Orta Avrupa’da Türk izleri – Gül Baba – Tokaj Şarapları

29 Aralık 2012-05 Ocak 2013 Tarihleri arasında JOLLY TUR’un düzenlemiş olduğu Budapeşte-Prag-Viyana ve Bratislava’ yı kapsayan Orta Avrupa gezisine katıldık.

Bu coğrafya tarihimizin önemli olaylarının geçtiği, öğündüğümüz veya üzüldüğümüz savaşların yaşandığı bir bölgedir.

Hani bazı gazete gezi muhabirleri veya televizyon muhabirleri programlarında özellikle buralarda tarihimizden izler ararlar, biz de gittiğimiz yerlerde nasıl izler kaldığını görelim istedik.

Tarih kitaplarının tozlu sayfalarının arasında kalan, Mohaç Meydan Savaşında o yıllarda Avrupa’ nın en güçlü Ordusu olan Macar Atlı  Şövalyelerini, Kanuni Sultan Süleyman’ nın 1526 yılının 29 Ağustos günü 2 saatte nasıl yok ettiğini veya Viyana önlerinden nasıl bozgun ile çekildiğimizi anlatan izlerden eser kalmamış. Osmanlının  160 yıl süren hakimiyet yılları sırasında yapmış olduğu hanlardan, hamamlardan veya camilerden bile tek bir iz kalmamış. Devletlerin yazmış olduğu resmi tarih yaşamıyor artık, üstelik kimsenin de, yaşatmak gibi bir derdi yok. Ancak halkın yazdığı ve yaşadığı tarih var ki, onu silmeye ve değiştirmeye kimsenin gücü yetmemiş.

Mohaç Meydan Savaşı sırasında Macar Şövalyeleri atlarını zincir ile birbirine bağlamışlar. O güçlü atların ve Şovalyelerin önünde hiçbir gücün duramayacağına inanmışlar. Hani derler ya “Başkasının yumruğunu yemeyen, kendi yumruğunu balyoz zanneder”, Macar Şoval-yeleri de öyle davranmışlar, atlarını ve kendilerini zincirlerle bağlamışlar ve bir güç oluşacağına inanmışlar. Fakat bugüne kadar görmedikleri bir savaş düzeni ile karşılaşan Macarlar şaşırıp kalmış. Ay şeklinde açılan Osmanlı Ordusu saflarına dalan Macar Atlı Şövalyeleri bir anda Osmanlı topları ile karşı karşıya kalmışlar ve savaşamadan iki saat içinde yok olmuşlar. Macarlar bu olaydan büyük bir ders çıkarmışlar. O savaşta kullanılan zincirlerden kalan parçaları hala saklanıyor. Macarlar özgürlüklerinin kısıtlanması anlamına gelecek zinciri unutmamış. Kendilerini ve özgürlüklerini kısıtlayacak bütün zincirleri zaman içinde kırarak özgürlüğün tadını çıkarmaya başlamışlar.

Mohaç Savaşı nın bir başka izi ise, Macar Dev-leti’nin kuruluşunun 1000. yılında düzenlenen “KAHRAMANLAR MEYDANI” Mohaç Savaşı anısına AY şeklinde düzenlenmiştir. Macar Dev-letini kuran ve yaşatan krallar ve büyük komutanların heykelleri ve hikayeleri bu meydanda yer almış. Ancak Meydan’ ın şekli bile Mohaç Savaşı’ nın unutulmadığını gösteren Ay şeklinde düzenlenmiş.

Bu savaşın anısına zincir ve Ay Macarların hayatında başka bir anlam ifade eder.

Kanuni Sultan Süleyman iki saatlik bir savaşla bir ülkenin alınamayacağını ve halkın yalnızca askeri güç ile kontrol edilemeyeceğini anladığından olacak uzun süre Macaristan’a askeri güç kullanmaz. Bunun yerine “GÜL BABA” isimli bir BEKTAŞİ DERVİŞ’ ini BUDAPEŞTE’ ye gönderir. Gül Baba, Budapeşte’ de öylesine sevilir ve sayılır ki bu sevgi ve saygının izleri bugün bile devam etmektedir. O yıllardan bugüne ne Kanuni, ne Macar Kralları, ne faşist, ne de komunist rejimler ayakta kalmamıştır, fakat GÜL BABA Türbesi ve sevgisi ayni saygınlığını sürdürerek yaşamaktadır. Gül Baba Türbesi Budapeşte’yi ziyarete gelen turistler tarafından büyük bir saygı ve hayretle gezilmektedir. Gül Baba’nın gülleri  bugün dahi o güzel sevgi ve saygı kokularını insanlara sunmaktadır. Gül Baba’ nın Macarlara bir başka hediyesi meşhur GULAŞ ÇORBASI olmuştur.

Orta Çağ Avrupası’ nın yoksullukla ve Kılıse’nin baskısı ile bunaldığı ve bir çare aradığı günlerde Gül Baba Türbesi yoksulların sığınağı olmuştur. Türbenin ortasında her gün kaynayan bir çorba kazanı aç ve yoksul insanların karnını doyurabileceği bir yer olmuştur. Geyik etinden yapılan ve içinde her türlü sebze ve baharatın olduğu çorba kazanı kısa sürede çevrede ün kazanmaya başlar. Zamanla GÜL BABA’nın aşı ve giderek GÜLAŞI, nihayet GULAŞ olarak bugün Macarların milli çorbası haline gelmiştir.

Osmanlı’dan bugüne kalan bir başka anı ise Macarların meşhur TOKAJ Şaraplarıdır.

Budin, Osmanlı Askerleri tarafından alınınca, yeni egemenlerden korkan yerli halk, köylerini, bağ ve bahçelerini terk ederler. Tarlalarda buğdaylar, Bağlarda üzümler toplanamadan kalır. Zaman geçmekte ve köylüler bağlarına dönmeye korkmaktadır. Osmanlı Paşası köy ileri gelenlerini çağırarak, Osmanlının kimsenin malına ve canına dokunmayacağına dair güvence verir ve köylüler geri dönmeye başlar. Ancak zaman geçmiş ve üzümler küflenmeye başlamıştır. Sadece iki köylü, büyük emek vererek ürettiği üzümlerini atmaya kıyamaz ve şarap yapar. O yıl üzüm olmadığı için şarap üretimi çok düşük olur ve iki köylü güzel para kazanırlar. Şaraplar da çok güzel olmuştur. O yıldan, yani 1526 yılından beri Macarların tatlı şarabı denilen TOKAJ Şarapları Dünya çapında üne kavuşur. Tokaj Şarapları bugün Tokaj Bölgesi için çok büyük bir ekonomik gelir olduğu gibi, bölge turizminin lokomotifi gibidir. Her gün binlerce turist bölgeye şarap ve Macar Çigan geceleri için akın akın gelmektedir.

GÜL BABA, TOKAJ ŞARAPLARI, ZİNCİR VE AY ŞEKLİ, Macarlara Türklerden kalan hatıralardır.