyen İslam halifeleri gitmiş, onların yerine güç ve iktidar hırsı ile kazanmanın her türlü şeklinin mübah sayıldığı bir Emevi saltanat anlayışı hakim olmaya başlamıştır. Halifeliğin kendi hakkı olduğunu söyleyerek Halife Hz. Ali’ ye karşı savaşmaya başlayan Muaviye, mağlup olacağını anlayınca Kuran’ ı Kerim sayfalarını yırtarak mızraklarına geçirmiş ve Hz.Ali’ nin karşısına çıkmıştır. İslam dininde Allahın kitabı olarak bilinen Kuran, yerde bile bulunsa üç defa öpülüp baş tacı edilen bir anlayışla o günlere gelmişti. Muaviye elbette Hz.Ali’ nin Kuran sayfalarına karşı savaşmayacağını biliyordu.

Muaviye soyundan gelen Yezit ise, halk tarafından bir türlü kabul edilmeyen kanlı iktidarının tanınması için Hz.Ali’ nin oğulları Hasan ve Hüseyin’ in kendisine biat etmesini istiyordu. İnsan onurunu her şeyin üstünde tutan Hz. Hüseyin elbette böyle bir kişiye karşı biat etmezdi. Hz. Hüseyin tıpkı dedesi Hz. Muhammet gibi Mekke’ den Kufe’ ye giderken Kerbela denilen yerde Yezit güçlerince kuşatıldı. Biat etmesi karşılığı canının bağışlanacağı söylendi. Biat ederek onursuz bir hayat yaşamaktansa onurlu bir şekilde ölmeyi yeğledi Hüseyin ve yanındakiler. Hz. Hüseyin’ in Hz. Muhammet soyundan geldiğini bilmiyormuydu Yezit. Elbette biliyordu. Ancak gözlerini kör etmiş olan güç ve iktidar hırsı öylesine acımasızdı ki o gün orada Hz. Muhammet olsa yine Yezit’ i durdurmazdı. Hz. Muhammed soyunun katledildiği o acı gün yine Muharrem ayı içerisinde “KERBELA ŞEHİTLERİ GÜNÜ” olarak anılmaktadır. Hz.Ali oğlu olduğu için Alevi vatandaşlarımız tarafından daha bir önemle anıldığından “Alevilerce kutsal gün” olarak söylenegelmiştir. Ancak o gün, katledilenler bütün Müslümanlar için önemlidir. Çünkü Hz. Muhammet tüm müslümanlar’ın peygamberidir.

O gün Kerbela’ dan kurtulan tek kişinin Zeynel Abidin olduğu söylenir. Fakat bir başka rivayete göre ise, Hz.Hüseyin’ in iki kızı Fatma ve Sakine bu katliamdan kurtulmuştur. Kurtulanlar, Yezit tarafından Bizans İmparatoru’ na köle olarak satılır veya hediye edilir. Bir başka rivayete göre ise yine bir başka yoldan İstanbul’ a Bizans İmparatorunun eline esir olarak düşerler. Yezit’ in yaptığına bakarmısınız, Hz. Muhammet’ in soyunun Bizansın eline esir olarak geçmesini sağlıyor. Bu iki kızın Bizanstaki hayatı hakkında hiçbir bilgi yok tarihi kaynaklarda. Ancak rivayetler ve efsaneler çeşitli ve bugüne kadar devam ediyor. Arkadaşımız Hatice Opak Bilgin İstanbul Koca Mustafa Paşa’ da bulunan Sünbül Efendi Cami avlusunda bulunan iki mezarın efsanesini sizler için araştırdı ve çok güzel bir yazı hazırladı.

İnternet sitesinden öğrendiğimiz, Muharrem ayı içinde olan önemli olaylardan bazıları ise şunlardır.

Hicri senenin ilk ayı olan Muharrem’in 10′u aşure günü. Bu ayın diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, aşure gününün de diğer günler içinde bereketli bir yeri var.

