Petra-Bedre-Kayalı Köyü (3)

26

Geçen Sayıdan Devam…

Köyün yakınındaki doğal kaynaklar genelde etrafında piknik yapılan, eğlenilen yerler olmasına rağmen, bazen üzücü olaylarda olmuştur.

Koca kaynağa eğlenmek ve biraz da balık tutmak için giden ancak bir daha geri dönmeyen Nazmi’nin anısı türkülere yansımıştır. Bu anonim türkü bugün dahi Bedre türküsü olarak söylenmektedir.

Harman’ da kaynıyor kara kazanlar
Nazmi’ nin üstüne okundu ezanlar
Kayalı’ nın içinde feryat figanlar
Uyan Nazmim uyan dayanmaz canlar
Girme dedim Nazmi’ m girme Koca kaynağa
Koca kaynağa giren çıkmaz bir daha.
Girme dedim Nazmi’ m girme Koca kaynağa
Koca kaynağa giren çıkmaz bir daha.
Anonim Bedre türküsü

Kayalı Köyünden bugüne hatıraları kalan bazı kişileri tanıyalım.

ŞÜKRÜ PERESE

Şükrü Perese Bulgaristan göçmeni bir öğretmendir. 100 yıl öncesinin modern tesisi olan un değirmeni o yılların efsanesidir. Bugün o efsane değirmenden yıkık iki duvar ve bir su kuyusu geriye kalmıştır. Su kuyusunun altından hala gürül gürül akan su sesleri duyulmaktadır. Kuyunun etrafı yılanlar tarafından işgal edildiği için köylüler bölgeye sokulmaya korkuyorlar.

Şükrü Perese’ nin oğlu o yıllarda Almanya’ da tıp öğrenimi görür. Dünya çapında bir beyin cerrahı olarak ün yapar. Babasının ölümünden sonra Türkiye’ ye dönmek istese de dönemez. Çünkü o yıllarda Türkiye’ de beyin cerrahisi henüz gelişmemiştir.

2010 yılında bir gurup turist ile ABD’den Türkiye ziyaretine gelir. Dupnisa mağarasını ziyaret ederler. Ayni gün Kırklareli’ den giden bir gurup ziyaretçi içinde emekli resim öğretmeni Osman Çalımlı’ da vardır. Görevlilerden bir tanesi Osman Çalımlı’ ya “Az önce kalkan otobüste Dünya çapında beyin cerrahı Bedreli bir Türk doktorun olduğunu” söyler. Osman Çalımlı otobüse yetişmek için gider ama otobüs hareket etmiştir, ulaşamaz. Osman Çalımlı hem Şükrü Perese ile hemde oğlu ile iyi bir dosttur. ”görüşme fırsatımız olmadı, görüşebilseydik ne kadara güzel olurdu” diyerek o günü hala hatırlar.

CEKETSİZ ŞERİF

Köyün tarihe geçebilecek ve asla unutulmayacak bir renkli kişisidir. Yaz kış ceketsiz gezmesi ile ünlüdür. 92 yaşına gelmiş olmasına, dörtlü destek değneği ile yürümesine rağmen hala bir delikanlı gibi dinç görünmektedir. Yaklaşık 70 yıldır köyün bütün mezarlarını o kazıyormuş. Hiçbir ücret talebi olmadığı gibi, ücret teklif edenlerin de vay haline. Köylüler “ Şerif aga sen yaşlandın artık, bırak mezarları muhtarlığın traktörü ile kazalım” diyenlere verdiği cevap, “ ben daha yaşlanmadım, çoğunuzun da mezarını ben kazacağım. Ayrıca mezar elle kazılırsa makbuldür” diyerek cevap vermektedir.

Ceketsiz Şerif’ in hünerleri saymakla bitmez. Yıllar önce Cüneyt Arkın bir TV programı için köye geldiğinde Şerif Aga küçük bir gösteri yapar. Baraj gölünden yakaladığı bir alabalığı çiğ ve kılçıklı olarak bir güzel yer. Üstüne tereyağ niyetine gres yağı sürülmüş ekmek ile menüyü tamamlar.

