PazaRTEsi günleri

720

LİDERLER VE ARKADAŞLARI

PazaRTEsi günlerini rahat bırakın.

Toplumu yönetmeye talip olan yönetim kadroları kendi aralarında görev bölümü yaparak içlerinden yönetme ve yönlendirme kabiliyeti yüksek olan birini lider seçip, halkın onayına sunarlar. Bunun adına demokrasilerde “  halkın özgür iradesi ile seçim” denilmektedir.  Seçilen kadrolar yönetme yetkisini halktan aldıkları için, yönetimde hata yaptıkları, basiretsiz davrandıkları zaman seçimle geldikleri gibi seçimle giderler ve tekrar yönetilenler saflarına katılırlar.

İlk bakışta okununca ne kadar güzel görünüyor değil mi? Ancak tarih boyunca toplum yaşamı göstermiştir ki, iktidar koltuğuna oturan ve yönetme gücünü eline alan bu gücü kolay kolay bırakmak istemez. Bu güç değişikliği için, bazen halk ayaklanmaları, bazen bir başka güç tarafından darbeler yapılarak yanlış yönetenler saf dışı bırakılır. Bu iktidar değişikliği bazen kanlı çatışmalara da sebep olabilmektedir. Tarihte yaşanmış onlarca örneği vardır.

İktidar değişince sadece lider mi değişiyor derseniz eğer, işte burada biraz durmak gerek. Liderler etrafında oluşan kadrolar görünürde lider’ in emirlerini uygular görünseler de, aslında onlar da kendi iktidarlarını kurmaktadırlar. Onların yaşamı ve çıkarı liderin iktidarına bağlanmıştır artık. Liderini yüceltmek için her türlü methiyeyi düzmeye başlarlar. Bu bazen öyle ileri seviyelere taşınır ki, yalakalık veya dalkavukluk kelimeleri bile yetersiz kalır. Zaman içinde Padişahların kadrolu dalkavukları olduğunu biliyoruz.

Geçmişten birkaç örnek verecek olursak eğer, hepimizin bildiği 2. Dünya Savaşının faşist diktatörü Adolf Hitler örneği çok çarpıcıdır. Avusturya Ordusunda onbaşılık yapan, Viyana Güzel Sanatlar Akademisine girip ressam olmak isteyen Hitler Akademinin kapısından dönünce şansını siyasette dener. Etrafında ki yalakalar onu öylesine şişirirler ki kendini Alman Ordularının Başkumandanı olarak görmeye başlar. Bu yalakalar sayesinde gelinen makam Almaya’ nın yıkılmasına, 60 milyon üzerinde insanın ölümüne ve netice de kendi sonuna kadar gider. Hitler öldüğünde yalnızca o ölmüş sayılmaz. Etrafında ki yalakaların da sonudur. Ancak ertesi gün herkes Hitler düşmanı olur Almanya’ da. Çıkarcılar her zaman olduğu gibi liderlerini hemen satmışlardır.

Bir başka örnek ise Atatürk zamanında yaşanan olaydır. Mustafa Kemal Meclis başkanı olarak bütün yetkilerin kendisinde toplanmasını istemektedir.  Ancak Mahmut Esad  isimli bir genç hukukçu bu duruma açıkça karşı çıkar ve yanlış olduğunu söyler. Bu olay Mustafa Kemal’ in dikkatini çeker ve nedenini öğrenmek için Mahmut Esad ’ ı dinlemek ister. Mahmut Esad, Mustafa Kemal’ i ikna eder ve böyle bir uygulamanın yanlış olduğunu kabul ettirir. Mustafa Kemal kendisine karşı çıkan bu gence saygı duyar ve yeni kurulan Cumhuriyetin ilk Adalet Bakanı olmasını sağlar. İşte bu genç hukukçu bir müddet sonra Türkiye ile Fransa arasında 1926 yılında Lahey Adalet Divanında görülecek olan Bozkurt-Lotus davasının kahramanı olur. Bu dava Türkiye’ nin Lozan’ dan sonra ilk Uluslar arası zaferi olur. Bu davadan dolayı Mahmut Esad Bey’ e Atatürk tarafından BOZKURT soy ismi verilir.

