Muhtarlarımız Balkanlarda

153

Kırklareli Merkez Muhtarlar Derneğinin düzenlemiş olduğu Bulgaristan, Romanya ve Moldovya’yı kapsayan 7 gün, 6 gecelik Balkanlar Kültür gezisi başarı ile tamamlandı.

25 Mart 2016 Cuma günü Edirne üzerinden Bulgaristan Eski Zağra, Veliko Tırnova şehirlerinden geçilerek Romanya’ nın Bükreş şehrinde bir gece konaklama, Moldovya’ nın Kişinev şehrinde 2 gece, Romanya Köstence şehrinde 1 gece ve Bulgaristan Varna şehrinde 1 gece konaklanarak 31 Mart 2016 Perşembe günü tamamlanan gezi müthiş keyifli ve bir o kadar da öğretici bir kültür gezisi olarak Kırklareli Dereköy sınır kapısında sona erdi..

Gezinin tüm masraflarının katılımcılar tarafından karşılandığı, diğer gezici meclis üyeleri gibi bütçeden ödemelerin yapılmadığı bu gezi, muhtarlarımız, ihtiyar heyeti üyeleri için gerçekten çok faydalı bir eğitim ve kültür gezisi olduğu kadar muhtarlarımızın örnek davranışları ile Kırklareli’nin gönüllü turizm elçileri olarak bir tanıtım gezisi oldu.

25 Mart 2016 Cuma gece saat 12 de Kırklareli’ den otobüs ile başlayan gezimiz uzun bir gece yolculuğu ile Bulgaristan’ın VELİKO Tırnova şehrine kadar uyku ile geçti. Kaptanımız, Veliko Tırnova yakınlarında HAİN BOĞAZ denilen bir mevkide bulunan eski bir çeşme önünde ihtiyaç molası verdi. Rehberimiz, Veliko Tırnova, Hain Boğaz ve çeşme hakkında tanıtıcı bilgiler sundu. Ancak bu yetersiz bilgiler hiç kimseyi tatmin etmedi. Burada anladık ki turistik gezi rehberliği çok ciddi ve eğitim isteyen önemli bir iş. Bu konuda rehberlik yapacak kişilerin yalnızca o ülkenin dilini bilmeleri yeterli olmuyor. Yapılan iş sadece tercümanlık veya çevirmenlik düzeyinde kalıyor. Gerçi bizim hedefimiz Romanya Bükreş olduğu için bu bölge transit geçiş alanımızda kalıyordu. Ancak gene de Hain Boğaz ve çeşme hakkında yeterli bilgi öğrenilmesi gerekiyor. Rehberlerin bu tür önemli tarihi bölgeleri iyi okuyup, araştırıp öyle anlatmaları gerekiyor.

Rehberimizin anlattığına göre Hain Boğazı bölgesi Koca Balkanların geçit vermeyen bir bölgesi imiş. Komünizm zamanında yani 2. Dünya Savaşı sonrası Alman Nazi işgalinden kurtulup Rus işi komünizm uygulamaya başlanınca okullardaki öğrenciler yaz tatillerinde orman işinde, yol yapımında çalışmaya başlamışlar. Öğrenciler Hain Boğaz ile Veliko Tırnova arasındaki kısa bölgeyi kazma-kürek çalışarak yol yapmışlar. İşte bu çalışmalar sırasında buldukları bir kaynaktan sıcak su çıktığını görmüşler. Bir öğrenci tesadüfen sigarasını yakarken suyun yandığını fark etmiş. İşte o günden sonra efsaneler başlamış. Kimisi gençlik ateşi, kimisi sevda ateşi ile suyun yandığı hakkında efsaneler uydurmaya başlamış. Aslında su ile birlikte muhtemelen bir doğal gaz kanalı birbirine karışmış olmalı ki çakmağı tutuğunda su yanıyor. Rehberimizden ne çeşmenin ismin hakkında ve ne de Hain Boğaz’ a neden hain denildiğine dair herhangi bir tatmin edici bilgi alamadık.

Merak ettik internet amcadan soralım dedik. Orada da çok farklı bilgilerle karşılaştık. Bir başka yazıda 1902 tarihinde Osmanlı Subay Okulu öğrencilerinin orada çalıştığını okuduk. Bölge askeri açıdan stratejik öneme haiz bir bölge olduğu için boş ve ilgisiz kalması mümkün değil. Neden Hain Boğaz denildiği hakkında mutlaka önemli bir efsane vardır. Orada mutlaka hain denecek kadar önemli olaylar yaşanmıştır. Aklımıza 1877-78 Osmanlı- Rus Savaşı geliyor. Bölge Plevne ve Şipka arasında kalıyor. Gazi Osman Paşa savunulması daha zor bir bölgede destansı bir mücadele örneği verirken, savunması daha kolay Şipka Geçiti ve Hain Boğaz geçitlerinin çok kolay teslim olması ve geçilmesi akla kötü şeyler getiriyor. Eğer Gazi Osman Paşa Şipka ve Hain Boğaz’ ı savunsa idi, değil Rus Ordusu Dünya Ordusu gelse o bölgeden geçemezdi. Şipka muharebeleri ile ilgili küçük bir internet bilgi notu.