Ceketsiz Şerif bugünlerde köy düğün salonunun bahçesine ektiği kiraz, vişne ve ceviz ağaçlarını sulamakla meşgul. Düğün salonunun bahçesi Şerif aga sayesinde örnek bir meyve bahçesi olmuş. Şerif aga sayesinde örnek bir meyve bahçesi olmuş. Muhtardan rica etmiş “fidanları sulamak için kuyudan su getirmek zor oluyor. Bahçenin köşesine bir çeşme ve uzun bir hortum yaptırın, yaz ayında fidanları kolay sulayalım, kurumasınlar.” Muhtar Şerif Aga’nın ricasını hemen yerine getirmiş ve gittiğimizde ilk suyu biz gönderdik fidanlara. Yani bir nevi topsuz, sulu açılış yaptık.

Mehmet Hacıoğlu ve Muhtar Adnan Avcu ile köyü gezelim ve biraz bilgi alalım diye kahvede oturanlardan izin istedik. Mehmet Hacıoğlu Eriklice köyünden olmasının ve Kayalı köyünde 11 yıl öğretmenlik yapmasının verdiği tecrübe ve o yıllarda edindiği bilgiler ile bize çok önemli ipuçları veriyor. İlk olarak eski kilisenin olduğu yeri ziyaret ediyoruz. Kilise 1951 yılına kadar çevreleri dahi sağlam bir şekilde duruyormuş. Ancak ne oldu ise 1952 yılından sonra birden bire yok edilmiş. Bugün sadece kilise önündeki dut ağacı ve üç pompa ile su çekilmesine rağmen suyu bitmeyen su kuyusu hayatta. Mehmet Hacıoğlu  “50 yıl öncesinde bu ağaç yine ayni durumda idi.” diyor. Dut ağacı dalları defalarca budanmasına rağmen gövde kalınlığı ile hala yaşama tutunmaya çalışıyor.

Köyün bu bölümü Bedre’ye göçmen olarak gelen Rumların yaşadığı ve ayrı bir kiliselerinin olduğu bölüm. Köyün orta kısmı ve Koyunbaba yolunu gören ve adına köylülerce MASLAK denilen bölümü ise sonradan Bedre’ ye gelen Rumların yaşadığı ve ayrı kiliselerinin olduğu bölüm. Şimdi bu iki kilise yeri köy muhtarlığı adına kadastro tarafından tapulandırılmış. Muhtar buralara bir şeyler yapmak istiyor ama henüz kesin bir projeleri yok.

Köyün doğu kısmında ise Karadağ’ dan gelen Rumlar oturuyormuş. Bu Rumlar diğerlerinin aksine çok kavgacı ve geçimsiz insanlarmış. Köylüler oranın tehlikeli bir bölge olduğunu anlatmak için “ Karadağ mahallesine akşam gitmeyin, oradaki Rumlar manda’ yı kaybetmiş“ şeklinde bir tekerleme ile ilgilileri uyarıyormuş.

Bugün oralarda ne mandayı kaybeden Karadağ Mahallesi, ne göçmen nede yerli mahallesi kalmış. Yerlerinde anılar ve efsaneler rüzgar’ a karşı şarkı söylüyor. İşte bu rüzgar’ ın sesini duyan ve efsaneleri tekrar yaşayıp dedelerinin köyünü görmek isteyen bir gurup Bedre’ den Yunanistan’ a giden ve orada yine ayni isimle PETRA KÖYÜ’ nü kuran bir gurup 2014 yılında Kayalı köyünü ziyaret eder. Çok güzel misafir edilirler ve dedelerinden babalarında dinledikleri Petra hikayeleri’ ni yeniden yaşarlar. Onlar’ da bu güzel misafirliği karşılıksız bırakmazlar ve kendilerine rehberlik ve misafir eden GÖKHAN UYANIK’ ı Yunanistan Petra köyüne davet ederler.