Muharrem ayı ve aşure günü, Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da kutsal sayılırdı. Nitekim Peygamberimiz Medine’ye hicret ettikten sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi. Bunun ne orucu olduğunu sordu. Yahudiler, “Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı, Firavun’u boğdurduğu gün. Hz. Musa, şükür olarak bugün oruç tutmuştur.” dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz de, “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz.” buyurdu. O gün oruç tuttu ve tutulmasını da emretti. Ancak ertesi sene Ramazan orucu farz kılınınca isteyenlerin tutmasını söyledi. Peygamberimiz (sas), bu günle ilgili olarak, “Zilhiccenin son günü ve Muharrem’in birinci günü oruç tutan, o yılın tamamında oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur.” buyuruyor.

Bir gün ikramda bulun, bir sene kazan

“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur.” hadis-i şerifi, bugünlerde tutulan orucun önemini ifade ediyor. Bu hadisin açıklamasını İmam-ı Gazali şöyle yapıyor: “Muharrem ayı hicri senenin başlangıcı. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayandırmak ne güzel olur. Bereketinin devamı daha fazla ümit edilir.” Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam aşure gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye ediliyor.

Peygamberimiz, müminin aile efradına aşure gününde her zamankinden daha çok (fazla külfete girmeden, aile bütçesini zorlamadan) ikramda bulunmasını tavsiye ediyor. Bir hadiste şöyle buyuruyor: “Her kim aşure gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.”

***

Şükürler olsun Ehli Beyt’in sonu kesilmedi

Muharrem Ercan (Alevi dedesi): Muharrem ayının onuncu günü Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehadetine denk geldiğinden Aleviler olarak 12 gün oruç tutarız. Bu orucun adı ‘yas orucu’dur. 12. günden sonra İmam Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin sağ kurtulduğu için hem aşure kaynatır hem de kurbanlar keseriz. “Şükürler olsun Ehli Beyt’in sonu kesilmedi.” diye. Kerbela’da İmam Hüseyin’e su verilmediği için su içmiyoruz. Muharrem orucunda 12 gün boyunca su ihtiyacı başka sulu gıdalardan alınıyor ve et yenilmiyor.

***

On peygambere on ikram

Bu güne aşure denmesinin sebebi, Arapça “aşûra” kelimesinin onuncu gün anlamına gelmesi. Allah (cc) bu günde, on peygamberine on değişik ikram ve ihsanda bulunuyor:

  1. Hz. Musa’nın denizi yarması üzerine Firavun ile ordusu sulara gömüldü.
  2. Cudi Dağı’nın üzerine Hz. Nuh gemisini demirledi.
  3. Balığın karnından Hz. Yunus, bu günde kurtuldu.
  4. Hz. Âdem’in tövbesi kabul edildi.
  5. Hz. İsa, aşure günü dünyaya geldi ve o gün semaya yükseldi.
  6. Kardeşlerinin attığı kuyudan Hz. Yusuf bu günde çıkarıldı.
  7. Hz. Davud’un tövbesi kabul edildi.
  8. Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail doğdu.
  9. Hz. Yusuf’un hasretinden dolayı gözleri kapanan Hz. Yakub görmeye başladı.
  10. Hz. Eyyûb, hastalığından o gün şifaya kavuştu.

Yrd. Doç. Dr. Emanullah Polat (İlahiyatçı): Hicret’in Efendimiz’in hayatında olduğu gibi, İslam ümmetinin hayatında da ehemmiyeti büyük. Hicret, İslâm’ın tahakkümden kurtulup kendi ayakları üstünde durmaya başladığının başlangıç günü ve sembolü. İmanın gereği bir ibadet. Hicret edenlerin Allah katındaki yerleri başka hiçbir varlığa nasip olmadı. Bu kutlu olayın takvim için başlangıç sayılması Hz. Ömer tarafından uygulandı.

MUSTAFA KARACA