Şıpka Geçidi Muharebeleri,

Osmanlı kumandanı Süleyman Hüsnü Paşa 1877 yılının Haziran ayında birliklerini Karadeniz yoluyla Dedeağaç’a nakletti. Sayıları 4.000-5.000 arasındaki Osmanlı orduları Dedeağaç’tan kara yoluyla Şıpka Geçidi’ne ulaştılar. Bu arada Temmuz ayında Rus generali İosip Gurko’nun kumandası altındaki bir birlik Tuna Nehri’ni geçerek Şıpka Geçidi’ne ulaştı.

•I. Şıpka Geçidi Muharebesi: (17-19 Temmuz 1877), İosip Gourko Şıpka Geçidi’ni ele geçirdi.

•II. Şıpka Geçidi Muharebesi: (21-26 Ağustos 1877), Osmanlılar Şıpka Geçidi’ni geri almak için taarruza geçtiler ama geri püskürtüldüler.

•III. Şıpka Geçidi Muharebesi: (13-17 Eylül 1877), Osmanlıların ikinci bir taarruzu geri püskürtüldü.

•IV. Şıpka Geçidi Muharebesi: (5-9 Ocak 1878), Bu sefer İosip Gurko son bir taarruza geçerek Şıpka Geçidi’ni saran Osmanlı ordularını kesin bir yenilgiye uğrattı.

Bu muharebelerde yenilgiye uğramasına rağmen savunmada gösterdiği cesaretten dolayı Süleyman Hüsnü Paşa önce Şıpka Geçidi Kahramanı olarak görüldü. Ancak sonradan yenilgiden sorumlu tutularak Taşkışla’da hapsedildi. Bir yıl süren bir yargılamadan sonra idama mahkûm edildi, tüm rütbe ve madalyaları geri alındı; ama cezası daha sonra II. Abdülhamit tarafından sürgüne çevrildi. 14 yıl Bağdat’ta sürgün hayatı yaşayan Süleyman Hüsnü Paşa 1892 yılında orada öldü.

Muharebeleri kazanan tarafın kumandanı Mareşal İosip Gurko ise kont ünvanını kazandı. 1879-1880 yılları arasında St. Petersburg kentinin valisi oldu. 1883-1894 yılları arasında ise Rusya’nın işgali altındaki Polonya’nın valiliğini yaptı. 1901 yılında öldü.

Ertesi gün (19 Temmuz), Gurko en baştan beri planladığı güney ve kuzeyden kombine saldırıyı gerçekleştirmek amacındadır, fakat sabah 7′de Osmanlı ordusundan yeniden bir ateşkes çağrısı gelir. Geçidin tesliminin öğleyin gerçekleşeceği bildirilen Gurko, öğlene kadar bekler, bir yanıt almaması üzerine hastahane personelinden birkaçını geçide yollar ve Osmanlı ordusunun geçitteki konumunu “kendiliğinden” terk ettiğini hayretler içinde öğrenir.

İleride çok pahalıya patlayacak bu çekilme emrinin kimin tarafından ve neden verildiği bilinmemekle birlikte, sebebi tahmin edebiliriz. Kuzeyde Plevne’de büyük bir kuşatma sürerken hiç de beklemedikleri bir anda gerçekleşen bu saldırı karşısında, Osmanlı birliklerinin kısmen hatalı bir biçimde çok büyük bir önem atfedilecek olan geçidi terk etmesi, stratejik konumunun Osmanlı komutanları tarafından iyi değerlendirilmemiş olduğu kesindir.

Hayat işte böyle inişli çıkışlı sürprizler hazırlıyor insana. Paşalık parlak tenek madalyalar takıp Padişahın huzurunda boy göstermekle veya Boğaz’ da yalılar almakla olmuyor. Paşalık Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa gibi savaş alanlarında savaşarak kabul ettiriliyor.  İşini doğru ve tam olarak yapanlar kahraman, işini doğru yapmayan insanlar ise suçlu oluyor.

