MUHTARLAR KIBRIS’TA -2-

20 TEMMUZ 1974 YAVUZ ÇIKARMA PLAJI VE KARAOĞLANOĞLU ŞEHİTLİĞİ

Barış görüşmeleri yapılırken her iki tarafın ve Kıbrıs ile ilgisi olmayan devlet temsilcilerinin de mutlaka görmesi ve ders alması gereken bir bölge Yavuz Çıkarma Plajı ve Karaoğlanoğlu şehitliği. BARIŞ ve Özgürlük Müzesini Türkiye’ den gelen her guruba gezdirip anlatıyor rehberlerimiz. Aslında bu müze ve şehitlik bizim kadar Rum  gençleri tarafından da gezilmeli ve ders alınmalı. Savaşın her iki taraf içinde ne kadar büyük acılara sebebiyet verdiği, nasıl yıkımlar yaşattığı ancak o mekanlar gezilirken hissedilir. Bizim askerlerimiz şehit olduğu kadar onlardan da yüzlerce genç hayatını kaybetti. O gençler yaşasa ve Kıbrıs ekonomisi için çalışıp üretebilse idi, Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan bugün yaşadıkları sıkıntıları yaşarmıydı, iyi düşünmek lazım. Bu çocuklar emperyalizmin kirli çıkarları için neden savaşmak ve ölmek zorunda kaldılar. Bölgede gördüğümüz silahlar, Rus ve İngiliz emperyalizminin fabrikalarında üretilen ölüm makineleri. Rusya’ da üretilip, Mısır’ a gönderiliyor ve Müslüman Mısır bu silahları Türk tarafına karşı kullanılmak üzere Rum tarafına veriyor. Nasıl anlaşılmaz ilişkiler çöz çözebilirsen.

Karaoğlanoğlu şehitliğini gezerken Kıbrıs çıkarmasına katılmış gazilerimize rastladık. Yanlarında şehit olan arkadaşlarının mezarlarını gezerken o günleri ve çıkarmanın dehşetini yaşar gibiydiler. Bin kişiden 250 kişinin sahile sağ çıkabilmesinin dahi büyük bir askeri başarı sayılabildiği bir bölgeye çıkarma yapan Türk Ordusunun komutanlarını, burada şehit ve gazi olan askerlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.

 

 

Ancak zaman artık nasıl öldük, nasıl öldürdük nutuklarının atıldığı düşmanlık zamanı değil, bu yaşananlardan ders çıkararak savaşarak değil, konuşarak sorunlarımızı çözme zamanıdır. Şarköy Gazilerine “ HOŞGELDİNİZ “ demek üzere şehitliğe gelen Hasan Albayımız gibi Türk Subayları ordumuzda olduğu sürece bu sorunu çabuk aşıp tarihin unutulmaması gereken sayfalarında bırakmamız gerektiğine olan inancımız daha çok artıyor. Büyük Önder Atatürk Çanakkale Savaşlarının 10. yılında Dünya ‘ ya seslendiğinde herkes Savaş Kazanmış kahraman bir komutandan nasıl savaştıklarını ve düşmanı nasıl perişan ettiklerini anlatan bir konuşma bekliyordu. Ancak Atatürk çocuklarını savaşta kaybetmiş annelere seslenerek savaşın, savaşan her iki taraf için de nasıl acılara sebep olduğunu söylüyordu. Savaşta çocuklarını kaybeden annelere “ ÇOCUKLARINIZ BİZİM ÇOCUKLARIMIZ İLE KUCAK KUCAĞA BERABER YATIYOR, ONLAR ARTIK BİZİMDE ÇOCUKLARIMIZ “ dediğinde dünyanın o güne kadar duymadığı güzellikte sözlerdi.

 

 

Hasan Albayımız’ da işte bu barış kültürü ile yetişen, barışın değerini çok iyi bilen, ancak bazen barış için savaşmaktan kaçınmayacak kadar cesur ve kararlı bir Türk subayı olarak görev yaptığı bölgede ayni güzellikleri yaşatacak değerli bir asker olarak bize olayları anlattı. Ne mutlu Türk Ordusunda böyle değerli subaylarımız var.

KIBRIS’ IN TARİHİ KİMİNLE BAŞLAR

 

09.11.2016 GÜZELYURT-LEFKOŞA-MAGUSA GEZİSİ

 

Gezimizin 3. günü turumuza rehberimiz Cemal’ in eşliğinde Magusa’ ya kadar uzun bir yolculuk yapacağız. Adet olduğu üzere rehberler geçtiğimiz ve gideceğimiz yerler hakkında bilgi verirken ülke tarihi ile ilgili bilgiler de anlatırlar. Ülke ne zaman kurulmuş, kaç kişi yaşar, kişi başına gelir, yaptığı savaşlar falan filan her ülke için elzem olan klasik bilgiler. Tanıtımı Türk rehber yapınca elbette tarih bizimle başlar. Kıbrıs’ ın bizim için bilinen ve başlayan tarihi 1571 olarak başlar, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile devam eder ve 1983 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ nin kuruluşu ile taçlanır. Rum rehberler de belli ki olayı kendi tarih başlangıçları ile anlatırlar. Halbuki bir Japon, Amerikalı veya Norveçli için bu tür savaş sahneleri değil Kıbrıs’ ın kültürel tarihi geçmişi önemlidir. Hadi biz olayın o boyutunu ön plana çıkararak devam edelim gezimize.

