Necdet Göç – Sevgiyi Koydum

180

Sevgiyi koydum kum saatinin doludizgin akıp giden kumlarının her bir zerresine
Çünkü bir tek sevgi var elimizde; bunca yıldan damıtılıp gelen
Yine bir tek o kalacak, yaşanacak yıllarından geriye
Bir tek sevgi olacak bunca telaştan artakalan
Ötesi yalan

Necdet GÖÇ – 1982 yılının Ocak ayında Tunceli’de Ziraatçı olarak başlayan memuriyet hayatım, yine memlekete dönme isteğimin gerçekleşmesi ile 1984 yılının Ağustos ayında Demirköy İlçemizde devam etmeye başladı. Çocuk yaşta Kazai Rüşt Kararı ile başlayan memuriyet bu defa delikanlı olarak memlekette devam ediyordu. Hem çevreyi, hem hayatı, hem kendimi, hem toplumu tanımaya başlarken günlerimiz geçiyordu. O zamanlar İl ya da ilçe merkezlerinde görev yapsak ta atamalarımız genelde köy grup teknisyeni olarak yapılmaktaydı. 1984 yılında Kırklareli Valiliği emrine atandım. Oradan da, isteğim bu yönde olmasa da Demirköy İlçesine Sarpdere Köyü Köy Grup Teknisyeni olarak atandım. Atandığımız yerlerde bina ve lojman vb. olanaklar olmadığından bu görevime ilçe merkezinde devam ediyordum.

Bu arada 1985 yılı baharının nisan ayına geldiğimizde İlçe Tarım Müdürü bir gün bana, bundan böyle görevine ataman yapılan Sarpdere Köyünde devam edeceğimi söylediğinde şaşırdım ve hemen itiraz ettim. Buna benzer sorunlar birçok yerde yaşanıyor ve mağduriyetlere neden olabiliyordu. Bakanlık ta bina ve lojman olanağı olmayan yerlerde kalma zorunluluğunu ortadan kaldırmasına rağmen İlçe Tarım Müdürü benim köyde kalmamı ısrarla istiyordu. Üstelik o tarihte Sarpdere Köyünde elektrik bile yoktu. Ben de mağdur olacağımı, köyde kalabileceğim bir ev ya da çalışabileceğim bir büro ortamı olmadığı, bu şartlarda köyde kalamayacağımı üstelik bakanlığın bile bu şartlarda köyde kalmayı kaldırdığını belirtmeme rağmen Kaymakam imzalı yazı ile göreve başlamak zorunda kaldım. Konuyu kaymakama anlattığımda o da git bir hafta kal sonra seni buraya alıcam dedi. Böylece benim bir hafta sürecek Sarpdere Köyü maceram başlamış oldu. Pazartesi olduğunda beni kurumun aracı ile köye bıraktılar. Tabi köy koşullarında kalacak tek yer muhtarlığa ait bir kişinin kalabileceği bir odaya yerleştim. Kalacak yeri bir şekilde hallettik te yemek işi ne olacaktı. Bu konuda zaman kısıtı nedeniyle ne benim bir hazırlığım oldu, ne de köyde bu ihtiyacımı karşılayabilecek bir ortam vardı. Tabi gönlü zengin olan köylümüz beni bağrına basarak orada kaldığım beş gün boyunca aralarında sırayla üç öğün benim karnımı doyurdular. Her öğünde evlerinde kendileri için ne yapıyorlarsa bir bölümünü de benimle paylaşıyorlardı. O günkü koşullarda lezzetli yemekler ile karnımı doyuruyordum. Yemekleri neredeyse tamamına yakını kendi ürettiklerinden yapıyorlardı. Kuru fasulye, nohut, patates, erişte, daha neler neler. Tarhanayı saymıyorum bile, o olmazsa olmazlardan zaten. Ancak o gün için farkında mıydım bilemiyorum ama bugün tadının damağımda kaldığının hala hissettiğim tereyağda yumurta ve yoğurt bir başkaydı. O mis gibi kendi yetiştirdikleri hayvanlardan elde ettikleri sütten yaptıkları yoğurt ve tereyağı ile bütün gün dışarıda gezmiş tavuğun yumurtasının lezzetini anlatamam. Ancak o gün için bunlar ben dahil hepimiz için olağan kabul ediliyordu. Çünkü o zamanlar hala toplum olarak endüstriyel gıdaya teslim olmamıştık. Şehirlerde yaşayanların bile birçoğu köyden ailelerinden temin ettikleri sağlıklı gıdaları tüketiyorlardı. Evet bu gün kime sorsanız o tarihte köylümüzün bana ikram ettiği o gıdaları sorgusuz tüketmek ister. İster de acaba günümüz gerçekleri öyle midir?

Neyse köyde bir haftamı tamamlayıp, hafta başı İlçedeki görev yerine gittiğimde tekrar beni köye göndermek isteseler de o zaman verdiğim hukuki mücadeleyi kazanarak görevime Demirköy İlçe Tarım Müdürlüğünde devam ettim.

Yıl 2020, ben çalışma hayatımın 39. yılını yaşıyorum. Aynı zamanda ülkemizin köklü sivil toplum örgütlerinden olan Türkiye Ziraatçılar Derneğinin Kırklareli İl Temsilciliği görevi de yapmaktayım. Hayatın bize sunduğu birikimleri bir sivil toplum temsilcisi olarak tarımın ve üreticilerimizin yaşadığı sorunlara çözüm amaçlı toplumsal yararı olduğunu düşündüğüm tarafta çözümün bir parçası olarak mücadele etmeye çalışıyorum. Meslek yaşamım boyunca birçok konuda çelişki yaşadım, hala da yaşıyorum. Bu gün ülkemiz tarım ve hayvancılığının en önemli sorunların başında başta genç nüfus olmak üzere kırsaldan kente göç olayı ile tarım ve hayvancılık üretiminde her geçen gün köylünün yaptığı işten uzaklaşması ya da uzaklaştırılmasıdır. Bu tespiti birçok yetkili gibi ben de yapıyorum, ama 1984 yılında görevli olarak gönderildiğim köyde kalmamak için diretirken, bu gün köylü neden köyü terk edip şehirde birçoğu ücretli köle oluyor diye eleştiri getirmek ya da bu konuda oların adına çözüm üretmek bir çelişki gibi geliyor bana. Aynı zamanda bir özeleştiri olarak ta kabul edilebilir. Yazının başlangıcında Can DÜNDAR’ın dizelerinde “Çünkü bir tek sevgi var elimizde; bunca yıldan damıtılıp gelen” dizesiyle sevginin önemini açıklarken, yine 1984 yılındaki yoğrdu, tereyağı, yumurtayı yiyebilmek için, bu güne kadar yaşadıklarımla “bunca yıldan damıtılıp gelen” birikimimi, önerilerimi, eleştiri ve özeleştirilerimle birlikte paylaşmaya ve çözümün bir parçası olmaya devam edeceğim.

Necdet Göç
Türkiye Ziraatçılar Derneği
Kırklareli İl Temsilcisi