Bu konuyu tekrar incelemek üzere biz gezimize devam ediyoruz. Veliko Tırnova ve Hain Boğaz özel bir bölgesel gezi ile gezilecek kadar önemli bir tarihe sahip. Veliko Tırnova şehri 1183-1393 tarihleri arasında 210 yıl bölgeye hakim olan 2. Bulgaristan Krallığına başkentlik yapmış, önemli tarihi mekanlara sahip bir bölge. Ayrıca gezilmesi ve yazılması gereken bir konu.

HAİN BOĞAZ; SEVDA ATEŞİ ÇEŞMESİ

HAİN Boğaz çeşmesinin bir adının olmadığını öğrendik. Belki düşünenler olmuştur diye hatırlatalım ve çeşmenin adının SEVDA ATEŞİ ÇEŞMESİ olmasını önerelim. Kim bilir belki tutar ve bu çeşme gençlerin sevda ateşinin çeşmesi olur.

“Not: 31 Mart 2016 günü Türkiye’ye döndüğümüzde Bulgaristan doğumlu Kırklareli Kırkseder Üyesi şair Firdevs Büyükateş’i arayarak konu hakkında doğru bilgiye nasıl ulaşabileceğimizi sordu. Firdevs Büyükateş konu hakkında bilgisi olamadığını, anacak Bulgaristan tarihi hakkında değerli çalışmalar yapan Varna Sebahattin Ali Derneği başkanı Rüstem Mümün Aziz beyden bilgi alabileceğimizi söyledi. Değerli araştırmacı Rüstem bey bir gün sonra konu hakkında detaylı araştırması ile ilgili bilgileri bizle paylaştı.

Hain boğaz isminin Haineto köyünün isminden kaynaklandığını, 1948 yılında öğrencilerin çalışmaları ile boğaz yolunun açıldığını ve resmi isminin “Cumhuriyet Geçiti “ olduğunu bildirdi. “

26 Mart 2016 Bulgaristan Rusçuk- Romanya Bükreş

Transit geçen Bulgaristan yolculuğumuzun son durağı Tuna Nehri kıyısındaki (RUSE) Rusçuk şehrine varıyoruz. Kısa bir öğlen yemek molası ve şehir turu için 2 saat vaktimiz var. Rusçuk şehrinin meydanı ve parkları önemli bir yer kaplıyor insanların hayatında. Yeşil alanlara duyulan saygı, düzenli ve temiz tutulmuş ağaçlandırılmış ve Bulgaristan tarihi için önemli olayları hatırlatan heykeller şehrin önemli simgeleri olarak gezilebilir.

Rusçuk şehri Osmanlının Tuna boyundaki önemli şehirlerinden birisidir. Deliorman ve Dobruca bölgesini de kapsayan TUNA Vilayetinin başkentliğinin yapmış bir Osmanlı şehridir. Mithat Paşa’ nın 1864-1868 yılları arasında valilik yapması şehrin mimari ve kültür yapısında önemli gelişmelere sahne olmuştur. Bu kültürel değerlerinden dolayı Avrupa Kültür Başkenti olarak seçilmiştir. Şehir Mithat Paşa ile özdeşleşip, Dünyaca ünlü yazar Elias Canetti’ nin doğduğu şehirdir.  Şehirde koruma altında alınmış olan 267 bina bulunmaktadır.

Elias Canetti hakkında kısa bir bilgi verelim. 1905 yılında Rusçuk’ta Yahudi bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Elias Canetti romancı, oyun yazarı olarak dünya edebiyatına damgasını vurmuş ve “ geniş bir bakış açısı, fikir zenginliği ve sanatsal güç ile işaretlenmiş yazıları için” 1981 yılında Nobel Edebiyat ödülünü kazanmıştır.

Osmanlının Balkanlara yayılmaya başladığı yıllarda Osman Gazi’nin ağabeyi Gündüz Alp’e bağlı olanlar buralara gelip yerleşerek köyler kurmuşlardır. Bu sebeple buralarda kurulan köylere AMUCA köyleri denilmektedir. Buralara ilk gelenler Avşar, Kayı ve Peçenek boylarına ait Yörük Türkleri olduğu için bu bölgede yaşayanlar  “BEÇEN” diye de anılırlar. Bölgede Bektaşilik geleneği devam etmektedir.

Kısa Rusçuk turumuz ile birlikte Amucaları, Peçenekleri ve Mithat Paşayı yaşanmış hatıraları geride bırakarak Tuna Nehri üzerinden Romanya topraklarına devam ediyoruz.

Gazi Osman Paşa 1877 yılında Tuna Nehri akmaz, Tuna geçilmez İstanbul ve Trakya’nın savunması Tuna dan başlar dedi ise de kimse onu dinlememiş ve Tuna’yı geçen Rus Ordusu İstanbul kapılarına dayanmıştı.

