Organize işler mi yoksa Lozan’ın rövanşı mı?

Hani tarih kitaplarımız hep yazar ya, Lozan Barış Anlaşması imzalandıktan sonra İngiliz Başbakanı’nın İsmet Paşa’ ya söyledikleri “ Bugün kabul etmediklerinizi ceketimin cebine koyuyorum. Fırsat buldukça sizi zayıf yakaladıkça birer birer önünüze koyacağım” .

Acaba uygun zaman geldi mi onlar için. Yaşadıklarımız Lozan’ da cepten çıkamayanlar mı. 
 
Her şey Ege Denizinde yapılan bir tatbikatla başladı sanki. Bugün kasıtlı bir cinayet olduğu ortaya çıkan, o günlerde dost ve müttefikimizin küçük bir hatası kabul edilen, Muavenat Zırhlısının bir Amerikan gemisi tarafından torpillenmesi olayı hepimizde derin bir üzüntü yaratmıştı. Belki o gün anında o küstah, katil ve kasıtlı Amerikan gemisine cevap verilse idi, bazı olaylar olmayabilirdi. Kurbağayı ılık suda ısıtır gibi olaylar birer birer gelmeye başladı. Şehit olan gemicilerimizin acısını unutmadan Irak’ ta askerlerimizin başına çuval geçirme olayı yaşandı. Biz bu Amerikan askerleri ile Irak’ ta savaşa girecektik. Vahhh başımıza gelenlere vah.
 
Her yıl 24 nisan’ ı bir kabus gibi yaşar olduk, 23 Nisan’ ın coşkusunu üzerimizden atamadan. Ermeni olaylarının özellikle 24 nisan’ a denk getirilmesi, acaba 23 nisan’ ın intikamı mı oluyordu. Biz kimdik ki, tam da Türkiye’ yi Amerikan mandası yapmaya az kalmışken ve hainlerin hazırladığı ortam da varken, nerden çıktı Cumhuriyet ilan etmek.     
 

[inset side=right]Atatürk’ün bir ağacın dalını kesmemek için raylarla evini ağaçtan uzaklaştırdığı Türkiye’de yapılan ağaç katliamı.[/inset]

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyet her alanda hızla kalkınırken, eğitimden tarıma devrim gibi büyük reformlar yapılırken Anadolu bozkırında yeniden yapılanan Cumhuriyet artık Bizanslaşan eski başkent İstanbul’ u Türkiye’ nin merkezi kalbi olan Ankara’ ya taşıyordu. Küçük bir bozkır kasabası olan Ankara örnek yatırımlarla Cumhuriyet gibi yeniden kuruluyor ve gelişiyordu. Bu gelişmenin simgesi haline gelen, tarımda modern denemelerin merkezi olabilecek olan Atatürk Orman Çiftliği, Ankara bozkırında ağaçlanmanın ve modern tarımın merkezi oluyordu.
 
Ankara’ da yeniden yapılanma ve yol çalışmalarında ve özelleştirme çalışmaları sonucu Atatürk Orman Çiftliği arazisinin bir bölümünde Amerikan Konsolosluğu Binası yapılacağını öğreniyoruz. Ankara’ nın kalbinde ve o devrimin sembolü arazide artık Amerikan bayrağı dalgalanacak olması bazı yüreklerde derin acılara sebep oluyordur.
 

[inset side=left]Bu bereketli topraklarda yaşanacak çok şeyler var daha.[/inset]

Bir başka çalışmaya ise ODTÜ sahasında rastlıyoruz. Yol geçecek bahanesi ile binlerce ağaç katlediliyor. Yıllardır kapısında beklediğimiz Avrupa birliğinin her hangi küçük bir ülkesinde bir ağaç için otoyollar şerit değiştirirken. Atatürk’ ün bir ağacın dalını kesmemek için raylarla evini ağaçtan uzaklaştırdığı Türkiye’ de yapılan ağaç katliamı. Her ne kadar yerine yenisini dikeriz ne olacak mantığı varsa da, olanlar oluyor işte. Çünkü o ağaçları Ankara’ nın bozkırına 68 kuşağı adına Deniz Gezmiş-Yusuf Aslan-Hüseyin İnan ve arkadaşları dikmiştiler. 68 kuşağını acımasızca budayanlar şimdi onların diktikleri ağaçlara mı acıyacaklar. Az çekmemişti Amerikalılar bu 68 kuşağından. İstanbul’ da gördüğü her kadına sarkıntılık eden 6.Filonun Amerikan Deniz Piyadelerini marşlar eşliğinde Dolma Bahçe’ den nasıl denize döktüğümüzü unutmamış olacak Amerikalılar.      
 
Olaylar sıralandıkça devam edip gidiyor hani bakalım nerede sonuçlanacak kimse bilmiyor henüz. Ancak biraz geriye dönecek olursak, Balkan Harbinin en kötü günlerinde, Edirne’ yı kuşatan Bulgar Ordusu’ nun tükendiği ve geri çekilmeye başladığı sırada Barış görüşmelerinde bulunan Osmanlı Dış İşleri Bakanı, Gabriel Noradunkyan Efendinin bir cümlesi ile savaşın kaderi değişiyor. Ermeni asıllı bu bakan efendi “ Bir günlük dahi dayanacak gücümüz kalmadı” diye konuşunca , çekilme hazırlığı yapan Bulgar Ordusu “ onlar bizden daha kötü durumda imiş” diyerek moral buluyor ve Edirne düşüyor. Sonradan bu efendiyi Osmanlının mirasından Ermenilere pay kapma mücadelesi içinde görüyoruz.
 
Bir başka bakan efendimiz ise Rumbeyoğlu Fahrettin Bey, Milli Eğitim Bakanı eski adıyla maarif bakanı olunca yaptığı ilk icraat, Türk kelimesinin okullarda ve ders kitaplarında kullanılmasını yasaklamak olmuştur. Türk kelimesi yerine Osmanlı kelimesi kullanılması zorunlu oluyor, Türklerin dışında herkes, rum paşa, ermeni paşa gibi ünvanlarını kullanabilmesine rağmen, sadece Türkler Türkiye’ de Türk ismini kullanamıyordu. Bir başka paşamız ise, namaz kılarken Yunan Ordusunun Anadolu’ da başarılı olması için dua ettiğini öğünerek söylüyordu.
 
Olay kapandı mı asla. Bu bereketli topraklarda yaşanacak çok şeyler var daha.