Petra-Bedre-Kayalı Köyü (1)

123

Önemli olan PETRA değil PETRA’ nın Hikayesidir.

Kırklareli il merkezine 15 km uzaklıkta eski bir yerleşim yeridir Kayalı köyü. Eski adı Türklerde BEDRE, yunanlılarda ise PETRA idi. 1926 yılında yapılan mübadele ile Türkiye’ yi terk eden Petra’ lı Yunanlıların yerine Selanik’ ten gelen Türk’ ler köye Bedre adını daha uygun görmüşlerdir. Yunanca  Petra, bizde kolay telaffuz edilemediği için Petra, Petre ve Bedre olarak telaffuz edilmiştir. , 1960 lı yıllarda köylerde yapılan isim değişikliği ile köyün ismi kayalık anlamına geldiği için KAYALI KÖYÜ olarak kayıt altına alınmıştır.

Petra kelimesinden yola çıkarsak eğer bizi eski mitolojik kaynaklara kadar sürükler. Petra kelime olarak “ binaları taşlardan yontularak yapılmış yer” anlamına geldiği için öncelikle kelimenin ilk kullanıldığı ANTİK PETRA kentini incelememiz gerekir. Petra kenti Ürdün’ ün Lut Gölü ile Akabe Körfezi arasında yer alan antik bir kenttir.

Bu antik kenti incelediğimizde MÖ.400 ile MS.106 yıllarında varlığını sürdüren NEBATİLER’ e ulaşırız. Sıra dışı bir halk olan Nebatiler, köken olarak göçebe kabilelerdi. Buraya Arap yarımadasından geldiler, ticaret yollarını kontrol etmeleriyle tanındırlar. MÖ 400 ile MS 106 yılları arasında burada muhteşem bir kent kurdular ve onu geniş̧ bir ticaret krallığının merkezi yaptılar. Nebatilerin şöhreti, dönemlerinde dünyanın en zenginleri olmasından geliyor. Tütsü ve baharat ticaretinde maharet kazandılar. Çin’den ve Hindistan’dan getirilen baharatlar, tütsüler, yağ ve parfümler buradan da dünyanın dört bir yanına sevk ettiler. Kervanları Arabistan’dan Akdeniz’e ulaştırıyorlardı. Ticaret sayesinde çok zengin ve nüfuzlu hale geldiler. Petra şehri MÖ 400 ile MS 106 yılları arasında NEBATİLER’ e başkentlik yapmıştır. Roma İmparatorluğu tarafından işgal edilene kadar başkent olarak varlığını sürdürmüştür. Petra şehri gizemli bir yapıya sahip Dünya’ da ender şehirlerden bir tanesidir.Güneşin açısına göre rengi pembe, kırmızı, turuncu ve sarıya dönüşen kayalıkları, Nebatiler öyle güzel şekillendirmişlerdir ki, Şair John William Burgon, burası için “Tarihin yarısı kadar yaşlı gül kırmızısı şehir” ifadesini kullanmış.

PETRA
Bu insanın yaratıcı elinin bir işi gibi görünüyor
Emek, fantezi, planlı bir çalışma
Ama, kaya’ nın büyüsü de varsa
Eski Dorik tapınakları gibi bakire beyaz değilse
Bu tepeyi taçlandıran ve takdis eden
Gül kırmızısı şafak allık gibi
Hangi adam iki bin yıl önce eski sayılır
Zaman kadar eski
Bir gül kırmızısı şehir
T.W. Burgon

Petra antik kentinde tiyatro, tapınak, ev, gibi yapılar kireç taşına oyularak yapılmıştır.

Kumtaşından oluşan kaya bloklarına oyulmuş, tapınaklar, amfi tiyatro, mezarlar ve rölyeflerden oluşmaktadır.

Nebati’ lerin Uzak doğunun ürünlerini pazarlayarak yaptıkları ticaret ile zenginleştikleri ve o yıllarda Dünya’ nın en zengin şehri olduğu tarihi kaynaklarda kayıtlıdır. Ancak doğunun zenginliklerini yağmalamakta usta Hıristiyan batı MS 106 yılında Nebatileri mağlup eder ve Petra kentini Roma’ ya bağlar. Roma askerlerinin ardından bölgeye Hıristiyan rahipler ve Hıristiyanlık hakim olmaya başlar. Romalılar ve rahiplerden sonra bölgeye depremler, doğal afetler, ekonomik sıkıntılar ve yokluk gelir.  Nebatiler ise ardında bu kayıp kenti bırakarak yeryüzünden silinirler.

Kayıp kent PETRA, 1812 yılında İsviçreli gezgin Johann Burckhardt tarafından tekrar bulunmuştur. 6 Aralık 1985 tarihinde UNESCO tarafından Dünya Kültürel Mirası listesine dahil edilmiştir. 2007 tarihinde de Dünyanın Yeni Yedi Harikasından biri olarak kabul edildi. Bugün buraya “Wadi Musa” adı veriliyor.