Hain Tuna, güzel Tuna yine akmaya devam ediyor ve biz Kırklareli muhtarları ile Tuna üzerinden Romanya Bükreş’e doğru hareket halindeyiz.

26 Mart 2016 Romanya Bükreş

Uzun bir otobüs yolculuğunda sonra nihayet Romanya’ nın başkenti Bükreş’ te konaklayacağımız RİN Grand Hotel’ e varıyoruz. Hotel 4 yıldızlı gerçekten turistik anlayış ile işletilen temiz bir hotel.

İlk gece uzun bir yolculuğun yorgunluğunu atmak üzere dinlenme ile geçiyor. Hepimiz yorgunuz ama gezdiklerimiz ve gördüklerimiz bu uzun yolculuğa değeceğe benziyor.

Romanya tarihini incelediğimizde bizi ilgilendiren önemli tarihi olayların yanında Bükreş şehrine damgasını vuran kişinin Romanya’ nın son komünist lideri Çavuçeşku olduğunu görüyoruz. Çavuş her türlü olumsuzluğuna rağmen yaptırdığı binalar, geniş caddeler ve parklar ile şehre ve ülkeye damgasını vurmuş.

Romanya ekonomisinin büyük bir kaynak kaybına sebep olarak yaptırdığı kendi sarayı ve karısı HELENA için yaptırdığı muhteşem saraylar tamamlanamadan ve Çavuş içinde bir gece dahi kalamadan elinden uçup gitmiş. Saraylar için harcanan paralar Romanya ekonomisini sarsacak düzeyde olmasına rağmen bugün turistik bir mekan olarak gezilmekte ve Romanya ekonomisine büyük gelir getirmektedir.

Çavuş’ un sarayını gezmek isteyen turist gurupları önceden randevu almak ve iyi bir giriş ücreti ödemek kaydı ile gezebilmektedirler. Karısı Helena için yaptırdığı saray ise Ortadoks Katedrali olarak hizmet vermektedir. Görünen o ki, halkın parası ile yaptırılan mekanlarda oturmak bazılarına kısmet olmuyor.

BÜKREŞ’ te bir gece konakladığımız Rin Hotelden ayrılarak Moldovya’ nın başkenti Kişinev’ e doğru yola çıkıyoruz. Ancak birkaç saat serbest zamanımızı Bükreş’ i gezebilmek için değerlendiriyoruz. Elbette gezilecek o kadar çok yer var ki, birkaç sat içinde bir şehri tanımak mümkün değil. Ancak,  önemli birkaç yeri belirtmekte fayda var.

Romanya devriminin başladığı ihtilal meydanı görülmesi gereken önemli bir yer. Çavuş’ un haftalık balkon konuşması yaptığı sırada başlayan ihtilal Romanya gizli polisi ve çavuşun askerlerinin açtığı ateş sonucu öldürülen 6500 gencin anısını taze tutmak için yapılan heykel ve meydan düzenlemesi her yöneticiye ibret olacak özellikte.

Çavuş ve karısı Helena’ nın kurşuna dizilmesi ile sonuçlanan Romanya Devrimi sırasında çıkan çatışmalarda 30 bin civarında genç öldürülmüştür. Çavuş sarayının çatısında bulunan helikopter ile kaçmak ister. Helikopter pilotu çavuş’ u hava alanı yerine askeri birliğin içine indirir. Yargılanan çavuş kurşuna dizilerek idam edilir. 1974-1989 yılları arasında Romanya Cumhurbaşkanı olarak saygın bir görev yapan Çavuş, sebepsiz zenginleşme, hırsızlık, rüşvet ve binlerce kişinin ölümüne sebep olma suçlarından suçlu bulunarak idam edildi. Bükreş’ te devrimci bir genç olarak başlayan hayatı halkın mutluluğu için komünist devrim yapma suçlamasıyla hapishanede yatması, mücadele ile parti üst yönetimlerine ve nihayet bir ülkenin en saygın makamı olan Cumhurbaşkanı makamına kadar yükselmesi ile devam etti. Ancak zirveye çıkmak ne kadar zor ise zirvede kalmak daha da zor imiş misali, önce paraya ve lükse, ve bu para da yetmeyince rüşvet ve yolsuzluğa bulaşma ve buna karşı çıkanları yok etmeye varacak kadar kanlı bir katile dönüşen hayat çizgisi. Romanya’ nın şehirleri, yolları, binaları, yeşil alanları kadar önemle işlenmesi gereken bir hayat serüveni. Bir ülkeyi yöneten insanlar eğer rüşvet, yolsuzluk batağına batıp para ve lüks hırsı içine düşerlerse ibret alınması gereken bir son…