 

LEFKOŞA

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kıbrıs Rum Cumhuriyeti tarafından ikiye bölünen ve her iki kesime de başkentlik yapan ilgin bir yer. Bugün için rehberlerin anlattığı tarih bizim için 1570-71 yıllarında Kıbrıs’ ın alınması ile başlar. 8 Ay süren şiddetli çarpışmalar ve binlerce şehit ile geçilebilmiş Lefkoşa surları hala eski gizemini koruyor. Venedikliler adayı ve kaleyi Osmanlıya vermemek için büyük mücadele ve kayıp vermişler. Ancak sonunda adanın sahibi olan Osmanlılar 1571-1877 yılları arasında ada’ da önemli imar faaliyeti yaparak sivil halkın yaşamını kolaylaştırmış. Venediklilerin ada halkına uyguladığı yüksek vergiler ve baskı sonucu adaya davet edilen Osmanlı Ordusu zor bir zafer elde etmiş.

LEFKOS’ UN AŞKI SİA

 

Efsaneye göre Mısır Kralının oğlu Lefkos sevgilisi SİA’ ya hediye etmek üzere şehri kurar ve adı her ikisine veya müşterek aşklarına hürmeten LEFKOSİA olarak anılır. Ufak değişiklikler olsa da Lefkoşa veya Lefkosia ismi bugüne kadar gelmiştir, adaya zaman zaman hakim olan medeniyetlere rağmen. Hakimler veya adanın geçici sahipleri değişse de efsaneler değişmiyor. Mısırlılar belki de bu efsaneye inanarak Kıbrıs çıkarması sırasında Rumlara silah yardımı yapmışlardır. Hani adada efsaneye göre kuruluş payları varya..

Bir başka efsane ise Neolitik çağda MÖ 3000-4000 yılları arasında şehrin ismi LEDRA’ dır ve Afrodit’ e adanmış bir tapınak mevcuttur. Şehrin şansı hep adanmış, hediye edilmiş, kiralanmış veya satılmış hikayeleri yaşamıştır. Ledra ismini bizim kamuoyu bilir mutlaka. Kıbrıs Barış görüşmelerinin yapıldığı LEDRA PALAS hoteli görüşmeler sebebi ile sık sık anılır olmuştu. Denktaş öldükten sonra Barış görüşmeleri İsviçre de yapılmaya başlayınca Ledra yı unuttuk. Bizim muhtarlar Lefkos’un aşkı için şehir yaptırdığını duyunca “ Biz hanımlara ev bile alamıyoruz “ diye yakındılar. Herkes Kral oğlu olacak değil ya…

Bir rehber, gurubu gezdirirken şehrin hikayesini anlatır. Tabi söz o yıllarda dünya’ nın en güzel kadını kabul edilen Afrodit’ e gelince rehber sorar, “afrodit’ i biliyormusunuz ?” guruptan bir tanesi hemen atılır Türk Afrodit’ i BANU Alkan.

Lefkoşa hep güzel kadınlara hediye edilmiş ama bunun istisnası da olmuş tarihte. Venedik’ in ALTIN KIZI olarak tarihte yer alan Kraliçe Katherina, sevgilisi uğruna kocasını zehirleyerek şehre hakim olur ve Venediklilere hediye eder. 1571 yılına kadar 300 yıl süren Venedik hakimiyeti böyle bir aşk hikayesi veya ihaneti ile başlar. Rehberi uyardık bu defa “ sakın Katherina kim diye sorma”, yoksa bizim guruptan da Baltacı Mehmet Paşan ve Rus Katherina’ ya göndermeler gidebilir.

Lefkoşa hakkında merak edenler internet sitelerinden istedikleri efsaneyi okuyabilirler. 1974 yılında Rum cuntacı Nikos Samson’ da şehrin Nikosia bölümüne takılmış olacak ki, şehri benim babam benim için yaptı diyerek askeri bir darbe ile Makarios’ u devirip yönetime el koymak istemiştir. Adam haklı adı Nikos, Türkiye dur bakalım adı her Nikos olan Kıbrıs’ ı almaya kalkarsa bu işin sonu gelmez deyip çıkarma yapınca Nikos’ a kaçmak düşmüş.

Lefkoşa’ da LOKMACI kapısını gezerken yanımıza yaklaşan bir arkadaş, rehberimize bir bilgi sunmak istediğini söyledi. Bu arkadaşımız o günlerde kapının olduğu yerde lokmacı dükkanı olan bir ermeni ustanın yanında çalışıyormuş. Kapıya ismini veren lokmacı ermeni usta ile beraber çalışmış ve anıları varmış. Biz onun yalancısıyız, belki de beraber çalışmıştır. Ancak rehberimiz fazla yüz vermeyince bizde bir resim çekilip teşekkür ettik, verdiği aydınlatıcı bilgiler için.

Lefkos veya Nikos’ u, Afrodit ve Venedikli Katherinayı geride bırakarak bir başka efsane şehre doğru yola çıkıyoruz.  GAZİ MAGUSA.