Sofistike su taşıma sitemi

The Siq’e hemen giriş kısmında, sıra dışı bir sistemler deneyen Nebatilerin inşa ettiği bir baraj bulunuyor. Bu baraj, yıkıcı su baskınlarını engellemek için hazırlanmış karmaşık bir mühendislik harikası. Kayaların içerisine açılan 4,8 m genişlik, 8 m yükseklikteki 30 metre uzunluğundaki Mudhlim Tüneli ve karmaşık bir bent sistemiyle, sel suları bir boğaza aktarılıyor ve böylece Siq ve El-Hazne’nin yıkıcı su baskınlarından korunması sağlanıyordu. 2000 yıl öncesi insanları için sıra dışı görülen, hayret bırakıcı su mühendisliği ile Petra kentini taşkından koruyan baraj ve tünel, aslında devasa bir su yönetim sisteminin bir parçasıydı sadece.

Çölün ortamında su ihtiyacını kontrol etmenin öneminin farkında olan Nebatiler, şehrin farklı noktalarında 20’den fazla sarnıç yaparak, uzaklarda bulunan su kaynaklarını bu kalabalık şehre ulaştırmayı başarmışlardı. Siq’in duvarlarında açılan boru sistemiyle, sarnıçlarda biriken sular şehre taşındı. Kumtaşı kayalıkları suyu emen özellikte olduğundan, kaybı önlemek için kanalları seramik ile kaplamışlardı. Böylece yağmurun az olduğu, sıcaklığın 50 dereceyi bulduğu çöl ortamında sürekli bir su kaynağına sahiptiler.

Petra – Bedre – Kaya – Baraj ve Su
Petra’ nın ortak özellikleri

Günümüzün Petra’ sı Bedre veya son ismi Kayalı köyüne gelecek olursak eski Petra ile tarihi üç benzerliğini hemen fark ederiz. Birinci ortak özellik köylerin kayalık alana kurulmasıdır. Burada amaç insanların kayaları çok sevmesi değil elbette. Dik kayalık alanlara ulaşım zor olduğu için birinci amaç dışarıdan gelecek tehlikelere karşı savunmadır. Antik Petra şehri her türlü zenginliğe ve imkana karşılık ancak 500 yıl yaşayabilmiştir. Romalıların askeri gücüne ve Hıristiyan rahiplerin dini telkinlerine boyun eğmiş ve 1000 yıl sürecek bir gizlilik uykusuna yatmıştır, ta ki  1812 yılında İsviçreli gezgin Johann Burkhardt tarafından bulunana kadar. Bugün hayranlık uyandıran kayalar içine oyulmuş mimari yapıları ile Holliwout filimcilerinin dikkatini çekmiş ve Simbat, İndiana John gibi ünlü Amerikan filimleri burada çekilmiştir.

Kırklareli Kayalı Köyü ( PETRA) 1912 Balkan Savaşlarına kadar Osmanlı yönetiminde yunan kökenli vatandaşların yaşadığı bir köy olarak tarihi kayıtlarımızda vardır. Köy 750 hane ve 3000 civarında nüfusu ile bölge ticaretine damgasını vuran zengin bir köydür. Köyden ünlü tüccarlar ve iş adamları yetişmiş ve Kırklareli ticaretine damga vurmuştur.