Bükreş’ i ve Çavuş’ un sarayını yaşanmış anıları ile geride bırakarak Moldova’ nın başkenti Kişinev’ e doğru yola devam ediyoruz. Geçmemiz gereken 400 km civarında yolumuz var.Yol’un 300 km kısmı Romanya,100 km kısmı Moldova topraklarında geçecek. Birbirinin benzeri birçok köyden geçiyoruz. Köylerin özellikleri gözlemlendiğinde muhtarlarımızın dikkati çeken farklar ortaya çıkmaya başlıyor. Köyleri kendi köyleri ile karşılaştırıp neler yapmaları ve neler yapabilecekleri konusunda konuşmalar başlıyor. Köylerin ev ve sokaklarının bakımlı ve temiz oluşu, önlerinde bulunan bahçelerinde mutlaka bağ ekili olduğu, birkaç ceviz ve diğer meyve ağaçlarının olduğu güzel ve düzenli görüntüler insana “köy işte böyle olmalı” dedirtiyor. Bölge küçük ve büyük baş hayvancılık ile ünlü olmasına rağmen köylerde bir tek koyun sürüsüne, sokaklarda hayvan gübresine rastlamadık. Hertaraf tertemiz. Muhtarlarımız daha önceki gezilerde gördükleri gibi artık köy içinde hayvan beslenmemesi gerektiği konusunda fikir birliğine vardılar. Sürüler için köy merası dediğimiz müşterek alanlarda beraber hayvancılık yapılabilecek alanlar tespit edilip sürülerin oralarda barındırılması konusunda fikir birliği oluşmaya başladı.

Bükreş turumuza devam ederken rehberimiz ile birlikte Bükreş Ekonomi Fakültesi önünden geçiyoruz. Fakülte ekonomik konularda özgün eğitim veren Avrupa’ nın sayılı üniversitelerinden biri. Çatısında duran bir top’ a dikkatimizi çekiyor rehberimiz. Top’ un sebebi konusunda sorduğu soruya çeşitli cevaplar geliyor. Öncelikle futbol ve hatta Galata Saray eski futbolcusu Hagi bile gündeme geliyor. Günümüzde futbol bile büyük bir ekonomik alan ve fakülte düzeyinde çok iyi incelenmeli. Ancak olayın futbol ile bir ilgisi yokmuş. Romanya’ da bir söz varmış “ O TOP ÇATIDAN DÜŞTÜĞÜNDE BİLİNSİN Kİ EKONOMİ FAKÜLTESİNDEN BİR BAKİRE MEZUN OLMUŞ.” Hadi bakalım yakın buradan. Nereye çekerseniz oraya gitsin, biz yolumuza ve turumuza yanlış anlaşılmaya sebep olmadan devam edelim.

ROMANYA-MOLDOVA SINIRI VE PRUT NEHRİ

Uzun bir yolculuğu geride bırakıp nihayet sınıra geliyoruz. Romanya ile Moldova’ yı ayıran nehir PRUT NEHRİ. Prut Nehri’ nin bizim tarihimizde önemli bir yeri var. Prut denince aklımıza Rusya ile yapılan 1711 tarihli Prut Savaşı, Prut Savaşı denilince de ister istemez Osmanlı Ordusu Başkomutanı Baltacı Mehmet Paşa ve Rus Çariçesi Katerina arasında geçtiği farz edilen rüşvet ile kirlenen bir aşk gecesi aklımıza gelir.1683 1.Viyana bozgunu ve 1699 Karlofça anlaşmaları ile hayli itibar ve toprak kaybına uğrayan ve artık Türk Ordusunun da yenilebileceğine inanan Avrupa ve Rusya  eline geçen her fırsatta Osmanlıya savaş açmaya başlar. 1711 temmuzunda Prut nehrinin iki yakasında cephe alan Osmanlı ve Rus orduları kıyasıya bir savaşa tutuşur. Nehrin Romanya tarafı daha güvenli arazi olmasına rağmen karşı taraf tamamen bataklıktır ve ordunun ağır silahlarının, toplarının ve atlı birliklerinin hareketi çok zordur. Arazi tamamen bataklıktır ve hareket eden ağır cisimleri anında yutmaya hazırdır. Avantajlı olan Osmanlı Ordusu ağır top ateşi ile Rus ordusunu bozguna uğratır. Ancak bataklığa çekilen Rus ordusunu kuşatmaya rağmen yok etmek imkansız gibidir. Bataklığa saplanan iki taraf yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Durumu iyi değerlendiren ve bölgeyi iyi bilen Baltacı Mehmet Paşa Ruslardan gelen barış isteklerini kabul eder. Zaten Ruslar savaş sebebi olan bütün Osmanlı taleplerini fazlası ile kabul etmiştir. Toplanan Savaş Divanı Rusların barış taleplerini görüşür ve Osmanlı şartları ile barış imzalanır