Atatürk gibi bir lidere karşı çıkmak ve onun sofrasında kabul görüp bakanı olmak görüldüğü kolay değildir. Ancak Atatürk gibi liderler etraflarında her dediğine evet diyen yalakalar değil, gerektiğinde onun yanlışlarını söyleyebilecek bilgi ve cesarete sahip yol ve dava arkadaşları ile lider olmuşlardır. Liderlerin etrafında bulunan yakın çalışma arkadaşları onların her dediğine evet diyerek aslında çok sevdiklerini zannettikler liderlerine kötülük yapmaktadırlar.

Günümüz Türkiye’sine gelirsek eğer, son zamanlarda AKP lideri, Eski Başbakan ve Cumhurbaşkanı Recep TAYYİP ERDOĞAN’ ın sevenleri tarafından kendisine yakıştırılan sıfatlar ile olayın sevgi ve methiyeden çıkıp yalakalığa doğru gittiğini görmekteyiz. Recep Tayyip Erdoğan , İmam Hatip Lisesinde aldığı dini ağırlıklı eğitimine Milli Türk Talebe Birliğinde sosyal, kültürel ve siyasi eğitimini katarak iddialı, dürüst sözüne güvenilen bir yaşam tarzı seçerek İstanbulluların sevgi ve güvenini kazanarak belediye başkanı olmuştur. Belediye başkanlığı sırasında yaptığı uygulamalar ve söylemleri ile  karizmatik bir lider çizgisi çizmiş ve Türkiye’ nin yönetimine talip olmuştur. Türk halkı da bu karizmatik lidere istediği yetkiyi vermiş ve Partisini hükümet kurmak üzere görevlendirmiştir.

Hikayemiz bundan sonra başlıyor. Bu iddialı ve inançlı halk çocuğu karizmatik bir lider olduktan sonra etrafında birçok sevini de olmuştur. Geçen yıllar içinde bu sevgi yavaş yavaş yön değiştirmeye başlamış ve sevenlerinin yanına yalakalar da eklenmeye başlamıştır. Basında yapılanlar ve söylenenler hakkındaki yazıları okudukça  bu görüşümüz haklı çıkmaya başlamıştır. Bazıları “ ona dokunmak bir ibadettir”, bazıları “ o kutsal bir insandır” vs.vs gibi olayı dini boyutlara taşıyanlar da olmuştur. Ancak olayı takvime ve günlere taşımaya başlayanlar da olmaya başlayınca sevginin ve saygının terazisinde tartı kaçmaya başladı galiba. En son bir seveni “ içinde senin adın geçtiği için pazaRTEsi gününü çok seviyorum” diyerek lidere sevgide sınır tanımayacağını göstermiştir.  Halbuki cumartesi ve Pazar günleri yaşanan iki tatil gününden sonra pazartesi güne işe gitmenin bir başka adı “pazartesi sendromu” olarak bilinmektedir.

Liderinizi istediğiniz gibi sevin, sayın, hakkında güzel sözler söyleyip methiyeler düzün ama lütfen hiç olmazsa günleri rahat bırakın. Bunun sonu Roma takvimi yapılırken kendilerine ay seçen ROMA İmparatorlarına kadar gider. Roma takviminde günlerin denk gelmesi için bir ay 30, bir ay 31 gün hesaplanmak suretiyle bir takvim yapılmıştı. JULİ ( temmuz ayı) 31 gün hesaplanınca buna çok kızan zamanın Roma İmparatoru August ( ağustos ayı) beni niye bir gün eksik anacaklar diyerek mızırlık çıkarmış ve Ağustos ayının da 31 gün çekmesi ile miladi takvimi alt üst etmiştir.

Sevgi ve saygı elbette güzeldir ama karşılıksız olursa…

Mustafa Karaca