Ramazan’da İftar Sofraları

656

Müslüman Dünyası sıcak temmuz ayını kutsal Ramazan ayına denk gelmesi sebebi ile ve günlerin  uzun olmasından dolayı günde 16-17 saate varan uzun bir süre oruç tutarak geçirdi.

İslam’ ın 5 şartından biri olan “oruç tutmak” önceleri kişinin kendi ruh dünyası içinde yalnızca tanrıya hesap verebileceği ve yaptıkları ile önce kendinle hesaplaşacağı bir süreçtir. Bu süreç içinde kişi kendi nefsini imtihan eder karnı acıkmasına rağmen ve önünde yiyebileceği bir şeyler varken yememek, içebileceği bir şeyler varken hele sıcak yaz günlerinde insanın suya en çok ihtiyaç duyduğu günlerde önünde duran suyu içmemek erdemliliğini göstermek kişinin kendi nefsi ile en büyük imtihanıdır.

Avrupa’ nın bağnaz Katolik dindarlığı karşısında, insanın özgür iradesi ile kendini sınaması İslam dininin en önemli farkını oluşturuyordu. Herkes kendi orucunu kendi bilir, evinde iftarını kendi açar ve bütün bunları yapmak için kimseye hesap vermek zorunda değildir. Yüzlerce yıl böyle özgür ve kendine özgü bir ortamda geçen ramazanlar son yıllarda büyük bir gösteriş, siyasi ve ekonomik ranta dönüştü. Şehirlerde başlayan kalabalık ve görkemli iftar çadırları, belediyeler tarafından siyasi rant olarak kullanılma amacıyla mahallelere ve hatta köylere kadar uzadı. Bugün gazete manşetlerinin en önemli haber konusu olmaya başladı iftar sofraları. Kurulan görkemli çadırlarda firmalar biraz reklam ve birazda siyasi otoriteden korku ve yalakalık hesaplarıyla iftar sofralarına sponsor olarak katılmaya başladılar. Öylesine abartıldı ki, belediye valilik ile, muhtarlar belediyeler ile bir yarış içine girdiler. Kimin iftar çadırında kaç kişi vardı…

Halbuki dinimizde oruç tutmak bir şart olduğu kadar, dini gösteriş için kullanıp siyasi ve ekonomik çıkarlar sağlamak ve hele hele zorlamak asla kabul edilemeyecek bir şarttır.

Olaylar öylesine kontrolden çıktı ki, iftar öncesi ve sonrası TV kanallarının reyting hesapları bile bunun üzerine yapılmaya başlandı. Magazin dünyası nasıl kendi yıldızlarını yaratıyor ise, bu sektör de kendi yıldızlarını yarattı. TV kanallarına çıkıp, Hz.Muhammed’ in nasıl yokluk içinde çadırda yaşadığını ağlayarak anlatan yıldızlar, program sonrası yüzme havuzlu lüks villarının yolunu tutmaya başladı. Din en olmaması gereken bir yola sokuldu. Gösteriş, ekonomik ve siyasi çıkar için kullanma ve en önemlisi zorlamaya varan bir sosyal olgu.

Evet, bu olay yaşamımızı etkileyecek kadar önemli bir sosyal olguya ulaştı. Çünkü bu iftar programlarına katılmayan firmalar iş hayatında zorluklar ile karşılaşmaya, kişiler bazı guruplardan soyutlanmaya ve hatta esnaflar kitlesel müşteri kaybına uğramaya başladılar. “ oruç tutmayan, iftara bizim çadırımızda katılmayan esnaftan alış veriş yapmak günahtır” fetvaları ile karşı karşıya kalan esnaflar zorlanmaya başladı. Bazı siyasi kişilerde oruç tutmadıkları halde sırf görüntü olsun diye iftar çadırlarının müdavimi oldular. Sahtekarlık diz boyu giderken utanma duyguları da kaybolmaya başladı. Oruçlu olmadığı halde iftar saatini beklemek, vakit gelince ağlamaklı ifadelerle iftar açıp yemek yemek nasıl bir duygudur bilemem, ama bu insanlarda duygu bile kalmamış demek.

Bazıları ise gerçekten iftar çadırında verilecek bir kap yemeğe muhtaç durumda oldukları için, ramazan ayı boyunca hiç olmazsa çocuklarımın kardı doysun düşüncesi ile bu yemeklere katılmaktadır ki, işte onlara yapılan ikramlar en büyük sevaptır ve onların duaları tanrı katında kabul edilecek samimi dualardır. Keşke bu tür iftar çadırları sadece gerçekten ihtiyaç duyanlar için kurulsa, eskiden olduğu gibi, ve de bu ikramları yapanların yaptığı sevaplar tanrı ile kendileri arasında sır kalsa.

Mustafa Karaca-Saranta Haber