Osmanlı kendi toprakları olan o günün Lehistan denilen Eflak-Boğdan haritasına ait Dobriç bölgesinin Osmanlıya, Prut nehrinin karşı yakası Besarabya, bugünün Moldova bölgesini de Rusya’ ya bırakarak iyi bir savaş tazminatı ve zafer ile İstanbul’ a döner. Prut bataklığı kadar Yeniçerilerinde durumu Baltacı Mehmet Paşa’ yı korkutmaktadır. Yeniçeriler artık eski yeniçeri değildir. Yeniçeri ocağının temel eğitimi olan Bektaşilik yerini tarikatlara bırakmaya başlamıştır. Halvetilik-Nakşilik, Gülşenilik gibi tarikatlar ile asker taraf olmaya başlamıştır. Çeniçeri ağaları bir an önce ganimeti alıp İstanbul’ da haremlerine dönmek istemektedirler. Konu hakkında internette çok farklı kalemlerden değişik yorumlar vardır.

BALTACI MEHMET-KATERİNA GÖRÜŞMESİ

İstanbul’ a zafer ile döndüğünü zanneden Baltacı Mehmet Paşa Limni adasına sürgüne gönderilir. Bazı tarih kaynaklarında idam edildiği de yazar. İstanbul’ da savaş sonrası çıkan dedikodular çok çirkin v asılsızdır. Baltacı Mehmet’ in çadırına gelen Katerina altın ve mücevher vererek Baltacı ile geceyi geçirir ve barış sözü alarak Rus Ordusunu yok olmaktan kurtarır. Bu çirkin söylenti her ne kadar Baltacı Mehmet Paşa’ yı itibarsızlaştırmak için uyduruldu ise de aslında Osmanlı’ nın artık rüşvet söylentisi ile dahi sadrazam harcadığı bir döneme girdiğini gösterir. Kaybedilen Baltacı Mehmet’ in itibarı değil Osmanlı Ordusunun itibarıdır.

BALTACI’ NIN İTİBARI İADE EDİLSİN

Biz buradan Baltacı Mehmet’in itibarının iadesini yetkililerimizden isteyerek Kişinev’ e doğru yolumuza devam edelim. Çünkü konu çok hassas ve üzerinde iyi bir tarihi araştırma yapılmadan geçilemeyecek kadar önemli ve derin.

2 gece konaklayacağımız İris Hotel’ e odalarımıza yerleştikten sonra gece geç saatte olsa bir şehir turu yapıyoruz. Şehir merkezi 2 km uzaklıkta. Taksi ile de gidilebilir, yaya olarak da. Bazı arkadaşlar taksiyi tercih etti, biz yürüdük. Bence bir şehrin sokaklarında gezmiyorsan, insanlarını yollarda selamlamıyorsan biraz eksiklik gibi kalıyor.

1 km civarında ana cadde üzerinden merkeze doğru yürümemize rağmen henüz kimseye rastlamadık. İnsanlar sanki sokakları terk etmiş hayalet şehir gibi. 10-15 dakika ara ile çeşitli yönlere giden otobüsler de boş geçiyor. Taksi ara ki bulasın. Kişinev sokakları bizim bu akşam. Açık bulabilirsek bütün meyhanelerini dolaşacağız İstanbul gibi. Ancak şansımıza bir tek meyhane bulamadık. Tek açık yer gazinonun kumarhanesi bizi de oraya Türk pasaportu olduğu için sokmadılar.

Boş sokaklarda şehir turumuzu tamamlayarak hotelimize geri dönüyoruz. Yarın programımız hayli yüklü Kişinev’ in dünyaca ünlü şarap mahzenlerini gezeceğiz.

Moldova hakkında geniş bilgiye sahip yerel rehberimiz Paşa Mehmet lakaplı beyden önemli bilgiler alıyoruz. Kişinev şehri tıpkı İstanbul gibi 7 tepe üzerine kurulmuş bir şehir. İstanbul 77 tepeye sığmamış ama Kişinev 7 tepe üzerinde kalmış fazla genişlememiş. Zaten Moldova’ nın nüfusu 3,5 milyon civarında genişlese oturacak kimi bulacaklar. Bu boşluğu Türk iş adamları doldurmaya çalışıyor bu günlerde. Ancak onlarda kumarhanelerden ve güzel moldav kadınlardan kurtulup bir türlü şehri zenginleştirme ve genişletmeye fırsat bulamıyorlar.