Ticaret hayatına katkıları ve tüccarları ile bölgeye damgasını vuran köy eski Petra gibi savaş ve istilalar ile büyük kayıplara uğramıştır. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşında bölgeyi istila eden Rus ordusu geçtiği köyleri tamamen yakıp yıkmış, Türk köyü olan Canlar Köyünü tamamen haritadan silmiştir. Petra o yıllar Rumların yoğunlukta yaşadığı bir köy olduğu için Rus ordusu tarafından yakılmadı ise de çevre tamamen yakıldığı için ticaret yapacak köy kalmamıştır. Savaştan sonra tekrar Osmanlı yönetiminde kalan bölge savaşın yaralarını sarmaya ve yeniden canlanmaya başladığında çıkan 1912 Balkan Savaşında Bulgar Ordusunun istilasına uğramış, köy tamamen yakılmış binalar kullanılamaz hale gelmiş ve tekrar eski kötü günlere dönmüştür. Balkan Savaşını Kırk Diken kitabında hayatı anlatılan Adalet Hanım şöyle tanımlar “ Adına Balkan Savaşları diyorlar ama bu aslında Rumlar, Bulgarlar, Sırplar, Arnavutlar ve Osmanlı Türkleri arasında değişik yerlerde patlak veren, düşmanla müttefikin sık sık değiştiği tek ve uzun bir savaştı. Savaşta bütün meyve bahçelerimizi kaybettik, sonra da komşularımızı”.  Köy 1920 yılında Mondros mütarekesinin bir sonucu olarak Yunan Ordusu tarafından işgal edilmiştir. 22 ay süren Yunan işgali Kurtuluş Savaşı ile sona ermiştir. Ancak Yunan ordusu çekilirken köyün bütün varlığını (büyük-küçükbaş hayvan ambarlardaki ekinler) ve erkeklerini esir alarak gitmiştir.   1926 yılında yapılan mübadele ile Petra’ da kalan son Rum aileler Drama ve Selanik bölgesine, Selanik ve Drama civarından boşalan Türk köyleri ise Petra’ ya iskan edilmiştir. Bu iskan sırasında ilginç olaylar yaşanmıştır. Araya kanlı savaşlar da girse köy sakinleri Bulgar’ı, Rum’u, Türk’ü birbirlerine dostça veda etmişlerdir. Dedeleri Bedre’ den giden Rumların torunları yıllar sonra dahi dedelerinin köylerini ziyaret edebilmekte ve dostça misafir edilmektedirler. Ayni şey Türkler için de geçerlidir. Dedeleri Selanik ve Drama köylerinden gelenler de Yunanistan’ a yaptıkları gezilerde ayni sıcak muhabbet ile kabul görmekte ve misafir edilmektedir. Bu durumda gösteriyor ki kötü yönetici ve politikacıların sebep olduğu savaşlar köylülerin yüzlerce yıl devam eden komşuluk ve dostluk ilişkilerini kolay kolay bozamıyor. Bu tarihten sonra köyün adı Türkler arasında BEDRE olarak anılmaya başlamıştır.

2000 yıl önce Antik Petra’ nın mimari harikası su tünelleri ve muhteşem barajı, Nebatileri çölün ortasında susuz bırakmamıştır. Arabistan çöllerinin 50 dereceye varan kavurucu sıcaklığında diğer Arap kavimler bir damla su sıkıntısı çekerken Petralılar baraj ve su kanalları sayesinde rahat bir yaşam sürmüşlerdir. Günümüz Petra’ sı Kırklareli Kayalı Köyü’ de Petra’ dan örnek alarak bölgenin sulama ihtiyacını karşılayan bir baraja kavuşmuştur. Her ne kadar Antik Petra güzelliğinde ve mimari harikası içleri seramik döşenmiş su kanalları olmasa da bizim KAYALI BARAJI günümüz çevresinin sulama ihtiyacını karşılamaktadır. Kayalı baraj gölüne bırakılan alabalıklar zaman içinde çoğalmış ve şimdilerde Baraj’ da balıkçılık yaparak geçimini sağlayan aileler çoğalmıştır. Baraj gölü ayni zamanda amatör balıkçılarında ziyaret edip güzel bir tatil günü geçirdiği önemli bir mekandır.

Petra köyünün ticari zenginliğini ve ödediği vergileri fark eden Osmanlı yönetimi bu zengin vergi kaynağını daha yakından takip etmek üzere Padişah fermanı ile EMİN AĞA’ yı Petra köyüne yönetici olarak gönderir. Emin Ağa aslen Elazığ doğumludur amma, Osmanlı mülkünün her tarafı Padişahın mülkü sayıldığı için kimi nereye gönderirse artık memleketi orası olur.

Petra köyü Emin Ağa yönetiminde altın yıllarını yaşar. Köyde yaşayan Rum, Bulgar ve Türk kökenli Osmanlı vatandaşları büyük bir uyum ve hoşgörü içinde güzel günler yaşarlar. Ancak araya ayrılıklar ve savaş girince bölgenin olduğu gibi köyün kaderi değişir. Köye giren Bulgar askerleri önce Emin Ağa’ nın Konağını yakarlar. Sonra köy çevresindeki ağaçları yakarlar. 8 ay sonra 2. Balkan harbi başlayıp Bulgar Ordusu Trakya’ dan çekilince köye dönenler yıkıntılar içinden kurtarabildikleri ile yeniden yaşama tutunmaya çalışırlar. Bu konuda geniş bilgileri Emin Ağa’ nın torunu Adalet Hanımın Amerikalı gelini JUDY LİGHT AYYILDIZ’ ın yazmış olduğu KIRK DİKEN isimli kitaptan okuyabiliriz. Osmanlı vatandaşı ve ağa torunu olarak dünyaya gelen Adalet Hanım’ ın ‘ hem ailenin hem Bedre köyünün yaşadıkları geniş bir şekilde anlatılmaktadır. Adalet Hamın dediği gibi “ÖNEMLİ OLAN BEN DEĞİLİM, BENİM HİKAYEM” biz de Bedre (Kayalı) Köyünün hikayesini önemli kılarak olayları anlatmaya çalışıyoruz.

Sarantalı Köylüm – Mustafa Karaca

(Devamı bir sonraki sayımızda)