Gökhan Uyanık daha sonra Nevrekop ( Bleçan) köyüne gider ve ayni şekilde güzel bir misafirperlik örneği ile misafir edilir. Bu arada köyde hayatta kalan tek Türk evinin köyün kasabına ait olduğunu öğrenir. Gökhan Uyanık babasından öğrendiği kadarıyla dedesinin de o bölgede kasaplık yaptığını bilmektedir

Mehmet Hacıoğlu ile köye hakim olan bir tepeye çıkıyoruz. Bu tepenin adı zamanla PALEGOSTRA TEPESİ olarak bilinirmiş. Berdeli Rumlar düğünlerini, eğlencelerini bu tepede yaparmış.

Daha sonraları uzun yıllar Türkler tarafından yağmur duaları için kullanılmış. Şimdilerde kaderine terk edilmiş. Çünkü yağmur duaları ve düğünler yeni yapılan köy düğün salonunda yapılmaya başlanmış. Bu arada Palegostra’ nın kelime anlamı olarak, anıların tazelendiği yer anlamına geldiğini öğreniyoruz. Ayrıca ortadoksluk inancında Meryem Ana’ ya adanan kılise anlamı da taşımaktadır. Palegostra tepesinden kollarınızı iki yana açtığınızda sol tarafınızda ve sağ tarafınızda 1800 lü yıllarda olan ancak Balkan savaşından sonra tahrip edilen iki adet Kılisenin olduğu noktaları görebilirsiniz.

Köy kahvesinde bize eski muhtar DEMİR OĞUZ, Ceketsiz Şerif, Ahmet Dinçer, Ali Riza Uğurlu, Mehmet Kurtulmuş, Ahmet Uyanık ve Fikret Öztürk eşlik ettiler. Çok güzel bir sohbet ortamı ve köyün dünü ve bugünü ile ilgili aldığımız güzel ve önemli bilgiler ve ikramları için kendilerine teşekkür edip köye veda ediyoruz.

Gökhan Uyanık’ ın Yunanistan ziyaretinden bilgiler ve resimler almak için babası Ahmet Uyanık eşliğinde bulduk. Ziyareti ile bilgi almak istedik. Kendisinin bu konuda bizden daha heyecanlı olduğunu görünce oldukça sevindik. Ziyareti ile ilgili güzel anılar ve resimler paylaştık. Dedesinin köyünü ve evini ziyaret edince çok duygulandığını, çok iyi dostane ilişki ve duygularla döndüğünü anlattı. En kısa sürede tekrar gitmek istiyor. Kim bilir belki kısmet olur beraber gideriz. Dostane ilişkilerin devam etmesinde her iki komşu için fayda vardır elbette.

Gökhan Uyanık resimlerin ve videoların evde olduğunu söyleyince tekrar köye dönmek gerekti. Kamerasında güzel resimler oluğunu görünce bir kopyasını almak için rica ettik bizi kırmadı. Bu arada annesi köyün spesial böreği olan yaprak böreği ve ayran ikram etti. Bu özel böreğin Kayalı Böreği ismi altında Kırklareli mutfağına girmesinde fayda var.

PETRA’ LI OLSUN TAŞTAN OLSUN

Petra’ nın hikayesini takibe devam ettiğimizde bir Petra Köyü’ de Ayvalık karşısındaki Midilli Adasında karşımıza çıkıyor. Midilli Adası Petra köyü de diğer Petra’ lar gibi taştan yana çok şanslı. Petra’ nın ilginç bir efsanesi de var. Petra olur da efsane olmaz mı?.

İşte size 22.04.2014 tarihli Gökçe’ nin seyir defterinden küçük bir anekdot

“Köyün merkezinde  Panagiastis Glikofulausas kayasını göreceksiniz, üzerinde küçük bir kilise. Bu kilisenin inşası sırasında çalışmalara yardım eden küçük bir çocuğun kırk metreden aşağı elinde çay bardaklarının olduğu tepsi ile düştüğü, ama çayların dahi dökülmediği gibi birçok efsane köylüler tarafından anlatılıyor.”