Moldova tarihi hakkında tercümanımızdan biraz bilgi alıyoruz. Anlattığına göre Moldova’ nın milli kahramanı kabul edilen Büyük Stefan” STEFAN ÇEL MARE” Osmanlı Ordusuna karşı savaş kazanan ilk komutan olarak anılıyor. Onun savaşta bize karşı kullandığı ve ölümüne dek yanından ayırmadığı ünlü kılıcı Topkapı Sarayında sergilenmektedir. Moldovalılar yıllardır kılıcı istemelerine rağmen kılıç Topkapı Sarayından dışarı çıkamamıştır. 2012 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan kılıç’ ın bir replikasını hediye edince olay Moldova’ da büyük bir sevinçle karşılanmıştır.

Osmanlı’ nın Avrupa’ da ilk mağlup olduğu, 40 bin kişilik bir orduyu becereiksiz komutanlar tarafından tamamen kaybettiği, tarih kitaplarımızda kaydına rastlamadığımız  Racova veya Vasliu Muharebesi 10 Ocak 1475 tarihinde yapılmıştır. Boğdan Prensi 3.Stefan ve Osmanlı Komutanı Hadım Süleyman Paşa arasında geçen savaşta Osmanlı Ordusu imha edilmiştir. Hıristiyan Avrupa ve Papa Hıristiyan Dünyasının Türklere ve Müslümanlara karşı kazanılan ilk zaferini büyük ayinler yaparak kutlamıştır. Leh tarihçi Jan Dlugosz’un yazdığına göre Büyük Stefan bu galibiyeti kutlamamıştır. İşte bunun için Stefan’ a büyük deniliyor galiba. Daha sonra Osmanlı daha büyük bir ordu ile gelerek Stefan’ ı esir almış ve kılıcını İstanbul’ a Topkapı Sarayı’ na getirmiştir. O tarihten beri Büyük Stefan’ ın ünlü kılıcı İstanbul’ da sergilenmektedir.

Savaşı ve ordusunu kaybeden Hadım Süleyman Paşa ise İstanbul’ da kalmıştır. Adamı hadım edip cezalandırırsan, sonrada emrine bir ordu verip savaşa gönderirsen sonu bu olur işte.

DÜNYA’NIN EN BÜYÜK YER ALTI ŞARAP MAHZENİ : MİLEŞNİMİÇİ

28 Mart günü Kişinev’ i gezip tanıma günümüz. Sabah erken kalkıp şehir turuna başlıyoruz. Program hayli yüklü sınırlı zaman içinde mümkün olduğunca çok yer görüp öğrenebilmek. Şehir turundan sonra Kişinev’ in dünyaca ünlü şarap mahzenini gezeceğiz.

Şehrin merkez tren istasyonu önünde uzun bir heykel dikkatimizi çekiyor. Heykel 2. Dünya Savaşı sırasında Moldova’ da topladıkları 400 bin kişiyi tren istasyonundan vagonlara doldurup Sibirya’ ya esir olarak göndermişler. Bu gidenlerden bir tek kişi hayatta kalıp geri dönmemiş. Bugün Moldova’ nın nüfusunun 3,5 milyon olduğunu, bu nüfus dağılımının 1,5 milyon rus, 200 bin Gagavuz, 100 bin tatar, Çingene ve Gül Türklerinden oluştuğunu düşünürsek ve o günkü nüfusun 1,5 milyon olduğunu hatırlarsak Rus olanların dışında uğradığı soykırımın vahametini görün. Bir ülke tamamen yok edilerek Ruslaştırılmak istenmiş. İşte bazılarımızın özendiği Stalin Rusya sı ve komünizm anlayışı.

Tren garı önündeki heykel işte bu vahim sürgün olayını temsil ediyor. Garı ve heykelin civarı ayni zamanda BİTPAZARI olarak anılan işporta tezgahlarının bulunduğu meydan. Bu meydanda Moldova halkının yoksulluğunu görmek mümkün. Tezgahlarda ikinci el eşya olarak ne ararsan var. İki çift ayakkabısı olan bir çiftini, eki takım elbisesi olan, iki gömleği olan ve hatta kadın sütyenleri ve çeşitli ev eşyaları tezgahta alıcı bekliyor. Milli sporcular kazandıkları madalyalarını, Halk satabilecek neyi varsa hepsini satışa çıkarmış.

Tezgahları geziyoruz fakat alacak bir şey yok. Satışa çıkarılanlar değil alıp giyilecek valize bile konulamayacak kadar eski. Bir tezgahta eki küçük bir terazi dikkatimizi çekiyor. 50 ley 2,5 euro karşılığı teraziyi hatıra olarak alıyoruz. Gören arkadaşlar hemen merakla soruyor ”ne yapacaksın bu bozuk teraziyi, işe yaramaz ki“. Bizde zaten işe yarasın diye almıyoruz. Masanın üzerinde hatıra olarak dursun.

Şehri gezerken tezatları da fark ediyoruz. Bitpazarından 100 metre uzaklaşınca iki adet alışveriş mağazası dikkatimizi çekiyor. Avrupa’ da ne varsa her türlü lüks eşya mevcut. Ancak Moldova ölçülerine göre fiyatlar pahalı. O kazançla lüks mağazalardan kimler alış veriş yapıyor.

MOLDOVA-KİŞİNEV MİLEŞNİMİÇİ ŞARAP MAHZENLERİ

Moldova ve Kişinev’ e gidip mutlaka gezilmesi gereken bir yer. Moldova bağcılığının ve şarap üretiminin zirve noktası. Yerin 80 metre altında eski bir kireç taşı ocağı düzenlenerek 80 km uzunluğunda Dünya’ nın en büyük şarap mahzeni yapılmış. Şarap üretimi ile Dünya markası olmuşlar. Moldova ekonomisinin ve işsizliği önlemenin lokomotifi. Binlerce dönüm bağ ekiliyor. Bağlarda binlerce insan çalışıyor. Bağlarda elde edilen ürünler ile müthiş bir ekonomik kaynak yaratılıyor. Avrupa’ nın şarap, Rusya’ nın votka ihtiyacını karşılıyorlar. Üzümlerin sıkılan cibreleri yem sanayinde kullanılıyor. Dolayısıyla hayvancılık gelişiyor. Ucuz ve kaliteli yem temini hayvancılığı teşvik ediyor. Ucuz ve kaliteli et beslenmeyi destekliyor. Halk ucuz ve kaliteli et yeme şansına sahip. Bütün bu gelişmeler turizmi etkiliyor. Moldova’ ya Türkiye’ ye gelen turist kadar şarap turizmi için turist geliyor. Şarap’ ı sadece ayyaşların günah keçisi olarak görürsen bak neleri göremiyorsun. Sen bağlarında üzümünü üret, insanlarına iş temin et kimin nasıl günaha girdiği seni niye ilgilendiriyor.

Mahzenin içini ancak minibüsler ile gezmek mümkün. İngiltere Kraliçesinin şarapları buradan temin ediliyor. Dünya liderlerinin ziyaret defterinde isimleri ve resimleri var. Böyle bir yeri gezmek Kırklareli Merkez muhtarlarına da nasip oldu. Geziden sonra en büyük sürpriz yemek ve şarap sunumu oldu. Bu özel sunum için Dünya liderlerinin yemek yediği salon açıldı muhtarlarımıza. ABD başkanları Nikson ve Clinton, Rusya liderleri Gorbaçov ve Putin bu masada misafir edilmiş. Bizim köy liderlerimizde Dünya liderleri statüsünde ağırlandılar.

Kişinev’de son gecemizi yine tarihi bir mekanda bu defa at figürlerinin hakim olduğu şık bir restoranda yemek ve eğlence ile noktalıyoruz. Muhtarlarımız güzel bir yemeğin ardından eğlenerek geceye damgasını vuruyor. İşte Kırklareli farkı bu.

Yemek sohbeti sırasında bize yerel rehberlik yapan kişinin Kişinev Devlet Tiyatrosu Genel Müdürlüğünden emekli tiyatrocu bay NİKOLAY olduğunu öğreniyoruz. Bay Nikolay’ ın 27 Mart  Dünya Tiyatro gününü kutlamamız çok hoşuna gidiyor. Bir haftadır Kırklareli Üniversitesi öğrencilerinin düzenlediği etkinlik kapsamında her akşam bir tiyatro oyunu olduğunu ve bu akşam Kişinev’ de böyle bir etkinlik olup olmadığını ve varsa gidip gidemeyeceğimizi söyleyince Kırklareli’ ne ilgisi daha çok artıyor. Moldova tiyatrosu hakkında kısa bir görüşme yapıyoruz. Yarın akşam 2015 yılının başarılı tiyatro oyuncularına düzenlenen bir ödül töreni olduğunu ancak davatiyelerin çok önceden belli olduğu için gitme şansımız olmadığını öğreniyoruz. Böyle bir kültürel sohbet bay Nikolay’ ın da hoşuna gidiyor. Daha üst düzey yönetici guruplarının farklı talepleri karşısında bizim bu talebimiz bay Nikolay’ ı daha çok şaşırtıyor.

Moldova tiyatrosu Sovyet yönetimi döneminde devlet destekli olduğu için çok üst düzeyde tiyatrocuların yetiştiği, dünya klasiklerinden eserlerin sergilendiği bir tiyatro imiş. Ancak ekonomik kriz tiyatroyu da etkilemiş. 2016 yılının tiyatro açısından zor bir yıl olacağını söylüyor.